CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
EMİRE EREN KESKİN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 49564/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
22 Kasım 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (49564/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Emire Eren Keskin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 30  
Haziran 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını  
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1959 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde başvuran avukatlık yapmaktaydı.  
İki ayda bir yayımlanan Medya Güneşi (kelime anlamı olarak Medya sözcüğü «média»  
kelimesine karşılık gelse de bu kullanımla Kürtlerin efsanevi Med ülkelerine çağrışım  
yapılmaktadır) adlı derginin 15–30 Nisan 1995 tarihli 63. sayısında başvuran ile yapılmış bir  
söyleşiye yer verilmiştir.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, 20 Nisan 1995  
tarihinde bu derginin tüm baskılarının toplatılmasını kararlaştırmıştır. Başvuran aynı gün  
yetkili hakim karşısına çıkarılmıştır.  
Cumhuriyet Savcısı 3 Mayıs 1995 tarihinde başvuran ve bu derginin yazı işleri sorumlusu  
hakkında kamu davası açmıştır. Cumhuriyet Savcısı, 3713 sayılı Kanun’un 8 § 1., 6 §§ 2., ve  
4. maddeleri ile Basın-Yayın Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca, basın yoluyla bölücülük  
propagandası yapma ithamında bulunmuştur.  
30 Ekim 1995 tarihinde yürürlüğe giren 27 Ekim 1995 tarihli ve 4126 sayılı Kanun, 3713  
sayılı Kanun’un 8. maddesinde öngörülen cezaları hafifletmiş, ancak para cezasını artırmıştır.  
Aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM heyeti, 6 Şubat 1997 tarihli kararla 3713  
sayılı Kanun’un 8 § 1. maddesi uyarınca başvuranı suçlu bulmuş ve adı geçeni bir yıl dört ay  
hapis ve 133.333.333 TL. para cezasına çarptırmıştır. Başvuranın duruşma sırasındaki  
tutumunun dikkate alınması ve TCK’nın 59 § 2. maddesinin uygulanması üzerine DGM,  
verilen cezada bir indirime gitmiş ve başvuranı bir yıl bir ay on gün hapis ve 111.111.110 TL.  
para cezasına çarptırmıştır.  
DGM, makale yoluyla Türk topraklarının bir bölümünün Kürdistan ve bu bölgede yaşayanları  
Kürt olarak nitelendirilerek yayım yoluyla Devletin toprak bütünlüğüne, üniter ulus Devlet  
yapısına yönelik bir saldırının hedeflendiğini kaydederek bu makaleden bazı bölümlere yer  
vermiştir.  
Yargıtay, 8 Mart 1999 tarihinde İlk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
Cumhuriyet Savcısı 11 Kasım 1999 tarihli bir kararla, Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara  
yönelik cezaların ertelenmesini öngören 4454 sayılı Kanun’un uygulanmasının ardından  
başvuranın cezasını ertelemiştir.  
İstanbul Barosu Disiplin Kurulu, 27 Mart 2001 tarihinde DGM’nin talebinin ardından  
başvurana “disiplin cezası verilmesine yer olmadığına” karar vermiştir.  
2
Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu 12 Temmuz 2002 tarihli bir kararla, İstanbul Barosu  
Disiplin Kurulu’nun aldığı kararı bozarak başvuranın geçici olarak meslekten men edilmesini  
kararlaştırmıştır.  
Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 24 Eylül 2002 tarihinde bu kararı  
onaylamıştır.  
İstanbul Barosu Disiplin Kurulu 6 Kasım 2002 tarihli yazı ile başvuranın bir yıl süreyle  
görevinden uzaklaştırılma cezasını aldığını bildirmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, mahkumiyetinin ifade ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğundan  
şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.  
AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının başvuranın AİHS’nin 10 § 2. maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar  
arasında bir ihtilafa yer verilmediğini not etmektedir. Yapılan müdahalenin AİHS’nin 10 § 2.  
maddesi uyarınca kanun tarafından öngörüldüğüne, toprak bütünlüğünün korunması gibi  
meşru bir amacı izlediğine itiraz edilmemektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no:  
29590/96, 40, 4 Haziran 2002). Bu husus dikkate alınmaktadır, bununla birlikte müdahalenin  
«demokratik bir toplum için zorunluluk» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi  
gerekmektedir.  
AİHM, makalede kullanılan ifadelere ve yayımlandığı haliyle içeriğine özellikle dikkat  
etmektedir. Bu bağlamda, başvuruyu çevreleyen olaylarda terörle mücadele sırasında ortaya  
çıkan güçlükleri özellikle göz önünde bulundurmaktadır. AİHM, sözkonusu makalenin  
içeriğiyle olduğu kadar kullanılan kelimeler itibariyle de siyasi bir söylem yapısında olduğunu  
hatırlatmaktadır. Başvuran «Ulusal mücadelenin sonuca götürülebilmesi için Kürtlerin ve tüm  
Kürt siyasi hareketlerinin kendi aralarında mutlaka ulusal birlik oluşturmaları gerektiğine  
inanıyorum (…) ama özellikle Kürt kadınlarının ulusal ve toplumsal sürecinde yer alarak hep  
kendi sözünü söyleyerek, ama erkeklerle de birlikte davranarak bu işi götürmeleri gerektiğine  
inanıyorum» düşüncesini savunmaktadır.  
