COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
ENZĐLE ÖZDEMĐR – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 54169/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 54169/00 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaı Enzile Özdemir’in (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 7 Eylül 1999  
tarihinde, Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından R. Yalçındağ, A. Demirtave S. Demirtatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1953 doğumludur ve Diyarbakır’ın Bağıvar köyünde ikamet etmektedir.  
A. Olayların evveliyatı  
Bavuran ile ei Mehmet Özdemir, Diyarbakır’ın Bağıvar köyünde ikamet  
etmekteydiler. Sekiz çocukları vardır. Bavuran, sözkonusu zamanda, einin HADEP (Halkın  
Demokrasi Partisi) üyesi olduğunu ileri sürmektedir.  
1995 yılında, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Mehmet Özdemir’i yasadıı  
silahlı bir örgüte (PKK) yardım ve yataklık etme suçlarından yargılamıve beraat ettirmitir.  
Mehmet Özdemir, 5 Ağustos 1997 tarihinde yakalanmıve tutuksuz yargılanmak  
üzere serbest bırakıldığı 9 Ağustos 1997 tarihine kadar gözaltında tutulmutur. Yasadıı  
silahlı bir örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle bavuran aleyhinde cezai takibat  
balatılmıtır. Bu cezai takibat, 23 Ocak 1998 tarihinde Mehmet Özdemir’in beraat etmesiyle  
son bulmutur.  
Bavuran, kaybolmadan önce einin güvenlik güçleri tarafından taciz edildiğini iddia  
etmitir. Bavuran, bu bağlamda, einin birkaç kez yakalandığını ve ciddi ikenceye maruz  
bırakılğını ileri sürmütür.  
Bavuran, ayrıca, einin kaybolmasından yaklaık yirmi gün önce, güvenlik güçleri  
tarafından evine baskın yapıldığını iddia etmitir. Bavuran, bu olaydan sonra, einin  
Diyarbakır’daki akrabalarıyla kalmak üzere on begün için evden ayrıldığını ileri sürmütür.  
Ancak, daha sonra, einin bu süre içerisinde yeniden yakalandığını, sorgulandığını ve serbest  
bırakılğını öğrenmitir. Bavuran, einin her gün nerede olduğunu bildirmesi için bir polis  
memurundan talimat aldığını kendisine anlattığını ifade etmitir. Bavuran, einin kendisine  
verilen numarayı iki kere aradığını, ancak kimsenin cevap vermediğini iddia etmitir.  
B. Bavuranın einin kaybolması  
Bavuran, einin kaçırılmasına tanık olmamıtır. Bir görgü tanığı, 26 Aralık 1997  
tarihinde, sivil kıyafetler içinde telsizli ve silahlı iki kiinin Mehmet Özdemir’in  
arkadalarıyla oturduğu kahvehaneye gelip Özdemir’e kendileriyle gelmesini söylediklerini  
2
bavurana bildirmitir. Bavuranın eini dıarı çıkarıp beyaz bir taksiye doğru götürmülerdir.  
Mehmet Özdemir balangıçta adamlara direnmemitir. Ancak, arabanın arkasında üçüncü bir  
kiinin oturduğunu görünce arabaya binmemek için çabalamı, sonuçta zorla arabaya  
bindirilmitir.  
Bavuran, görgü tanığının okuma-yazması olmaması nedeniyle, taksinin plakasını  
yazamadığını ifade etmitir.  
C. Mehmet Özdemir’in kaybolmasına yönelik soruturma  
Bavuran, 29 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe ile bavurarak kahvehanede sivil kıyafetli polis  
memurları tarafından yakalandığını ileri sürdüğü einin nerede olduğuna dair bilgi talep  
etmitir. Aynı gün, bu dilekçeye “Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıtır” ibaresi  
taıyan bir damga vurulmutur. Ancak, damganın üzerinde hiçbir resmi yetkilinin imzası  
bulunmamaktadır.  
7 Ocak 1998 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı kayıp bürosuna  
dilekçe yazmıtır. Bavuran, bu dilekçede, 26 Aralık 1997 tarihinde 15.30 sularında,  
Diyarbakır sebze pazarının yanındaki bir parkta sivil kıyafetli ve silahlı dört polis memuru  
tarafından einin yakalandığını ileri sürmütür. Bavuran, ayrıca, 29 Aralık 1997 tarihli  
dilekçesine einin gözaltında olduğunu belirten bir damga vurulduğunu, ancak sonradan  
dilekçesinin yanlılıkla damgalandığı ve einin gözaltında olmadığı yönünde sözlü olarak  
kendisine bilgi verildiğini ifade etmitir.  
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in kaybolmasına yönelik bir  
soruturma balatmıtır. Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in iddia edildiği üzere  
gözaltına alınıp alınmadığı konusunda Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden kendisine bilgi  
verilmesini talep etmitir. Hükümet, Mehmet Özdemir’in gözaltına alınmadığı yönünde bilgi  
veren Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcılığı ve Jandarma Komutanlığı’nın farklı  
ubelerinden 1998 yılının farklı tarihlerine ait belgeler sunmutur.  
Emniyet Müdürlüğü, bavuranın dilekçesine cevaben, 12 Ocak 1998 tarihinde einin  
gözaltında olmadığını bavurana bildirmitir.  
Bavuran, 13 Ocak 1998 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları  
Komisyonu’na bavuruda bulunmutur. Bavuran, bu dilekçede, einin Çiftkapı’daki bir  
kahvehanede otururken telsizli ve silahlı dört polis memuru tarafından yakalandığını ifade  
etmitir.  
Emniyet Müdürlüğü, 26 ubat 1998 tarihinde, bavuranın dilekçesi üzerine, einin  
gözaltında olmadığını kendisine tekrar bildirmitir.  
