C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
EꢀĐDĐR VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 54814/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
11 Ekim 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,.  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (54814/00) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaları Vahap Eidir, Zeki Baar, Mehmet Sıddık Aksaç, Kenan Ayaz, Nihat Yalı,  
ve Mehmet Ersin Derince’nin (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Aralık  
1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara barosu avukatlarından Levent Kanat tarafından temsil  
edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Đlk dört bavuran sırasıyla 1942, 1973, 1963 ve 1969 doğumlu ve Bolu, Van, Muve Siirt’te  
ikamet etmektedir. Son iki bavuran 1959 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde bavuranların hepsi siyasi bir parti olan Halkın  
Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Bolu il tekilatı kurucu üyesiydi. Vahap Eidir, Mehmet  
Sıddık Aksaç, Nihat Yalı ve Mehmet Ersin Derince partinin aktif idari kurulu üyesi, Kenan  
Ayaz, il tekilatı sorumlusu ve Zeki Baar gençlik tekilatı üyesiydi.  
Bavuran Kenan Ayaz 17 Eylül 1997 tarihinde, bavuranlar Vahap Eidir, Mehmet Sıddık  
Aksaç, Nihat Yalı ve Mehmet Ersin Derince ise 23 Eylül 1997’de ve Zeki Baar 24 Eylül  
1997’de yakalanarak gözaltına alınmılardır. Ev ve iyerlerinde aramalar düzenlenmi,  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi gözaltı sonrasında bavuranların  
tutukluluk hallerinin devamına karar vermitir.  
DGM, 6 Mayıs 1998 tarihli kararında, TCK’nın 169. maddesinin uygulanmasına istinaden  
bölücü bir çeteye yardım ve yataklık etme suçundan bavuranların her birini üç yıl dokuz ay  
hapis cezasına çarptırmıve üç yıl süreyle kamu hizmetinden men etmitir. DGM,  
bavuranların eylemlerini genel olarak değerlendirmi, HADEP bünyesinde partinin yerel  
ubesinin duvarlarına silahlı çete liderlerinin resimlerini asmak, bölücü çetenin inisiyatifiyle  
kurulan televizyon kanalından yayınlar yapmak ve parti üyesi olmayan gençleri bu yayınları  
izlemeye davet etmek suretiyle gerçekletirilen bu faaliyetlerin bölücü silahlı bir çetenin  
eylemlerini kolaylatırdığı tespitinde bulunmutur. Adıgeçenler aynı zamanda ellerinde çeitli  
yayınlar bulundurmular, güvenlik güçleri ile çıkan çatımada ölen çete üyelerinin  
fotoğraflarını takvimlere balar, silahlı çetenin propagandasını yapan yayınlar yapmılar,  
parti panolarında PKK’nın renkleri olan kırmızı, sarı, yeil renkleri kullanmılardır. DGM,  
gerekçelerinde video kaset görüntülerindeki bazı bölümlerden ve yayınlarda kullanılan kimi  
ifadelerden alıntılar yapmıtır.  
Bavuranlar Yargıtay’da temyize giderek bir duruma yapılması talebinde bulunmular,  
Kürtçe kanıtların yeminli Türk tercümanlar tarafından tam olarak doğru çevrilmediğini ileri  
sürmülerdir.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı 14 Aralık 1999 tarihli duruma sırasında temyize ilikin  
mütalaalarını sunmuve yapılan talebi reddetmitir. Duruma sonunda Yargıtay DGM’nin 6  
Mayıs 1998 tarihli kararını onamıtır.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
A. AĐHS’nin 6. maddesi  
Bavuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
«tarafsız ve bağımsız» bir mahkeme olmadığını, bünyesinde askeri hakimi bulundurması  
nedeniyle hakkaniyete uygun bir yargılamayı güvence altına alamayacağını ileri  
sürmektedirler.  
Bavuranlar aynı zamanda, bir yanda Kürtçe delillerin çevirisinin yeminli tercümanlar  
tarafından tam olarak yerine getirilmemesi, diğer yanda savunmalarını zamanında etkili bir  
ekilde hazırlamalarına mahal verecek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin  
tebliğ edilmemesi doğrultusunda adil bir yargılanma yapılmadığını öne sürmektedirler.  
