COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
EAST BAYRAM – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a şvuru no. 75535/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
26 Mayıs 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Bu dava, Esat Bayram (“başvuran”) adlı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine, 19 Şubat 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına Đlişkin Sözleşme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca yapılan 75535/01 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.  
Başvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından D. Bayır ve M. Tepe tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I.DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran, 1973 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Başvuranın Kürt kökenli Türk vatandaşı olan kardeşi Halim Bayram, 1998 yılında, 20  
yaşında iken askere çağrılmıştır.  
Halim Bayram, 23 Mayıs 1998 tarihinde iki aylık acemi eğitimine Đzmir’de  
başlamıştır. 10 Ağustos 1998 tarihinde, kendisine on beş günlük izin verilmiştir. Döndüğünde,  
kendisine Çanakkale’de görevlendirileceği bildirilmiştir. 28 Ağustos 1998 tarihinde, Halim  
Bayram, birliğine katılmak üzere Çanakkale’ye gitmiştir. Komutanı, Hüseyin Arabacı idi.  
Birkaç gün sonra, kardeşi başvurana telefon etmiş ve komutanının kendine baskı  
yaptığını söylemiştir. Başvurana, Hüseyin Arabacı tarafından ölümle tehdit edildiğini  
söylemiştir.  
7 Eylül 1998 tarihinde, başvuranın kardeşi, nöbete gönderilmiştir. Yaklaşık olarak  
12.30’da, bir kurşunla ciddi olarak yaralanmış ve derhal Çanakkale Askeri Hastanesi’ne  
kaldırılarak burada ameliyat edilmiştir. Aynı gün saat 17.00’de, Hüseyin Arabacı başvuranı  
aramış ve kendisine bir kazanın meydana geldiğini ve kardeşinin kendini vurduğunu  
bildirmiştir. Başvuran derhal Çanakkale Askeri Hastanesi’ne gitmiştir. Hüseyin Arabacı ve  
başka bir asker, başvuranı hastaneye götürmüştür. Başvuranın kardeşi, yoğun bakım  
ünitesinde bilinci kapalı olarak yatmakta idi. Başvuran, Hüseyin Arabacı’ya olayın nasıl  
meydana geldiğini sorduğunda, Hüseyin Arabacı, başvurana, Halim Bayram’ın silahı  
kendisine doğrultup ateş ettiği sırada Halim Bayram’a 20-30 metre mesafede olduğunu  
anlatştır. Halim Bayram’ın derhal hastaneye kaldırıldığını ve ameliyata alındığını izah  
etmiştir.  
8 Eylül 1998 tarihinde, başvuran, kardeşiyle kısa süre konuşma imkânı bulmuştur.  
Đddia edildiği üzere, Halim Bayram başvurana şöyle demiştir:  
“Hüseyin Arabacı’nın bana yaklaşğını gördüm ve ölüm tehditlerini hatırladım. Beni vuracağını  
sandım. Ne olduğunu hatırlamıyorum ama kendimi vurmadığımdan eminim.”  
Başvuranın kardeşi, başvurana Đstanbul’a gönderilmek istediğini söylemiştir. Ayrıca,  
bir mektup yazıp bunu yine bir asker olan arkadaşı Kazım Ağın’a verdiğini de söylemiştir.  
2
Bu sırada, olayın tanıkları olan Barış Tulpar, Celal Elbir ve Kazım Ağın’ın ifadeleri  
alınmıştır.  
Barış Tulpar ifadesinde, öğle yemeğinden sonra dolaşırken bir el silah sesi duyduğunu  
belirtmiştir. Ne olduğunu görmek için gittiğinde, Halim Bayram’ı yerde ağır yaralı olarak  
yatarken görmüştür. Halim Bayram, “Yaktın beni Emrah, yanıyorum. Acı çekiyorum” diyerek  
mırıldanmıştır. Barış Tulpar, Halim Bayram’ın tüfeğinin bacaklarının arasında olduğunu  
söylemiştir.  
