alındığında ki bunlara kanıt araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete
uygun bir yapıda gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini değerlendirmektir (Bkz. Sadak vd.-Türkiye,
no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 ).
AĐHM son olarak çekiꢀmeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir duruꢀmada
baꢀvuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez,
ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak,
AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları
dinleme ve dinletme haklarını içermektedir (Bkz. Lüdi-Đsviçre 15 Haziran 1992, Van
Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AĐHM’nin daha önce birçok kez dile getirdiği üzere,
(Bkz. sözü edilen Đsgro-Đtalya 19 ꢁubat 1991 ve sözü edilen Lüdi-Đsviçre) kimi hallerde
hukuki merciler açısından ön soruꢀturma kapsamındaki ifadelere baꢀvurmak gereklilik arz
edebilmektedir. ꢁayet sanık bu ifadelere yeterince ve etkili ꢀekilde itiraz edebilme olanağını
elde etmiꢀ ise, bu ifadelerin kullanılması AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesine yönelik herhangi
bir sakıncalı durumu teꢀkil etmemektedir. Bununla birlikte, sanık konumundaki bir kimsenin
ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruꢀturma kapsamında ne de duruꢀmalar sırasında
sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayıꢀı ölçüsünde, savunma haklarının kısıtlanması
esasına dayanan bir mahkumiyet kararı 6. madde ile öngörülen güvenceler ile
bağdaꢀmamaktadır (Bkz. A.M.-Đtalya kararı, no: 37019/97 ve Saidi-Fransa kararı, 20 Eylül
1993).
Bu baꢀvuruda AĐHM, baꢀvuranın doğrudan dahil olmadığı bir ceza davası (no: 1995/82)
kapsamında E.A.E., N.D. ve A.D.’nin ifadelerine dayalı olarak mahkumiyet cezasına
çarptırıldığını hatırlatır. AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın mahkumiyetine
dayanak oluꢀturduğu diğer kanıt unsurlarını (otopsi raporu, A.D.’nin beyan ve mektupları)
kullandığını saptamaktadır. Baꢀvuran DGM önünde aleyhte elde edilen bu delillere karꢀı
çıkmıꢀ fakat yargılama aꢀamasında bunları ve sözü edilen diğer beyanları sorgulama ve
sorgulatma imkânını elde edememiꢀtir. AĐHM, halihazırda tutuklu bulunan bu kimselerin
DGM karꢀısına çıkarılmaları önünde herhangi bir engelin bulunduğu bilgisinin iletilmediğini
ifade eder. AĐHM’ye göre son olarak Hükümetin savunduğu ꢀekliyle mezkur ifadelerin
kullanılmasında baꢀvuranın baꢀka bir ceza davası süresince firari olduğu savı bu durumu
meꢀru göstermeye yetmemektedir.
AĐHM baꢀvuranın mahkumiyet kararının dayanağını oluꢀturmada belirleyici olan delillerin
sanığın yer aldığı duruꢀmada sunulmaması ve üzerinde tartıꢀılmaması, çekiꢀmeli yargı,
silahların eꢀitliği gibi ilkelere riayet edilmemesi gibi unsurların tamamı ıꢀığında adil
yargılama koꢀullarının yerine getirilmediği kanısına varmaktadır. Ayrıca bu durumu haklı
çıkaracak herhangi bir istisnai durum da yer almamaktadır (Bkz. aynı anlamda, Ünel-Türkiye,
no: 35686/02, 27 Mayıs 2008 ve Osmanağaoğlu-Türkiye kararı, 21 Temmuz 2009).
AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatının bulunduğuna itibar
ederek Hükümetin itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran 50.000 Euro maddi zarara uğradığını ileri sürmekte, ayrıca 100.000 Euro manevi
tazminat talep etmektedir.
5