CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ENERJĐ YAPI-YOL SEN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:68959/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Nisan 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (68959/01) no’lu davanın nedeni (T.C.  
Devleti’nin bir sendikası olan) Enerji-Yapı Yol Sen’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 1 Eylül 2000 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
oldukları bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından ahbaz Bael tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, tapu kadastro, enerji, altyapı hizmetleri ve yol yapımı konularında faaliyet gösteren  
bir memur sendikasıdır. 1992 yılında kurulan sendikanın merkezi Ankara’da bulunmaktadır.  
13 Nisan 1996 tarihinde, Babakanlık Personel Genel Müdürlüğü, 1996/21 sayılı bir genelge  
yayımlamıtır.  
“(…) Bütün bu çalımaların (kamu görevlilerinin sendikal hakları konusunda Türk mevzuatının  
aralarında AĐHS’nin de bulunduğu uluslar arası sözlemelerle uyumu) sürdürülmesi devam ederken ve  
henüz kamu görevlilerinin bu husustaki hukuki durumları açıklığa kavumamıiken ve kamu kurum  
ve kurulularında çalıan memurların katılması hukuki statülerini belirleyen mevzuatla yasaklanmıꢀ  
olmasına rağmen, toplu ibırakma ve iyavalatma eylemi hazırlıkları yapıldığı yolunda bilgiler  
alınmıtır.  
(…) devlet otoritesinin zarar görmemesi, kamu güvenliğinin sağlanması, hizmetin aksamaması ve  
memurların suça yönelmemesi bakımından;  
Kamu kurum ve kurulularında çalıan çalıan memurların, yukarıda belirtilen mahiyetteki toplantı ve  
eylemlere katılmaları, bağlı oldukları üst düzey yöneticiler tarafından önlenecek, mesai ve hizmetin  
devamlılığı sağlanacak, buna uymayanlar hakkında yasal ilem yapılacaktır. (…)”  
Sözkonusu genelge, memurlara toplu sözleme hakkı tanınması için Kamu Emekçileri  
Sendikaları Konfederasyonu tarafından düzenlenen eylemlerden begün önce yayımlanmıtır.  
Bavuran sendikanın yönetim kurulu üyeleri Cevat Kaya, Ataman Zengin ve Cengiz Faydalı  
grevlere ve 18 Nisan 1996 tarihli basın açıklamalarına katılmılardır. Sonuç olarak, sözkonusu  
üyeler disiplin cezasına çarptırılmıtır.  
Bavuran, sözkonusu genelgenin iptali istemiyle Danıtay’a bavuruda bulunmutur.  
24 Eylül 1996 tarihinde, Danıtay, sözkonusu bavuruyu reddetmitir. Danıtay, ihtilaflı  
genelgenin kamu görevlilerinin nasıl davranmaları gerektiği hakkındaki mevzuatın  
hatırlatılması ile ilgili olduğuna kanaat getirmitir. Danıtay’a göre, ihtilaf konusu genelge  
icrai bir ilem niteliği taımamaktaydı ve yetkinin kötüye kullanıldığına dair bir ikayete konu  
olamazdı. Danıtay ayrıca dava konusu genelgenin bavuran sendikanın ve üyelerinin hukuki  
durumunda hiçbir surette değiiklik yapmadığına hükmetmitir.  
2
Bavuran, 24 Eylül 1996 tarihli karara karı temyiz bavurusunda bulunmutur.  
2 Temmuz 1999 tarihinde, Danıtay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu itiraz edilen kararın  
bütün hükümlerini onamıtır.  
21 Ocak 2000 tarihinde, Danıtay, karar düzeltme talebini reddetmitir.  
1 Mart 2000 tarihinde, 21 Ocak 2000 tarihli karar bavuranın avukatına tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
Bavuran, 1996/21 sayılı genelge ile sendika özgürlüğü hakkının ihlal edildiği kanaatindedir.  
Bu bağlamda bavuran, AĐHS’nin 11. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. Müdahalenin mevcudiyeti  
AĐHM, 31 Ocak 2008 tarihli kabuledilebilirliğe ilikin kararında, bavuranın mağdur sıfatı  
bulunmadığına ilikin Hükümet’in ön itirazının esasa eklenmesine karar vermitir.  
