CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KARAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:78027/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
8 KASIM 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 78027/01 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Emrullah Karagöz’ün (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AİHM) 13 Kasım 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, avukat  
yardımından faydalanarak Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil  
edilmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
1978 doğumlu başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran, 28 Ekim 2001  
tarihinde jandarmalar tarafından yakalanmış ve Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanlığı’nca  
gözaltına alınmıştır.  
30 Ekim 2001 tarihinde başvuranın ifadesi jandarmalar tarafından alınmıştır.  
Başvuranın Türk hukukunun yasakladığı PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığından  
şüphelenilmiştir. Başvuran ifadesini gözleri kapalı olarak imzalamıştır. Başvuran gözaltının  
sonunda adli tabip tarafından muayene edilmiştir. Yapılan muayenede vücudunda hiçbir kötü  
muamele izine rastlanılmamıştır.  
Başvuran 1 Kasım 2001 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlendikten  
sonra hakkında tutuklanma kararı veren Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran hakkında yapılan suçlamaları reddetmiştir. Başvuran  
daha sonra Diyarbakır Cezaevi’ne gönderilmiştir.  
1. Başvuranın Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda Tutulması  
DGM hakimi 1 Kasım 2001 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin (OHAL) ve  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine, olağanüstü hal çerçevesinde alınacak ek tedbirler  
hakkındaki 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 3-c maddesine dayanarak  
sorgulama için başvuranın Jandarma Komutanlığı’na on günü geçmeyecek süreliğine  
göndermek üzere cezaevinden çıkarılmasına izin vermiştir. Başvuran cezaevinden aynı gün  
saat 22:45’te çıkarılarak jandarmaya teslim edilmiştir.  
DGM 6 Kasım 2001 tarihinde, başvuranın ailesinin itirazını, başvuranın jandarmada  
tutulu bulundurulma süresinin ulusal mevzuatın belirlediği sınırları aşmadığı gerekçesiyle  
reddetmiştir.  
DGM hakimi 10 Kasım 2001 tarihinde yine 430 sayılı KHK’ya dayanarak başvuranın  
jandarma tarafından alıkonulma süresini on gün daha uzatmıştır.  
15 Kasım 2001 tarihinde başvuranın avukatının yaptığı itiraz DGM tarafından  
reddedilmiştir.  
Başvuran 20 Kasım 2001 tarihinde cezaevine geri gönderilmiştir.  
20 ve 21 Kasım 2001 tarihlerinde, OHAL Bölge Valisi ve Cumhuriyet Başsavcısı,  
yine sözüedilen KHK’ya dayanarak, DGM hakiminden başvuranın jandarmaya teslim  
edilmek üzere cezaevinden çıkarılması için yeniden on günlük süre verilmesini talep  
etmişlerdir.  
21 Kasım 2001 tarihinde hakim, başvuranın cezaevinden çıkarılıp jandarmaya  
götürülmesi için ikinci kez izin vermeyi reddetmiştir. Hakim verdiği kararda, benzeri bir  
talebi haklı kılacak hiçbir kanıt unsurunun dosyada bulunmadığını ve bu ihmalkarlığın  
yetkililere sorumluluk yüklediğini belirtmiştir.  
Cumhuriyet Başsavcısı bu karara itiraz etmiştir.  
DGM 22 Kasım 2001 tarihinde, yapılan itirazı kabul etmiş ve başvuran hakkında üç  
soruşturmanın bulunduğunu tespit etmiştir. DGM yeniden on günlük süre vermiş ve  
başvuranın sorgulama için cezaevinden çıkarılmasına izin vermiştir.  
Başvuran aynı gün jandarmalara teslim edilmiştir.  
DGM hakimi 1 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın jandarmada kalış süresinin yeniden  
uzatılmasına karar vermiştir.  
Başvuran 12 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi’ne geri götürülmüştür.  
Başvuran, Cezaevi’ne her giriş çıkışında doktor tarafından muayene edilmiştir.  
Düzenlenen raporlarda başvuranın vücudunda hiçbir darp ya da yara izine rastlanılmadığı  
belirtilmiştir.  
