CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
EMĐNE YAAR -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 863/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Esas)  
STRAZBURG  
9 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (863/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Emine Yaar’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 7 Kasım 2003 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözlemenin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
F. KarakaDoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
7 Ekim 2001 günü, aralarında bavuranın da yer aldığı yaklaık kırk kadından oluan bir  
grup, Đstiklâl Caddesi yaya yolu üzerindeki Özgürlük ve Demokrasi Partisinin binasının  
önünde toplanmıtır. Grup, 11 Eylül 2001'deki olaylardan sonra Amerika Birleik  
Devletlerinin savailân edeceğine yönelik söylentiler üzerine bir basın açıklaması yapmayı  
plânlamaktadır.  
7 Ekim 2001 tarihinde yerel saatle 13.30’da düzenlenen tutanağa göre, grup, Emniyet  
müdür muavini tarafından eylemlerinin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğu konusunda  
uyarılarak dağılmaları yönünde ihtarda bulunulmu, aksi takdirde polisin toplantıyı zor  
kullanarak dağıtmak zorunda kalacağı bildirilmitir. Otuz yedi kadın bu ihtara uymayıp  
hoparlörle "biz kadınlar savaistemiyoruz, barıistiyoruz hemen imdi" diye slogan atarak  
"sesimizi dünyadaki savakarıtı tüm seslerle birletirmek için buradayız" balıklı basın  
açıklamalarını okumaya ve dağıtmaya teebbüs etmilerdir. Grup zor kullanılarak  
engellendikten sonra gözaltına alınmıtır.  
Bavuran, polislerin kimlik tespiti sırasında kendisini dövdüğünü iddia etmektedir.  
Aynı gün düzenlenen sağlık raporunda, ikâyetçinin solunum güçlüğü çektiği ve genel  
cerrahî bölümünde muayene edilmesi gerektiği belirtilmektedir.  
Yine 7 Ekim 2001 günü cerrahî servisinde de bir sağlık raporu düzenlenmitir. Raporda,  
bavuranda (kaburga seviyesinde) bir yumuak doku travması tespit edilmekle birlikte cerrahî  
müdahale bulunmadığı bildirilmektedir. Hastanın sekiz saat nezaret altında tutulması gerekli  
görültür.  
Bavuran, 19 ubat 2002 tarihine kadar farklı tarihlerde Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi  
ve Rehabilitasyon Merkezinde tedavi görmütür.  
1. Bavuranın tutukluluk koulları hakkındaki cezaî soruturma  
Bavuran, 21 Mart 2002 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına müracaat ederek,  
kendisine kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle, tutuklanmasından sorumlu olan polis  
memurları aleyhinde suç duyurusunda bulunmutur.  
2
21 Mayıs 2002 tarihinde Emniyet Müdürlüğünde müdür muavini tarafından ifadesi  
alınmıtır.  
Bavuran ifadesinde, basın açıklaması yapmak isteyen kadın grubuna katıldığını ve polis  
memurlarının hiçbir ihtarda bulunmadan grubu çembere aldığını söylemitir.  
Đstanbul Valisi, 30 Mayıs 2002 günü yaptığı açıklamada polis memurlarının 2911 sayılı  
Kanun uyarınca ve ihtarda bulunduktan sonra güç kullandığını gerekçe göstererek, polis  
memurları hakkında soruturma balatılmasına izin vermeyi reddetmitir.  
Bavuran 17 Haziran 2002 günü bu idarî karara karı Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesine  
("mahkeme") itiraz etmitir. Bavuran itirazında, 2911 sayılı Kanun’un ihlâli söz konusu ise,  
dava ihbar edilen polis memurlarının idarî değil, adlî bir ilemde bulunduklarını ileri  
sürmütür. Bavuran, bu kiiler hakkındaki cezaî takibatın idarî bir izne bağlı olmadığını  
iddia etmektedir.  
Mahkeme 19 Eylül 2002 tarihinde bavuran lehine karar vererek itiraz edilen kararı iptal  
etmitir.  
Vali, 31 Ekim 2002 tarihinde Emniyet Müdür Muavinine ön soruturma yapılması  
talimatını vermitir.  
8 Kasım 2002 günü bir kimlik tespit tutanağı düzenlenmitir. Bavuran iki polis memurunu  
fotoğraflarından tehis etmitir.  