Bavuran, toplu eylemler ve gösteriler çerçevesinde memurlara ulusal greve katılmayı  
yasaklayan itiraz konusu genelgenin, sendika özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir  
müdahale olduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, söz konusu genelgenin hiçbir ekilde bavuranı etkilemediği görüündedir.  
Hükümet, yasal düzenlemeleri hatırlatmakta ve sözkonusu genelgenin ilgilinin yasal  
faaliyetlerini yürütmesine engel olmadığını savunmaktadır. Hükümet, sonuç olarak, AĐHS’nin  
11. maddesi uyarınca bavuranın sendika hakkını kullanmasına yönelik hiçbir müdahalenin  
bulunmadığı kanaatindedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca bavuruda bulunabilmek için, bir kiinin, bir sivil  
toplum örgütünün ya da ahıs grubunun “AĐHS’de tanınan hakların ihlalinden mağdur”  
olduğunu ileri sürebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir ihlalden mağdur olduğunu ileri  
sürebilmek için, bir kiinin ihtilaflı tedbirin etkilerine doğrudan maruz kalması gerekmektedir  
(Irlanda-Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar; Eckle-Almanya, 15 Temmuz 1982 tarihli  
karar; Klass ve diğerleri-Almanya, 6 Eylül 1978 tarihli karar). Böylece AĐHS, AĐHS’de  
tanınan hakların yorumlanması için actio popularis’e imkan tanımamaktadır; AĐHS ayrıca,  
kiilerin, sonuçlarına doğrudan maruz kalmadıkları bazı iç hukuk tedbirlerini, sırf AĐHS’yi  
ihlal ettiklerini düündükleri için ikayet etme izni de vermemektedir (Norris-Đrlanda, 26  
Ekim 1988 tarihli karar).  
Öte yandan, kovuturma korkusuyla tutumunu değitirmeye zorlandığı (Norris; Bowman-  
Birleik Krallık, bavuru no: 24839/94) veya mevzuatın etkilerine doğrudan maruz kalma  
riski taıyan bir grubun içerisinde yer aldığı durumda (Burden-Birleik Krallık, bavuru no:  
13378/05, 29 Nisan 2008; Johnston ve diğerleri-Đrlanda, 18 Aralık 1986; Open Door ve  
Dublin Well Woman- Đrlanda, 29 Ekim 1992 tarihli karar) kendisine yönelik bir uygulama  
olmasa da kii, yasanın haklarını ihlal ettiğini öne sürebilir.  
3
Mevcut davada AĐHM, sözkonusu prensiplerin ıığında, bavuran sendikanın ihtilaflı  
genelgenin etkilerine doğrudan maruz kaldığı ve sonuç olarak, sendika özgürlüğü hakkına  
yönelik bir müdahaleden dolayı mağdur olduğunu ileri sürebileceği kanaatindedir. Zira  
AĐHM, 1996/21 sayılı genelgenin memurlara toplu sözleme hakkının tanınması için Kamu  
Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu tarafından düzenlenen eylemler çerçevesindeki ulusal  
bir greve memurların katılmalarını yasakladığını gözlemlemektedir. Sözkonusu greve  
katılanlar disiplin cezalarına çarptırılmıtır. Oysa AĐHS’nin gerektirdiği, AĐHS’nin 11.  
maddesine ters dümeyecek koullarda, yasal düzenlemenin, sendikalara, üyelerinin  
çıkarlarını savunmak için mücadele etme imkanı tanınmasıdır (Schimdt ve Dahlström – Đsveç,  
6 ubat 1976; Belçika Ulusal Polis Sendikası- Belçika, 27 Ekim 1975; Đsveç Lokomotif  
Sürücüleri Sendikası-Đsveç 6 ubat 1976). Bir sendikaya sesini duyurma imkanı sağlayan  
grev, sendika üyelerinin çıkarlarının korunmasında üyeler açısından önemli bir unsurdur  
(Schmidt ve Dahlström). AĐHM, ILO’nun denetim organları tarafından, grev hakkının,  
sendika özgürlüğü ve sendikalama hakkının korunmasına ilikin ILO’nun 87 sayılı  
Sözlemesi ile güvence altına alınan sendikal örgütlenme hakkının ayrılmaz bir parçası olarak  
kabul edildiğini kaydetmektedir (AĐHM tarafından AĐHS dıında dikkate alınan uluslararası  
hukuk unsurları için bkz, Demir ve Baykara). AĐHM, Avrupa Sosyal artı’nın da grev  
hakkını, toplu görüme hakkının etkin ileyiini sağlamaya yönelik bir yöntem olarak kabul  
ettiğini hatırlatmaktadır. Bu itibarla, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.  
