CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ERYILMAZ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:32322/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32322/02) no’lu davanın nedeni, 1929 doğumlu  
olup Ankara’da ikamet eden (T.C. vatandaı) Nurhan Eryılmaz’ın (bavuran) Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne 26 Temmuz 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından M.C. Taner  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Đmar uygulamasının ardından, 21 Ocak 1981 tarihinde, bavuran, Ankara Çankaya Kazım  
Özalp’te bulunan 35717 m2 yüzölçümlü taınmazdan 232 m2 yüzölçümünde (5965 ada parsel  
no:1) bir taınmaz edinmitir.  
12 Temmuz 2000 tarihinde, bavuran, Milli Savunma Bakanlığı tarafından taınmazına  
yönelik olarak uygulanan kamulatırmazsız el atma nedeniyle Ankara Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde tazminat davası açmıtır. Bavuran, sözkonusu dönemde, taınmazın satıꢀ  
miktarına tekabül eden miktar olan 230.970.000.000 TL tutarında tazminat talebinde  
bulunmutur.  
20 ubat 2001 tarihinde, mahkeme, bavuranın talebini reddetmitir. Mahkeme, ihtilaflı  
taınmazın, bavuranın ileri sürdüğü gibi 1981 tarihinden itibaren değil 1942 tarihinden  
itibaren Milli Savunma Bakanlığı’nın kullanımında olduğu sonucuna ulatır. Dolayısıyla,  
sözkonusu taınmaz hakkındaki dava, 4 Kasım tarihli 2942 sayılı Kamulatırma Kanununun  
38. maddesinin hükümleri uyarınca yirmi yılın sonunda zaman aımına uğramıtır.  
18 Haziran 2001 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
Bavurana 11 ubat 2002 tarihinde tebliğ edilen 15 Ocak 2002 tarihli bir kararla, Yargıtay,  
karar düzeltme bavurusunu reddetmitir.  
HUKUK  
Bavuran, mülkiyet hakkının ihlalinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran, hiçbir kamulatırma  
ilemi yapılmaksızın taınmazına kamulatırmasız el atma uygulandığını belirtmektedir.  
Bavuran, kendisine hiçbir zaman ödeme yapılmadığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda  
bavuran, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta  
bulunmaktadır. AĐHM, sözkonusu ikayetin Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında  
incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
Hükümet, idare tarafından bir igal sözkonusu olduğunda bavuranın, maliklik, tazminat veya  
taınmazından faydalanabilme davaları gibi bavuru yollarına sahip olduğunu ileri  
sürmektedir.  
2
AĐHM, hukuki süreç ile öngörülen bavuru yollarının yalnızca, tapu tescilinde yasadıı bir  
düzenleme olduğunda ya da maliklikle ilgili bir sorun olduğu durumda dava açılmasına imkan  
tanıdığı değerlendirmesinde bulunarak, geçmite, benzer davalar çerçevesinde kendisine  
yapılan sözkonusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (I.R.S ve diğerleri). Oysa mevcut  
davada böyle bir durum sözkonusu değildir. AĐHM, önceden ulağı sonucu teyit etmekte ve  
Hükümet’in itirazını reddetmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde  
bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan  
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları  
incelediğini ve 2942 sayılı Yasa’nın 38. maddesinin uygulanması nedeniyle mülkiyetten  
yoksun bırakmadan dolayı Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde  
bulunduğunu hatırlatmaktadır (I.R.S. ve diğerleri, Kadriye Yıldız ve diğerleri-Türkiye, bavuru  
no: 73016/01, 10 Ekim 2006, Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, bavuru no:  
58650/00, 19 Ekim 2006). AĐHM, sözkonusu hükmün uygulanması ile ilgili olarak,  
Hükümet’in ibu kararda farklı bir sonuca ulamak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman  
sunmağını tespit etmektedir.  
AĐHM, 38. maddenin mevcut davaya uygulanmasının, tapusunun iptal edilmesi nedeniyle  
bavuranın tazminat elde etme imkanından yoksun kalmasına yol açtığı kanaatindedir. Kamu  
yararının gerektirdikleri ile kiisel hakların korunması yükümlülüğü arasında hüküm sürmesi  
gereken  
adil  
dengeyi  
koruma  
imkanı  
sağlayan  
hiçbir  
tazminat  
ilemi  
gerçekletirilmemesinden dolayı böyle bir müdahale ancak keyfi olarak nitelendirilebilir.  
