A. AİHS’nin 5§ 1-c Maddesi
Başvuran, Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklandıktan sonra, 430 sayılı KHK gereğince
sorgulama için cezaevinden çıkarılıp jandarmalara teslim edildiğini ileri sürmektedir.
Başvuran incommunicado Jandarma Komutanlığı’nda, tamamen sorgulama yapan jandarma
erlerinin insafına bırakılarak tutulu bulundurulduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet, başvuranın jandarmada bulundurulmasının, yürürlükte olan mevzuata uygun
olduğunu ve klasik gözaltı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.
AİHM, “yasal yollara” uyma da dahil olmak üzere, tutukluluk halinin “meşruluğu”
konusunda, AİHS’nin, her türlü özgürlük kısıtlamasının, 5. maddenin keyfiyete karşı kişiyi
koruma amacına uygun olarak yapılmasını gerekli kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-
Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A serisi no: 185, s. 11, § 24). AİHM, terör nitelikli
suçlar konusunda kuşkusuz yapılan soruşturmaların yetkilileri özel sorunlarla karşı karşıya
getirdiğini birçok kez kabul etmiştir (Bkz. Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık, 29 Eylül 1988
tarihli karar, A serisi no: 145-B, s. 33, § 61, Murray-Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, A serisi
no: 300, s. 27, § 58, Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2282, § 78, Sakik
ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s. 2623, § 44 ve Demir ve
diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2653, § 41). Bu, yetkililere, terör
suçunun bulunduğunu düşündükleri her durumda, 5. madde bakımından ulusal mahkemelerin
ve son olarak AİHS’nin denetim organlarının her türlü denetiminden uzak olarak şüphelileri
yakalama ve gözaltına alma yetkisi verdiği anlamına gelmez (Bkz. diğerleri arasında,
sözüedilen Demir ve diğerleri, ibidem).
AİHM, başvuranın ilk olarak 28 Ekim 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 1 Kasım
2001 tarihine kadar Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nda gözaltında kaldığını tespit
etmektedir. Bu tarihte, savcı huzuruna ve hakkında tutuklanma kararı alan hakim huzuruna
çıkarılmıştır. Ardından cezaevine konulmuş ve birkaç saat sonra cezaevine kabulünün
ardından, 430 sayılı KHK gereğince hakim tarafından verilen izinle Jandarma Komutanlığı’na
götürülmek üzere cezaevinden çıkarılarak jandarmalara teslim edilmiştir.
Böylece 1 Kasım-12 Aralık 2001 tarihleri arasında devam eden, yani kırk günden fazla
süren gözaltı durumuna benzer bir durumda tutulmuştur. Bu koşullarda AİHM Hükümet’in
itirazını reddetmektedir.
Hükümet, görüşlerinde, başvuranın diğer adli soruşturmalar çerçevesinde yeniden
sorgulandığını savunmaktadır. Ancak, dosya unsurlarından hakimin, başvuranın yeniden
cezaevinden çıkarılıp jandarmalara verilmesi için 21 Kasım 2001 tarihinde yapılan ikinci
talebi, başka bir soruşturmayla ilgili kanıt unsurunun bulunmadığını vurgulayarak reddettiği
ortaya çıkmaktadır. Bu ret kararı, 430 sayılı KHK’ye dayanarak DGM tarafından iptal
edilmiştir.
Her halükarda AİHM, başvuranın tutuklanmasının ardından Jandarma Komutanlığı’na
götürülmesinin etkili adli denetimin dışında kalan bir durum oluşturduğunu tespit etmektedir.
Ayrıca AİHM, cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için jandarmaya teslim
edilmesinin, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuattan kaçmak anlamına geldiğine
kanaat getirmektedir. Tutuklanma kararının açıklanmasından birkaç saat sonra yeni
sorgulamalara maruz kalan başvuranın durumu da aynı yöndedir. Buna ek olarak, ihtilaflı olan