20 Nisan 1998 tarihinde, bavurana kimliği belirlenmemibir ceset gösterilmitir.  
Bavuran, cesedin eine ait olmadığını doğrulamıtır.  
20 Nisan 1998 tarihinde, Diyarbakır Vali Yardımcısı, Mehmet Özdemir’in kız  
kardeine, 17 Nisan 1998 tarihli dilekçesi üzerine, kardeinin nerede olduğuna dair bilgileri  
olmadığı ve kaybolmasına ilikin soruturmanın devam ettiği yönünde bilgi vermitir.  
3
Bavuran, 23 Haziran 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe  
yazmıve 26 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde görevli olan polis memurları aleyhinde cezai takibat balatılmasını talep etmitir.  
Bavuran, bu dilekçede, diğer hususlar meyanında, einin ehitlik sebze pazarının yanındaki  
bir kahvehanede arkadalarıyla otururken yakalandığını ifade etmitir. Bavuran, einin daha  
önce en az 7–8 kere yakalanıp tehdit edildiğini ve ikence gördüğünü ileri sürerek, Emniyet  
Müdürğü’nün Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis memurları tarafından gözaltına  
alındığından emin olduğunu ifade etmitir. Bavuran, son olarak, konumaya korktukları için  
görgü tanıklarının adlarını veremeyeceğini belirtmitir.  
Aynı gün, bavuran Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıtır. Bavuran, diğer  
hususlar meyanında, geçen altı ay içinde einden haber almadığını, adlarını vermekten korkan  
iki kiinin eini gözaltındayken gördüklerini ifade etmitir. Bavuran, balangıçta kendisine  
einin gözaltında olduğunun söylendiğini, ancak daha sonra bu bilginin makamlar tarafından  
yalanlanğını ileri sürmütür.  
Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden Mehmet  
Özdemir’in gözaltına alınıp alınmadığı, eğer alınmısa yakalanma tarih(ler)i konusunda  
kendisini bilgilendirmesini talep etmitir.  
4 Ocak 19991 tarihinde, bavuran Cumhuriyet Savcısı tarafından yeniden  
sorgulanmıtır. Bavuran, tanımadığı bir kiinin kendisine yaklağını ve einin JĐTEM  
(Jandarma Đstihbarat ve Terörle Mücadele Tekilatı) tarafından gözaltına alındığını  
söylediğini iddia etmitir.  
27 Mayıs 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in kız kardeini  
sorgulamıtır.  
25 Haziran 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir ile ilgili  
aratırmanın devam etmekte olduğunu ve Emniyet Müdürlüğü’nden her üç ayda bir davayla  
ilgili gelimelerden kendisini haberdar etmesini talep ettiğini Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcılığı’na bildirmitir. Hükümet, Mehmet Özdemir’in gözaltına alınmadığı yönünde bilgi  
veren Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcılığı ve Jandarma Komutanlığı’nın farklı  
ubelerinden 1999 yılının farklı tarihlerine ait belgeler sunmutur.  
12 Ağustos 1999 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları Komisyonu,  
yaptıkları soruturma sonucunda bavuranın einin 9 Ağustos 1997 tarihinde gözaltından  
serbest bırakıldığını ve o tarihten sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına  
alınmağını saptadıklarını bavurana bildirmitir.  
27 Kasım 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden  
her üç ayda bir davayla ilgili gelimelerden kendisini bilgi verilmesini istemitir. Hükümet, bu  
bağlamda, 2000–2002 yılları arasında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün farklı ubelerine  
ait birçok belge sunmutur. Bazılarının iliiğinde ilgili gözaltı kayıtlarının nüshaları olan bu  
belgelerde, Mehmet Özdemir’in iddia edildiği gibi gözaltına alınmadığı ve o tarihe ait gözaltı  
kayıtlarında adının yer almadığı belirtilmitir.  
1 Orijinal belge 4 Ocak 1998 tarihlidir. AĐHM, bunun bir yazı hatası olduğu kanaatindedir.  
4
12 Mayıs 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı bavuranı sorgulamıtır. Bavuran,  
önceki ifadelerini yinelemive kaybolduğundan beri einden haber alamadığını ileri  
sürmütür. Bavuran, özellikle, einin yakalanmasına tanık olmadığını, ancak Esnaflar  
kahvehanesinde bulunan kiilerin bunu kendisine anlattığını ifade etmitir.  
18 Kasım 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’i kaçırdığı iddia  
edilen kiilerle ilgili aratırmanın bu suç için öngörülen kanuni sürenin bitimine kadar (26  
Aralık 2007) devam etmesi ve her üç ayda bir davayla ilgili gelimelerden haberdar edilmesi  
talimatını vermitir. Hükümet, bu bağlamda, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün çeitli  
ubeleri ile Cumhuriyet Savcısı arasında geçen çok sayıda yazıma örneği sunmutur.  
19 Aralık 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in kaçırılmasıyla  
ilgili herhangi bir cezai takibat balatmamaya karar vermitir. Bavuran buna itiraz etmitir. 1  
Eylül 2004 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, einin kaybolmasından birilerinin  
sorumlu olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle bavuranın itirazlarını  
reddetmitir. Bu karar, 16 Aralık 2004 tarihinde bavurana bildirilmitir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Hükümet, ilk olarak, AĐHS’nin 5., 6. ve 12. maddeleri uyarınca, bavuranın ei adına  
ikayette bulunmak için yeterli kanuni hakkı bulunmadığını ileri sürmütür. Hükümet, ikinci  
olarak, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle,  
AĐHM’den bavurunun kabuledilemez nitelikte olduğu yönünde karar vermesini talep  
etmitir. Hükümet, bu bağlamda, devlet makamlarının sebep olduğu iddia edilen zararın  
telafisi için bavuranın hukuk mahkemelerine veya idari mahkemelere dava açabileceğini  
iddia etmitir. Hükümet, ayrıca, bavuranın cezai soruturmanın sonuçlarını beklemeden  
AĐHM’ye bavuruda bulunduğunu belirtmitir. Hükümet, son olarak, bavuranın altı ay  
kuralına uymadığını ileri sürmütür. Hükümet, bu bakımdan, bavuranın etkin bir iç hukuk  
yolu bulunmadığı konusunda ikayetçi olması nedeniyle, einin kaybolduğu tarihten itibaren  
altı ay içerisinde AĐHM’ye bavuruda bulunmuolması gerektiğini ifade etmitir.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmitir.  
