CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
ERTEN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 10477/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
17 Temmuz 2008  
İşbu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10477/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı  
Hüseyin Erten’in (başvuran) 25 Ocak 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini  
güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu avukatlarından I.  
Akın tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1946 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
1 Eylül 1994 tarihinde hileli iflas nedeniyle başvuran hakkında dava açılmıştır.  
Nallıhan Sulh Ceza Mahkemesi hakimi tarafından 31 Ocak 1996 tarihinde başvuran hakkında  
yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır. Hakim adıgeçenin Nallıhan Cumhuriyet Savcısı  
tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrıldığını fakat yaklaşık bir  
yıldan bu yana bulunamadığını tespit etmiştir.  
Başvuran 21 Haziran 1996 tarihinde yakalanmıştır. Hakim tarafından dinlenen başvuran  
tutuklanmıştır. Başvuran itirazı üzerine 9 Ağustos 1996 tarihinde serbest bırakılmıştır.  
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (Ağır Ceza Mahkemesi) 30 Aralık 1996  
tarihinde başvuranı hileli iflasla suçlamıştır.  
13 Mart 1997 ve 5 Ekim 1998 tarihleri arasında Ağır Ceza Mahkemesi dokuz duruşma  
gerçekleştirmiş, bunlar sırasında başvuranın savunmasını ve diğer iki tanığın beyanlarını  
dinlemiş ve Nallıhan Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyalar ile icra dairesindeki belgeleri  
talep ederek edinmiştir. Mahkeme davacı tarafı müdahil olarak kabul etmiş, 5 Ekim 1998  
tarihli duruşmada başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve bir yıl sekiz ay  
hapis cezasına çarptırmıştır.  
1 Mayıs 2000 tarihinde Yargıtay, suçun tespitinde kullanılan muhasebe kayıtlarına ve diğer  
belgelere ilişkin bilirkişi görüşü alınmadığı gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını  
bozmuştur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 29 Haziran 2000 tarihinde ifade vermek üzere başvurana celp  
göndermiştir. Mahkeme 28 Eylül 2000 tarihli duruşma sırasında celpnamenin  
gönderilmediğini tespit ederek duruşmayı ertelemiştir. Mahkeme 15 Kasım 2000 tarihli  
duruşmada celpnamenin alıcı adresinin yanlış olması dolayısıyla geri geldiğini tespit etmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 20 Aralık 2000 tarihinde başvuranı dinlemiştir. Mahkeme Sulh Ceza  
Mahkemesi’nden ve Nallıhan İcra Dairesi’nden muhasebe kayıtları ile kimi belgelerin  
gönderilmesini istemiştir.  
2
Mahkeme 12 Mart 2001 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesi’nden gelen belgelerin eksik  
olduğunu tespit ederek tamamlanmasını istemiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mayıs 2001 tarihinde iadeli taahhütlü olarak sözü edilen belgeleri  
almış ve bunların bilirkişiye gönderilmesini kararlaştırmıştır. 11 Haziran, 12 Temmuz ve 17  
Ekim 2001 tarihli duruşmalar bilirkişi raporunun beklenmesi için ertelenmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 5 Aralık 2001 tarihinde dosyaya bilirkişi raporunu eklemiş ve  
Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesini dinlemiş, bu duruşmada başvuranın beraatine karar  
vermiştir.  
Davacı taraf kararı temyiz etmiştir.  
Yargıtay 28 Nisan 2003 tarihinde kamu davasının zamanaşımından düşğüne itibar etmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran yargılamanın uzunluğunun AİHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»  
ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.  
