AİHM, konuya ilişkin içtihadından doğan genel ilkeleri hatırlatmaktadır (Bkz.
diğerleri arasından, Ceylan Türkiye, başvuru no: 23556/94, sözü edilen Öztürk ve sözü edilen,
İbrahim Aksoy). AİHM, bu ilkeler ışığında davayı inceleyecektir.
AİHM, suç unsuru sayılan makalede kullanılan terimlere ve yayımlandıkları bağlama
özellikle dikkat etmiştir. Bu bağlamda AİHM, göreceği davanın bulunduğu koşulları, özellikle
terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9
Haziran 1998 tarihli İnal –Türkiye kararı).
Mevcut davada, başvuran, bir terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan
dolayı mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, Abdullah Öcalan, Nevruz kutlamaları
dolayısıyla mesaj vermektedir.
AİHM, mevcut dava koşullarının, Halis Doğan-Türkiye (no:2) (başvuru no: 71984/01,
25 Temmuz 2006), Çapan-Türkiye (başvuru no: 71978/01, 25 Temmuz 2006), Yıldız ve Taş-
Türkiye (no:1), (no:2), (no:3) ve (no:4) (başvuru no: 77641/01, 77642/01, 477/02 ve 3847/02,
19 Aralık 2006) ve daha yakın zamanlı Demirel ve Ateş-Türkiye (başvuru no: 10037/03 ve
14813/03, 12 Nisan 2007) kararlarında belirtilen koşullarla benzerlik gösterdiğini not
etmektedir. AİHM, bilgilendirme görevinin kaçınılmaz olarak “ görev ve sorumluluklar”
içerdiğini ve basın kuruluşlarının kendiliklerinden uyması gereken sınırlamaları hatırlatmanın
yaralı olacağı kanaatindedir. Medyada yer alan bir yazı, kendilerini terörist örgütlerin birer
mensupları olarak tanıtan kişilerin açıklamalarını aktardığında ve böyle bir yayın, yazarlarına
şiddet içerikli ve demokrasinin reddine ilişkin fikirlerin yayılmasını sağlayabilecek nitelikte
olduğunda, sözkonusu hatırlatma özellikle yerinde olur (mutatis mutandis Stankov ve Ilinden
birleşik Makedon Örgütü-Bulgaristan, başvuru no: 29221/95 ve 29225/95, Demirel ve Ateş).
Mevcut davada, ulusal mahkemelerin kararlarında belirtilen gerekçeleri inceleyen
AİHM, yine de bu gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan
müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli olduklarının düşünülemeyeceğine kanaat
getirmektedir. Dava konusu açıklamalar, yazarının kişiliğinden bağımsız olarak
değerlendirilemese de bu koşulun kendisi ihtilaflı müdahaleyi haklı çıkaramamaktadır. (bu
bağlamda, bkz. diğerleri arasından, Halis Doğan-Türkiye (no:2), Çapan-Türkiye, Demirel
Ateş-Türkiye, sözü edilen bu davalarda, suçlu bulunan terör örgütü liderlerinin açıklamaları
söz konusudur).
Kuşkusuz, Abdullah Öcalan’ın mesajı gazetecilik bağlamında hiçbir yorum
yapılmaksızın olduğu gibi yayımlanmıştır. Bununla birlikte, AİHM, Abdullah Öcalan’ın
açıklamalarında hiçbir anlam belirsizliğine rastlamamıştır. Nevruz kutlaması dolayısıyla
yayımlanan mesajı, şiddet kullanımına, direnişe ve başkaldırıya ilişkin hiçbir çağrıda
bulunmamaktadır ve nefret içeren bir söylem söz konusu değildir, bu, AİHM’ye göre dikkate
alınacak temel unsurdur (Bkz. a contrario, Sürek (no:1), Gerger-Türkiye, başvuru no:
24919/94, 8 Temmuz 1999).
Son olarak, yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın
niteliği ve ağırlığı da göz önüne alınacak unsurlardır. Mevcut davada, başvuran, para cezasına
çarptırılmış ve ulusal mahkemeler sözkonusu günlük gazeteyi beş gün süreyle kapatmışlardır.
Para cezasının ödenmemiş olması, ihtilaflı müdahalenin önemini hiçbir bakımdan
azaltmamaktadır.
5