CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ERCÜMENT YILDIZ. - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 46048/06 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Haziran 2008  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 46048/06 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Ercüment Yıldız’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 1  
Kasım 2006 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu  
avukatlarından F. Aydınkaya ve Đ. Sayan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1977 doğumlu olup, Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran yasadıı örgüt PKK ile olan bağlantısı nedeniyle 7 Kasım 1996 tarihinde  
yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
Bavuran 21 Kasım 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi  
hakimi karısına çıkarılmı, hakim tutuklanmasına karar vermitir.  
Aynı gün Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçen bavuranda herhangi bir  
darp veya iddet izine rastlanmamıtır.  
DGM Cumhuriyet Savcısı 2 Aralık 1996 tarihinde bavuranı ve on altı kiiyi PKK mensubu  
olmakla itham etmitir. Savcı bavuranı toprak bütünlüğünü parçalamak, adı geçen örgütün  
yöneticilerinden biri sıfatıyla terörist faaliyetlerde bulunmakla suçlamıve TCK’nın 125.  
maddesi uyarınca mahkumiyetini talep etmitir.  
DGM 10 Aralık 1996 tarihinden 13 Haziran 2001 tarihine dek süren davada bavuranın da  
aralarında bulunduğu on dokuz sanığı terörist faaliyetlerde bulunma suçuyla yargılamıtır.  
Mahkeme bu süre zarfında sanıkların ve avukatlarının savunmalarının dinlendiği, tanıkların  
ve mağdurların ifadelerine bavurulduğu yirmi beduruma gerçekletirmitir. DGM  
bavuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini dosyanın ve kanıtların durumuna bakarak  
reddetmi, üç kere de isnat edilen suçların niteliğini göz önüne alarak tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
DGM’nin 28 ubat 1997- 21 Nisan 1999 tarihleri arasında gerçekletirdiği durumalarda  
bavuran kendisine isnat edilen suçları reddetmi, gözaltında ifadesinin zorla ve baskıyla  
alındığını iddia etmi, hakim karısına çıkmadan önce alınan ifadelerin geçersiz olduğunu ileri  
sürmü, mahkeme yakalama tutanağını hazırlayan polislerin durumaya çağrılmasına karar  
vermi, beduruma boyunca bu kararını tekrarlamı, beincide polisler durumaya gelerek  
ifade vermiler, bekere bavurana savunmasını hazırlaması için süre verilmi, bavuran 26  
Ocak 2001 tarihli durumada yazılı savunmasının hapishaneye yönelik bir polis operasyonu  
sırasında imha edildiğini söylemitir.  
18 Mayıs 2001 tarihli durumaya katılmayan bavuran bir sağlık raporu iletmitir. Bu  
duruma esnasında bavuranın avukatı beyıldan bu yana tutuklu yargılandığını, bavuranın  
tutukluluğunun artık önleyici bir tedbir değil bir ceza haline geldiğinin altını çizmitir. Avukat  
ayrıca bavuranın onbegünlük gözaltı süresinin ve gayrımeru olarak elde edilen delillere  
dayanılarak yapılan bu davanın AĐHS’ye aykırı olduğunu ileri sürmütür.  
2
DGM 13 Haziran 2001 tarihinde bavuranı toprak bütünlüğünü parçalamaya yönelik terörist  
faaliyetler bulunma suçundan suçlu bulmuve TCK’nın 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına  
çarptırmıtır.  
Yargıtay 12 ubat 2002 tarihinde, DGM tarafından bavurana isnat edilen suçların bazılarının  
hazırlanan iddianamede yer almadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını  
bozmutur.  
DGM kararın Yargıtay tarafından geri gönderilmesi üzerine 26 Haziran 2002’den 9 Haziran  
2004 tarihine dek sekiz duruma gerçekletirmi, sanıkların ve avukatlarının savunmalarını ve  
savcının iddianamelerini dinlemi, bavuranın serbest bırakılma taleplerini ilenen suçun  
niteliğine, kanıtların durumuna ve tutukluluk süresine dayalı olarak reddetmitir. DGM bu  
süre zarfında bir kez bavuranın firar etme tehlikesinin olduğuna, dört kez tutukluluk halini  
meru kılan gerekçelerin halen mevcut olduğuna vurgu yapmıtır.  
DGM 20 ubat 2004, 28 Nisan 2004 ve 9 Haziran 2004 tarihli durumalarda bavuranın  
savunmasını dinlemi, serbest bırakılma talebini ilenen suçun niteliğine, kanıtların durumuna  
ve dosyanın içeriğine dayanarak reddetmitir. 9 Haziran tarihli durumada DGM’lerin  
kapatılmasına ilikin bir yasa tasarısının Meclis’te derdest olması nedeniyle yasanın kabulüne  
kadar esasa ilikin bir karar almamaya hükmetmitir.  