2. Başvuran aleyhinde başlatılan yargılama  
Cumhuriyet Başsavcısı 6 Nisan 2001 tarihinde sunduğu iddianameyle, silahlı çete  
üyesi olma suçunun öngörüldüğü TCK’nın 168. maddesine dayanarak başvuran aleyhinde  
ceza davası açmıştır.  
DGM 26 Haziran 2001 tarihli duruşma sırasında, başvuranın tutuksuz yargılanmak  
üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.  
27 Ağustos 2001 tarihinde başvuran, jandarmaların aldığı ilk ifadesi dışında delil  
yetersizliğinden beraat etmiştir.  
20 Eylül 2001 tarihinde karar nihaileşmiştir.  
3. Başvuranın şikayeti hakkındaki soruşturma  
Başvuranın avukatı 9 Kasım 2001 tarihinde, itirafta bulunmasını sağlamak amacıyla  
başvurana kötü muamelede bulunduğu ileri sürülen Jandarma Alay Komutanlığı aleyhinde  
DGM Cumhuriyet Başsavcısı’na şikayette bulunmuştur. Ayrıca başvuranın avukatı,  
başvuranın Jandarma Komutanlığı’na verilmesinin, asgari gözaltı süresini belirleyen Anayasa  
hükmünün yanısıra AİHS’nin 5. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.  
DGM Cumhuriyet Başsavcısı 13 Kasım 2001 tarihinde, görevsizlik kararı vermiş ve  
dosyayı Diyarbakır Savcılığı’na göndermiştir.  
Başvuran 13 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı tarafından  
dinlenmiştir. Başvuran kendisine kötü muamele yapıldığını iddia etmiş ve sorgulamasına  
katılan jandarma erleri aleyhinde şikayette bulunmuştur. Ayrıca başvuran, tıbbi muayene ve  
gerekli tedavilerin sağlanmasını istemiştir.  
Başvuranın avukatı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı’na gönderdiği yazıda, işkence  
iddialarını yinelemiş ve müvekkilinin özel bir sağlık merkezinde muayene edilmesini  
istemiştir.  
Cumhuriyet Başsavcısı 14 Şubat 2002 tarihinde, her türlü kötü muamele izlerini tespit  
etmek amacıyla Dicle Üniversitesi üroloji ve nükleer tıp servisinde ayrıntılı sağlık muayenesi  
yapılması kararı vermiştir.  
Diyarbakır Bölge Valisi’ne gönderilen 27 Mart 2002 tarihli iddianameyle, Cumhuriyet  
Başsavcısı, başvuranın gözaltından sorumlu kişiler aleyhinde kovuşturma başlatılması izni  
istemiştir.  
18 Nisan 2002 ve 13 Mayıs 2002 tarihli raporlarda hiçbir anomali tespit edilmemiştir.  
Jandarma Alay Komutanı aleyhinde Diyarbakır Valiliği İdari Komitesi tarafından ön  
soruşturma başlatılmıştır.  
İdari Komite 1 Mayıs 2002 tarihinde, yeterli kanıt bulunamadığından suçlanan  
memurun kovuşturulması için soruşturma açılmamasına karar vermiştir.  
Başvuran 22 Mayıs 2002 tarihinde, Diyarbakır İdare Mahkemesi’nde sözkonusu  
karara itiraz etmiştir.  
Diyarbakır İdare Mahkemesi, 31 Aralık 2002 tarihinde bu kararı onamıştır. Bu kararın  
akabinde Diyarbakır Savcılığı tarafından muhakemenin men-i kararı verilmiştir.  
Başvuran 7 Şubat 2003 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi’nde muhakemenin  
men-i kararına itiraz etmiştir.  
26 Mart 2003 tarihinde itiraz, Diyarbakır Valiliği’nin verdiği karar gözönüne alınarak  
reddedilmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMET’İN İTİRAZI HAKKINDA  
Hükümet, 430 sayılı KHK’nın 3-c maddesinin klasik “gözaltı durumu”’yla ilgili  
olmadığına dair ön itirazını ortaya koyuştur. Zira bu hükme dayandırılarak cezaevlerinden  
çıkan kişiler, daha önce tutuklu veya hükümlü olan kişilerdir. Bu maddenin amacı, terör  
eylemlerine ilişkin devam etmekte olan diğer soruşturmalar çerçevesinde sözkonusu kişilerin  
bilgilerine başvurmaktır. Hükümet, sözkonusu kişilerin cezaevlerinden çıkmalarının hakim  
tarafından alınan kararlarla gerçekleştirildiğini belirtmiştir.  