Celal Elbir ifadesinde, silah sesini duyduğunda, derhal olay yerine gittiğini  
söylemiştir. Halim Bayram yerde yatmakta idi. Hala hayattaydı fakat ağır kanaması vardı.  
Tüfeği bacaklarının arasında idi.  
Kazım Ağın ifadesinde, Halim Bayram’ın kendisine, intihar edeceğini çünkü sevdiği  
kızın bir başkasıyla evleneceğini anlattığını söylemiştir. Ayrıca, Halim Bayram’ın, eğer  
kendisine bir şey olursa, kendisine ailesine gönderilmek üzere bir mektup verdiğini  
söylemiştir.  
Aynı tarihte, başvuran Kazım Ağın’la da konuşmuş ve Ağın, iddiaya göre başvurana  
Halim Bayram’ın komutanı tarafından baskı gördüğünü anlatmıştır. Başvurana, ayrıca,  
askerlerin Halim Bayram’la konuşmamaları için zorlandıklarını söylemiş ve Halim Bayram’ın  
yatağının bulunmadığını, yerde uyuduğunu anlatmıştır. Ağın, Halim’in kendisine bir mektup  
verdiğini teyit etmiş, ancak birisinin bunu çantasından aldığını söylemiştir.  
Başvuran, kardeşini başka bir hastaneye yatırmak istemiş fakat doktorlar buna itiraz  
etmiştir. Başvuran, Đstanbul’a geri dönmüştür.  
14 Eylül 1998 tarihinde, başvuranın kardeşinde, disemine intravasküler koagülasyon  
(yaygın damariçi pıhtılaşması) gelişmiş ve doktorlar kendisinin Đstanbul GATA Askeri  
Hastanesi’ne sevkine karar vermiştir. Sevk esnasında ambulansta iç kanamadan hayatını  
kaybetmiştir.  
15 Eylül 1998 tarihinde, başvuran, kardeşinin ölümüne dair koşulların açıklığa  
kavuşturulması amacıyla Çanakkale Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe yazmıştır. Kardeşinin  
kendisini vurduğuna dair şüpheleri bulunduğunu belirtmiş ve otopsi talebinde bulunmuştur.  
15 Eylül 1998 tarihli ölü muayenesi ve otopsi tutanağına göre:  
“Her iki meme hattının orta kısmının altından başlayarak göbek altına kadar tahminen 30 cm uzunlukta  
dikilmiş bir yara görülmüştür. Her iki omuz arasında ve dirseklerde çok sayıda jiletle yapılmış eski yara  
izleri izlenmiştir. Sol kol dış kısmında jilet veya başka bir kesici objeyle yazılmış “Emrah” ismi  
görülştür. Sırt kısmında sol böğür bölgesinde 1 cm çapında kurşun çıkış deliği saptanmıştır. Göğüs  
bölgesindeki yara izi üzerinde bir kurşun deliği giriş izi gözlenmiştir.”  
Başvuran da bu muayeneye katılmıştır. Kardeşinin ölümüne dair şüphelerinin  
bulunduğunu belirtmiş ve ikinci bir otopsi talebinde bulunmuştur.  
15 Eylül 1998 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet Savcısı, olay mahallinde inceleme  
yapmıştır.  
3
16 Eylül 1998 tarihinde, askeri soruşturma heyeti, Halim Bayram’ın ölümüne ilişkin  
bir soruşturma başlatmıştır. 18 Eylül 1998 tarihinde, heyet, Hüseyin Arabacı’nın ifadesini  
almıştır. Arabacı, başvuranın kardeşinin kendisini vurduğunu duyduğunda derhal ne olduğunu  
görmek için gittiğini ve ambulans çağırdığını anlatmıştır. Halim Bayram’ın batın bölgesinde  
kan olduğunu görmüştür.  