Başvuran «savaş» ve «barbarlık» sözcükleri ile Türk yetkililerinin ülkenin  
Güneydoğusu’ndaki tutumlarını nitelendirmektedir ve makalede yer alan bu terimler bazı sert  
ve şiddetli hislere damgasını vuran bir tonda aktarılmaktadır.  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca  
başvuran hakkındaki delillerin elde edildiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır. Bu yargı  
ile sözkonusu görüşlerde yer alan ifadelerle Türkiye’nin Güneydoğusunu bağımsız bir devlet  
«Kürdistan» ve burada yaşan Türk halkını da «Kürtler» olarak nitelendirilerek Türkiye  
Cumhuriyeti Devleti’nin toprak bütünlüğünün parçalanmasının hedeflendiği ifade edilmiştir.  
AİHM, iç hukuk mercilerinin vermiş oldukları kararları incelemiş ve bu müdahalelerin  
başvuranın ifade özgürlüğü bakımından meşruiyetinin yeterli olmadığına itibar etmiştir (Bkz.  
mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bu  
noktada, şiddeti teşvik etmekten ziyade, ihtilaflı konu hakkında taraflardan biri tarafından  
3
savunulan uzlaşmaz bir tutum sözkonusudur.  
AİHM ayrıca, daha önce de benzer sorunları gündeme getiren kararların incelendiğini ve  
bunların AİHS’nin 10. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye kararı, no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye kararı, no:  
22479/93, § 74, AİHM 1999-VI, ve sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, § 80, ve Kızılyaprak-  
Türkiye kararı, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AİHM, terörle mücadeleye bağlı  
güçlüklerin yanı sıra, mevcut başvuruyu mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında incelemiş ve  
Hükümetin davanın seyrini farklı sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığına itibar  
etmiştir (Bkz. özellikle sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, § 60, ve Incal-Türkiye kararı, 9  
Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).  
AİHM, başvurana verilen bir yıl bir ay on gün hapis ve 111.111.110 TL. para cezasının  
ağırlığı olduğunu kaydetmektedir.  
Bunun yanı sıra, başvurana hükmedilen ceza öngörülen amaçlar doğrultusunda orantısız ve  
«demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmamaktadır. O halde, AİHS’nin 10. maddesi  
ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesindeki  
askeri hakimin varlığı nedeniyle «bağımsız ve tarafsız» bir mahkeme niteliğinde olmadığını  
ve adil bir yargılamayı güvence altına alamayacağını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca,  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün kendisine hiçbir zaman tebliğ edilmemesi  
nedeniyle buna yanıt veremediğini öne sürmekte ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal  
edildiğini iddia etmektedir.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
AİHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. söz edilen Özel  
kararı, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, 6 Şubat §§ 35-36).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını kaydetmekte, bunun yanı sıra aralarında askeri bir hakimin de yer  
aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi karşısında başvuranın «ulusal güvenliğe» dayalı suçlardan  
yargılanması konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu tespitinde bulunmaktadır.  
Başvuran, hakkında açılan davada Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını yabancı  
gerekçelere dayandırdığı şüphesini duyabilir. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının  
tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekir. (sözü edilen  
Incal kararı s. 1573, § 72 ).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AİHS’nin 6 § 1.  
maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır.  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ edilmemesi üzerine  
AİHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan  
yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kişilere her halükârda adil bir yargılamayı  
garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.  
4
Bu yöndeki bir ihlalin tespiti ışığında, Mahkeme başvuranın adil yargılanma hakkının ihlal  
edildiği şikayetini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir. (Bkz. diğerleri arasında sözü  
edilen Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran, mesleki gelir kaybı nedeniyle 25.000 Euro’ya denk düşen maddi zarara uğradığını  
iddi etmektedir.  
Başvuran uğradığı manevi zararın tazmini için 15.000 Euro talep etmektedir.  
İddia edilen gelir kaybı ile ilgili olarak AİHM, dile getirilen miktarların AİHS’nin 10.  
maddesinin ihlali ile başvuranın gelir kaybına uğradığını nitelendirmeye imkân tanımadığına  
itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,  
28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002).  
AİHM manevi tazminatla ilgili olarak, başvuranın mevcut olayların koşulları nedeniyle bazı  
sıkıntılara maruz kaldığını belirtmektedir. Mahkeme, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca  
hakkaniyete uygun olarak başvurana bu yönde 7.500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, ulusal makamlar ve AİHM nezdinde yapmış olduğu temsil giderleri için 9.000  
Euro talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge niteliğinde başvuran avukatlık ücret tarifesini ve  
çeviri masraflarını gösterir makbuzları sunmuştur.  
Hükümet bu miktara aşırı olduğu için karşı çıkmaktadır.  
AİHM temsil gideri sözkonusu olduğunda, iç hukukta pratikteki uygulamanın da avukatlık  
ücret tarifesinin de mahkemeyi bağlamadığını hatırlatmaktadır (Bkz. örneğin, Tolstoy  
Miloslavsky-Romanya kararı, 13 Temmuz 1995, seri: A no: 316-B, s. 83, § 77). Mahkemenin  
bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda AİHM hakkaniyete uygun olarak, başvurana  
masraf ve harcamalar için 3.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
5
3. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4 a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
başvurana;  
i.  
ii.  
iii.  
manevi tazminat olarak 7.500 (yedi bin beş yüz) Euro;  
masraf ve harcamalara ilişkin 3.000 (üç bin) Euro ödemesine;  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 22 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6