Başvuran Hükümetin savına itiraz etmektedir.  
AİHM, 6 şubat 2003 tarihli kabul edilebilirlik kararında, bu itirazın yol açtığı  
sorunların, başvuranın şikayetlerinde ortaya çıkan sorunlara yakından bağlı olduğunu  
belirttiğini hatırlatmaktadır. Ancak AİHM sözkonusu itirazı esasla birleştirme kararı almıştır.  
II. AİHS’NİN 5§§ 1-c, 3 ve 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran 1 Kasım ve 12 Kasım 2001 tarihleri arasında jandarmalara teslim  
edilmesinin, AİHS’nin 5. maddesinin 1-c ve 3. paragraflarının ihlaline sebep olduğunu iddia  
etmektedir.  
A. AİHS’nin 5§ 1-c Maddesi  
Başvuran, Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklandıktan sonra, 430 sayılı KHK gereğince  
sorgulama için cezaevinden çıkarılıp jandarmalara teslim edildiğini ileri sürmektedir.  
Başvuran incommunicado Jandarma Komutanlığı’nda, tamamen sorgulama yapan jandarma  
erlerinin insafına bırakılarak tutulu bulundurulduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, başvuranın jandarmada bulundurulmasının, yürürlükte olan mevzuata uygun  
olduğunu ve klasik gözaltı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.  
AİHM, “yasal yollara” uyma da dahil olmak üzere, tutukluluk halinin “meşruluğu”  
konusunda, AİHS’nin, her türlü özgürlük kısıtlamasının, 5. maddenin keyfiyete karşı kişiyi  
koruma amacına uygun olarak yapılmasını gerekli kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-  
Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A serisi no: 185, s. 11, § 24). AİHM, terör nitelikli  
suçlar konusunda kuşkusuz yapılan soruşturmaların yetkilileri özel sorunlarla karşı karşıya  
getirdiğini birçok kez kabul etmiştir (Bkz. Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık, 29 Eylül 1988  
tarihli karar, A serisi no: 145-B, s. 33, § 61, Murray-Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, A serisi  
no: 300, s. 27, § 58, Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2282, § 78, Sakik  
ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s. 2623, § 44 ve Demir ve  
diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2653, § 41). Bu, yetkililere, terör  
suçunun bulunduğunu düşündükleri her durumda, 5. madde bakımından ulusal mahkemelerin  
ve son olarak AİHS’nin denetim organlarının her türlü denetiminden uzak olarak şüphelileri  
yakalama ve gözaltına alma yetkisi verdiği anlamına gelmez (Bkz. diğerleri arasında,  
sözüedilen Demir ve diğerleri, ibidem).  
AİHM, başvuranın ilk olarak 28 Ekim 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 1 Kasım  
2001 tarihine kadar Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nda gözaltında kaldığını tespit  
etmektedir. Bu tarihte, savcı huzuruna ve hakkında tutuklanma kararı alan hakim huzuruna  
çıkarılmıştır. Ardından cezaevine konulmuş ve birkaç saat sonra cezaevine kabulünün  
ardından, 430 sayılı KHK gereğince hakim tarafından verilen izinle Jandarma Komutanlığı’na  
götürülmek üzere cezaevinden çıkarılarak jandarmalara teslim edilmiştir.  
Böylece 1 Kasım-12 Aralık 2001 tarihleri arasında devam eden, yani kırk günden fazla  
süren gözaltı durumuna benzer bir durumda tutulmuştur. Bu koşullarda AİHM Hükümet’in  
itirazını reddetmektedir.  
Hükümet, görüşlerinde, başvuranın diğer adli soruşturmalar çerçevesinde yeniden  
sorgulandığını savunmaktadır. Ancak, dosya unsurlarından hakimin, başvuranın yeniden  
cezaevinden çıkarılıp jandarmalara verilmesi için 21 Kasım 2001 tarihinde yapılan ikinci  
talebi, başka bir soruşturmayla ilgili kanıt unsurunun bulunmadığını vurgulayarak reddettiği  
ortaya çıkmaktadır. Bu ret kararı, 430 sayılı KHK’ye dayanarak DGM tarafından iptal  
edilmiştir.  