22 Eylül 1998 tarihinde, askeri soruşturma heyeti raporunu sunmuş ve Arabacı’ya ya  
da hastaneye atfedilecek bir hata bulunmadığı sonucuna varmıştır.  
Bu sırada, 17 Eylül 1998 tarihinde, Halim Bayram’ın cesedi üzerinde Adli Tıp  
Kurumu Morg Đhtisas Dairesi tarafından ikinci bir otopsi yapılmıştır. Raporda, ceset üzerinde  
herhangi bir kurşuna rastlanmadığı ve detaylı raporun ileri bir tarihte açıklanacağı  
belirtilmiştir. Ksifoit1 ve sırttaki yaradan alınan örnekler, daha ileri kimyasal tetkike  
gönderilmiştir.  
18 Eylül 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, bu iki cilt örneğine ilişkin kimyasal tetkik  
sonuçlarını içeren raporunu sunmuştur. Halim Bayram’ın sırtından alınan cilt örneğinde,  
yüksek miktarlarda nitrit-nitrat iyonlarına rastlanırken, ksifoitten alınan cilt örneğinde bu  
iyonlara rastlanmamıştır.  
28 Eylül 1998 tarihinde, Çanakkale Cumhuriyet Savcısı, görevsizlik kararı vermiş ve  
dosyayı Gölcük Askeri Savcısı’na iletmiştir.  
Askeri savcının talebi üzerine, 11 Kasım 1998 tarihinde, olay mahallinde bulunan  
kovan üzerinde bir bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Đncelemeyi yaparken, bilirkişi, Halim  
Bayram tarafından kullanılan tüfekle iki el ateş etmiştir. 13 Kasım 1998 tarihinde, kullanılmış  
üç mermi kovanı, yani, olay mahallinde bulunan bir kovan ile bilirkişinin elde ettiği iki kovan,  
Đstanbul Kriminal Polis Laboratuarı’nda incelenmiş ve aynı tüfekten çıktıkları sonucuna  
varılştır.  
16 Kasım 1998 tarihinde, Emrah Baynal jandarmaya ifade vermiştir. Halim Bayram’ın  
intiharı kendisine sorulduğunda, Baynal, Halim Bayram’la yaklaşık iki seneden beri  
arkadaşlıklarının olduğunu söylemiştir. Birbirlerini sevdiklerini belirtmiş ve başka biriyle  
nişanlanğını inkâr etmiştir.  
9 Aralık 1998 tarihinde, başvuran, askeri savcıya ifade vermiştir. Kardeşi Halim  
Bayram’ın Hüseyin Arabacı tarafından ölümle tehdit edildiğini anlatmıştır.  
26 Şubat 1999 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, sağlık raporunu sunmuştur. 17 ve 18 Eylül  
1998 tarihli incelemelerine atıfta bulunarak, Halim Bayram’ın arkadan vurulduğu sonucuna  
varmıştır. Raporda, bir kurşunun sırtından girdiği ve ksifoitin sağ altından çıktığı  
belirtilmiştir. Ateşin tam olarak hangi mesafeden edildiğini tespit etmek amacıyla, Halim  
Bayram’ın giysilerinin üzerinde yapılacak bir kimyasal tetkik talep edilmiştir.  
25 Ekim 1999 tarihli bir raporda, Fizik Đncelemeler Đhtisas Dairesi bünyesinde bulunan  
Balistik Şubesi, Halim Bayram’ın ne gömleğinde ne atletinde ateş izine rastlandığını  
belirtilmiştir. Raporlarda ayrıca, gömleğin arka kısmında 1x 0.5 cm ebatlarında bir delik  
olduğu belirtilmiştir.  