6 Ekim 2004 tarihinde yeni kanunun kabulünün ardından dava Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde görülmeye balanmı, Ağır Ceza Mahkemesi yeni Ceza Muhakemesi  
Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin beklenmesine karar vermive bavuranın serbest bırakılma  
taleplerini ilenen suçun niteliği ve kanıtların durumu, bavuranın tutuklanma nedeni ve firar  
riski ıığında reddetmitir.  
Mahkeme 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini  
not etmitir. Bavuranın avukatı müvekkilinin tutukluluk süresinin AĐHS’ye aykırı olduğunu  
ve bavuranın ölüm cezası korkusuyla dokuz yıldan bu yana tutuklu bulunduğunu iddia  
etmitir. Mahkeme bavuranın serbest bırakılma talebini yukarıda yer alan benzer gerekçelerle  
reddetmitir.  
DGM1 24 Kasım 2006 tarihine kadar beduruma yapmı, bunlar sırasında bavuranın serbest  
bırakılma taleplerini bavurana isnat edilen suçun ciddiyeti, kanıtların tahrifi ve firar tehlikesi  
ıığında reddetmitir. Mahkeme bu durumada bir sonraki duruma tarihini 23 ubat 2007  
olarak belirlemitir.  
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, bu kararın alındığı tarihte dava halen sürmekteydi.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/ 3 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yakalanmasının ardından hemen bir hakim karısına çıkarılmadığından ikayetçi  
olmaktadır. Uzun tutukluluk süresinden yakınan bavuran AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
1
Kararda bu ekildedir.  
3
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet gözaltı süresinin 21 Kasım 1996 tarihinde sona erdiğinin altını çizerek altı ay  
kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AĐHM’yi bavuranın gözaltı süresine değin ikayetini  
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet ayrıca bavuranın uzun tutukluluk süresine karı iç  
hukuktaki mahkemeler önünde ikayetçi olmaması doğrultusunda iç hukuk yollarını  
tüketmediğini savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin bu argümanlarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM bavuranın 7 Kasım 1996 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığını ve 21 Kasım 1996  
tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına çıkarıldığını  
gözlemlemektedir. Oysa bavuru altı aydan fazla bir sürenin ardından gecikmeli olarak 1  
Kasım 2006 tarihinde yapılmıtır. Bavuranın gözaltı süresinin uzunluğuna ilikin ikayeti geç  
yapıltır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarının uygulanmasına istinaden  
reddedilmelidir.  
AĐHM, Hükümetin tutukluluk süresinin uzunluğuna karı iç hukukta bavuru yollarını  
tüketmediği yönündeki itirazı ile ilgili, dava dosyasında yer alan bilgilere göre, bavuranın  
ulusal mahkemelerdeki durumalarda serbest bırakılma taleplerini birçok kez dile getirdiğini  
gözlemlemektedir. Bu talepler üzerine esas hakimleri her durumada tutukluluk halinin  
devamının gerekli olup olmadığını değerlendirmilerdir. Tutukluluğun devamına ilikin  
kararlara itiraz etme imkanı olduğu argümanı konusunda AĐHM, benzer bir argümanı Koti  
vd.-Türkiye (no: 74321/01, 3 Mayıs 2007) kararında reddettiğini hatırlatır. Bu  
değerlendirmeden ayrı tutulacak herhangi bir gerekçenin yokluğunda Hükümetin itirazı  
reddedilmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Hükümet AĐHM’nin tutukluluğun ne kadar sürmesi gerektiğine dair bir ön saptama  
yapmağını, bu sürenin uzunluğunun her davaya özgü koullara bağlı olduğunun altını  
çizmektedir. Nitekim, isnat edilen suçların niteliği çerçevesinde bavuranın serbest  
bırakılması halinde firar, delillerin tahrif edilmesi yoluyla adaletin normal seyrinin  
engellenmesi, beraber yargılanananların birbirleriyle hesaplamaları, tanıklar üzerinde baskı  
yapılması ve suçun tekrarı riskleri bulunmaktadır. Tutukluluk halinin devamında kamu  
düzeninin korunması amacı güdülmüve adli merciler, tutukluluk süresinin uzatılması  
konusunda, her otuz günde bir tutukluluğun yasallığını incelemek suretiyle, gerekli ihtimamı  
göstermilerdir.  
Bavuran herhangi bir özel ve karmaık yapısı bulunmayan sözkonusu davada bu denli uzun  
tutukluluk süresinin uygulanmasının makul hiçbir gerekçesinin olmadığını ileri sürmektedir.  