12 Kasım 2002 günü, ön soruturmayı yapmakla görevlendirilen müdür muavini tarafından  
söz konusu iki polis memurunun ifadesine bavurulmutur. Polis memurları, gruba  
toplanmaya son vermeleri ihtarında bulunduklarını ve gösterinin yasa dıı olduğunu  
bildirdiklerini ifade etmilerdir. Göstericilere seslendiklerini ancak göstericilerin itaat etmeyi  
reddettiklerini eklemiledir. Bavuranı tanımadıklarını da belirtmilerdir.  
Vali soruturma dosyasını inceledikten sonra 27 Kasım 2002 günü, iki polis memuru  
aleyhinde adlî soruturma açılmasına izin vermeme kararı vermitir.  
Bavuranın itirazı mahkeme tarafından19 Mart 2003 tarihinde reddedilmitir.  
7 Mayıs 2003 günü Cumhuriyet Savcısı tarafından sorguya alınan Bavuran, savcının  
huzurunda 21 Mayıs 2002 tarihli ifadesini aynen tekrarlamıtır.  
29 Mayıs 2003 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından takipsizlik kararı alınmıtır. Savcı  
bu kararında 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesi hükümlerine atıfta bulunmutur.  
Takipsizlik kararı, 9 Temmuz 2003 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  
onaylanmıtır.  
2. Bavuran aleyhine açılan ceza davası  
Bu arada, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan 7 Nisan 2001 tarihli  
iddianame ile aralarında Bavuranın da bulunduğu göstericiler hakkında 2911 sayılı Toplantı  
ve Gösteri Yürüyüleri Kanuna muhalefet suçlamasıyla kamu davası açılmıtır.  
3
Bavuran Ceza Mahkemesine çıkarılmıtır. Hâkim huzurunda u ifadeyi vermitir:  
«HADEP Đstanbul Đl Bakanlığı Genel Kurul üyesiyim (...) Bir basın açıklaması yapmak  
üzereyken, iddete maruz bırakıldım. Đki kaburga kemiğim kırıldı. Bu konuyla ilgili bir sağlık  
raporum var. ikâyetçi olmak istiyorum.»  
Hâkim tüm göstericileri dinledikten sonra salıverilmelerine karar vermitir.  
Ceza Mahkemesi 22 Haziran 2004 tarihinde, eylemlerinin izin alınmasını gerektiren bir  
gösteri değil sadece basın açıklaması yapmak amacına yönelik olduğu gerekçesiyle tüm  
sanıkların beraatına karar vermitir. Mahkeme ayrıca sanıkların yasadıı herhangi bir gösteri  
yapmamalarına rağmen zor kullanılarak dağıtıldığını da belirtmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐYLE BAĞLANTILI OLARAK 3., 10. VE 11.  
MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, savakarıtı bir basın açıklaması yapmak isteyen, aralarında kendisinin de yer  
aldığı kadın grubunun dağıtılması sırasında polis tarafından kötü muameleye maruz  
bırakılğından ikâyet etmektedir. Bavuran ayrıca mahkemelerin de ihbar edilen polis  
memurlarını cezasız bıraktıklarını ileri sürmütür. Bavuran bu bağlamda, AĐHS’nin 13.  
maddesiyle bağlantılı olarak 3., 10. ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bu tür durumlarda ikâyet konusu olayların temelinde yatan gerçeklerin bir bütün  
olarak değerlendirilmesi gerektiği düüncesindedir. ikâyet konusu olayların AĐHS’nin 13.  
maddesiyle bağlantılı olarak 3., 10. ve 11. maddeleri açısından irdelenmesinin yerinde olduğu  
kanaatini taımaktadır.  
A. Kabul Edilebilirliğe Dair  
Hükümet, ikâyet konusu olayların bütünü itibarıyla iç hukuk yollarının tüketilmediğini  
iddia etmektedir.  
AĐHS’nin 3. maddesi ile ilgili olarak, bavuranın zarar ziyan tazminatı için idarî ve medenî  
hukuk yollarına bavurmadığını vurgulamaktadır.  
AĐHM bu itirazı daha önceki benzer davalarda birçok defa reddettiğini belirtir (diğer  
birçoğunun yanı sıra Güzel ahin ve Diğerleri - Türkiye arasındaki davaya bkz., Dosya No.:  
68263 / 01, Paragraf 36, 21 Aralık 2006). Bu nedenle Hükümetin itirazı reddedilmitir.  