1 Ksifoitin tanımı: göğüs kemiği/sternumun ucundaki sivri uçlu kıkırdak, sternumun en küçük ve en alttaki kısmı.  
4
21 Ocak 2000 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, nihai raporunu açıklamıştır. Bu raporda,  
önceden yapılmış olan tüm adli tıp incelemelerine atıfta bulunulmuştur. Kurşun giriş ve çıkış  
delikleri incelendiğinde, genellikle küçük deliklerin giriş delikleri, büyüklerin ise çıkış  
delikleri olduğu anlaşılmakla birlikte, tersi durumların görülmesinin de tıbben mümkün  
olduğu belirtilmiştir. Raporda, 26 Şubat 1999 tarihli raporda, Halim Bayram’ın giysilerinde  
yapılan kimyasal tetkiklerde nitrit ve nitrat iyonlarına rastlanmamasına göre, giriş deliğinin  
arkada olduğu sonucuna varılmış olmasına rağmen, bu, kurşunun ksifoitten giriş yaptığına  
işaret etmelidir. Raporda ayrıca, atışın yakın mesafeden veya bitişiğe yakın mesafeden  
yapıldığının tespitine yönelik hiçbir iz bulunmadığı da belirtilmiştir:  
“…; ön yüzde ksifoidin sol yan alt kısmından vücuda giren mermi çekirdeğinin cilt altı kas geçişiyle  
batın boşluğuna girdiği, önden arkaya ve hafif yana seyirle sol lomber bölge üst kısımdan çıkmış olduğu,  
kişiler hareketli olduklarından kurşunun vücutta izlediği trajesinin atışın yapıldığı yön ve seviyeyi tayine  
medar olamayacağından, atışın hangi yön ve seviyeden yapıldığının tıbben tayininin mümkün olmadığı  
oybirliği ile mütalaa olunur.”  
Sonuç olarak, raporda, kurşunun batın boşluğundan girdiği oybirliğiyle kabul edilmiştir.  
30 Mart 2000 tarihinde, askeri savcı, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.  
Başvuran, bu karara itiraz etmiştir. 9 Ağustos 2000 tarihinde, askeri mahkeme, başvuranın  
itirazını reddetmiş ve bu karar başvurana 22 Ağustos 2000 tarihinde bildirilmiştir.  
20 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran, Adli Tıp Profesörü ve Đngiltere Đçişleri Bakanlığı  
Danışman Patologu Christopher Milroy’dan tıbbi rapor almıştır. Christopher Milroy mevcut  
belgeler üzerinde inceleme yaparak sırtta küçük yuvarlak kurşun yarası ile batın boşluğunun  
ön kısmındaki büyük kurşun yarasının varlığının, giriş yarasının sırtta olduğuna işaret ettiği  
sonucuna varmıştır. Sırttan alınan deri örneğinde nitrit-nitrat iyonlarının varlığı ile vücudun  
ön kısmından alınan deri örneğinde bunların bulunmaması, giriş yarasının sırtta olduğuna dair  
doğrulayıcı kanıt teşkil etmektedir. Ancak, bu bulguların, giysilerde hiçbir atış artığına  
rastlanmadığı bulgusuyla bağdaşmadığı da belirtilmiştir. Kısaca, Prof. Milroy, kanıtların, giriş  
yarasının sırtta olduğu teorisini desteklediği sonucuna varmıştır.  
HUKUK  
I.AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuran, AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerine dayanarak, kardeşinin vatani görevi  
sırasındaki ölümünün ardından başlatılan idari soruşturmadaki aksaklıklardan şikayetçi  
olmuştur. Başvuran, kardeşinin komutanı tarafından kasten vurularak öldürüldüğüne  
inanmaktadır, ancak iç hukuk işlemlerinin yetersizliği sebebiyle iddialarını kanıtlaması  
mümkün olmamıştır. Başvuran ayrıca, kardeşinin Çanakkale Askeri Hastanesi’nde yeterli  
tıbbi bakım alamadığını ileri sürmüştür.  
AĐHM, bu şikâyetlerin 2. madde bağlamında ele alınması gerektiği kanısındadır:  
“1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir  
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten  
öldürülemez.  