AĐHM, Hükümet’in itirazlarının ilk kısmıyla ilgili olarak, Mehmet Özdemir’in ei  
olarak bavuranın, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca, kanunen einin kaybolmasıyla ilgili  
olarak mağdur olduğunu iddia edebileceği görüündedir. AĐHM, bu bağlamda, AĐHS’nin 5, 6  
ve 14. maddeleri uyarınca bavuranın yapmıolduğu ikayetlerin AĐHS’nin 2. maddesi  
uyarınca einin kaybolmasına ilikin yapmıolduğu ikayetle özü itibariyle bağlantılı olması  
nedeniyle, bavuranın bu hükümler uyarınca da mağdur olduğunu iddia edebileceğini  
saptamaktadır (bkz, Ekinci / Türkiye, no. 27602/95; a contrario, Biç ve Diğerleri / Türkiye,  
no. 55955/00). Bu koullar altında, AĐHM, Hükümet’in bu balık altında yapmıolduğu ilk  
itirazı reddeder.  
AĐHM, Hükümet’in itirazlarının ikinci kısmıyla ilgili olarak, daha önce medeni ve  
idari hukuk yollarına ilikin benzer ilk itirazları inceleyip reddettiğini kaydetmektedir (bkz,  
Kaya ve Diğerleri / Türkiye, no. 4451/02). Sözkonusu dava bunlara benzemektedir. Bu  
nedenle, AĐHM, sözkonusu davada, yukarıda adı geçen bavurudaki kararından ayrılmasını  
gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı görüündedir. Hükümetin bavuranın devam  
5
eden cezai soruturmanın sonucunu beklemeden bavuruda bulunduğu yönündeki iddiasıyla  
ilgili olarak, AĐHM, bavuruda bulunduktan hemen sonra, fakat AĐHM’nin kabuledilebilirlik  
konusunda hüküm vermesinden önce, iç hukuk yollarının son aamasına yetiilebileceğini  
hatırlatmaktadır (bkz, Sağat / Bayram ve Berk / Türkiye, no. 8036/02 ve Yıldırım / Türkiye,  
no. 40074/98). AĐHM, bavuranın iddialarıyla ilgili yargılamanın, AĐHM kabuledilebilirlikle  
ilgili kararını vermeden önce 1 Eylül 2004 tarihinde sonlandığını gözlemlemektedir.  
Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in bu balık altında yapmıolduğu ön itirazı reddeder.  
Son olarak, AĐHM, yukarıdaki değerlendirmelerinin ıığında ve AĐHS’nin 35/1  
maddesinin öngördüğü altı aylık zaman sınırının iç hukuktaki nihai karardan itibaren altı ay  
içerisinde bavuruda bulunmalarını gerektirdiğini tekrarlayarak, 7 Eylül 1999 tarihinde  
yapılan bavurunun AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık zaman sınırına uygun  
olduğu kanaatine varmıtır. AĐHM, ayrıca, Hükümet’in bu bağlamda yapmıolduğu ön itirazı  
reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, einin kaçırıldıktan sonra kaybolduğu, kanuna aykırı olarak gözaltında  
tutulduğu ve makamların einin kaybolmasına ilikin etkili ve yeterli bir soruturma  
yapmadıkları konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 2. maddesine  
dayandırmıtır.  
A. Tarafların ifadeleri  
1. Bavuran  
Bavuran, ortadan kaybolduğundan beri einden haber alınamadığı için, einin  
öldüğünün varsayılması gerektiğini ileri sürmütür. Bavuran, AĐHM’nin daha önce  
Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerindeki kayıplarla ilgili çok sayıda davaya baktığını  
ve 2. maddenin ihlalini saptadığını belirtmektedir. Bavuran, AĐHM’nin içtihadına atıfta  
bulunarak, Hükümet’in einin yaam hakkını korumadığını ve einin kaybolmasına neden  
olan koullara ilikin yapılan soruturmanın yetersiz olduğunu ileri sürmütür.  
2. Hükümet  
Hükümet, Devlet makamlarının bavuranın einin kaybolmasından doğrudan veya  
dolaylı olarak sorumlu olmadıklarını ileri sürmütür. Hükümet, bavuranın einin gözaltına  
alındığını gösteren belgenin üstünde resmi imza bulunmadığı gerekçesiyle doğru bir belge  
olarak görülmemesi gerektiğini kaydetmitir. Hükümet, bavuranın einin birileri tarafından  
kaçırılıp öldürüldüğünden emin olmadıklarını ifade etmitir. Hükümet, bu bağlamda,  
bavuranın eine karı yöneltilen herhangi bir tehditten makamların haberdar olmadığını,  
dolayısıyla özel güvenlik önlemleri almaya gerek olmadığını ileri sürmütür. Hükümet,  
ayrıca, bavuranın einin kaybolmasının ardındaki koullara ilikin olarak Cumhuriyet  
Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden titiz bir soruturma yapıldığını ifade etmitir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
6
1. Yaam hakkının korunmadığı iddiası  
AĐHM, 2. maddeyle ilgili olarak kararlarında belirlemiolduğu temel ilkeleri  
hatırlatmaktadır (bkz, McCann ve Diğerleri / Đngiltere, A Serisi no. 324, Çakıcı / Türkiye, no.  