Başvuran 12 Kasım 2007 tarihinde iletmiş olduğu başvurunun kabuledilebilirliği ve esası  
hakkındaki görüşlerinde ayrıca iddialarının yeterince dikkate alınmaması doğrultusunda  
yargılamanın hakkaniyete uygun görülmediğinden ve hakimlerin davanın başlangıcından beri  
kendisini suçlu olarak nitelendirmelerinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu yönde  
AİHS’nin 6/1 maddesini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
1. Yargılamanın adilliği  
AİHM başvuranın yargılamanın adilliğine dair şikayetlerini ilk kez 12 Kasım 2007 tarihli  
görüşlerinde dile getirdiğini not etmektedir. Oysa iç hukuktaki nihai karar 28 Nisan 2003  
tarihinde alınmıştır. Başvuranın bu görüşleri dile getirdiği tarih kararın alındığı tarihten  
itibaren altı ay içinde dile getirilmemiştir. AİHM bu şikayetlerin gecikmeli olarak yapılması  
nedeniyle AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği  
görüşündedir.  
2. Yargılamanın uzunluğu  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder.  
B. Esasa dair  
Kaydedilmesi gereken dönem başvuranın yakalandığı 21 Haziran 1996 tarihinde başlayıp,  
kamu davasının zamanaşımından düşğü 28 Nisan 2003 tarihinde sona ermektedir. Her biri  
iki kez incelenen ve iki dereceli yargı sürecinden ibaret olan dava altı yıl on ay sürmüştür.  
3
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın  
karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere  
bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve  
Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).  
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi  
kararı).  
AİHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına  
itibar etmektedir.  
AİHM bunun yanı sıra iç hukuktaki mahkemelerin tek bir suçla itham edilen bir sanıkla ilgili  
davayı yönetmelerinin karmaşık bir yönünün olmadığına itibar etmektedir. Başvuranın tutumu  
davanın uzamasına etki etmemiştir.  
Hukuki mercilerin tutumu ile ilgili olarak AİHM, Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk dava  
sürecinde eleştirilecek bir yönü bulunmadığını, öte yandan davanın iadesinden sonraki süreç  
için aynı şeyin söylenemeyeceğini belirtmektedir. Nitekim mahkemenin başvuranın ifadesini  
almaya karar vermesi ile başvuranın ifade vermesi arasında altı ay geçmiştir. Mahkeme önce  
celpnameyi göndermeyi unutmuş sonra da yanlış adrese göndermiştir. AİHM Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin daha ilk duruşmada istemesi gerekirken, Sulh Ceza Mahkemesi’nden ve  
Nallıhan İcra Dairesi’nden muhasebe kayıtlarını ve gerekli belgeleri 20 Aralık 2000 tarihli  
duruşmada talep ettiğini not etmektedir. İstenen tüm belgeler asliye hukuk mahkemesi  
tarafından gönderilmediğinden talebin yenilenmesi gerekmiştir. Son olarak bilirkişi raporu  
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenilmesi istenilen tarihten yedi ay sonra hazırlanmış,  
bu yüzden pek çok duruşma ertelenmiştir.  
AİHM, yerleşik içtihadı ışığında, sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre»  
koşulunu karşılamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 5. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHS’nin 5/3 maddesine göndermede bulunan başvuran kırk sekiz günlük tutukluluk  
süresinin yasal olmadığından şikayetçi olmaktadır.  
AİHM, başvuranın 9 Ağustos 1996 tarihinde serbest bırakıldığını ve mevcut başvuruyu altı  
aydan fazla bir sürenin ardından 25 Ocak 2002 tarihinde yaptığını not etmektedir. Bu şikayet  
gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak  
reddedilmelidir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
4
A. Manevi tazminat  
Başvuran 48.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.  
AİHM başvuranın manevi zarara uğradığını ifade ederek adı geçene 3.500 Euro ödenmesini  
kararlaştırmıştır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran yargılama giderleri için 48.000 Euro talep etmekte, bu yönde avukatlık sözleşmesini  
sunmaktadır.  
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.  
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ışığında yargılama giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Yargılama süresinin uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun dışındaki şikayetin  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi  
tazminat olarak 3.500 (üç bin beş yüz) Euro ve yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5