AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın
karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere
bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve
Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi
kararı).
AİHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına
itibar etmektedir.
AİHM bunun yanı sıra iç hukuktaki mahkemelerin tek bir suçla itham edilen bir sanıkla ilgili
davayı yönetmelerinin karmaşık bir yönünün olmadığına itibar etmektedir. Başvuranın tutumu
davanın uzamasına etki etmemiştir.
Hukuki mercilerin tutumu ile ilgili olarak AİHM, Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk dava
sürecinde eleştirilecek bir yönü bulunmadığını, öte yandan davanın iadesinden sonraki süreç
için aynı şeyin söylenemeyeceğini belirtmektedir. Nitekim mahkemenin başvuranın ifadesini
almaya karar vermesi ile başvuranın ifade vermesi arasında altı ay geçmiştir. Mahkeme önce
celpnameyi göndermeyi unutmuş sonra da yanlış adrese göndermiştir. AİHM Ağır Ceza
Mahkemesi’nin daha ilk duruşmada istemesi gerekirken, Sulh Ceza Mahkemesi’nden ve
Nallıhan İcra Dairesi’nden muhasebe kayıtlarını ve gerekli belgeleri 20 Aralık 2000 tarihli
duruşmada talep ettiğini not etmektedir. İstenen tüm belgeler asliye hukuk mahkemesi
tarafından gönderilmediğinden talebin yenilenmesi gerekmiştir. Son olarak bilirkişi raporu
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenilmesi istenilen tarihten yedi ay sonra hazırlanmış,
bu yüzden pek çok duruşma ertelenmiştir.
AİHM, yerleşik içtihadı ışığında, sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre»
koşulunu karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 5. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS’nin 5/3 maddesine göndermede bulunan başvuran kırk sekiz günlük tutukluluk
süresinin yasal olmadığından şikayetçi olmaktadır.
AİHM, başvuranın 9 Ağustos 1996 tarihinde serbest bırakıldığını ve mevcut başvuruyu altı
aydan fazla bir sürenin ardından 25 Ocak 2002 tarihinde yaptığını not etmektedir. Bu şikayet
gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak
reddedilmelidir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
4