23657/94, Finucane / Đngiltere, no. 29178/95, Orhan / Türkiye, no. 25656/94 ve Bazorkina /  
Rusya, no. 69481/01). AĐHM, ayrıca, 2. maddeye ilikin içtihadında, kendisinden uzun süre  
haber alınamadığı takdirde kiinin ölmüolma ihtimalinin giderek artacağı eklinde  
yorumlandığını hatırlatmaktadır (Tahsin Acar / Türkiye, no. 26307/95). AĐHM, sözkonusu  
davayı bu ilkeler ıığında inceleyecektir.  
AĐHM, kanıtları değerlendirirken “makul üphenin ötesinde” standardını  
uygulamaktadır. AĐHM’nin içtihadına göre, böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı  
çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir. Ayrıca, belirli  
bir sonuca ulamak için gerekli ikna seviyesi ve, bu bağlamda, ispat yükümlülüğünün hangi  
tarafa ait olduğu, özü itibariyle olayların kendine has özellikleri, iddianın niteliği ve AĐHS ile  
güvence altına alınan hakkın niteliği ile bağlantılıdır. Bu bağlamda, deliller toplanırken  
tarafların takındığı tutum dikkate alınmalıdır. AĐHM, ayrıca, Sözlemeci Devletlerden birinin  
temel hakları ihlal etmesi konusunun ciddiyetini dikkate almaktadır (bkz, Musayev ve  
Diğerleri / Rusya, no. 57941/00, 58699/00 ve 60403/00).  
AĐHM, kararını, tarafların sunduğu mevcut delillere dayanarak vermelidir. Bu nedenle,  
sözkonusu davada gösterilen yazılı delillerin, özellikle de tarafların yazılı görüleriyle birlikte  
davaya yönelik soruturmayla ilgili olarak Hükümet tarafından sunulan belgelerin ıığında  
ortaya çıkan sorunları inceleyecektir (bkz, Mentee ve Diğerleri / Türkiye, no. 36217/97).  
Sözkonusu davada, AĐHM’nin Mehmet Özdemir’in öldüğünün mü varsayılacağını  
yoksa ölümünün makamlara mı atfedileceğini belirlemesi gerekmektedir. AĐHM, ilk olarak,  
Mehmet Özdemir’in kaybolmadan önce en az iki kere yakalandığını ve PKK’yla ilgisi olduğu  
iddiasına ilikin suçlardan itham edildiğini kaydetmektedir. Aslında, Mehmet Özdemir  
kaybolduğu sırada, konuyla ilgili olarak aleyhindeki cezai takibat beklemedeydi. Bu  
bağlamda, AĐHM, bazı koullarda, Türkiye’nin güneydoğusunda makamların PKK ile ilgisi  
olduğundan üphelendiği bir kiinin kaybolmasının yaamı tehdit eden nitelikte olduğunun  
ünülebileceğini hatırlatmaktadır (bkz, Timurta/ Türkiye, no. 23531/94 ve Đrfan Bilgin /  
Türkiye, no. 25659/94).  
Đkinci olarak, 29 Aralık 1997 tarihinde, bavuranın Cumhuriyet Savcılığı’na yazmıꢀ  
olduğu dilekçe, einin gözaltında olduğu belirtilerek resmi olarak damgalanmıtır. Hükümet,  
üzerinde resmi bir imza bulunmadığı için bu belgenin doğru olarak kabul edilemeyeceğini  
ileri sürmütür. Resmi bir yetkilinin imzası bulunmaması halinde resmi damganın geçerli olup  
olmadığı konusunda değerlendirme yapmak AĐHM’nin görevi değildir. Ancak, AĐHM,  
Hükümet’in resmi damganın gerçekliğini sorgulamamasını ve bavuranın dilekçesinin  
makamların bavurana açıkladığı ekilde nasıl hatalı olarak onaylandığına ilikin herhangi bir  
açıklama yapmamasını kayda değer bulmaktadır.  
Üçüncü olarak, AĐHM, Hükümet’in Devlet’in konuyla ilgisi olduğunu yalanlamasına  
ve Mehmet Özdemir’in birileri tarafından kaçırıldığı veya öldürüldüğü konusunda emin  
olmadıklarını görülerinde ifade etmesine rağmen, einin kaçırılmasının ardındaki koullarla  
ve sonrasında gelien olaylarla, özellikle de Mehmet Özdemir’in kaçırıldığı tarih, yer ve  
kaçırılma ekliyle ilgili olarak bavuranın anlattıklarını incelemediğini kaydetmektedir (bkz, a  
7
contrario, Çelikbilek / Türkiye, no. 27693/95, Koku / Türkiye, no. 27305/95 ve Cennet Ayhan  
ve Mehmet Salih Ayhan / Türkiye, no. 41964/98). AĐHM, yukarıda anlatılanlar ile bavuranın  
olayları anlatıꢀ ꢀeklinin küçük ayrıntılar dıında tutarlı olmasını dikkate alarak, bavuranın  
olaylarla ilgili ifadelerinin güvenilir olduğu sonucuna varmıtır. Bu bağlamda, AĐHM,  
bavuranın einin kaçırılma eklinin 1990’lı yılların ortalarında Türkiye’nin güneydoğusunda  
kaybolan kiilerinkiyle benzerlik gösterdiğine dikkat çekmektedir (bkz, Nuray en / Türkiye  
(no. 2), no. 25354/94, Tahsin Acar / Türkiye, no. 26307/95, Çelikbilek, yukarıda kaydedilen  
ve Koku / Türkiye, yukarıda kaydedilen).  
