zorunluluğu anlaşılabilir (Bkz. mutatis mutandis, Otto-Preminger-İnstitut-Avusturya, 20 Eylül
1994 tarihli karar, A serisi no:295-A, s. 18-19, § 49, ve Wingrove-Birleşik Krallık, 25 Kasım
1996 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar 1996-V, s. 1956, §52). Bunun dışında,
ahlak ve özellikle de din alanında kişisel inançlara zarar verebilecek nitelikteki sorularla ilgili
olarak, ifade özgürlüğünün düzenlenmesi sözkonusu olduğunda Sözleşmeci taraflara genel bir
takdir payı tanınmaktadır. (Bkz. mutatis mutandis, Müler ve diğerleri-İsviçre, 24 Mayıs 1988,
A serisi no:133, s.22, §35, ve, son olarak, Gündüz-Türkiye, no:35071/97,§37, CEDH 2003-
XI).
iii. Dava konusu müdahalenin, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı
hususunun incelenmesi, bu müdahalenin, sosyal bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı,
hedeflenen meşru amaçla orantılı nitelikte olup olmadığı ve ulusal mahkemeler tarafından
sunulan gerekçelerin doğru ve yeterli olup olmadığı konusunda AİHM’nin inceleme
yapmasını gerekli kılmaktadır (Sunday Times-Birleşik Krallık (no:1), 26 Nisan 1979 tarihli
karar, A serisi no:30 s. 38, § 62). Benzer bir «ihtiyacın» varlığını belirlemek ve bu ihtiyaca
hangi önlemlerin karşılık geleceğini tespit etmek açısından ulusal makamlar belli bir takdir
yetkisinden yararlanmaktadır. Bununla birlikte bu takdir payı sınırsız olmamakta, son
aşamada kısıtlamanın AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile
bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda görüş bildirmesi gereken AİHM’nin uyguladığı Avrupa
kontrolü ile birlikte yürütülmektedir. (Bkz. diğerleri arasında, Nilsen ve Johnsen-Norveç
kararı, no: 23118/93, § 43, AİHM 1999-VIII).
iv. AİHS’nin 10 § 2. maddesi siyasi içerikli bir konuşma ve/veya genel menfaatler
sözkonusu olduğunda ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaya yer verilmemektedir (Bkz.
Scharsach ve News Verlagsgesellschaft-Avusturya kararı, no: 39394/98, § 30, AİHM 2003-
XI). AİHM, temel bir unsur olarak demokratik bir toplumda siyasi bir mücadelenin özgürce
yapılması gerektiğinin altını çizerek, siyasi içerikli konuşma bağlamında ifade özgürlüğüne
büyük önem vermekte ve zorunlu nedenler olmadıkça siyasi bir konuşmaya kısıtlama
getirilmemesi gerektiğini kaydetmektedir. Öyle ya da böyle getirilen geniş sınırlamalar hiç
kuşkusuz ilgili Devlet’te ifade özgürlüğüne saygı gösterilmesine etki etmektedir. (Bkz.
Feldek-Slovakya no: 29032/95, § 83, AİHM 2001-VIII). Bununla birlikte, siyasi mücadele
özgürlüğü mutlak bir yapıda değildir. Sözleşmeci Devlet bazı «kısıtlamalar» veya
«yaptırımlar» uygulayabilir, AİHM’ye bu uygulamaların 10. maddede öngörülen ifade
özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığını belirlemek düşmektedir (Bkz. Castells-İspanya kararı,
23 Nisan 1992, seri: A no: 236, s. 23, 46).
56. Mevcut dava özellikle ulusal merciler tarafından «nefrete dayalı konuşmalar»
olarak nitelendirilen beyanları nedeniyle başvurana müeyyide uygulanmış olmasıyla öne
çıkmaktadır. Buna ilişkin olarak AİHM, hoşgörünün, herkesin onuruna ve saygınlığına eşit
oranda saygı gösterilmesinin demokratik ve çoğulcu bir toplumun temelini oluşturduğunu
hatırlatmaktadır. İlke olarak, demokratik toplumlarda «formaliteleri», «koşulları»,
«kısıtlamaları», veya «müeyyideleri» izlenen meşru amaçla orantılı olmak kaydıyla,
hoşgörüsüzlük de dahil olmak üzere, nefreti teşvik eden, hatta meşru sayan her türlü ifadeye
yaptırım uygulanması ve hatta bunların önlenmesi gerekli görülmektedir (nefrete dayalı
söylem ve şiddeti savunma ile ilgili olarak bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no1),
no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve özellikle sözü edilen Gündüz kararı, § 40).
57. Öte yandan, AİHM’nin Jersild-Danimarka kararında not ettiği üzere bireylere ve
gruplara hakarete ve nefrete dayalı bir söylemi oluşturan somut ifadeler AİHS’nin 10.
maddesinin güvencesinden yararlanamaz.
11