Hükümet, AĐHS’nin 11. maddesi ile ilgili olarak, bavuranın iç hukuk yollarını  
tüketmediğini, öyle ki, Bavuranın mahkemeye götürdüğü cezaî takibatın hiçbir aamasında  
AĐHS’nin 11. maddesinde öngörülen barıçıl toplanma özgürlüğüne atıfta bulunmadığını ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi koulunun, AĐHS’yi imzalayan ülkelere  
aleyhlerindeki ihlâl iddialarını mahkemeye götürülmeden önce önleme ve telâfi etme fırsatı  
tanıma amacına yönelik olduğunu hatırlatır (Fressoz ve Roire - Fransa davası [GC], Dosya  
No. 29183 / 95, Paragraf 37, CEDH 1999I)  
4
AĐHM, bu davada öncelikle grubun dağıtılması ve katılımcılardan bazılarının zor  
kullanılarak gözaltına alınması konusunda gösterilen yasal tepki itibarıyla, iç hukuk yollarının  
tüketilmesi ile ilgili meselelerin AĐHS’nin 3. ve 11. maddelerinde teminat altına alınan  
haklardan ayrı değerlendirilemeyeceğini not eder (Samüt Karabulut - Türkiye arasındaki  
dava, Dosya No.16999 / 04, Paragraf 26, 27 Ocak 2009)  
AĐHM ayrıca söz konusu toplantının dağıtılmasından ibaret olan 7 Ekim 2001 tarihli  
müdahalenin, aciliyeti itibarıyla hiçbir bavuru yoluyla önlenemeyeceğini de belirtir.  
Aynı ekilde, bavuranın toplantıyı zor kullanarak dağıtan polis memurları aleyhinde  
yapmıolduğu suç duyurusunun, ikâyetini dile getirmek için uygun bir bavuru yolu  
olduğunu da vurgular. Bavuran, AĐHS’nin 11. maddesinde teminat altına alınan hakkını  
eklen kullanmamıolsa bile, dava konusu, bir basın açıklaması okumayı plânlayan bir grup  
kiinin zor kullanılarak dağıtılması suretiyle sübut bulmutur. Dolayısıyla iç yargı toplantının  
dağıtılmasının ve bunun için zor kullanılmasının gerekli olup olmadığı konusunu aratırma  
fırsatına sahip olmutur. Aynı zamanda, polis memurları aleyhindeki cezaî takibat  
kapsamında iddia edilen ihlâlleri telâfi etme imkânına da sahip olmutur. AĐHM ayrıca  
göstericiler aleyhine açılan ve 22 Haziran 2004 tarihinde beraatla sonuçlanan ceza davasının  
aynı zamanda AĐHS’nin 11. maddesinde belirtilen müdahalenin gerekliliği konusunun, iç  
yargıda uygulama bulduğu ekilde açıklığa kavuturulmasına izin veren bir dava olduğunu  
değerlendirmektedir.  
AĐHM bu nedenle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik itirazını  
reddeder.  
Bunun yanı sıra bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını not eder ve baka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi  
bulunmadığını vurgular. Dolayısıyla bavurunun kabul edilebilir ilân edilmesi yerinde  
olacaktır.  
B. Esasa Dair  
AĐHM ilk olarak polis müdahalesinin davacının barıçıl toplanma özgürlüğünü AĐHS’nin  
11. maddesi anlamında ihlâl edip etmediğini belirleyecektir. Daha sonra AĐHS’nin 3. maddesi  
ıığında bavuranın tutukluluk koullarını inceleyecektir.  
1. Madde 11  
Hükümet, müdahalenin yasa dıı gösteriler hakkındaki 2911 sayılı Kanunda öngörülmüꢀ  
olduğunu ileri sürerek, kamu düzenini korumak ve "karmaayı önlemek" gibi meru bir amacı  
taıdığını belirtmektedir. Hükümet bu müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiği  
kanaatinde olduğunu belirtmekle birlikte mevcut davada bu tür bir ihtiyacın hangi koullarda  
ortaya çıktığını açıklamamaktadır.  
AĐHM öncelikle 11. madde ile ilgili içtihatlarından doğan iki temel ilkeye atıfta bulunur  
(Djavit An - Türkiye arasındaki dava, No. 20652/92; Paragraf 56 57, AĐHM 2003 III ve  
Piermont - Fransa arasındaki dava, 27 Nisan 1995, Paragraf 76 77, Seri A No. 314 ve  
Plattform "Ärzte für das Leben" Avusturya, 21 Haziran 1988, Paragraf 32, Seri A No. 139).  