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi  
sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;  
5
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin  
kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuranın AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamında iç hukuk yollarını  
tüketmediğini ileri sürmüştür. Anayasa’nın 125. maddesine atıfta bulunarak, başvuranın,  
AĐHM’de dava açmadan önce, hukuk davası ve idari dava açabileceğini belirtmiştir.  
AĐHM, geçmiş davalarda Hükümet tarafından yapılan benzer ilk itirazları hâlihazırda  
incelediğini ve reddettiğini hatırlatır (bkz. Abdullah Yılmaz – Türkiye, no. 21899/02, 17  
Haziran 2008 ve Salgın – Türkiye, no. 46748/99, 20 Şubat 2007). Bu davada, anılan  
başvurulardaki bulgularından sapmayı gerektirecek hiçbir koşul tespit etmemiştir. Sonuç  
olarak, Hükümet’in ilk itirazını reddeder.  
AĐHM, bu şikâyetin AĐHS’nin 35/5. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun  
olmadığını not eder. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilemez olmadığını  
da not eder. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.  
B. Esas  
1. Çanakkale Askeri Hastanesi’nde başvuranın kardeşine yapılan tıbbi yardıma ilişkin  
Hükümet, ciddi biçimde yaralanan başvuranın kardeşine yetkililer tarafından yeterli  
tıbbi yardım sağlandığını iddia etmiştir. Hükümet, Halim Bayram’ın hemen hastaneye  
götürülerek ameliyata alındığını belirtmiştir. Daha sonra, doktorların iç kanama teşhisi  
koymalarının ardından, Halim Bayram doktoru eşliğinde ambulansla GATA hastanesine  
gönderilmiştir. Ancak, Halim Bayram nakli sırasında iç kanama nedeniyle hayatını  
kaybetmiştir.  
AĐHM, başvuranın kardeşinin olay sırasında ciddi biçimde yaralandığını ve hemen  
Çanakkale Askeri Hastanesi’ne gönderilerek ameliyata alındığını gözlemlemektedir.  
Ameliyattan sekiz gün sonra, 14 Eylül 1998’de, başvuranın kardeşinde intravasküler  
koagülasyon gelişmiş ve doktorlar hastanın Đstanbul GATA Askeri Hastanesi’ne  
gönderilmesine karar vermişlerdir. Başvuranın kardeşi, nakil sırasında iç kanama nedeniyle  
ambülânsta hayatını kaybetmiştir. AĐHM, elindeki belgelere dayanarak, makamların  
başvuranın kardeşine yeterli tıbbi yardım sağlama konusunda herhangi bir ihmalde  
bulunmadıklarına karar vermiştir.  
AĐHM, bu başlık altında AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.  
2. Halim Bayram’ın ölümüne ilişkin  
Başvuran, kardeşinin askerlik hizmetini tamamlarken bir üstü tarafından kasten  
vurularak öldürüldüğünü iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, Halim Bayram’ın ölümüne ilişkin  
etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle birçok sorunun cevapsız kaldığını, bu nedenle de  
iddialarının kanıtlanamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, çelişkili bulgulara yer  
veren 26 Şubat 1999 ve 21 Ocak 2000 tarihli otopsi raporlarına atıfta bulunmuştur. Başvuran,  
6
ayrıca, hastanede kardeşinin ifadesinin alınmadığını, bunun da makamların konuyla ilgili  
peşin hükümde bulunarak Halim Bayram’ın intihara teşebbüs ettiği teorisini sorgulamadan  
kabul ettikleri anlamına geldiğini belirtmiştir.  
Hükümet, başvuranın iddialarını reddetmiştir. Hükümet, Halim Bayram’ın intihar  
ettiğini ileri sürmüş ve yerel makamların şahsın ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yapma  
yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ifade etmiştir.  
a. Genel ilkeler  
AĐHM, zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen ölümlerle ilgili önceki  
kararlarında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır (Abdullah Yılmaz, yukarıda kaydedilen; Kılınç  
ve Diğerleri / Türkiye, no. 40145/98; Salgın, yukarıda kaydedilen ve Ataman / Türkiye, no.  