Bu itibarla Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması bağlamında bavuran, 2008 yılının Haziran ayında,  
taınmazın metre karesini 2.820 Euro olarak değerlendiren bavuran, gecikme faizi ile birlikte  
654.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Bavuran, diğer hak sahipleri tarafından  
açılan bir dava çerçevesinde taınmazın aynı parseli için yapılan ve 2000 yılının Haziran  
ayında taınmazın metre karesini 315,74 Euro olarak takdir eden 22 Kasım 2004 tarihli  
bilirkii raporunu sunmaktadır. Bununla birlikte, 25 Haziran 2008 tarihli görülerinde,  
bavuran taraf, ulusal yargılamanın baladığı tarih olan 12 Temmuz 2000 tarihinde, tazminat  
talebinin 122.070 Euro tutarında olduğunu belirtmektedir.  
Hükümet, adil tatmin önerisinde bulunmaksızın sözkonusu taleplere itiraz etmektedir.  
Öncelikle, bavuranın maddi kaybını değerlendirmede AĐHM açısından ciddi bir güçlüğün  
bulunduğunu tespit etmek gerekmektedir. Bilahare, AĐHM, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.  
maddesi ile güvence altına alındığı ekli ile bavuranın hakkına yönelik olarak yapılan ihlalin,  
ulusal mahkemeler tarafından daha önce kabul edilen ve telafi edilen bir sorundan  
kaynaklandığını gözlemlemektedir. Bu hususta AĐHM, yükümlülüğün ötesinde, AĐHS’nin 13.  
maddesi uyarınca savunulabilir ikayeti olan her kiiye ulusal bir mahkeme önünde etkili  
bavuru yolu sunulmasını ve Devletlerin, tespit edilen ihlallerden doğan sorunları çözme  
genel yükümlülüğünü hatırlatan ulusal bavuru yollarının iyiletirilmesine ilikin 12 Mayıs  
2004 tarihli Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararına atıfta bulunmaktadır (Broniowski-Polonya,  
31443/96). Bu bağlamda AĐHM, durumuna en uygun ekilde bavuranın maddi kaybını  
değerlendirmek için ulusal mahkemelerin en uygun mercileri oluturduğu kanaatindedir.  
Sonuç olarak AĐHM, bir tazminat davasının ya da tazminat ödenmesi ile sonuçlanacak  
3
kamulatırılan taınmazların değer tespit davasının, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin  
ihlalinde en uygun telafi yolunu oluturduğu kanaatine varmaktadır (mutatis, mutandis,  
Gençel-Türkiye, bavuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
Anayasa Mahkemesinin kararından önceki dönemi kapsayan böyle bir dava sözkonusu  
olmadığından, AĐHM, daha önce, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye (adil tatmin) (bavuru no:  
26338/95, 31 Mayıs 2005) kararında, tespit edilen ihlalin kaynağı taınmazın bavuranın  
elinden alınmasının hukuki değerlendirilmesi değil de tazminat ödenmemesi olduğundan,  
idarenin taınmazların değerini tam olarak yansıtma zorunluluğu olmadığını beyan ettiğini  
hatırlatmaktadır. Mevcut davada, AĐHM, ulusal mahkemeler önündeki yargılama  
çerçevesinde tazminat elde etme meru beklentileriyle bağlantılı olarak, mamelek değere  
mümkün olduğunca tekabül edecek bir götürü miktarı belirlemenin uygun olacağına  
hükmetmektedir (mutatis, mutandis, sözü edilen Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri).  
Sonuç olarak, dosyaya sunulan unsurları göz önüne alan AĐHM, hakkaniyete uygun olarak,  
bavurana, 150.000 Euro maddi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Ancak  
AĐHM, davanın, manevi tazminatın incelenmesine imkan sağlayacak hiçbir özel neden  
sunmağı kanısındadır (I.R.S ve diğerleri).  
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bavuran, avukatlık ücreti için 6.210 Euro ve  
ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu diğer yargılama masraf ve giderleri için  
440,16 Euro talep etmektedir. Bavuran, noter tasdiki yapılmayan ve avukatının yukarıda  
sözü edilen miktarı belirlediği bir avukatlık ücret sözlemesini ve çeviri, posta, kırtasiye ve  
ulusal mahkemeler önündeki adli masraflara ilikin faturaları belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.  
AĐHM, bavuran ve avukatı tarafından sözleme ile belirlenen avukatlık ücretinin yalnızca iki  
tarafı bağladığı kanaatindedir. Davanın koullarını ve belgeleri göz önüne alan AĐHM, tüm  
masraflar için 1.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulanan orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesinin uygun olacağına  
hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oybirliğiyle, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đkiye karı beoyla,  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i) her türlü vergiden muaf tutularak 150.000 Euro (yüz elli bin Euro) maddi tazminat  
(ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri  
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,  
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit  
oranda basit faiz uygulanmasına;  
4
4. Oybirliğiyle, adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesi uyarınca, Yargıç Sajo’nun  
mutabık olduğu Yargıç Zagrebelsyk’nin kısmi ayrık oy görüü yer almaktadır.  
5