Mehmet Özdemir’in kaybolmasının ardındaki gerçek koulların yerel makamlarca  
yapılan soruturmanın hataları ve kiiye ait ceset olmayıı nedeniyle nedeniyle tam olarak  
tespit edilmesi mümkün olmamakla birlikte, AĐHM, makul üphenin ötesinde, Mehmet  
Özdemir’in iddia edildiği gibi yakalanıp gözaltına alındığı ve sonradan kaybolduğu sonucuna  
götürebilecek somut öğelere dayanan güçlü çıkarımlar olduğu kanısındadır.  
Yukarıdaki gerekçelerle ve on yıldan fazla süre boyunca Mehmet Özdemir’in nerede  
olduğuyla ilgili herhangi bir bilginin günıığına çıkmaması gerçeğini –bu gerçek Hükümet  
tarafından reddedilmemitir- gözönünde bulunduran AĐHM, bilinmeyen tutukluluğun  
ardından Mehmet Özdemir’in ölmüolduğunun varsayılması gerektiği kanısına varmıtır.  
Sonuç olarak, davalı Devlet’in sorumluluğu sözkonusudur. Mehmet Özdemir’in  
tutuklanmasının ardından neler olduğuna dair makamlardan herhangi bir açıklama  
gelmemitir.  
Buna göre, AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmitir.  
2. Soruturmanın yetersiz olduğu iddiası  
AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 2. maddesinin, makamların bir cinayetten haberdar olmaları  
durumunda, fail olduğu iddia edilen kiinin statüsünden bağımsız olarak etkili bir resmi  
soruturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Tanrıkulu /  
Türkiye, no. 23763/94). 2. maddenin usul hukuku ile ilgili yükümlülükleri, aynı zamanda bir  
kiinin yaamı tehdit eden koullarda kaybolduğu ve bu kiiden haber alınamadığı davalara  
da uygulanmaktadır (bkz, örneğin, Kaya ve Diğerleri / Türkiye, no. 4451/02).  
AĐHM, bir soruturmanın etkinliğini güvenceye alan minimum basamak olarak kabul  
edilebilecek aratırmanın niteliğinin ve derecesinin her bir davanın koullarına bağlı olduğunu  
hatırlatmaktadır. Soruturmanın etkili olup olmadığı, ilgili olayların tamamına dayanarak ve  
soruturmanın uygulanabilir gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir (bkz, Velikova /  
Bulgaristan, no. 41488/98 ve Ülkü Ekinci / Türkiye, no. 27602/95). AĐHM içtihadında  
tanımlanan asgari etkililik standartı, soruturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu kontrolüne  
açık olmasını ve yetkili makamların itina ve çabuklukla çalımasını gerektirmektedir (bkz,  
Ramsahai ve Diğerleri / Hollanda, no. 52391/99, McKerr / Đngiltere, no. 28883/95 ve Avar /  
Türkiye, no. 25657/94).  
Sözkonusu davada, bavuranın einin kaybolması ile ilgili olarak gerçekten hemen  
soruturma yapılmıtır. Bunun sonucunda, adli makamlar, yaklaık altı yıl sekiz ay sonra  
Mehmet Özdemir’in kaybolmasından kimsenin sorumlu olmadığına karar vermitir. Ayrıca,  
dava dosyasından kaybolmayla ilgili resmi soruturmanın 2007’nin sonuna kadar devam  
edeceği anlaılmaktadır.  
8
AĐHM, Hükümet tarafından sunulan soruturma dosyasını inceledikten sonra, Mehmet  
Özdemir’in kaybolmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’nın yapmıolduğu soruturmada  
çarpıcı ihmaller olduğunu saptamıtır. Bu bakımdan, AĐHM, Cumhuriyet Savcısı tarafından  
yürütülen soruturmanın gözaltı kayıtlarını kontrol etmekten, bavuran ile einin kız kardeini  
sorgulamaktan ve düzenli olarak güvenlik güçlerinden davadaki gelimelere ilikin  
güncellenmibilgi talep etmekten öteye gitmediğini gözlemlemektedir. AĐHM, iddia olunan  
kaçırmanın muhtemel tanıklarını tespit etmek için Cumhuriyet Savcısı’nın hiçbir giriimde  
bulunmamasını aırtıcı bulmutur. Her ne kadar, yetkili makamların, Mehmet Özdemir’in  
kaçırılmasından, olaylardan ancak üç gün sonra haberdar edilmeleri ve bavuranın hiçbir  
zaman var olduğunu iddia ettiği görgü tanıklarının kimliklerini açıklamaması, Mehmet  
Özdemir’in kaybolmasına dair koullara ilikin soruturmayı olumsuz etkilemise de,  
bavuranın tutumu, yerel makamları, bir soruturmanın pratik gerçeklerinin getirdiği sınırlar  
içinde ahsın kaybolmasına ilikin koulları etkili bir ekilde soruturmaktan muaf kılmaz. Bu  
noktada AĐHM, bavuranın kocasının kamuya açık bir alanda kaçırıldığını belirtmektedir.  
AĐHM, en azından kahvehane sahibinin, garsonların ve/veya civardaki dükkan sahiplerinin  
tanıklık etmesini sağlamanın, bu tür durumlarda özellikle olası görgü tanıklarını tespit etme  
amacıyla, kaçırılmaya ilikin soruturma için mantıklı bir balangıç noktası olacağı  
kanısındadır. Ayrıca AĐHM, yetkili makamların, bavuranın bir hata sonucu reddedilen  
dilekçesi üzerindeki resmi damgayı açıklamak için hiçbir giriimde bulunmadığını  
belirtmektedir.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, bavuranın kocasının ortadan kaybolmasına  
ilikin yürütülen soruturmanın yeterli olmadığı ve bu nedenle Devlet’in yaam hakkını  
korumaya dair usuli yükümlülüklerinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıtır.  
