CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
EMĐR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:10054/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (10054/03) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı olan Đlyas Emir’in (bavuran) 17 ubat 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
1946 doğumlu olan bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuranın yazı ileri müdürü olduğu üç ayda bir çıkan Güney Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi  
Ocak-ubat-Mart sayısında güvenlik güçlerinin Türk cezaevlerine yaptığı müdahale  
sonucunda birçok tutuklunun yaralandığı ve öldüğü 19 Aralık 2000 tarihli olaylara ilikin bir  
dizi yazı yayınlamıtır.  
Derginin 14, 15 ve 16. sayfalarında bavuran tarafından kaleme alınan ‘Susma sustukça sıra  
sana gelecek’ balıklı bir yazı yayınlanmıtır.  
Ayrıca derginin 15, 16 ve 17. sayfalarında güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karı karıya  
kalan tutukluların beyanlarına yer verilen ‘Bizi diri diri yaktılar’ balıklı bir yazı daha  
yayınlanmıtır.  
Derginin 18, 19, 20 ve 21. sayfalarında açlık gervi yapan DHKP/C mensubu iki tutuklu  
tarafından 19 Aralık 2000 tarihinden önce yazılmıiki mektuba yer verilmitir. ‘Sessiz mi  
kalacaksınız’ ve ‘Mutlaka kazanacağız’ bağını taıyan bu mektuplarda Türk  
cezaevlerindeki koulları ve açlık grevi yapan tutukluların talepleri dile getirilmitir.  
Mürsel Kaya mektubunda yapılan sert müdaleden ve tutukluların maruz kaldığını iddia ettiği  
kötü muamele ve ikence eylemlerinden ikayet edilmektedir.  
23. sayfada bir grup aydın tarafından yayınlanan ‘Bu nasıl pervasızlıktır ki, öldürdüğüne  
kurtardım der’ balıklı bildiriye yer verilmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı DGM Hakiminden derginin bu sayısının  
toplatılması talebinde bulunmutur.  
Yine aynı tarihte DGM Hakimi Anayasa’nın 28., Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 86. ve  
5680 sayılı Basın Kanunu’nun 2§1 ek maddesi uyarınca bu talebi yerinde görmütür. DGM  
Hakimi, DHKP/C üyesi tarafından kaleme alınan bu yazıda adıgeçen örgütün propagandası  
yapılmak suretiyle övüldüğünü ve cezaevlerinde açlık grevi yapan yasadıı örgüt üyelerinin  
desteklendiğini tespit etmitir.  
Aynı gün saat 17:10 itibariyle düzenlenen tutanakta derginin sözkonusu sayısının 6.000 nüsha  
olarak basıldığı, ancak derginin diğer nüshalarının dağıtımının yapılmıolması sebebiyle  
2
dergiyi basan matbaanın elinde yalnızca 120 nüsha bulunduğu belirtilmitir. Polis kalan  
nüshalara el koymutur.  
Cumhuriyet Savcısı 1 ubat 2001 tarihinde bavuranla birlikte derginin sahibini yasadıı bir  
örgüte yardım ve yataklık etmekle itham etmitir. Savcı Türk Ceza Kanunu’nun 31, 36 ve  
169. madeleri, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ve 5680 sayılı kanunun  
ek 2§1 maddesi yönünden mahkumiyetlerini talep etmitir.  
Üç sivil yargıçtan oluan DGM, 7 Mayıs 2001 tarihli durumada bavuranın savunmasını  
almıtır. Bavuran hakkında tahkikat yapılan yazılardan yalnızca birini kendisinin yazdığını  
belirtmitir. Kendisine gönderilen yazıları hiç okumadan yayınladığını, bu yazıların içeriğinin  
yazan kiileri bağladığını ve bu yazıların kendisiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtmitir.  
Masumiyet iddiasında bulunan bavuran beraatini talep etmitir.  