Bavurana göre iç hukuktaki mahkemeler yeterli özeni göstermeyip, neredeyse birbirinin aynı  
gerekçelerle tutukluluğun devamına karar vermekle yetinmitir. Bunu yanı sıra, tutukluluk  
önleyici bir tedbir olmaktan çıkıp, alınan bir kararın icrası haline gelmelidir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen sürenin sonlandığı anın «mahkemenin, ilk  
derece mahkemesi bile olsa, suçu sabit bulduğu gün» (Wemhoff-Almanya kararı no: 27  
4
Haziran 1968 ve Labita-Đtalya kararı no: 26772/95) olduğunu, bu bavurudaki gibi birden  
fazla tutukluluk süresinin sözkonusu olduğu durumlarda tutukluluk süresinin tamamının  
dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Baltacı-Türkiye kararı, no: 495/02, 18 Temmuz  
2006, Solmaz-Türkiye kararı no: 27561/02).  
AĐHM bu bavuruda tutukluluk süresinin ilk döneminin 7 Kasım 1996 tarihinde bavuranın  
yakalanması ile balayıp, 13 Haziran 2001 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
mahkumiyet kararı ile sona erdiğini tespit etmektedir. Bu süre dört yıl yedi aydır. AĐHS’nin  
5/3 maddesine göre Yargıtay’ın davanın yeniden incelenmesi için ilk derece mahkemesine  
gönderdiği 12 ubat 2002 tarihinden itibaren ikinci tutukluluk dönemi balamaktadır. Bu süre  
devam etmektedir ve hali hazırda altı yıl üç aya ulatır. Bavuran halihazırda toplamda on  
yıl on ay tutuklu kalmıtır.  
AĐHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı amamasını gözetmekle  
birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi  
doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meru kılan kamu  
çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün  
koulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu  
gerekçelendirmelidir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından  
yapılan bavurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3  
maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit ederken, sözkonusu kararlardaki  
gerekçeleri ve bavuran tarafından yerel mahkeme nezdinde yapılan bavurularda dile  
getirilen tartıılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı,  
28 Ekim 1998).  
AĐHM, ayrıca, tutukluluğun meruiyetinin, ancak, kamu düzenine karı gerçek bir tehdit  
olduğu hallerde sürebileceğini; tutukluluğun devamının hürriyetten yoksun bırakma cezası  
haline gelmemesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. özellikle Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran  
1998).  
Bu bağlamda yakalanan kiinin bir suç ilediğinden üphe edilmesine neden olan makul  
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)  
kouldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar  
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye  
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,  
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip  
göstermediğini aratırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:  
61446/00, 5 Nisan 2005 ve sözü edilen Baltacı kararı).  
Bu bavuruda dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi düzenli  
olarak her durumada, neredeyse birbirinin aynı basmakalıp ifadelerle, ilenen suçun  
niteliğine, delillerin durumuna, dosyanın içeriğine, davanın seyrine dayalı olarak bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir. Mahkeme ayrıca bavuranın firar riskinin  
bulunduğuna ve delillerin tahrif edildiğine vurgu yapmıtır.  
AĐHM, firar tehlikesinin sadece öngörülen cezanın ağırlığı ile bağlantılı olarak  
değerlendirilemeyeceğinin, firar tehlikesinin varlığını teyid edebilecek veya tutukluluğun  
gerekliğini ortadan kaldıracak kadar düük olduğunu ortaya koyabilecek ekilde, ilgili  
tamamlayıcı bütün öğeler ıığında değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizer. (Bkz. diğerleri  
arasında, sözü edilen Letellier-Fransa kararı ve Mansur kararı). AĐHM, firar riski zaman  
içinde doğal olarak azalırken, ulusal yargıçın bavurduğu gerekçelerin kısalmasını not  
5
etmektedir. (Bkz. Neumeister-Avusturya kararı 27 Haziran 1968) AĐHM ulusal hakimin dile  
Tutukluluğun devamına ilikin kararların gerekçelerinden ulusal mahkemelerin 10 yıl 10 ay  
tutukluluktan sonra benzer risklerin niye hala devam ettiğini belirtmeyi ihmal ettikleri  
görülmektedir. (Bkz. Zannouti-Fransa kararı, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001; Demirel-  
Türkiye kararı no: 39324/98, 28 Ocak 2003).  
AĐHM’nin gözünde, “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğunu ve var  
olmaya devam ettiğini gösterse ve bu davaya ilikin çok önemli unsurları olutursa bile, , bu  
kadar uzun bir süre bavuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek baına haklı gösteremez  
(Bkz. sözü edilen Mansur ve Demirel kararı).  
