CONSEIL  
DE L’EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
Erdal TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( no5)  
(Başvuru no:29848/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Eylül 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (29848/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı olan Erdal Taş’ın (başvuran), 26 Haziran 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) İnsan Hakları ve  
Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez ve O. Yıldız  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN UNSURLARI  
Başvuran, 1974 yılı doğumludur ve Fribourg’da (İsviçre’) ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde başvuran “2000’de Yeni Gündem” isimli günlük  
gazetede sorumlu yazı işleri müdürüydü.  
2000’de Yeni Gündem isimli gazete, “PKK’den şiddete son çağrısı” başlıklı bir makale  
yayımlanmıştır.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 26 Şubat 2001 tarihinde,  
sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2.  
ve 6/4. maddesi uyarınca terör örgütünün açıklamalarını yayımlamakla suçlamıştır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 24 Ağustos 2001 tarihinde, başvuranı üzerine atılı  
olaylardan suçlu bulmuş ve 712.912.500 TL (yaklaşık 530 Euro) para cezasına çarptırmıştır.  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurana bildirilmeyen görüşü ışığında Yargıtay, 11  
Şubat 2002 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran İsviçre’ye yerleşmiş ve sözkonusu günlük gazete  
faaliyetlerine son vermiştir. Başvuran, para cezasını ödememiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, cezai mahkumiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri  
sürmektedir. Başvuran, bu bağlamda AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümete göre, sözkonusu makalenin terör örgütü PKK’nın propagandasını yapması  
nedeniyle, dava konusu müdahale, AİHS’nin 10/2. maddesi bakımından haklı görülmektedir.  
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1. maddesinin güvence  
altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında  
ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından  
öngörüldüğüne ve AİHS’nin 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin  
korunması ve toprak bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (Bkz.  
2
Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu  
tedbirin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır  
(Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin –Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas-  
Norveç, başvuru no: 21980/93). Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına  
ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte, basının  
terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları sözkonusu  
olduğunda veya kamu düzeninin korunması veya suçun engellenmesi için birtakım sınırları  
aşmaması gerekmektedir (Sürek ve Özdemir – Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve 24277/94, 8  
Temmuz 1999).  
Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup  
olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu  
görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir  
kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karşı bir şiddet teşvik ettiği durumlarda Devlet  
otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir  
payına sahiptir ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95).  
Denetimini yaparken, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi  
yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri  
kararları, AİHS’nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun  
için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8  
Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan  
ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları  
dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları:  
28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).  
Mevcut davada, başvuran, bir terör örgütünün açıklamalarını yayımlamaktan dolayı  
mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, PKK, Orta Doğu’da İsrail tarafından yürütülen  
politikayı ve örgütün eski lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından düzenlenen  
protesto gösterileri sırasında göstericilerin ölümünü eleştirmektedir. PKK, böyle şiddet  
politikalarının PKK yönetimdeki Kürt halkı gibi halkların “haklı tepkisi” ile  
karşılaşacaklarının altını çizmektedirler.  
AİHM, sözkonusu makalede kullanılan terimlere özellikle dikkat etmektedir.  
Söylendikleri ortamdan bağımsız olarak ele alındıklarında bazı ifadeler barışa çağrı ve  
provokasyonlara karşı dikkatli olmaya davet olarak düşünülebilinir. Bununla birlikte,  
aşağıdaki ifadelerin kullanılması ile açıkça bir şiddette başvuruyu meşrulaştırma amacı  
olduğunu göstermektedir.  
“Şiddet politikasında ısrar edenler, karşılarında halkların haklı tepkilerini bulacaklarını  
unutmamak zorundadır. Bu gerçek herkes için olduğu gibi PKK öncülüğünde demokrasi,  
özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren Kürt halkı için de geçerlidir.”  
AİHM için, PKK gibi yasadışı bir örgüte ait böyle söylemler, en azından, ölümcül  
şiddetin bir savunması olarak değerlendirilmektedir. AİHM’nin gözünde, bu açıklamalar  
açıklamayı yapanın kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Bu durum, ihtilaflı  
müdahaleyi haklı göstermeye yetmekle birlikte, aktarılan ifadelerin silahlı bir örgüte ait  
olması ayrı bir vahamet taşımaktadır. Sözkonusu açıklamalar böylece okuyucu için ayrı bir  
3
önem taşımakta ve yalnızca silahlı eylemi meşrulaştırmak değil aynı zamanda gerekli  
görülebileceği durumlarda, böyle bir eyleme teşvik etme eğilimindedirler. Dolayısıyla  
okuyucu, şiddete başvurmanın kendini savunmak için geçerli ve haklı bir tedbir olduğu  
izlenimine kapılmaktadır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında yaklaşık 1985  
yılından beri yaşanan büyük sıkıntıları da not etmek uygun olacaktır. Güvenlik güçleri ve  
PKK mensupları arasındaki bu sıkıntılar çok sayıda insan kaybına ve Güneydoğu Anadolu  
Bölgesi’nin büyük bir kısmına bugün kaldırılmış olan olağanüstü halin ilan edilmesine neden  
olmuştur. Oysa AİHM, bölgede hüküm süren güvenlik durumunu ağırlaştıracak olası söz ve  
eylemler hususunda yetkililerin kaygılarının farkındadır. Böyle bir bağlamda, makalenin  
şiddeti destekler nitelikte olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.  