B. Müdahalenin yerindeliği  
“Yasa ile öngörüldüğü”, AĐHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafı uyarınca bir veya birden çok  
meru amaç izlediği ve sözkonusu amaçlara ulamak için “demokratik bir toplumda” gerekli  
olduğu ortaya konmadığı sürece böyle bir müdahale AĐHS’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.  
1. “Yasa ile öngörülme”  
AĐHM, “yasa ile öngörülme” ifadesinin öncelikle ihtilaf konusu müdahalenin iç hukukta  
dayanağı olmasını gerektirdiğini, “yasa” terimini eklen değil özü itibarıyla algıladığını ve  
yasa terimine yetkili merciler tarafından yasayla kendilerine verilen yetkiye dayanarak  
düzenlenen “yasalardan alt” düzeydeki metinleri de eklediğini hatırlatmaktadır (Frérot-  
Fransa, bavuru no: 70204/01, 12 Haziran 2007; Lavents-Letonya, bavuru no: 58442/00, 28  
Kasım 2002).  
AĐHM, mevcut davada, kural koyucu yetkinin uygulanması sonucu ortaya çıkan 1996/21  
sayılı genelgenin ihtilaflı müdahalenin yasal temelini oluturduğu kanaatindedir.  
2. Meru Amaç”  
AĐHM bu bavurudaki müdahalenin AĐHS’nin 11/2 maddesinde yer alan meru bir amacı  
izlediğinden üphe etmektedir. AĐHM bununla birlikte böylesi bir müdahalenin gerekliliği  
hususunda vardığı netice çerçevesinde bu sorunu incelemeyi gerekli görmemektedir (Urcan  
ve diğerleri-Türkiye, bavuru numaraları: 23018/04, 23034/04, 23042/04, 23071/04,  
23073/04, 23081/04, 23086/04, 23091/04, 23094/04, 23444/04 ve 23676/04, 1 7 Temmuz  
2008).  
3. “Demokratik bir toplumda gereklilik”  
4
Belçika Ulusal Polis Sendikası- Belçika ve Schmidt ve Dahlström kararlarına atıfta bulunarak  
Hükümet, AĐHS’nin 11. maddesinin sendikalara Devlet tarafından belli bir muamele  
yapılmasını güvence altına almadığını, Sözleme’nin devlete getirdiği yükümlülüğün,  
devletin uygun gördüğü imkanlarla, sendikaların üyelerinin çıkarlarının korumak için  
mücadele etmelerine imkan tanımak olduğunu belirtmektedir. Hükümet’e göre, ihtilaflı  
genelge, AĐHS’nin 11/2 maddesi uyarınca, yürürlükteki bir mevzuatın uygulanmasına ilikin  
bir hatırlatmaydı. Ayrıca Hükümet, 10 Aralık 2002 tarihinde, 2001/53 sayılı genelge ile  
memurların toplu sözleme haklarını kullanma koullarını belirleyen 4688 sayılı yasa  
uyarınca 1996/21 sayılı genelgenin yürürlükten kaldırıldığını hatırlatmaktadır.  
Bavuran, görülerini yinelemekte ve Hükümet’in iddialarına karı çıkmaktadır. Bavurana  
göre, itiraz edilen genelge, grevleri yasaklayarak sendikal özgürlüğünü kullanmasına orantısız  
kısıtlamalar getirmitir.  