46252/99). AĐHM, ayrıca, ikincil bir role sahip olduğunu ve belirli bir davanın koşulları  
kendisini bunu yapmaya zorlamadığı sürece, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece  
mahkemesinin rolünü üstlenme konusunda temkinli olması gerektiğini vurgular (Solomou ve  
Diğerleri / Türkiye, no. 36832/97). Yerel düzeyde yargılamanın yapılması halinde, olaylara  
ilişkin kendi değerlendirmelerini yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymak  
AĐHM’nin görevi değildir ve genel bir kural olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu  
mahkemelerin görevidir. Yerel mahkemelerin tespitleri AĐHM için bağlayıcı olmamasına  
rağmen, AĐHM, normal şartlarda, bu mahkemelerin vardığı olgusal tespitlerden ayrılmak için  
ikna edici unsurlara gerek duyar (Selim Yıldırım ve Diğerleri / Türkiye, no. 56154/00).  
Bununla birlikte, AĐHS’nin 2. ve 3. maddeleri uyarınca iddialarda bulunulması halinde, yerel  
düzeyde yargılama ve soruşturma yapılmış olsa dahi, AĐHM’nin özellikle etraflı bir inceleme  
yapması gerekir (mutatis mutandis, Ribitsch / Avusturya, A Serisi no. 336 ve Avşar / Türkiye,  
no. 25657/94).  
Cinayet veya şüpheli ölümlere ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü AĐHM  
içtihadında açık bir şekilde yer almaktadır (Nachova ve Diğerleri / Bulgaristan, no.  
43577/98). Soruşturma ilk olarak, olayın meydana geldiği koşulları anlamaya, ikinci olarak  
ise, sorumluların belirlenerek cezalandırılmasını sağlamaya muktedir olmalıdır. Bu, sonuca  
değil, yönteme ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkililerin, görgü tanığı ifadesi, adli tıp kanıtları ve  
gerektiği durumlarda yaralama izlerinin tam ve doğru bir kaydını içeren bir otopsi ve ölüm  
sebebini de kapsayan klinik bulguların objektif bir analizi dâhil olmak üzere olayla ilgili  
kanıtları elde etmek için mevcut makul adımları atması gerekir (Salman / Türkiye, no.  
21986/93; Tanrıkulu / Türkiye, no. 23763/94 ve Gül / Türkiye, no. 22676/93). Soruşturmanın  
ölüm sebebini ve sorumlu kişiyi belirlemesine engel teşkil eden bir eksiklik, bu standardın  
karşılanamamasına neden olabilir. Bu bağlamda, bir süratlilik ve ivedilik gereği de  
bulunmaktadır (Ali ve Ayşe Duran / Türkiye, no. 42942/02).  
B. Sözkonusu ilkelerin bu davaya uygulanması  
AĐHM, ilk olarak, başvuranın kardeşinin ölümüne ilişkin bir soruşturmanın gerçekten  
yapıldığını kaydeder. Ancak, aşağıda açıklanan gerekçelerle, soruşturmada bazı ciddi  
tutarsızlıklar ve eksiklikler baş göstermektedir.  
AĐHM, başvuranın yerel makamlar önünde sürekli olarak kardeşinin intihar ettiğini  
reddettiğini ve Hüseyin Arabacı’yı kardeşini öldürmekle suçladığını gözlemlemektedir.  
Merminin Halim Bayram’ın yanında bulunan G3 silahından ateşlendiğini göstermek için silah  
üzerinde test yapılırken, parmak izi tespiti için silah üzerinde herhangi bir test yapılmamıştır.  