Dolayısıyla 2. madde usul yönünden ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kocasının kanuna aykırı ekilde gözaltında tutulduğu sırada maruz kalmıꢀ  
olabileceği kötü muamelenin ve kocasının akibetinin belirsizliği nedeniyle duyduğu  
sıkıntının, bilgi almak ve etkili bir soruturma açılması için harcadığı çabalara yetkili  
makamların ilgisiz kalması ile arttığı ve kendisinin ve kocasının AĐHS’nin 3. maddesi  
bağlamındaki haklarının ihlal edildiği hususunda ikayette bulunmutur.  
A. Tarafların görüleri  
Hükümet, bavurunun bu kısmının bavuranın AĐHS’nin 2. maddesine dayanarak  
yaptığı ikayetlerden farklı bir konuyu ortaya çıkarmadığını ileri sürmütür.  
Bavuran kocasının kaçırıldıktan sonra ikenceye maruz kaldığını ileri sürmütür. Bu  
hususta, gözaltında tutulan kimselerin ikenceye maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca,  
kocasının daha önce gözaltında tutulduğu dönemlerde, ikence görmüolduğunu iddia  
etmitir. Önce kocasının gözaltında tutulduğunu söyleyip sonra bunu reddeden yetkili  
makamlarca yanlıyönlendirildiğini ileri sürmütür.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Mehmet Özdemir hususunda 3. maddenin ihlal edildiği iddiası  
9
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır. Bu tür kanıtları değerlendirirken “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı  
çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir.  
AĐHM, bavuranın kocasının 26 Aralık 1997’de yakalandığı, gözaltına alındığı ve o  
tarihten bu yana görülmediğini kabul etmektedir. Ayrıca bilinen tüm koullar göz önüne  
alındığında, ölmüolduğu farz edilebilir ve ölümünün sorumluluğu resmi makamlara aittir.  
Ancak, cesedi bulunmadığı için ölme ekli ve gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye  
maruz kalıp kalmadığı açıklığa kavumamıtır. AĐHM’ye, bavuranın bu balık altındaki  
iddialarını doğrulayacak tanık ifadeleri türünden kanıtlar sunulmamıtır.  
Sonuç olarak, kendisine sunulan bilgiler makul üphenin ötesinde, bavuranın  
kocasının kötü muameleye maruz kaldığı sonucuna varması için yeterli olmadığı için AĐHM  
bu hususta AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varamamaktadır.  
2. Bavuran hususunda 3. maddenin ihlal edildiği iddiası  
Bavuranın ikayetinin ikinci kısmı hususunda AĐHM, bir aile mensubunun mağdur  
olup olmadığının, aile mensubunun çektiği sıkıntıya, bir insan hakları ihlali mağdurunun  
yakınlarına kaçınılmaz olarak yaatılan duygusal sıkıntıdan farklı bir boyut ve karakter  
kazandıran özel unsurların mevcudiyetine bağlı olacağını yinelemektedir. Đlgili unsurlar; aile  
bağı derecesini, özel akrabalık durumlarını, aile mensubunun söz konusu olaylara ne ölçüde  
tanık olduğunu, aile mensubunun kaybolan kiiye ilikin bilgi elde etme çabalarına dahil  
oluunu ve yetkili makamların soruturmalara ne ekilde yanıt verdiğini kapsayacaktır. Bu tür  
bir ihlal, aile mensubunun “ortadan kaybolmasına” değil, yetkili makamların olaya verdikleri  
tepkilere ve tutumlarına bağlıdır. Kaybolan kiinin yakını direkt olarak yetkili makamların  
tutumlarından mağdur olduğunu ileri sürebilir.  
Söz konusu davada AĐHM, bavuranın kaybolan kiinin karısı olduğunu  
belirtmektedir. Kocasının kaçırılmasına tanık olmadığı halde, on yıldan fazla süredir ondan  
haber alamamaktadır. Bu süre boyunca kocasının davasını, yerel makamların dikkatine  
sunmak için giriimlerde bulunmutur. Bu giriimlere rağmen bavuran hiçbir zaman,  
gözaltına alınması ardından kocasının baına neler geldiğine ilikin mantıklı bir açıklama ya  
da bilgi alamamıtır. Bavuranın aldığı bilgiler, çoğunlukla sorumluluğun devlete ait  
olduğunu reddeden ya da sadece kendisine bir soruturmanın devam etmekte olduğunu  
bildiren türdendir. AĐHM, yaadığı sıkıntıları artıran bir unsur olarak bavuranın, kocasının  
nerde olduğuna ilikin bilgisini doğrulamıolması gereken ilk resmi damganın, daha sonra  
mantıklı bir açıklama yapılmaksızın bir hata kabul edilerek reddedildiğini kaydetmitir.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, kocasının ortadan kaybolması ve bavuranın  
ona ne olduğunu öğrenememesi sonucu sıkıntı yaamıve yaamakta olduğu sonucuna  
varmıtır. Yetkili makamların, bavuranın ikayeti ile ilgilenme eklinin, 3. maddeyi ihlal  
eden insanlık dıı bir muamele tekil ettiği kabul edilmelidir.  
AĐHM bu nedenle bavuran hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 5. VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
10  
Bavuran, kocasının gözaltına alınmasının 5. madde kapsamında belirtilen amaçlara  
atfedilemeyeceğini ve bu nedenle de kanuna aykırı olduğunu ileri sürmütür. Aynı madde  
uyarınca bavuran, 5. maddenin 3. ve 4. paragrafları uyarınca belirtilen teminatlara riayet  
edilmediğini ileri sürmütür. Bavuran AĐHS’nin 6. maddesine dayanarak kocasının kanuna  
aykırı ekilde gözaltına alınması ve müteakiben ortadan kaybolmasının kendisini müdafaa,  
ailesini ve avukatını görme, aleyhinde yapılan suçlamaları bilme ve makul bir süre içersinde  
mahkeme önüne çıkarılma haklarından mahrum bıraktığını belirtmitir.  