Bavuranlar bu yönde AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini iddia  
etmektedirler.  
Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca  
DGM’nin yapısına dair itirazın Mahkemece reddedilmesi gerektiğini savunmu, sözkonusu  
mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilikin ikayetle ilgili olarak iç hukukta nihai  
kararın yine bu mahkeme tarafından alındığını eklemitir. Hükümet, olayların meydana  
geldiği dönemdeki iç hukuka göre ne DGM’nin ne Yargıtay’ın Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin yapısına ilikin görübildirme yetkisine sahip olduğunu belirterek,  
bavuranların iç hukuk yollarının yetersiz olduğuna kanaat getirdiği andan itibaren altı ay  
içerisinde yani DGM’nin 6 Mayıs 1998 tarihinde aldığı kararından itibaren bavuruda  
bulunması gerektiğinin altını çizmektedir. Hükümet bu yönde Mahkeme’nin yerleik  
içtihadına göndermede bulunmaktadır (Bkz.Kalan-Türkiye kararı no: 73561/01, 2 Ekim  
2001).  
AĐHM, Özdemir-Türkiye (no:59659/00 § 26, 6 ubat 2003) davasındaki benzer itirazı  
reddettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, bu sonucu değitirecek hiçbir gerekçe görmemekte ve  
Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHM, mahkemenin bu yöndeki içtihatları (Bkz. Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim 1998,  
1998-VII) ve mahkemeye sunulan unsurlar ıığında bu ikayetlerin esas bakımından  
incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir. Bavurunun kabuledilemez bulunması için bir  
gerekçe tespit edilmemitir.  
B. AĐHS’nin 9., 10., ve 11. maddeleriyle birlikte 14. maddesi  
Bavuranlar mahkumiyetlerinin düünce, ifade ve dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir  
ihlali oluturduğunu ileri sürmekte ve bu noktada AĐHS’nin 9., 10., ve 11. maddeleriyle  
birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.  
AĐHM, bu ikayetlerin 10. madde bağı altında 14. maddeyle birlikte incelenmesi  
gerektiğine itibar etmektedir.  
3
Hükümet, yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerin ve kayıtların basit, zararsız ve barıçıl  
bir düüncenin ifadesini değil, en ince ayrıntısına kadar hazırlanan bir bölücülük  
propagandasını amaçladığını savunmaktadır. Zana-Türkiye kararına (25 Kasım 1997 tarihli  
karar, 1997-VII, s. 14, § 58) atıfta bulunan Hükümet, ele geçirilen belgelerin ve görsel-iitsel  
kayıtların iddeti ve dümanlığı tevik ettiğini ve bavuranların mahkumiyetlerinin bu noktada  
demokratik bir toplum için gereklilik arz ettiğini eklemektedir.  
AĐHM, ulusal yargı mercilerinin bavuranların silahlı bir çete tarafından sürdürülecek  
mücadeleyi öven, görsel-iitsel kayıtlar yoluyla bu yasadıı örgüte destek vermeye hazır  
olduklarını belirtir faaliyetlerini genel olarak değerlendirmesinin ve tespitinin ardından  
gerekçelerini TCK’nın 169. maddesine dayandırdığını not etmektedir.  
Mahkemeye sunulan unsurlar ıığında AĐHM, bavuranların düüncelerini ifade etmeleri veya  
bir toplantıya katılmaları nedeniyle değil, Türk hukukunda «terörist» olarak nitelendirilen  
yasaı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri için mahkum edildiklerini gözlemlemektedir.  
Bu nedenle ilgililerin mahkumiyeti 10. maddede yer alan haklara yönelik bir müdahaleyi  
oluturmamaktadır (Bkz.diğerleri arasında Kılıç-Türkiye kararı no: 48498/98, 8 Temmuz  
2003, Aksaç-Türkiye kararı, no: 41956/98, 15 Ocak 2004, ve irin-Türkiye kararı, no:  
47328/99, 27 Nisan 2004).  