Her halükarda AİHM, başvuranın tutuklanmasının ardından Jandarma Komutanlığı’na  
götürülmesinin etkili adli denetimin dışında kalan bir durum oluşturduğunu tespit etmektedir.  
Ayrıca AİHM, cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için jandarmaya teslim  
edilmesinin, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuattan kaçmak anlamına geldiğine  
kanaat getirmektedir. Tutuklanma kararının açıklanmasından birkaç saat sonra yeni  
sorgulamalara maruz kalan başvuranın durumu da aynı yöndedir. Buna ek olarak, ihtilaflı olan  
bu durum, 12 Aralık 2001 tarihine kadar belirgin bir gerekçe olmaksızın uzatılmıştır. Bu  
durumun kendisi, özellikle adli yardım gibi sorguya çekilen kişiler için gerekli bütün  
güvenceleri ortadan kaldırarak, 5§1-c maddesi gereğince meşruluk gerekliliğine aykırı bir  
eksiklik olarak ele alınmalıdır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 5§1 maddesi ihlal edilmiştir.  
B. AİHS’nin 5§3 maddesi  
Başvuran, , tutuklanmasının ardından jandarmalara 1 Kasım ile 12 Aralık 2001  
tarihleri arasında teslim edilme süresini ortaya koymuştur.  
Hükümet, başvuranın Jandarma Komutanlığı’nda alıkoyma süresinin uzatılmasının  
hukuki merciler tarafından denetlendiğini ve yürürlükte olan mevzuata uygun olduğunu  
savunmaktadır.  
AİHS’nin 5§1-c maddesinin ihlal edilmesine ilişkin varılan sonuçları gözönünde  
bulundurarak AİHM, AİHS’nin 5§3 maddesine ilişkin şikayetin ayrı olarak incelemeye gerek  
olmadığına kanaat getirmektedir.  
C. AİHS’nin 5§4 maddesi  
Başvuran, 430 sayılı KHK gereğince tutuklanmasının ardından jandarmaya teslim  
edilmesine itiraz etmek amacıyla etkili başvurunun bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran  
13. maddeyi ileri sürmektedir.  
AİHM, davaya ilişkin olayların hukuki değerlendirmesini yapmakta özgür olduğunu  
hatırlatmaktadır. Jura novit curia ilkesi gereğince, örneğin AİHM, bir şikayeti başvuranların  
ileri sürmediği madde veya paragraf açısından re’sen incelemiştir (Guerra ve diğerleri-İtalya,  
19 Şubat 1998 tarihli karar, § 44, 1998-I). Tutukluluk konusunda AİHM, AİHS’nin 5§4  
maddesi hükümlerinin 13. maddenin hükümlerine göre lex specialis olarak değerlendirilmesi  
gerektiğini not etmektedir. Dolayısıyla AİHM şikayeti 5§4 maddesi açısından inceleyecektir.  
Hükümet, başvuranın jandarmaya teslim edilmesine ve süre uzatımlarına hakim  
tarafından izin verildiğini savunmaktadır. Hükümet, başvuranın süre uzatım kararlarına itiraz  
edebileceğini bildirmektedir.  
AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, mahkemeyi, 5. maddeye dayanan şikayetin  
içeriğini görmeye ve uygun telafiyi sunmaya yetkili kılan iç başvuru yolunun bulunmasını  
güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolu hukuki açıdan olduğu kadar  
uygulamada da “etkili” olmalıdır.  
5§1 maddesine ilişkin yukarıda belirtilen değerlendirmeler gözönüne alarak AİHM,  
430 sayılı KHK’nın 8. maddesinin, sözkonusu KHK gereğince alınan kararların her türlü  
etkili adli denetimini ortadan kaldırdığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin  
5§4 maddesinin de ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
III. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, jandarmaya teslim edildiğinde itirafta bulunması için AİHS’nin 3.  
maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığından şikayetçi olmaktadır.  
Hükümet, başvuranın cezaevinden Jandarma Komutanlığı’na her götürülüşünde ve  
cezaevine geri dönüşünde sağlık raporunun düzenlendiğine dikkati çekmektedir.  