3 Haziran 2002 tarihinde yapılan durumada bavuranın avukatı, Savcı’nın taleplerine  
cevaben tartımalı yazıların basın özgürlüğü çerçevesinde bilgilendirme amaçlı olarak  
yayınlandığını savunmutur. Bu durumanın sonunda mahkeme, TCK’nın 169. ve 3713 sayılı  
kanunun 5. maddesi uyarınca bavuranı üç yıl dokuz ay hapse mahkum etmitir. Mahkeme  
ayrıca bu cezayı yirmi dört ay zarfında ödenmesi kaydıyla 6.477.634.800 TL para cezasına  
çarptırmıtır. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı kanunun 2§1 maddesi uyarınca tartımalı derginin  
bir hafta süreyle kapatılmasına ve TCK’nın 36. maddesi uyarınca, derginin el konulan 120  
nüshasının müsadere edilmesine karar vermitir.  
Bavuran bu kararın bozulması için 21 Haziran 2002 tarihinde Yargıtay’a bavurmutur.  
Bavuran temyiz talebinde bulunurken AĐHS’nin 10. maddesine ve AĐHM’nin ilgili  
içtihadına atıfta bulunmutur.  
Yargıtay, Basavcının bavurana tebliğ edilmeyen mütaalasına istinaden ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıtır.  
Cumhuriyet Savcısı 4963 sayılı kanunun 169. maddesinde yapılan değiiklik nedeniyle  
DGM’den yargılamanın yeniden balatılmasını talep etmitir.  
DGM TCK’nın 169. maddesinde yapılan değiiklikle bavurana isnad edilen olayların suç  
olma niteliğini yitirdiklerini tespit ederek bavuranın mahkum edildiği ağır para cezasının  
kaldırılmasına karar vermitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, hakkında verilen ceza mahkumiyeti kararının ve derginin toplatılarak yedi gün  
süreyle kapatılmasının ifade özgürlüğü, haber verme ve görülerini açıklama haklarına  
yönelik bir ihlal tekil ettiğini savunmaktadır.  
Bavuran bu hususta AĐHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
3
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet TCK’nın 169 maddesinin kaldırılmasıyla birlikte bavuran hakkında verilen cezanın  
ortadan kalkmıolması sebebiyle bavurunun dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.  
Hükümet’in bu argümanına itiraz eden bavuran hakkında verilen cezanın kaldırılması ve  
ceza yasalarında değiiklik yapılmasının AĐHS’nin 10. maddesi yönünden mağduru olduğu  
ihlali kısmen giderici nitelikte olduğunu ve ayrıca ulusal mahkemelerin adıgeçen derginin  
yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiğini anımsatmaktadır.  
AĐHM bavuran lehinde alınan herhangi bir karar ya da tedbirin, ulusal mahkemeler  
AĐHS’nin ihlal edildiğini açıkça ya da özü itibariyle kabul ederek sözkonusu ihlali telafi  
yoluna gitmiolsalar dahi, ilke olarak bavuranın ‘mağdur’ sıfatını yitirmesi için yeterli  
olmayacağını hatırlatmaktadır (Öztürk – Türkiye, no: 22479/93, § 73). AĐHM mevcut davada  
bavuranın ağır para cezasına mahkum edilmesinin dıında, 5680 sayılı kanunun ek 2 § 1  
maddesi uyarınca ulusal mahkemelerin derginin yedi gün süreyle kapatılmasına  
hükmettiklerini ve TCK’nın 36. maddesi gereğince derginin 120 nüshasına el konulduğunu  
gözlemlemektedir. Oysa AĐHS’nin 10. maddesine göre yayın organlarının amaçlarından biri  
de kamuoyunu etkilemektir (Ekin Derneği – Fransa, no: 39822/98, 18 Ocak 2000). Bu tür  
durumlar basın özgürlüğünü kısmen engelleyici ve kamuya açık bir tartımada yeri olan  
eletiriyi caydırıcı nitelik taımaktadır. (bkz. diğerleri arasında Sürek – Türkiye (no:2), no:  
24122/94, § 41, 8 Temmuz1999; Erdoğdu – Türkiye, no: 25723/94, § 72, ve Yaar Kaplan –  
Türkiye, no: 56566/00, § 32, 24 Ocak 2006).  
