AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1. maddesinin güvence
altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında
ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından
öngörüldüğüne ve 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin korunması ve toprak
bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye,
başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu tedbirin “demokratik bir
toplumda gerekli” olup olmadığının tespit edilmesine dayanmaktadır.
AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır.
(Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin –Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas-
Norveç, başvuru no: 21980/93) Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına
ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte,
basının, terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları
sözkonusu olduğunda veya kamu düzeninin korunması veya suçun engellenmesi için birtakım
sınırları aşmaması gerekmektedir. (Sürek ve Özdemir – Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve
24277/94, 8 Temmuz 1999)
Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup
olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu
görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir
kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karşı şiddete teşvik ettiği durumlarda Devlet
otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir
payına sahiptir. ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95)
Denetimini yaparken, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi
yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri
kararları, AİHS’nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun
için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8
Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan
ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları
dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları:
28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).
Mevcut davada başvuran, terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan dolayı
mahkum edilmiştir. Sözkonusu makale, PKK eski lideri Abdullah Öcalan’ın açıklamalarını
içermektedir. Öcalan, makalede, PKK’nın Türkiye’ye doğru sürülmesi için Ankara’nın
desteğine bağlı olan Kürt Lider Talabani tarafından kabul edilen stratejiyi eleştirmektedir.
Böylece dava konusu sözler, siyasi bir tavır olarak görülmektedir.
AİHM, sözkonusu makalede kullanılan terimlere özel bir dikkat göstermektedir.
Abdullah Öcalan’ın tavrının yeniden şiddete yönelik olmadığı anlamına geldiği doğru olsa da,
AİHM, bu sözlerde bir anlam belirsizliği not etmektedir. Zira yazar, “meşru öz savunma”
çerçevesinde, PKK’nın kendini savunabilmesi gerektiğini belirtmektedir.
AİHM’ye göre böyle bir ifadenin kullanılması, şiddete başvurmayı meşrulaştırma
niyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. AİHM, Abdullah Öcalan tarafından tanıtıldığı
gibi, PKK ideolojisinin, PKK tarafından “meşru müdafaa” olarak tanıtılan şiddete,
mücadeleye ve silahlı direnişe başvurmayı kapsadığını hatırlatmaktadır ( Bkz. bu anlamda,
Abdullah Öcalan tarafından yazılan kitabın yayımlanmasını içeren 22 Mart 2007 tarihli
Gülcan Kaya –Türkiye Davası, 6250/02).
3