AĐHM, söz konusu ikayetlerin 5. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.  
A. Tarafların görüleri  
Hükümet bavurunun söz konusu kısmında, bavuranın AĐHS’nin 2. ve 13.  
maddelerine dayanarak yaptığı ikayetlerden farklı bir noktaya değinilmediğini ileri  
sürmütür.  
Bavuran iddialarını yinelemitir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM daha önce onaylanmamıtutukluğun, kiinin keyfi olarak tutuklanmasını  
önleyen garantileri hükümsüz kıldığı ve 5. maddeyi iddetle ihlal ettiği sonucuna varmıtır.  
Yetkili makamların kontrolleri altında bulunan kiiler için hesap verme yükümlülüğü göz  
önünde bulundurulduğunda 5. madde, makamların ortadan kaybolma riskine karı koruma  
sağlayacak tedbirler almasını ve kiinin, gözaltına alındığı ve o zamandan beri görülmediği  
iddiaları hususunda çabuk ve etkili bir soruturma balatmasını gerektirmektedir.  
Bavuranın kocasının 26 Aralık 1997’de yakalanarak gözaltına alındığı ve o tarihten  
bu yana görülmediği tespit edilmitir. Yetkili makamlar ilk olarak tutuklandığını kabul etmi,  
daha sonra ise reddetmitir. 29 Aralık 1997 tarihli resmi damga dıında bavuranın  
tutuklanğına ve akibetine ilikin resmi bir gösterge bulunmamaktadır. AĐHM’nin  
uygulamasına uygun olarak, suça dahil olduklarını gizlemeye, izlerini yok etmeye çalıan ve  
tutuklunun akibetine ilikin hesap vermekten kaçan makamları, bavuranın özgürlüğünden  
mahrum bırakılması hususunda sorumlu kılan bu durumun ihmal tekil ettiği kabul  
edilmelidir. Ayrıca tutulmanın tarihi, saati ve yeri, tutulanın ismi, tutulma nedenleri, ve  
tutulmayı gerçekletiren ahsın ismi gibi bilgilerin kayıtlı olduğu yakalama tutanaklarının  
mevcut olmamasının, AĐHS’nin 5. maddesinin gereklerine uygun olmadığı kabul edilmelidir.  
AĐHM, yetkili makamların bavuranın, kocasının güvenlik güçlerince tutuklandığına  
ve yaamını tehdit eden koullar altında götürüldüğüne ilikin ikayetlerini daha kapsamlı ve  
çabuk ekilde soruturma ihtiyacı duymuolmaları gerektiği kanısındadır. Bavuranın,  
kocasının yakalanmasından üç gün sonra ilgili makamlara bavurduğu belirtilmektedir. Ancak  
AĐHM’nin özellikle Mehmet Özdemir’in ortadan kaybolmasına dair yürütülen soruturmanın  
yetersizliği hususunda 2. maddeye ilikin muhakemesi ve vardığı sonuçlar, yetkili  
makamların ahsı ortadan kaybolma riskine karı koruyacak çabuk ve etkili tedbirler  
almadıklarını kesinletirmektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, 5. madde kapsamındaki garantiler yok sayılarak Mehmet  
Özdemir’in dayanaksız tutuklandığı ve bu nedenle kiinin söz konusu madde uyarınca teminat  
altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
11  
V. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak etkili bir iç hukuk yolundan  
yararlanamadığı hususunda ikayette bulunmutur.  
Hükümet, bavuranın kocasının ortadan kaybolmasının yeterli derecede  
soruturulduğunu yinelemitir. Ayrıca bavuranın, çektiği sıkıntıların telafi edilmesi için idari  
veya hukuki dava açabileceğini belirtmitir.  
Bavuran iddialarını yinelemitir.  
Tarafların görülerini ve 2. maddenin usul yönünden ihlalini tespit ederken dayandığı  
gerekçeleri göz önüne alan AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 13. maddesi bağlamındaki ikayetini  
ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.  
VI. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kocasının Kürt kökenli olması ve siyasi görüleri nedeniyle ayrımcılığa  
maruz kaldığını ve bu durumun AĐHS’nin 2., 3., 5., 6. ve 13. maddeleri ile birlikte 14.  
maddesini ihlal ettiğini ileri sürmütür.  
Hükümet, bavuranın iddialarını reddetmitir.  
Bavuran, iddialarını yinelemitir. Kocasının, PKK’ya yardım ve yataklık etmesi  
nedeniyle birçok kez gözaltına alındığını ve müteakiben beraat ettiğini belirtmitir.  
AĐHM bavuranın iddiasını sunulan deliller ıığında incelemiancak dayanaktan  
yoksun olduğu sonucuna varmıtır. Dava dosyasında bavuranın, kocasının etkin kökeni veya  
siyasi görüleri nedeniyle ortadan kaybolmaya zorlandığı imalarını doğrulayacak delil  
bulunmamaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
Bavuran, kocasının söz konusu tarihte 43 yaında olduğunu ve en küçükleri, einin  
ortadan kaybolmasından beay sonra dünyaya gelen sekiz çocukları olduğunu belirtmitir.  
Kocasının tarım ve çiftlik hayvanı ticareti yaparak hayatını kazandığını belirtmitir. Bavuran,  
kocasının gelir kaybına karılık 134,520 Euro (EUR) talep etmitir. Ayrıca elektrik, su ve  
ısınma faturalarını, beçocuğun eğitim masraflarını ve yiyeceğe harcanan ortalama miktarı  
kapsayan geçim masrafları için 47,565 EUR talep etmitir. Taleplerine gerekçe olarak bir  
elektrik faturası, bir telefon faturası ve Celal Özdemir adına bir su faturası göstermitir.  