7
AĐHM, Halim Bayram’ın iddia edildiği gibi bir üstü tarafından vurulup vurulmadığının  
belirlenmesi için bu test sonucunda önemli bir bilgi elde edilebileceği kanaatindedir. Ayrıca,  
Halil Bayram’ın ameliyattan sonra bilincinin yerine gelmesine ve konuşabilmesine rağmen,  
hastanedeyken ifadesi alınmamıştır. Hükümet’in görüşlerinde, ameliyattan sonraki gün Halim  
Bayram’ın bilincinin yerine geldiği kabul edilmiş, ancak yaşayıp yaşamayacağı belli  
olmadığından ve her halükarda ölümünün ardından adli soruşturma yapılacağından  
hastanedeyken ifadesinin alınmadığı belirtilmiştir. Ancak, Hükümet’in açıklamaları AĐHM  
için ikna edici olmamıştır. AĐHM’ye göre, hastanedeyken Halim Bayram’ın ifadesinin  
alınmaması, soruşturmayı ciddi biçimde aksatmıştır.  
Ayrıca, soruşturma sırasında Askeri Cumhuriyet Savcısı’nın tanıklardan, özellikle  
başvuran tarafından kardeşini öldürmekle suçlanan Hüseyin Arabacı’dan, çok kısa ifade  
alması konusunda AĐHM’nin tereddütleri vardır. Hüseyin Arabacı’ya olay hakkında ne bildiği  
sorulduğunda, başvuranın kardeşinin kendini vurduğunu duyduğunu, hemen ne olduğuna  
bakmaya gittiğini ve ambulans çağırdığını söylemiştir.  
AĐHM, son olarak, soruşturma sırasında verilen doktor raporları arasında tutarsızlık  
olduğunu gözlemlemektedir. 15 Eylül 1998’de verilen ilk doktor raporunda, sol bel  
bölgesinde bir mermi çıkış deliği ve göğüs bölgesinde bir mermi giriş deliği saptandığı  
kaydedilmiştir. Daha sonra, ksifoit çıkıntısından ve sırttan alınan deri örnekleri kimyasal  
incelemeye alınmış ve Adli Tıp Kurumu, 18 Eylül 1998’de hazırladığı raporda, Halim  
Bayram’ın sırtından alınan deri parçası üzerinde çok miktarda nitrit ve nitrat iyonuna  
rastlandığını kaydetmiştir. AĐHM, Adli Tıp Kurumu’nun 26 Şubat 1999 tarihli rapora  
dayanarak ikinci bir rapor hazırladığını ve bu kez Halim Bayram’ın sırtından vurulduğu  
sonucuna vardığını gözlemlemektedir. Sözkonusu rapora göre, mermi Halim Bayram’ın  
sırtından girmiş ve ksifoit çıkıntısının sağ alt tarafından çıkmıştır. Atış mesafesinin  
belirlenmesi için, Halim Bayram’ın giysileri de kimyasal incelemeye gönderilmiştir. Adli Tıp  
Kurumu, 25 Ekim 1999 tarihli raporunda, giysiler üzerinde nitrit-nitrat iyonu veya kurşun  
kalıntısına rastlanmadığını kaydetmiştir. Son olarak, 21 Ocak 2000’de, Adli Tıp Laboratuarı,  
15 ve 18 Eylül 1998 ve 26 Şubat 1999 tarihlerinde hazırlanan raporlarla çelişen bir nihai rapor  
çıkarştır. Bu raporda, Halim Bayram’ın giysilerinde nitrit-nitrat iyonu veya kurşun  
kalıntısına rastlanmadığı tespitine atıfta bulunulmuş ve merminin karın bölgesinden girdiği  
sonucuna varılmıştır. AĐHM, bu noktada, otopsinin amacının, klinik bulguların objektif bir  
analizi dâhil olmak üzere ölümün hangi koşullarda meydana geldiğini açıklığa kavuşturmak  
olduğunu kaydeder (Gül, yukarıda kaydedilen). AĐHM, Adli Tıp Laboratuarı’nın raporunda  
kaydedilen sonucun kabul edilmesi ve soruşturmanın sonlandırılması aşamasında, bu  
rapordaki bulgular ile Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan ve açık bir biçimde Halim  
Bayram’ın karın bölgesinden değil sırtından vurulduğunu gösteren önceki iki raporda yer alan  
bulgular (Halim Bayram’ın gömleği üzerinde yapılan balistik inceleme sonucunda arkada bir  
mermi deliği tespit edilmiş ve Profesör Christopher Milroy tarafından hazırlanan raporla  
önceki iki raporda yer alan bulgular doğrulanştır) arasındaki çelişkilerin, ilgili makamlar  
tarafından soruşturulmağını veya açıklığa kavuşturulmağını belirtmiştir. AĐHM, ayrıca,  
merminin karından girdiği sonucu, Halim Bayram’ın yalnızca sırt kısmında kurşun kalıntısına  
rastlandığı ve giysilerinin başka hiçbir yerinde kurşun izi bulunmadığı yönündeki tespitler  
arasındaki belirgin tutarsızlığın soruşturulması için ilgili makamlar tarafından gerekli  
adımların atılmadığına karar vermiştir.  
