14. Başvuran, dava işlemlerinin uzunluğunun AİHS’nin aşağıda kaydedilen 6 § 1.
maddesinde öngörülen “makul süre” gereğine uymadığı hususunda şikayette
bulunmuştur:
“ Herkes… cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan… bir
mahkeme tarafından… davasının makul bir süre içinde… görülmesini istemek hakkına
sahiptir.”
15. Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.
16. Gözönüne alınması gereken süre, başvuranın yakalandığı ve gözaltına alındığı
tarih olan 21 Kasım 1983’de başlamış ve halen sona ermemiştir. Sonuç olarak,
yirmi bir yıldan fazla bir süredir devam etmektedir.
17. AİHM’nin yargı yetkisi ratione temporis yalnızca, Türkiye’nin Avrupa İnsan
Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru hakkını tanıma beyanının verildiği tarih
olan 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren geçen on sekiz yıllık sürenin
değerlendirilmesine izin vermiştir. Ancak, yukarıda kaydedilen beyanın verildiği
tarihte yürütülen işlemlerin durumu gözönüne alınmalıdır (bkz. Şahiner/Türkiye,
no. 29279/95, § 21, ECHR 2001-IX, ve Cankoçak/Türkiye, no. 25182/94 ve
26956/95, §§ 25-26, 20 Şubat 2001). Bu önemli günde, dava işlemleri üç yıldan
fazla bir süredir devam etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik
18. Hükümet, başvurunun AİHM’nin yetki alanı ratione temporis dışında kaldığını
ileri sürmüştür.
19. AİHM, Şahiner kararında da (yukarıda kaydedilen, § 21) bu tür bir itirazı
reddetmiş olduğunu belirtmiştir. Sözkonusu davada, yukarıda kaydedilen davada
verdiği karardan farklı bir karar vermesini gerektirecek özel koşullar
bulunmamaktadır.
20. Hükümet, ayrıca başvuranın, şahsı aleyhindeki cezai takibat halen beklemede
olduğu için iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür.
21. AİHM, iç hukuk yollarını tüketmiş olma yükümlülüğünün, yalnızca başvuranın
dava konusu olan duruma çözüm bulma hususunda etkin ve uygun yolları normal
olarak kullanmasını gerektirdiğini hatırlatmıştır.
22. AİHM, başvuran aleyhine başlatılan cezai takibatın, başvuranın AİHS hususundaki
mağduriyetini çözümleyecek yetkinliğe sahip olmaması nedeniyle, Hükümet
tarafından iddia edildiği gibi etkin bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceği
kanısındadır.
23. Dolayısıyla, AİHM Hükümet’in ilk itirazlarını reddetmiştir.
B. Esaslar
24. Hükümet, başvuranın maruz kaldığı suçlamaları ve 723 davalıyı kapsayan büyük
kapsamlı bir duruşma gerçekleştirme gereğini gözönüne alarak davanın karara
bağlanmasının güç olduğunu ileri sürmüştür. Sözkonusu unsurların dava
işlemlerinin uzunluğunu açıkladığını ve adli makamlara, hiçbir ihmal ya da
gecikme suçunun yüklenemeyeceğini ileri sürmüştür.
25. Başvuran, şahsı aleyhinde başlatılan cezai takibatın yirmi bir yıldır sürmekte ve
halen beklemede olduğunu iddia etmiştir.
26. AİHM, ilk derece ve temyiz aşamalarında önemli gecikmeler olduğu kanısındadır.
Başvuran ve diğer davalıların büyük bölümü aleyhine açılan davanın karara