Ayrıca, müdahalenin gerekliliğinin aralarında bavuranın da yer aldığı göstericiler  
aleyhinde açılan ceza davası kapsamında iç hukuk tarafından AĐHS’nin 11. maddesi açısından  
5
incelendiğini de not eder. Ceza Mahkemesi, tüm sanıklar hakkında beraat kararı vermeden  
önce göstericilerin toplantısının meru olduğunu, mevcut davada 2911 sayılı Kanun’un  
uygulanamayacağını ve polisin müdahalesinin gereksiz olduğunu vurgulamıtır (yukarıda 27.  
paragrafa bkz.). AĐHM, bu mahkemenin kararına katılmamak için herhangi bir neden  
görmemektedir. Sonuç itibarıyla, Bavuranın barıçıl toplanma özgürlüğü hakkına müdahale  
edilmesinin hiçbir acil sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve demokratik bir toplum için  
gereklilik arz etmediği kanaatindedir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlâl edilmitir.  
Tarafların yukarıdaki iddiaları dikkate alındığında, AĐHM bavuranın AĐHS’nin 11.  
maddesi uyarınca ikâyetini dile getirmek için AĐHS’nin 13. maddesi anlamında iç hukuk  
yollarında daha etkili bir bavuruda bulunup bulunamayacağı hususunun ayrıca incelenmesine  
yer olmadığını düünmektedir.  
2. Madde 3  
Bavuran, tutuklanması sırasında kendisine zor kullanan polis memurlarının  
kaburgalarındaki kırıklardan sorumlu olduklarını iddia etmektedir. Polisin göstericilerin iddet  
içeren hiçbir tepkisine maruz kalmaması nedeniyle, kullanılan gücün yasal ve orantılı  
olmadığını savunmaktadır. Ayrıca, polisin grubu kaba kuvvet kullanarak dağıtmadan önce  
hiçbir uyarıda bulunmadığını da belirtmektedir.  
Hükümet, AĐHM içtihatlarında AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması için gerekli görülen  
"asgari ciddiyet düzeyinin" mevcut davada aılmadığı kanaatindedir. 7 Ekim 2001 tarihli  
sağlık raporunda bavuranın vücudunda ne herhangi bir kırıktan, ne de ciddî bir ekimoz  
oluumundan bahsedildiğini ileri sürmektedir. Hükümet, bavuranın bir fizik tedavi kliniğinde  
tedavi gördüğüne yönelik ifadesi ile ilgili olarak, ikâyetçinin söz konusu tedavi ve 7 Ekim  
2001 tarihinde polis memurları tarafından gerçekletirilen sözde güç kullanımı arasındaki  
nedensel bir bağlantının varlığını kanıtlayamadığını vurgulamaktadır.  
Ayrıca, bavuranın ikâyetlerini dile getirebilmek için bavuru yollarından etkili bir ekilde  
yararlandığını, ulusal makamların, bavuranın ikâyetinden hemen sonra harekete geçerek ön  
soruturma balatmasının bunun bir kanıtı olduğunu belirtmektedir. Bavuranın kendisine  
karı zor kullanmakla itham ettiği polis memurlarının tehis edildiğini, fakat bavuranın kötü  
muamele iddialarının kanıtlanamadığını ve polisler hakkında takibat yapılmadığını  
eklemektedir.  
AĐHM, kötü muamelelerin 3. madde kapsamında değerlendirilebilmeleri için asgarî bir  
ciddiyet düzeyine sahip olması gerektiğini hatırlatır. Bu asgarî ciddiyet düzeyi göreceli olup,  
kötü muamelenin süresi veya fiziksel ya da psikolojik etkileri ve bazı durumlarda kurbanın  
yaı ve sağlık durumu gibi davanın kendine özgü koullarının birlikte değerlendirilmesine  
bağlıdır. Bir bireyin özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, ya da daha genel olarak, tamamen  
kendi davranıı nedeniyle gerekli hâle gelmemesine rağmen kolluk kuvvetleri tarafından  
kendisine karı fiziksel güç kullanıldığını düünmesi, insan haysiyetini zedeleyicidir ve esas  
itibarıyla AĐHS’nin 3. maddesiyle teminat altına alınan hakkın ihlâli niteliğindedir (Labita -  
Đtalya arasındaki dava [GC], No. 26772 / 95, Paragraf 120, AĐHM 2000 - IV).  