AĐHM, yukarıda anlatılanlara dayanarak, başvuranın kardeşinin ölümüne sebebiyet  
veren koşullarla ilgili olarak ulusal makamlar tarafından yeterli ve etkili bir soruşturma  
yapılmadığı kanaatine varmıştır. AĐHM, Halim Bayram’ın intihar sonucu mu öldüğünü yoksa  
8
bir başka kişi tarafından mı öldürüldüğünü elinde bulunan kanıtlara dayanarak belirlemenin  
kendi açısından imkânsız olduğu görüşündedir. AĐHM, başvuranın kardeşinin öldürüldüğü  
iddiasının herhangi bir dayanağının olup olmadığını belirlemekte karşılaşğı zorluğun,  
makamların, AĐHS’nin 2. maddesinde öngörülen usul yükümlülüklerini ihlal ederek, ölüme  
sebebiyet veren koşulları yeterince soruşturmamasından kaynaklandığını gözlemlemektedir  
(mutatis mutandis, Veznedaroğlu / Türkiye, no. 32357/96).  
Buna göre, AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
II. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuran, kardeşinin Kürt kökenli olması nedeniyle öldürüldüğü konusunda şikâyetçi  
olmuş ve bu şikâyetini AĐHS’nin 14. maddesine dayandırmıştır.  
Hükümet, başvuranın bu şikâyetini yerel makamlar önünde dile getirmediğini  
belirtmiştir. Hükümet, ayrıca bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.  
AĐHM, elindeki belgelere dayanarak, sözkonusu şikayet çerçevesinde, AĐHS veya  
Protokollerinde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediğine karar vermiştir. AĐHM,  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, dayanaktan yoksun olduğu  
gerekçesiyle başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, kendisi ve anne babası için, maddi tazminat olarak 30,000 Euro talep  
etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, Halim Bayram’ın öldüğünde yirmi yaşında olduğunu ifade  
etmiştir. Başvuran, ayrıca, manevi tazminat olarak toplam 130,000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydeden AĐHM bu talebi reddeder (Buldan / Türkiye, no. 28298/95). AĐHM, manevi  
tazminatla ilgili olarak, Halim Bayram’ın ölümünün makamlar tarafından etkili bir şekilde  
soruşturulmaması sonucu başvuranın ciddi üzüntü ve sıkıntı çekmiş olabileceğini  
gözlemlemektedir. Buna göre, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat olarak  
başvurana 5,000 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranın avukatı, sözkonusu davanın hazırlanması ve AĐHM’ye sunulması için  
harcanan elli saat ve diğer yargılama masraf ve giderleri karşılığında, Đstanbul Barolar  
Birliği’nin ücret cetveline dayanarak, 33,400 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 17,000 Euro)  
talebinde bulunmuştur.  
9
Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için  
1,500 Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yapılan şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro), yargılama  
masraf ve giderleri için 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.  
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
10