ELĞAY – TÜRKİYE KARARI
II. AİHS’NİN 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS’nin 5/5 maddesine dayanarak AİHS’nin 5/4 maddesi ile güvence altına
alınan hakkının ihlal edilmesine karşılık olarak iç hukukta tazminat hakkı bulunmamasından
şikâyetçi olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle sözkonusu şikâyetin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Başvuranın 466
sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında
Kanuna dayanarak dava açmış olması gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM Hükümetin itirazının başvuranın bu başlık altındaki şikâyetine ayrılmaz şekilde
bağlı olduğu görüşündedir. Bu nedenle sözkonusu husus davanın esasıyla birlikte
incelenmelidir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuran AİHS’nin 5/4 maddesinde güvence altına alınan hakkın ihlali nedeniyle iç
hukukta tazminat talep edebileceği bir yol bulunmadığını ifade etmiştir. 466 sayılı kanunun
getirdiği yolun bu bağlamda etkili olmadığını savunmuştur.
Hükümet başvuranın 466 sayılı kanunun 1(6) maddesinin “kanun dairesinde
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra … beraatlarına karar verilen kimselere devletçe
tazminat ödenir” hükmüne dayanarak tazminat talebinde bulunması gerektiğini savunmuştur.
AİHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. fıkralarına aykırı koşullarda uygulanan bir
özgürlükten yoksun bırakma sonucunda tazminat için başvuruda bulunmanın mümkün olduğu
hallerde AİHS’nin 5/5 maddesine uyulduğunu hatırlatır (Wassink – Hollanda, A Serisi no.
185-A). Dolayısıyla 5. fıkrada öngörülen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından
birinin ihlal edildiğinin ulusal bir makam ya da AİHM tarafından tespit edilmiş olmasını
gerektirir (bkz. Saraçoğlu vd. – Türkiye, no. 4489/02).
AİHM somut davada başvuranın gözaltına alınmasının yasallığına itiraz etme hakkının
ihlal edildiğini tespit ettiğini belirtir. Bu nedenle AİHS’nin 5/5 maddesi davaya uygulanabilir
niteliktedir. O halde bu davada AİHM Türk kanunlarının başvurana AİHS’nin 5. maddesinin
ihlali nedeniyle icra edilebilir bir hak sağlayıp sağlamadığını belirlemelidir.
Bu bağlamda AİHM başvuranın, hakkında yürütülen yargılamanın beraatla sona
ermesiyle birlikte 466 sayılı kanunun 1(6) maddesine dayanarak tazminat davası açma
imkânına sahip olduğunu gözlemler. Ancak 466 sayılı kanuna dayalı olarak tazminata
hükmederken ulusal mahkemelerin değerlendirmelerini sadece beraat kararı verilmiş olmasına
dayandırdıklarını dikkate alır. Ulusal mahkemelerin değerlendirmesi beraatın otomatik bir
sonucudur ve 5. maddenin 1. – 4. fıkralarının herhangi bir ihlalini tespit etmemektedir (bkz.
3