Kızılyaprak – Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol – Türkiye (no:2), no:
47796/99, § 36, 27 Ekim 2005).
Davayı kendi içtihatları ıꢀığında inceleyen AĐHM, mevcut davada Hükümet’in daha önceki
davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varması için ikna edici ne bir olay ne de bir
argüman sunduğunu değerlendirmektedir. AĐHM adıgeçen yayın organında çıkan yazılara ve
yayınlandıkları bağlama özel bir önem atfetmiꢀtir. Bu hususta AĐHM davayı çevreleyen
koꢀulları ve bilhassa terörle mücadeleye bağlı güçlükleri hesaba katmıꢀtır (bkz. Đbrahim
Aksoy, adıgeçen, § 60, ve Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).
Sol görüꢀlü bir dergide yayınlanan tartıꢀmalı metinler, güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000
tarihinde Türk cezaevlerine yaptıkları müdahaleye iliꢀkin bir yazı dizisinden ibarettir. Bu
müdahaleler sonucunda tutuklulardan ölen ve yaralananlar olmuꢀtur. Ayrıca güvenlik
güçlerinden de yaralananlar olmuꢀtur. Bu yazı dizisi bilhassa baꢀvuran tarafından kaleme
alınan bir yazıdan müteꢀekkildi. Bu yazıda güvenlik güçlerinin müdahalesi ile karꢀı karꢀıya
kalan DHKP/C üyesi iki tutukludan gelen iki mektupta yazılanlar aktarılarak bir grup aydın
tarafından yayınlanan bir bildiriye yer verilmiꢀtir.
DGM tartıꢀmalı metinlerin, içeriğinde yasadıꢀı DHKP/C örgütünün propagandası niteliği
taꢀıyan beyanatlar barındırmak suretiyle sözkonusu örgüte yardım ve yataklık ettiği ve
güvenlik güçlerinin cezaevlerindeki müdahalesine yönelik bir eleꢀtiri niteliği taꢀıdığı
kanaatine varmıꢀtır.
Ulusal mahkemelerin kararlarında yer verilen gerekçeleri inceleyen AĐHM, sözkonusu
gerekçelerin baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için
yeterli olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bkz, mutatis mutandis, Sürek – Türkiye
(no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bu hususta AĐHM tartıꢀmalı metinlerin ulusal
makamları son derece olumsuz bir ꢀekilde resmettiğini ve sözkonusu makamların
cezaevlerindeki uygulamalarını son derece sert bir biçimde eleꢀtirdiğini gözlemlemektedir.
Ayrıca tutukluların bir ‘ katliam’ yaꢀadıkları ve polis ꢀiddetine maruz kaldıkları ꢀeklindeki
ifadelerinin yayınlanması ve taleplerinin yayımlanması güncel olayların ‘nötr’ bir ꢀeklide
tasviri olarak anlaꢀılamaz. Yasadıꢀı örgüte mensubiyetleri bilinen tutukluların Türkiye’deki
cezaevi koꢀullarını betimleyen mektupları yayınlanırken, bilgileri aktaran kaynakların adları
açıkça belirtilmiꢀ ve olayların daha iyi anlaꢀılması için bir sunum yazısıyla birlikte verilmiꢀtir.
AĐHM, haberin bu tarzda ele alınarak sunulmasının olaylara daha bireysel görünüm verdiğini
ve tanıklıkların daha kiꢀisel bir bakıꢀ açısıyla aktarıldığını ve böylelikle ulusal makamlarca
yürütülen operasyonun daha öznel bir biçimde takdim edildiğini kabul etmektedir. Bununla
birlikte AĐHM ne kendisinin ne de ulusal mahkemelerin, gazetecilerin haberleri sunarken
nasıl bir teknik kullanacaklarını söyleme durumunda olmadığını hatırlatmaktadır. Sonuç
olarak yalnızca ifade edilen fikir ve haberlerin özü değil ifade etme tarzı da AĐHS’nin 10.
maddesi tarafından korunmaktadır (Jersild – Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar, § 31)
Mevcut davada tartıꢀmalı yazıların ulusal makamları, eylemleri ve eylemleri gerçekleꢀtirirken
kullandığı araçlar nedeniyle kınadığı hususunda kuꢀku yoktur. Bu yazılar ayrıca hem
baꢀlıkları hem de içeriğiyle kamuoyunu harekete geçirmek için okuyucuyu eleꢀtirdiği olaylar
karꢀısında ‘sessiz kalmamaya’ ve ‘susmamaya’ çağırmaktaydı. Bununla birlikte AĐHM,
Hükümet sözkonusu olduğunda kabuledilebilir eleꢀtiri sınırlarının sıradan bir
vatandaꢀınkinden ve bir siyasetçininkinden daha geniꢀ olduğunu hatırlatmaktadır. Demokratik
bir toplumda Hükümet’in eylem ve ihmalleri yalnızca yasama ve yargının dikkatli denetimi
altında değil aynı zamanda kamuoyu denetimi altında da olmalıdır (Sürek – Türkiye (no:1),
5