Bu nedenle, AĐHM bavuranın bu denli uzun tutuklu kalmasının AĐHS’nin 5/3 maddesinin  
ihlaline yol açtığı kanısına varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargılanmamasının uzun sürmesinin adil yargılanma hakkının ihlaline yol  
açtığından ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6/1 maddesine göndermede bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Dikkate alınması gereken dönem 7 Kasım 1996 tarihinde balamı, henüz sona ermemitir.  
Bu süre üç mahkeme ve iki hüküm aaması için yaklaık on bir yıl altı aydır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder.  
B. Esas hakkında  
Hükümet yargı sürecinin uzunluğunun dava koullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini  
hatırlatmakta ve davanın karmaıklığına, sanıkların sayısına ve isnat edilen suçların ağırlığına  
dikkat çekmektedir. Hükümet, savunmalarını hazırlamak için defalarca süre talep eden  
bavuranın ve avukatının yargılamanın uzamasına katkıda bulunduklarını ifade etmektedir.  
Hükümet ayrıca düzenli olarak toplanan iç hukuk mercilerine yüklenebilecek herhangi bir  
ihmalin olmadığını savunmaktadır.  
Bavuran yargılanma süresinin uzamasına neden olduğunu reddetmekte ve savunmasını  
sunmak için nadiren süre talebinde bulunduğunu ve yargılamanın uzamasına neden  
olmadığını iddia etmektedir. Bavuran cezaevi yönetimi defalarca kendisini durumaya  
göndermediğinden sürenin uzunluğundan yerel makamların sorumlu olduklarını ileri  
sürmektedir. Sözkonusu yargı sürecinin uzamasında mahkeme heyetinin yapısının  
değimesinin ve DGM’lerin kaldırılmasının da etkisi olmutur.  
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve özellikle de davanın  
karmaıklığı ile bavuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerlemiölçütlere  
bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve  
Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).  
6
AĐHM bu bavurudakine benzer ikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi  
kararı).  
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına,  
dosyada yer alan unsurlar göz önüne alındığında bavuranın tutumunun yargılamanın  
uzamasına etki etmediğine itibar etmektedir. Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadı  
ıığında AĐHM sözkonusu yargı sürecinin aırı olduğu ve «makul süre» koulunu  
karılamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran tutuklu bulunduğu sürede uğradığı gelir kaybına karılık 110.000 YTL [yaklaık  
58.491 Euro] maddi tazminat talep etmektedir. Bavuran AĐHM’nin minimum gelir kaybını  
dikkate alması durumunda uğradığı maddi zararın 60.000 YTL olduğunu öne sürmektedir.  
Bavuran ayrıca manevi tazminat için 150.000 YTL [yaklaık 79.761 Euro] talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM öne sürülen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında herhangi bir illiyet bağı  
bulunmadığından bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karılık, bavurana manevi zarar  
bağı altında 12.600 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukuktaki mahkemeler önünde yapmıolduğu yargı giderleri için 24.600 YTL  
[yaklaık 13.080 Euro] talep etmektedir. Bavuran avukatlık ücreti için 6.600 YTL [yaklaık  
3.509 Euro], tutukluluğuna ilikin giderler için 11.000 YTL [yaklaık 5.849 Euro] ve tutuklu  
kalması nedeniyle ailesinin yaptığı harcamalar için 5.000 YTL [yaklaık 2.658 Euro] talep  
etmektedir. Bavuran ayrıca AĐHM nezdinde yapmıolduğu harcamalara ilikin olarak  
avukatlık ücreti için 9.500 YTL [yaklaık 5.051 Euro] ve tercüme gideri için 2.000 YTL  
[yaklaık 1.063 Euro] talep etmektedir. Bavuran kanıtlayıcı belge niteliğinde Đstanbul Barosu  
avukatlık ücret tarifesini ve tercüme masrafını gösterir 2.124 YTL tutarındaki faturayı  
sunmaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu bavuruda mahkemeye sunulan unsurlar ve  
sözü edilen kıstaslar göz önüne alındığında AĐHM, ulusal mahkemeler nezdinde yapıldığı öne  
7
sürülen yargı giderlerine ilikin talebi reddetmekte, AĐHM önünde yapılan yargı giderleri ve  
tercüme masrafları için bavurana 1.129 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana:  
i.  
ii.  
manevi tazminat için 12.600 (on iki bin altı yüz) Euro ödenmesine;  
yargılama gideri için 1.129 (bin yüz yirmi dokuz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faizin uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 10 Haziran 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8