14. maddenin bu açıdan ayrı tutulmasını gerektirecek hiçbir durum mevcut değildir.  
Bavurunun bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.  
maddesinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir.  
II. ESAS HAKKINDA  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
Hükümet bir ihlalin olduğu iddiasına karı çıkmaktadır.  
AĐHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. söz edilen Özel  
kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).  
AĐHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı ekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra bavuranların aralarında askeri bir  
hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin «ulusal güvenliğe» dayalı olarak  
yapmıolduğu yargılama konusunda endie duymalarının anlaılabilir olduğu tespitinde  
bulunmaktadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı  
mülahazalar ıığında bavuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucuna  
varmalarına neden olmaktadır. Bu nedenle bavuranların bu yargı makamının tarafsız ve  
bağımsız olmadığı yönündeki üphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (sözü edilen Incal  
kararı s. 1573, § 72 ).  
AĐHM, bavuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 6 § 1. maddesi  
uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
4
2. Yargı Sürecinin adilliği hakkında  
AĐHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan  
yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kiilere her halükârda adil bir yargılamayı  
garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.  
Bavuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin  
tespiti ıığında, Mahkeme mevcut ikayeti incelemeyi gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri  
arasında sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuranlar maddi bir zarara maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler. V. Eidir 40.000 Euro,  
Z.Baar, Kenan Ayaz, Nihat Yalı, M.E. Derince ve S. Aksaç’ın her biri 30.000 Euro’ya denk  
en gelir kaybına uğradığını iddia etmektedir.  
Bavuranlar ayrıca manevi tazminat talebinde bulunmaktadırlar. V. Eidir 25.000 Euro,  
Z.Baar, Kenan Ayaz, Nihat Yalı, M.E. Derince ve S. Aksaç’ın her biri 15.000 Euro talep  
etmektedir.  
Đddia edilen maddi tazminata ilikin olarak AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki  
sürecin Sözleme’nin ihlali meydana gelmeseydi nasıl sonuçlanacağına ilikin bir yargıda  
bulunamayacağından bavuranlara bu yönde bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir.  
(Findlay-Đngiltere kararı, 25 ubat 1997, s.284, § 85).  
Manevi tazminatla ilgili olarak AĐHM, olayların mevcut koulları dikkate alındığında ihlal  
kararının tespitinin adil tazmin için balı baına yeterli olduğuna karar vermitir. (Sözü edilen  
Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).  
Sözleme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koullarını yerine getirmeyen bir  
mahkeme tarafından mevcut davadaki gibi hususi bir mahkumiyet kararı alındığında, ilgilinin  
talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın balatılması ilke olarak tespit edilen  
ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi oluturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük  
Daire kararı, no: 46221/99, AĐHM 2005-...).  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar iç hukukta ve AĐHM yetkili organları nezdinde yapmıoldukları masraf ve  
harcamalar için 13.250 Euro talep etmektedirler. Bavuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde  
Ankara Barosu’nun avukatlık ücreti tarifesini sunmaktadırlar.  
AĐHM, bavuranların Sözleme’ye ilikin ikayetlerini kısmi olarak ortaya koyduklarını ve  
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca yalnızca yapılan masraf ve harcamaların gerçekten yapıldığı  
ve gerekli olduğu hallerde bir ödeme yapıldığını hatırlatmaktadır. AĐHM, makul olarak tüm  
harcamalar için bavuranlara toplam 1.500 Euro verilmesini kararlatırmıtır.  
5
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6. maddesine ilikin yapılan ikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 9.,10.,11., maddeleriyle birlikte 14. maddesine yönelik ikayetlerin  
kabuledilemez olduğuna;  
3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olması  
nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. maddesine dair diğer ikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Mevcut kararın manevi zarar için balı baına adil tazmini oluturduğuna;  
6. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle, masraf ve harcamalar için Savunmacı Hükümetin bavuranlara  
toplam 1.500 (bin beyüz) Euro’yu ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
7. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 11 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6