Bu itibarla AĐHM, TCK’nın 169. maddesinde değiiklik yapan 17 Ekim 2003 tarihli 4963  
sayılı kanun hükümlerinin bavuranın ikayetçi olduğu durumu telafi edici nitelikte olmadığı  
kanaatindedir. Zira bu kanunla yapılan değiikliğin, bavuranın ifade özgürlüğünü kullanması  
noktasında gerçekleen ihlal nedeniyle doğrudan maruz kaldığı sonuçları telafi ettiği iddia  
edilemez.  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığı kanaatindedir. AĐHM ayrıca bu ikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle  
karılamadığını tespit etmektedir. Bu itibarla sözkonusu ikayeti kabuledilebilir ilan etmek  
yerinde olacaktır.  
B. Esasa dair  
AĐHM tartımalı mahkumiyet kararının bavuranın AĐHS’nin 10 § 1 maddesiyle korunan  
ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale tekil ettiği noktasında taraflar arasında bir  
ihtilaf bulunmadığını kaydetmektedir. Ayrıca sözkonusu müdahalenin AĐHS’nin 10 § 2  
maddesi anlamında yasayla öngörülmü, ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi  
meru bir hedef gözettiği hususunda da bir ihtilaf mevcut değildir (bkz. Yağmurdereli –  
Türkiye, no: 29590/96, § 40). AĐHM bu değerlendirmeye katılmaktadır. Mevcut anlamazlık,  
sözkonusu müdahalenin ‘demokratik bir toplumda zorunlu’ olup olmadığı sorusuna  
dayanmaktadır.  
Mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren baka davaları da incelemiola AĐHM,  
bu davalarda AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmutu. (bkz. özellikle,  
4
Kızılyaprak – Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol – Türkiye (no:2), no:  
47796/99, § 36, 27 Ekim 2005).  
Davayı kendi içtihatları ıığında inceleyen AĐHM, mevcut davada Hükümet’in daha önceki  
davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varması için ikna edici ne bir olay ne de bir  
argüman sunduğunu değerlendirmektedir. AĐHM adıgeçen yayın organında çıkan yazılara ve  
yayınlandıkları bağlama özel bir önem atfetmitir. Bu hususta AĐHM davayı çevreleyen  
koulları ve bilhassa terörle mücadeleye bağlı güçlükleri hesaba katmıtır (bkz. Đbrahim  
Aksoy, adıgeçen, § 60, ve Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).  
Sol görülü bir dergide yayınlanan tartımalı metinler, güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000  
tarihinde Türk cezaevlerine yaptıkları müdahaleye ilikin bir yazı dizisinden ibarettir. Bu  
müdahaleler sonucunda tutuklulardan ölen ve yaralananlar olmutur. Ayrıca güvenlik  
güçlerinden de yaralananlar olmutur. Bu yazı dizisi bilhassa bavuran tarafından kaleme  
alınan bir yazıdan müteekkildi. Bu yazıda güvenlik güçlerinin müdahalesi ile karı karıya  
kalan DHKP/C üyesi iki tutukludan gelen iki mektupta yazılanlar aktarılarak bir grup aydın  
tarafından yayınlanan bir bildiriye yer verilmitir.  
DGM tartımalı metinlerin, içeriğinde yasadıı DHKP/C örgütünün propagandası niteliği  
taıyan beyanatlar barındırmak suretiyle sözkonusu örgüte yardım ve yataklık ettiği ve  
güvenlik güçlerinin cezaevlerindeki müdahalesine yönelik bir eletiri niteliği taıdığı  
kanaatine varmıtır.  
Ulusal mahkemelerin kararlarında yer verilen gerekçeleri inceleyen AĐHM, sözkonusu  
gerekçelerin bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için  
yeterli olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bkz, mutatis mutandis, Sürek – Türkiye  
(no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bu hususta AĐHM tartımalı metinlerin ulusal  
makamları son derece olumsuz bir ekilde resmettiğini ve sözkonusu makamların  
cezaevlerindeki uygulamalarını son derece sert bir biçimde eletirdiğini gözlemlemektedir.  