12  
Hükümet, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı  
bulunmadığı ve talepleri haddinden fazla ve dayanaktan yoksun olduğu için bavuranın maddi  
zararlarının adil tazminin yapılmaması gerektiğini ileri sürmütür.  
AĐHM içtihadı, bavuran tarafından talep edilen tazminat ve AĐHS’nin ihlali arasında  
açık bir illiyet bağı olması gerektiğini ve uygun bir davada söz konusu tazminatın, gelir kaybı  
için ödenecek tazminatı da içerebileceğini tespit etmitir.  
Bavuran AĐHM’ye kocasının ortadan kaybolmasından kaynaklanan gelir kaybının  
detaylarını içeren ayrıntılı bir talep sunmamıtır. Ancak, Mehmet Özdemir’in ailesinin  
geçimini temin ettiği tartıılmaz bir gerçektir. Mehmet Özdemir’in ailevi durumunu, yaını,  
karısı ve çocuklarının yaamını temin eden mesleki faaliyetlerini göz önüne alan AĐHM,  
yetkili makamların Mehmet Özdemir’in kaçırılmasına ilikin sorumluluğu, ahsın müteakiben  
kaybolması ve ailesinin Özdemir’in sağladığı maddi destekten mahrum kalması arasında  
illiyet bağı bulunduğunu tespit etmitir. Diğer yandan, AĐHS’nin ihlalini tekil ettiğine karar  
verilen meseleler ve bavuran tarafından talep edilen geçim masrafları arasında illiyet bağı  
bulunmamaktadır.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirme  
yaparak, bavurana maddi tazminat olarak 40,000 EUR tazminat ödenmesi gerektiğine karar  
vermitir.  
B. Manevi tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak ödenecek meblağın belirlenmesini AĐHM’nin  
takdirine bırakmıtır.  
Hükümet, bavuranın manevi kayıplarını kanıtlayamaması nedeniyle bavurana  
manevi tazminat ödemekle yükümlü olmamaları gerektiğini belirtmitir.  
AĐHM, onaylanmamıtutukluluk ve bavuranın kocasının, yetkili makamların  
ellerinde ölmüolması ihtimali hususunda AĐHS’nin 2. ve 5. maddelerinin ihlal edildiği  
sonucuna varmıtır. Bavuranın kendisinin, maruz kaldığı duygusal sıkıntı dolayısıyla  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalinden mağdur olduğu tespit edilmitir. Bu nedenle AĐHM,  
bavuranın yalnızca ihlal tespiti ile telafi edilemeyecek manevi bir zarar gördüğünü kabul  
etmektedir. AĐHS’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyete uygun bir değerlendirme  
yaparak bavurana 23,500 EUR ve bu meblağa uygulanabilecek her türlü verginin  
ödenmesine karar vermitir.  
C. Yargılama masraf ve giderleri  
Davasının sunulmasına ilikin Avrupa Konseyi’nden 824 EUR yasal yardım alan  
bavuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde ödediği ücretler ve yaptığı masraflar için 7,739  
EUR talep etmitir. Bavuran, avukatları tarafından hazırlanan bir masraf listesi ve Diyarbakır  
Barosu’nun 2005 yılı için tavsiye edilen asgari ücret listesini sunmutur. Ancak, herhangi bir  
makbuz ya da ilgili belge sunmamıtır.  
Hükümet, bavuranın yargılama masraf ve giderleri için yaptığı talebin dayanaktan  
yoksun olduğunu ileri sürmütür.  
13  
AĐHM, masrafların AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında ödenecek tazminata dahil  
olması için gerçekten ancak gerekli oldukları için yapıldıklarının ve miktarının makul  
olduğunu tespit edilmesi gerektiğini yinelemektedir. AĐHM Đç Tüzüğü’nün 60/2. maddesi  
uyarınca AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında yapılan talebin ayrıntılarıyla belirtilen hususları  
ilgili belgeler ve makbuzlarla birlikte sunulmalıdır. “Aksi takdirde, Daire talebi tamamen ya  
da kısmen reddedebilir”.  
Söz konusu ilkeler ıığında sunulan delilleri inceleyen AĐHM, yerel davalardaki  
yargılama masraf ve giderleri için yapılan talebi reddetmekte ve AĐHM önünde yapılan  
davalar için bavurana, Avrupa Konseyi’nden aldığı 824 EUR’luk yasal yardım çıkarılmak  
üzere 3,000 EUR ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmaktadır.  
D. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Davalı Hükümet’in, bavuranın einin AĐHS’nin 2. maddesini ihlal edecek ekilde  
kaybolması ve ihtimal dahilinde olan ölümünden sorumlu olduğu;  
3. Bavuranın einin kaybolduğu koullara ilikin etkili bir soruturma yürütülmemesi  
nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği;  
4. Bavuranın einin, gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları  
hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği;  
5. Bavuran hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği;  
6. Bavuranın ei hususunda AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiği;  
7. Bavuranın ikayetini AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrıca incelemenin gerekli  
olmadığına;  
8. 2., 3., 5., 6. ve 13. maddelerle birlikte AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
9. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Devlet tarafından bavurana uygulanabilecek her türlü vergi ile birlikte aağıda  
kaydedilen meblağların ödenmesi gerektiğine:  
(i) Maddi tazminat olarak 40,000 EUR (kırk bin Euro);  
(ii) Manevi tazminat olarak 23,500 EUR (yirmi üç bin beyüz Euro);  
(iii) Yargılama masraf ve giderleri için 2,176 EUR (iki bin yüz yetmialtı Euro);  
14  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit oranda faiz  
uygulanmasına,  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 77 § 3.  
maddesi gereğince 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
FatoAracı  
Nicolas Bratza  
Katip Yardımcısı  
Bakan  
15  
16