Hükümet, sözkonusu sağlık raporlarında başvuranın vücudunda hiçbir darp yada yara  
izine rastlanılmadığının belirtildiğini ileri sürerek, işkence ve kötü muamele iddialarının  
asılsız olduğu sonucuna varmaktadır.  
Başvuran Hükümet’in savına itiraz etmektedir.  
AİHM, yerleşik içtihadı ışığında olayları inceleyecektir (Bkz, diğerleri arasında,  
Assenov ve diğerleri. Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, 1998-VIII, s. 3288, § 93,  
Selmouni-Fransa , no 25803/94, § 95, AİHM 1999-V, Raninen-Finlandiya, 16 Aralık 1997,  
1997-VIII, s. 2821-2822, § 55, V.-Birleşik Krallık, no 24888/94, § 71, AİHM 1999-IX, Chahal  
–Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, 1996-V, s. 1855, § 79, Klaas- Almanya, 22 Eylül 1993  
tarihli karar, A serisi no 269, s. 17-18, § 30, ve Labita- Italya, no 26772/95, § 120, AİHM  
1999-IV).  
AİHM, sözkonusu raporların başvuranın vücudunda hiçbir kötü muamele izine  
rastlanılmadığının yer aldığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvuranın kendisinin,  
muayene sırasında maruz kaldığı kötü muamele hakkında doktorları bilgilendirmediğini de  
tespit etmektedir. AİHM, başvuranın Savcılığa yaptığı şikayetin ardından olası kötü muamele  
izlerinin tespiti amacıyla ekografi ve sintigrafi gibi özel tıbbi muayenelerden geçtiğini not  
etmektedir. Bu muayenelerin sonucunda hiçbir anomali tespit edilmemiştir. Ayrıca başvuran  
AİHS’nin 3. maddesine aykırı muamele iddialarına dayanak olarak en ufak bir unsur yada  
delil başlangıcı sunmamaktadır.  
Dolayısıyla AİHM, sözkonusu davada AİHS’nin 3. maddesinin ihlalinin bulunmadığı  
sonucuna varmaktadır.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, bir öğretim yılı boyunca eğitimine devam edemediği için maddi tazminat  
olarak 20.000 Euro ve manevi tazminat olarak 120.000 Euro istemektedir.  
Hükümet aşırı ve tutarsız bulduğu bu miktarlara itiraz etmekte ve olası adli tazminin  
hiçbir şekilde makul sınırları aşmaması yada sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması  
gerektiğine kanaat getirmektedir.  
Tespit edilen ihlaller ve başvuranın şikayetçi olduğu maddi tazminat arasında neden-  
sonuç ilişkisi olmadığında, AİHM, bu amaçla dile getirilen talebi kabul edemez. Ancak  
AİHM, manevi tazminat için hakkaniyete uygun olarak 8.000 Euro’nun verilmesinin uygun  
olacağına kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, 11.950 Euro avukat ücreti ve 464 Euro masraf ve harcamalar olmak üzere  
toplam 12.414 Euro istemektedir.  
Hükümet, AİHM’yi dayanaktan yoksun ve aşırı olduğu gerekçesiyle bu talebi  
reddetmeye davet etmektedir.  
AİHM elinde bulunan unsurları gözönüne alarak, başvuranın bütün taleplerini kabul  
edemez. Ancak başvuran, bu davanın hazırlanması için, adli yardım adı altında Avrupa  
Konseyi’nin ödediği 685 Euro’yla karşılayamadığı bazı masraflar yapmış olabilir.  
Dolayısıyla AİHM, masraf ve harcamalar için başvurana 1.000 Euro’dan adli yardım  
adı altında alınan 685 Euro düşürülerek, kalan miktarın ödenmesinin makul olduğuna karar  
vermektedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,  
1. Hükümet’in itirazını reddetmeye;  
2. AİHS’nin 5§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 5§3 maddesine göre yapılan şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;  
4. AİHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Kötü muamele iddiası konusunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
başvurana:  
i. manevi tazminat için 8.000 (sekiz bin) Euro,  
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin )Euro’dan adli yardım adı altında alınan 685  
(altı yüz seksen beş ) Euro düşürülerek kalan miktarın,  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
7. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 8 Kasım 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin  
2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.