Ayrıca tutukluların bir ‘ katliam’ yaadıkları ve polis iddetine maruz kaldıkları eklindeki  
ifadelerinin yayınlanması ve taleplerinin yayımlanması güncel olayların ‘nötr’ bir eklide  
tasviri olarak anlaılamaz. Yasadıı örgüte mensubiyetleri bilinen tutukluların Türkiye’deki  
cezaevi koullarını betimleyen mektupları yayınlanırken, bilgileri aktaran kaynakların adları  
açıkça belirtilmive olayların daha iyi anlaılması için bir sunum yazısıyla birlikte verilmitir.  
AĐHM, haberin bu tarzda ele alınarak sunulmasının olaylara daha bireysel görünüm verdiğini  
ve tanıklıkların daha kiisel bir bakıaçısıyla aktarıldığını ve böylelikle ulusal makamlarca  
yürütülen operasyonun daha öznel bir biçimde takdim edildiğini kabul etmektedir. Bununla  
birlikte AĐHM ne kendisinin ne de ulusal mahkemelerin, gazetecilerin haberleri sunarken  
nasıl bir teknik kullanacaklarını söyleme durumunda olmadığını hatırlatmaktadır. Sonuç  
olarak yalnızca ifade edilen fikir ve haberlerin özü değil ifade etme tarzı da AĐHS’nin 10.  
maddesi tarafından korunmaktadır (Jersild – Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar, § 31)  
Mevcut davada tartımalı yazıların ulusal makamları, eylemleri ve eylemleri gerçekletirirken  
kullanğı araçlar nedeniyle kınadığı hususunda kuku yoktur. Bu yazılar ayrıca hem  
balıkları hem de içeriğiyle kamuoyunu harekete geçirmek için okuyucuyu eletirdiği olaylar  
karısında ‘sessiz kalmamaya’ ve ‘susmamaya’ çağırmaktaydı. Bununla birlikte AĐHM,  
Hükümet sözkonusu olduğunda kabuledilebilir eletiri sınırlarının sıradan bir  
vatandaınkinden ve bir siyasetçininkinden daha geniolduğunu hatırlatmaktadır. Demokratik  
bir toplumda Hükümet’in eylem ve ihmalleri yalnızca yasama ve yargının dikkatli denetimi  
altında değil aynı zamanda kamuoyu denetimi altında da olmalıdır (Sürek – Türkiye (no:1),  
5
no: 26682/95, adıgeçen, § 62, ve Gerger – Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
Ayrıca kullanılan üslubun sertliğine rağmen AĐHM, tartımalı yazıların iddete, silahlı  
direnie ya da isyana tevik edici nitelikte olmayıp bir nefret söylemi de olmadığını  
gözlemlemektedir. AĐHM nezdinde bu durum dikkate alınması gereken esas unsurdur (bkz.,  
a contrario, Sürek – Türkiye (no:1), adıgeçen, § 62, ve Gerger – Türkiye, no: 24919/94, § 50,  
8 Temmuz 1999).  
AĐHM müdahalenin orantılılığını ölçmek söz konusu olduğunda verilen cezaların cinsi ve  
ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu tespit etmektedir.  
AĐHM, mevcut davada bavuran hakkında hükmedilen ceza kararının kaldırılması yoluna  
gidildiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte sözkonusu cezanın kaldırılmasından önce  
bavuran hakkında kesinlemibulunan ceza bir yıl boyunca geçerliliğini devam ettirmitir.  