Devletler bakımından AĐHS’nin 11. maddesinden kaynaklanan pozitif ve negatif  
yükümlülüklere ilikin genel ilkeler ile ilgili olarak AĐHM, Demir ve Baykara kararında  
ortaya koyduğu içtihadına atıfta bulunmaktadır.  
Đꢀbu davada sözkonusu ilkelerin  
uygulanmasına ilikin olarak, AĐHM, ihtilaf konusu genelgenin, memurlara toplu sözleme  
hakkının tanınması için Kamu Emekçileri Sendikası tarafından düzenlenen eylemlerden beꢀ  
gün önce, devlet memurlarının sendika hakkı konusunda Türk mevzuatını uluslararası  
sözlemelere uygun hale getirme çalımalarının sürdüğü bir sırada ve devlet memurlarının  
hukuki statülerinin belirsiz olduğu bir zamanda kabul edildiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, grev hakkının mutlak bir niteliği olmadığını kabul etmektedir. Grev hakkı, bazı  
koullara bağlı olabilir, sözkonusu hakka bazı kısıtlamalar getirilebilir. Dolayısıyla, sendikal  
özgürlük ilkesi Devlet adına yetki kullanan memurlara grev hakkı yasağı ile bağdaabilir.  
Ancak, bazı memur kategorilerine grev yasağı getirilse bile (mutatis, mutandis, Pellegrin-  
Fransa, bavuru no: 28514/95) grev hakkının yasaklanması mevcut davadaki gibi genel  
olarak memurları veya Devlet’e ait ticari ve endüstriyel kurulularda görev yapan içileri  
kapsayamaz. Grev hakkına getirilen yasal kısıtlamaların, kısıtlamaya konu memur  
kategorilerini mümkün olduğunca açık ve sınırlayıcı bir biçimde tanımlaması gerekmektedir.  
AĐHM’nin görüüne göre, mevcut davada, ihtilaf konusu genelge, AĐHS’nin 11. maddesinin  
2. paragrafında sıralanan amaçların gerekleri ile dengelenmeden tüm memurlara mutlak  
ekilde grev hakkını yasaklayan genel ifadelerle kalem alınmıtır. Ayrıca AĐHM, dosyada, 18  
Nisan 1996 ulusal eylem gününün yasaklandığına dair hiçbir bulgu bulunmadığını  
kaydetmektedir. Genelge ile sadece sözkonusu eylem gününe memurların katılımı  
yasaklanmaktaydı. Sözkonusu eyleme katılarak, bavuran sendikanın yönetim kurulu üyeleri  
yalnızca barıçıl toplanma özgürlüklerini kullanmıtır (Ezelin-Fransa, 26 Nisan 1991 tarihli  
karar). Dava konusu genelgeye dayanılarak sözkonusu kiiler disiplin cezasına çarptırılmıtır.  
AĐHM, sözkonusu cezaların, üyelerinin çıkarlarını savunmak amacıyla eylemlere veya böyle  
bir greve katılmayı isteyen sendika üyeleri ve diğer kiiler açısından caydırıcı nitelik taıdığı  
kanaatindedir (Urcan ve diğerleri ve Karaçay-Türkiye 27 Mart 2007 tarihli karar). AĐHM,  
Hükümet’in demokratik bir toplumda dava konusu kısıtlamanın gereklikliliğini ortaya  
koymağını belirtmektedir.  
Kendi incelemesini yapan AĐHM, sözkonusu genelgenin kabulü ve uygulanmasının “zorlayıcı  
bir sosyal gereksinimi” karılamağı ve bavuran sendikanın AĐHS’nin 11. maddesi ile  
tanınan hakları etkili bir ekilde kullanmasına yönelik orantısız bir müdahale oluturduğu  
sonucuna ulamaktadır.  
5
Bu itibarla AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmamıtır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderler için 6.350 TL (yaklaık  
3.150 Euro) talep etmektedir. Sözkonusu miktarın hesap dökümü u ekildedir: avukatlık  
ücreti için 6.000 TL ve çeviri masrafları için 350 TL. Belge olarak bavuran, avukatlık ücret  
makbuzu ile çeviri ücreti faturasını sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak  
AĐHM, tüm masraflar için bavurana 1.500 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin beyüz Euro)  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
3. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6
7