incelendiğini de not eder. Ceza Mahkemesi, tüm sanıklar hakkında beraat kararı vermeden
önce göstericilerin toplantısının meꢀru olduğunu, mevcut davada 2911 sayılı Kanun’un
uygulanamayacağını ve polisin müdahalesinin gereksiz olduğunu vurgulamıꢀtır (yukarıda 27.
paragrafa bkz.). AĐHM, bu mahkemenin kararına katılmamak için herhangi bir neden
görmemektedir. Sonuç itibarıyla, Baꢀvuranın barıꢀçıl toplanma özgürlüğü hakkına müdahale
edilmesinin hiçbir acil sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve demokratik bir toplum için
gereklilik arz etmediği kanaatindedir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlâl edilmiꢀtir.
Tarafların yukarıdaki iddiaları dikkate alındığında, AĐHM baꢀvuranın AĐHS’nin 11.
maddesi uyarınca ꢀikâyetini dile getirmek için AĐHS’nin 13. maddesi anlamında iç hukuk
yollarında daha etkili bir baꢀvuruda bulunup bulunamayacağı hususunun ayrıca incelenmesine
yer olmadığını düꢀünmektedir.
2. Madde 3
Baꢀvuran, tutuklanması sırasında kendisine zor kullanan polis memurlarının
kaburgalarındaki kırıklardan sorumlu olduklarını iddia etmektedir. Polisin göstericilerin ꢀiddet
içeren hiçbir tepkisine maruz kalmaması nedeniyle, kullanılan gücün yasal ve orantılı
olmadığını savunmaktadır. Ayrıca, polisin grubu kaba kuvvet kullanarak dağıtmadan önce
hiçbir uyarıda bulunmadığını da belirtmektedir.
Hükümet, AĐHM içtihatlarında AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması için gerekli görülen
"asgari ciddiyet düzeyinin" mevcut davada aꢀılmadığı kanaatindedir. 7 Ekim 2001 tarihli
sağlık raporunda baꢀvuranın vücudunda ne herhangi bir kırıktan, ne de ciddî bir ekimoz
oluꢀumundan bahsedildiğini ileri sürmektedir. Hükümet, baꢀvuranın bir fizik tedavi kliniğinde
tedavi gördüğüne yönelik ifadesi ile ilgili olarak, ꢀikâyetçinin söz konusu tedavi ve 7 Ekim
2001 tarihinde polis memurları tarafından gerçekleꢀtirilen sözde güç kullanımı arasındaki
nedensel bir bağlantının varlığını kanıtlayamadığını vurgulamaktadır.
Ayrıca, baꢀvuranın ꢀikâyetlerini dile getirebilmek için baꢀvuru yollarından etkili bir ꢀekilde
yararlandığını, ulusal makamların, baꢀvuranın ꢀikâyetinden hemen sonra harekete geçerek ön
soruꢀturma baꢀlatmasının bunun bir kanıtı olduğunu belirtmektedir. Baꢀvuranın kendisine
karꢀı zor kullanmakla itham ettiği polis memurlarının teꢀhis edildiğini, fakat baꢀvuranın kötü
muamele iddialarının kanıtlanamadığını ve polisler hakkında takibat yapılmadığını
eklemektedir.
AĐHM, kötü muamelelerin 3. madde kapsamında değerlendirilebilmeleri için asgarî bir
ciddiyet düzeyine sahip olması gerektiğini hatırlatır. Bu asgarî ciddiyet düzeyi göreceli olup,
kötü muamelenin süresi veya fiziksel ya da psikolojik etkileri ve bazı durumlarda kurbanın
yaꢀı ve sağlık durumu gibi davanın kendine özgü koꢀullarının birlikte değerlendirilmesine
bağlıdır. Bir bireyin özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, ya da daha genel olarak, tamamen
kendi davranıꢀı nedeniyle gerekli hâle gelmemesine rağmen kolluk kuvvetleri tarafından
kendisine karꢀı fiziksel güç kullanıldığını düꢀünmesi, insan haysiyetini zedeleyicidir ve esas
itibarıyla AĐHS’nin 3. maddesiyle teminat altına alınan hakkın ihlâli niteliğindedir (Labita -
Đtalya arasındaki dava [GC], No. 26772 / 95, Paragraf 120, AĐHM 2000 - IV).
AĐHM, bu davada, Hükümetin, polis memurlarının aralarında baꢀvuranın da yer aldığı
göstericilerin gözaltına alınması için zor kullandığı iddialarını reddettiğini not eder.
6