Bu hususta AĐHM, cezanın kaldırılması ileminin bavuranın durumunu telafi etmek amacıyla  
değil yalnızca TCK’nın 169. maddesinde değiiklik yapılması sonucu gerçekletiğini  
hatırlatmaktadır. Oysa AĐHM, yerleik içtihadı uyarınca, ulusal makamlar AĐHS’nin ihlal  
edildiğini açıkça ya da öz itibariyle kabul ederek bu ihlali telafi etmiolsalar dahi lehinde  
alınan bir karar ya da tedbirin bir bavuranın ‘mağdur’ sıfatını yitirmesi için yeterli  
olmayacağını hatırlatmaktadır (Aslı Güne– Türkiye, adıgeçen). Ayrıca AĐHM, tartımalı  
yazıların yayımlanmasının ardından ulusal makamların derginin toplatılması ve 120  
nüshasının müsadere edilmesi yoluna giderek yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiklerini  
tespit etmektedir. AĐHM’ye göre bu tür tedbirler izlenen hedeflerle orantılı olmayıp  
‘demokratik bir toplumda zorunlu’ değillerdir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6 §§ 1 VE 3 d) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Yargıtay Basavcısının mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle ulusal  
mahkemeler önünde yapılan yargılamanın adil olmadığından ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavuran hakkında verilen cezanın kaldırılmasının ardından Basavcının mütalaasının  
tebliğ edilmemesi yönünden yapılan ikayetle ilgili zarara yol açan sonuçların ortadan  
kalktığını gözlemlemektedir. Bavuran ikayetine konu olan tartımalı mahkumiyet  
kararından hiçbir ekilde etkilenmemiolması itibariyle AĐHS’nin 34. maddesi anlamında  
bavurunun bu bölümünün incelenmesine devam edilmesinde bir yararı olduğunu iddia  
edemez (Aslı Güne– Türkiye, adıgeçen).  
III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran tartımalı derginin toplatılmasından ve dergiyle ilgili olarak geçici kapatma tedbiri  
alınmasından yakınmaktadır. Bavuran bu hususta 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
6
AĐHM, bu ikayetin yukarıda AĐHS’nin 10. maddesi bakımından incelenen ikayetle ilintili  
olduğunu ve bu nedenle aynı ekilde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini tespit  
etmektedir.  
Bu hususta AĐHM, bavuranın yakındığı tedbir kararlarının hakkında verilen ceza  
mahkumiyeti kararının ikinci dereceden etkisi mesabesinde olduğunu tespit etmektedir.  
Netice itibariyle bu ikayeti ayrıca incelemeye gerek yoktur (bkz. Öztürk – Türkiye, no:  
22479/96, § 76).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 2.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bavuran ayrıca  
3.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM maddi tazminata ilikin olarak sunulan delillerin, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali  
sonucunda bavuran açısından meydana gelen zararı kesin olarak nicelendirilebilmesine  
imkan vermediğini değerlendirmektedir (bkz., aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri – Türkiye,  
no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AĐHM bu talebi  
reddeder. Manevi tazminat talebine ilikin olarak ise AĐHM, bavuranın dava koulları  
nedeniyle belli bir sıkıntı yaamıolabileceği kanaatine varmıtır. AĐHS’nin 41. maddesi  
uyarınca AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavurana 1.000 Euro ödenmesine  
hükmetmektedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.600 Euro talep etmektedir. Bu  
hususta bavuran avukat ücreti makbuzlarını belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavurana masraf ve harcamalarının geri ödemesi ancak,  
gerçekliği, zorunluluğu ve oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece yapılmaktadır.  
Hal i hazırda bavuran avukatı tarafından gerçekletirilen çalımaların dekontunu delil olarak  
sunmaktadır. Ancak bavuran yaptığını iddia ettiği harcamalara ilikin bir belge sunmamıtır.  
Mevcut unsurları ve bu konudaki içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, bavurana kendi  
nezdinde yaptığı harcamaları için 2.000 Euro tutarında bir ödeme yapılmasının makul  
olacağını takdir etmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puan eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
7
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 10. maddesi ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi yönünden yapılan  
ikayetlerin kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi yönünden yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
4.  
a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana:  
i. manevi tazminat olarak 1.000 Euro (bin),  
ii.masraf ve harcamaları için ise 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;  
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8