AĐHM, bu davada, Hükümetin, polis memurlarının aralarında bavuranın da yer aldığı  
göstericilerin gözaltına alınması için zor kullandığı iddialarını reddettiğini not eder.  
6
Bununla birlikte, ikâyetçinin gözaltına alındıktan sonra bir sağlık muayenesinden  
geçtiğini ve bu muayenede kaburga seviyesinde yumuak doku travması tespit edildiğini  
belirtir. Bu travma, bavuranın tutuklanma koulları ile ilgili ifadesiyle örtümektedir.  
Bavuranın hekim tarafından rapor edilen travmayı dava konusu olaylardan önce geçirmiꢀ  
olabileceği ihtimalinin, ulusal makamlarca kanıtlanamadığı -hatta böyle bir varsayımın ima  
dahi edilmemiolduğu- nazarı itibara alındığında, AĐHM’de hâsıl olan kanaate göre polis  
memurları tarafından bavurana uygulanan iddetten kaynaklanan bu travma konusundaki  
açıklama yükümlülüğü de ulusal makamlara aittir.  
Bu nedenle, bu davadaki güç kullanımının gerekli olup olmadığının incelenmesi  
gerekmektedir. Bu bağlamda, AĐHM sebebiyet verilen yaralanmalara ve bunların meydana  
geldiği koullara özel önem vermektedir.  
AĐHM, iç yargıda da ifade bulduğu üzere, Hükümet tarafından, bavuranın iddet  
uygulağına hatta direndiğine yönelik bir iddiada bulunulmadığına iaret eder. Bu nedenle,  
kolluk kuvvetleri tarafından bavurana uygulanan ve 7 Ekim 2001 tarihli sağlık raporunda  
belirtilen travmaya sebebiyet veren iddetin, polis memurlarının meru tepkisi olarak  
onaylanamayacağı görüündedir. Bavuranın birçok kaburga kemiğinin kırılıp kırılmadığının  
veya daha sonra görmüolduğu fizyoterapinin gerçekten de bu travma ile bağlantılı olup  
olmadığının ayrıca aratırılmasına gerek olmadığını değerlendirmektedir.  
AĐHM, bavuranın ikâyeti üzerine müdür muavini tarafından yürütülen cezaî takibat  
konusunda ise söz konusu takibatın suç niteliği taıyan unsurların bulunmadığını ve ilgili  
kanun hükümleri gerekçe gösterilerek sınırlı tutulduğunu, buna rağmen göstericilere  
kullanılan gücün gerekliliğinin aratırılmadığını değerlendirmektedir (diğerlerinin yanı sıra  
bkz., Karatepe ve Diğerleri - Türkiye arasındaki dava, No. 33112 / 04, 36110 / 04, 40190 /  
04, 41469 / 04 ve 41471 / 04, Paragraf 32, 7 Nisan 2009)  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi ihlâl edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran manevî zarar için 15.000 Euro ve maddî zarar için 5.000 Euro tazminat talep  
etmektedir. Sağlık giderlerini gerekçe gösterdiği ikincisi için herhangi bir kanıt  
sunmamaktadır.  
Hükümet bu taleplerin haksız ve aırı olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHM tespit edilen ihlâl ile iddia edilen maddî zarar arasında herhangi bir illiyet bağı  
kuramağından bu talebi reddetmektedir. Buna karılık, bavurana maddî tazminat olarak  
12.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun ve makul olduğunu düünmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, aynı zamanda iç hukuk sürecindeki ve AĐHM nezdindeki yargılamanın masraf  
ve giderleri için 6.500 Euro talep etmektedir. Bavuran bu talebine Đstanbul Barosunun  
Avukatlık Ücret Tarifesi ile kendisi ve avukatı tarafından imzalanmıolan 15 Eylül 2007  
7
tarihli bir ücret protokolünü eklemitir; 9.500 Türk Lirası (yaklaık 5 400 Euro) tutarındaki bu  
protokolde, vekâlet ücretinin AĐHM’deki davanın sonuçlanmasından sonra ödenmesi  
öngörülmektedir.  
Hükümet, bir ödeme belgesiyle kanıtlanmadığını gerekçe göstererek talebin reddedilmesi  
gerektiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, bu dava ile ilgili olarak elindeki  
mevcut belgeler ile yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, buradaki dava süreci için  
bavurana götürü olarak 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini kaydetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 11. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesine yönelik ikayetin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana;  
(i) 12. 000 (on iki bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
(ii) yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 9 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8