Ayrıca, AİHM, sunmak ve incelemek için gazetecilik bağlamında hiçbir yorum  
yapılmaksızın açıklamaların olduğu gibi yayımlanmasının, şiddet kullanımına, silahlı direnişe  
veya başkaldırıya teşvik edebileceğini düşünmektedir. AİHM’ye göre bu durum dikkate  
alınacak temel unsurdur (Halis Doğan-Türkiye ( n0 3), başvuru no: 4119/02, 10 Ekim 2006).  
Ayrıca, başvuranın, suç unsuru makalede ifade edilen açıklamalara kişisel olarak bağlı  
olmadığı doğru olsa da, başvuran bu açıklamaların sahibine fırsat tanımış ve bu açıklamaları  
yayımlamıştır. Böylece başvuran, görüşlerini kamuoyuna duyuran kişilerin “görev ve  
sorumluluklarını” dolaylı olarak paylaşmaktadır (Bkz. mutatis, mutandis, Öztürk-Türkiye,  
başvuru no: 22479/93). Haber verme hakkının, şiddete teşvik eden söylemlerin veya terörist  
grupların açıklamalarının (Kaya-Türkiye, başvuru no: 6250/02, 22 Mart 2007)  
yayımlanmasında kullanılması mümkün olamayacağından, gazetenin yazı işleri müdürü olan  
başvuran, makalenin içeriğine ilişkin her türlü sorumluluktan muaf tutulamaz (Sürek-Türkiye  
(no 3), başvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999).  
Son olarak, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde  
verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da dikkate alınacak unsurlardır. Mevcut davada başvuran  
para cezasına çarptırılmıştır. Bu bağlamda, AİHM, açıklamaların şiddet, direniş ve  
başkaldırıya teşvik oluşturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli  
olabileceğini hatırlatmaktadır.  
Böylece, AİHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate  
alarak, başvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düşünülemeyeceğine  
kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin  
35/ 3 ve 35/ 4. maddelerinin uygulanmasının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, Yargıtay Başsavcısı’nın kendisine bildirilmeyen görüşüne cevap  
veremediğinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran AİHS’nin 6. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
4
B. Esas Hakkında  
AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözlemlerinin niteliği ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara  
cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı’nın  
görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
ulaştığını hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye, başvuru no: 36590/97).  
AİHM, mevcut davayı incelemiştir. AİHM, Hükümet’in mevcut durumda farklı bir  
sonuca ulaştıracak ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu düşünmektedir.  
Bu durumda AİHM, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.  
III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, gazetenin geçici olarak kapatılması tedbirinin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.  
maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.  
AİHS’nin 10. maddesine ilişkin tespiti göz önüne alarak, AİHM, bu şikayetin açıkça  
dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin 35/3. ve 35/4. maddeleri uyarınca reddedilmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 10.000 Euro değerinde olduğunu iddia  
etmektedir. Başvuran, çok sayıdaki mahkumiyetin ardından, gazetenin faaliyetlerine  
tamamen son vermek zorunda kaldığını ve kendisinin, çarptırıldığı para cezasını ödeyecek  
güçte olmadığından Türkiye’yi terk etmek ve yurtdışına yerleşmek zorunda bırakıldığını  
belirtmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ  
görememektedir. Böylece AİHM, bu talebi reddetmektedir.  
Ayrıca, ihlal tespitinin kendisinin manevi tazminat için yeterli adil tazmin oluşturduğu  
kanaatindedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.500 Euro talep  
etmektedir. Başvuran, bu hususta herhangi bir belge sunmamaktadır.  
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
5
AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada başvuran, avukatların gerçekleştirdiği işe ilişkin ödeme makbuzlarını  
sunmadığından ve sözünü ettiği harcamalarını ispatlamadığından iddialarını  
belgelendirmemiştir. AİHM, yine de başvuranın başvurusunu sunmak için kesinlikle masraf  
ve harcamalarda bulunduğu kanısındadır ve bu nedenle masraf ve harcamalar ilişkin olarak en  
fazla 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla, AİHM, bu  
miktarı AİHM önündeki dava için ödemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.  
BU GEREKÇELERLE, AİHM,  
1. Başvurunun AİHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin kısmının  
kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil  
tazmin oluşturduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet’in  
başvurana, masraf ve harcamalar için 500 Euro ( beş yüz Euro) ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit  
oranda eşit oranda basit faizin uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3.  
maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6