kabul edilebilir, ancak tek baꢀına, bu denli uzun bir tutukluluk süresinin gerekçesi olamaz
(Acunbay, adı geçen bölüm, prg. 61, ve metinde yeralan referanslar; Türkiye aleyhine Demirel
davası, no 39324/98, prg. 61, 28 Ocak 2003)i Üstelik bu davada, söz konusu ipuçlarının
arasında 3. madde ihlâl edilerek elde edilen bilgi ve itiraflar da yeralmaktadır.
Görüldüğü kadarıyla esas hakimleri, baꢀvuranın yürütülen soruꢀturmaya zarar vermesini veya
tanıklar üzerinde baskı yapmasını engellemek gerektiği gibi gerekçeler ileri sürmemiꢀtir
(bakınız, Demirel, adı geçen bölüm, prg. 61 ; Acunbay, adı geçen bölüm, prg. 62), dolayısıyla
bu davada AĐHM, kaçma tehlikesinin var olup olmadığı üzerinde durmalıdır.
Baꢀvurana atfedilen eylemelerin veya bunların cezai müeyyidelerinin önemine kimse itiraz
edemez. Bununla beraber, kaçma tehlikesi, sadece cezai müeyyidelerin önemi esas alınarak
değerlendirilemez (bakınız, örnek olarak, Fransa aleyhine Muller davası, 17 Mart 1997,
prg. 43, Derleme 1997-II) : böyle bir tehlikenin mevcudiyetiyle ilgili belirleyici bütün ek
unsurların da incelenmesi gerekmektedir (Acunbay; Mansur, 8 Haziran 1995, prg. 55, seri A
no 319-B).
Bu bağlamda, – sadece üç defasında gerekçe gösteren– esas hakimlerinin kararda belirleyici
nitelik taꢀıyan ve böylesine uzun bir süre ısrarla öne sürülen kaçma riskinin neler olduğunu
belirlemeye çaba göstermemeleri üzücü olmuꢀtur (bakınız, diğerleri arasından, Letellier, prg.
52). Ancak, dosyadaki belgeler okunduğunda ve duruꢀmalar sırasında sanıkların davranıꢀları
göz önüne alındığında, ĐDGM hakimlerinin baꢀvuranın adaletten kaçmaya çalıꢀabileceğinden
ꢀüphelenmeleri haklı kabul edilebilir.
Bu konuyla ilgili olarak ayrıca, 19 Haziran 1999 tarihli duruꢀmaya kadar baꢀvuranın tahliye
talebinde bulunmadığını ve aynı vesileyle salıverilmesi talebini destekleyecek bir unsur da
sunmadığını vurgulamak yerinde olacaktır. Oysa burada, hem tutuklama halinin devamı
yönünde alınan kararların gerekçeleri hakkında hem ilgili ꢀahsın taleplerinde ileri sürdüğü
tartıꢀmasız olguların AĐHM tarafından incelenmesi için gerekli unsurlar söz konusudur (ilke
için, bakınız Wemhoff, adı geçen bölüm, prg. 12 ; aynı ꢀekilde bakınız, Bulgaristan aleyhine
Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, prg. 154, Derleme 1998-VIII ; Türkiye aleyhine
Remzi Aydın davası, no 30911/04, prg. 58, 20 ꢁubat 2007 ; Türkiye aleyhine Bağrıyanık
davası, no 43256/04, prg. 38, 5 Haziran 2007).
Daha önce edinilen bilgiler ıꢀığında AĐHM, bu davada esas hakimlerinin kaçma riski
mevcudiyeti ile ilgili olarak sadece genel kurallarla yetindiklerini kabul etmektedir (bakınız,
diğerleri arasından, Đtalya aleyhine Contrada davası, 24 Ağustos 1998, prg. 58, Derleme
1998-V ; Acunbay, adı geçen bölüm, prg. 60).
Bununla birlikte, sanıkların ivedilikle savunmalarını yapabilmeleri için davalarına özel bir
özen gösterilmesi gerektiği cihetle, davanın görülüꢀünde gerekli özenin gösterilip
gösterilmediğinin gerekmektedir (Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132,
CEDH 2002-VI ; Türkiye aleyhine Kiper davası, no 44785/98, prg. 40, 23 Mayıs 2006).
Bu çerçevede öncelikle, gerekli ivedilik kavramının, hakim ve yargıçların görevlerini yerine
getirmek için gerekli özeni göstererek harcadıkları çaba gözardı edilerek
yorumlanamayacağını hatırlatmak gerekir (Avusturya aleyhine Toth davası, 12 Aralık 1991,
prg. 77, seri A no 224). Bu davada çok sayıda sanık bulunması, baꢀvuranın terörist sayılacak
eylemlerle suçlanması ve söz konusu dava dosyasının oldukça kabarık olması dolayısıyla, adli
makamların gerçekten karmaꢀık bir davayla uğraꢀtıklarını kabul etmek gerekir.
18