COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ERDEM – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 42234/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
17 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42234/02 bavuru numaralı davanın nedeni T.C.  
vatandaı Mehmet Ümit Erdem’in (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 7 Ekim  
2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin (“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından A.T. Ocak tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumludur ve avukat olarak çalığı Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
A. 14 Ekim 2001 tarihinde gerçekleen olaylar  
Polis kamerasındaki verilerin çevriyazımının da aralarında bulunduğu resmi belgelere  
göre, birtakım siyasi parti ve sivil toplum örgütleri, 14 Ekim 2001 tarihinde Đstanbul ili  
Meydanı’nda savakarıtı gösteri düzenlemek istemilerdir. Ancak, Đstanbul Valisi buna izin  
vermemitir. Söz konusu tarihte, saat 11:30 civarında, söz konusu partilerin bayraklarını  
taıyan yaklaık 500 kiilik bir grup, Kadıköy Meydanı’ndaki vapur iskelesine doğru  
yürümeye balamıtır. Organizatörler, megafonlarla, gösterinin yasadıı olduğu, bulundukları  
yerde basın açıklaması yapamayacakları ve dağılmamaları halinde polisin kuvvete bavurmak  
zorunda kalacağı konusunda uyarıllardır. Kalabalık, “Yankee evine dön”, “Emperyalist ve  
sömürgeci savaa hayır”, “Terörist Amerika”, “Savaiçin değil; Eğitim ve sağlık için para”,  
“Ortadoğu emperyalizmin mezarı olacak” gibi sloganlar atmıtır. EMEP Partisi’nin bakanı  
L.T., uyarılara rağmen, sözlü basın açıklaması yapmaya devam ettiği için Çevik Kuvvet  
müdahalede bulunmuve dağılmayı reddeden kırk altı kiiyi yakalamıtır.  
Bavuran, bavuru formunda, Çevik Kuvvet polis memurlarının kalabalık üzerinde  
aırı güç kullandığı sırada kendisinin de kalabalık arasında bulunduğunu iddia etmitir. Karı  
koymağı halde, polisin, herhangi bir ön uyarıda bulunmadan, suratına biber gazı sıktığını,  
coplarıyla kendisine vurduğunu ve tekme attığını belirtmitir. Biber gazı sıkılması sonucunda,  
bavuranın gözlerinde ve yüzünde yanma hissi olumuve nefes almakta güçlük çekmitir.  
Tekmelendikten ve coplarla dövüldükten sonra kollarında, bacaklarında, göğsünde ve  
kaburgalarında ağrı hissetmitir. Daha sonra, bavuran, yaralılara yardımcı olmak ve gözaltına  
alınan kiilerin isimlerini kaydetmek için Kadıköy’de kalmıtır. Bu sırada, yüksek rütbeli bir  
polis memurunun bir kiiyi dövdüğüne ve gözaltına aldığına tanıklık etmitir. Aynı polis  
memuru, daha sonra bavurana küfretmeye balamıve onu itmitir. Daha sonra bazı polis  
memurları bavuranı bölgeden uzaklatırmıtır.  
B. Bavuranın kötü muamele ikayetine yönelik cezai soruturma  
Olaydan yaklaık iki saat sonra, bavuran Kadıköy Savcılığı’na gitmi, polis  
memurları tarafından maruz kaldığı muamele hakkında resmi ikayette bulunmuve bir  
hastaneye sevk edilme talebinde bulunmutur. Bilhassa, basın bildirisi okunduğu sırada,  
Çevik Kuvvet’in, herhangi bir ön uyarıda bulunmadan, biber gazı sıkmaya ve kendilerine  
vurmaya baladığını ifade etmitir. Sırtına darbeler aldığını ve tekmelendiğini belirtmitir.  
1
Polis memurlarının yüzlerinde maskeler olduğu için failleri tehis etmesinin mümkün  
olmadığını ileri sürmütür.  
Aynı tarihte, bavuran, Numune Hastanesi’nde bir doktor tarafından muayene  
edilmitir. Doktor, bavuranın sırtının sağ kısmında yer alan bir bölgede 3x15 cm çapında  
hiperemi (kan hücumu), sağ uyluk kemiğinde hassasiyet ve sağ omzunda ağrı tespit etmitir.  
Bavuran, sağ kolunda ve sırtında ekimotik bölgeler olduğunu kaydeden bir ortopediste  
gönderilmitir. Bavuran ayrıca baka bir hastanede görevli bir doktor tarafından muayene  
edilmive doktor bavuranın sağ kolunda ve kaburga-omurga bölgesinde hiperemik alanlara  
rastlatır. Aynı tarihte birtakım röntgenler çekilmitir.  
Ertesi gün, bavuran, Adli Tıp Kurumu’nun Kadıköy ubesi tarafından muayene  
edilmitir. Doktor, bavuranın sağ omzundaki ağrı dıında bir travmaya rastlamamıtır.  
22 Ekim 2001 tarihinde, bavuranın röntgenlerini inceleyen bir doktor, sağ tarafında  
on birinci kaburga kıkırdağında kapalı kırık olduğunu kaydetmitir.  
5 Kasım 2001 tarihinde, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, bavurana yapılan kötü  
muameleden sorumlu olduğu iddia edilen polis memurları hakkında yargılama yapabilmek  
için Đstanbul Valisi’nden yetki talep etmitir. Bu talep, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu  
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca yapılmıtır.  
19 Kasım 2001 tarihinde, bavuran, kendisinin bel ağrısı çektiğini tespit eden ve on  
günlük istirahat veren bir doktor tarafından muayene edilmitir.  
11 Aralık 2001 tarihinde, Đstanbul’da görevli bir komiser yardımcısı, Vali adına,  
bavuranın kötü muamele iddialarına yönelik ön soruturma yürütmekle görevlendirilmitir.  
Aynı tarihte, komiser yardımcısı, raporunu hazırlamıve Valiliğe teslim etmitir.  
Rapor, yargılama yetkisinin reddedilmesi gerektiğini tavsiye etmitir. Rapordan, raporun  
hazırlanması esnasında komiser yardımcısının, kalabalığı dağıtmakta görev alan polis  
memurları tarafından düzenlenen 14 Ekim 2001 tarihli olay raporunu ve olayın video  
görüntüsünün ayrıntılı kaydını dikkate aldığı anlaılmaktadır. Komiser yardımcısının raporuna  
göre, göstericiler dağılma emrine uymadıklarından polis memurları göstericileri dağıtmak için  
kuvvete bavurmak zorunda kalmılardır. Bavuran, “olaylardan sonra göz altına alınan  
kiilerden birisi” değildi. Rapor, ayrıca, olayda yer alan polis memurlarına, o olaydan bu  
yana, bir gösteri sırasında görevlerini nasıl yerine getirmeleri gerektiğinin hatırlatıldığını ifade  
etmitir.  
24 Aralık 2001 tarihinde, Đstanbul Valisi, komiser yardımcısının raporu ve ifadelerinde  
yer alan bilgilere dayanarak, polis memurlarının yargılanmasına ilikin gerekli yetkiyi  
vermeyi reddetmitir.  
18 Ocak 2002 tarihinde, zamanaımı süresi içinde, bavuran, Bölge Đdare  
Mahkemesi’nde, Vali’nin kararına itirazda bulunmutur. Bavuran, diğer hususların yanı sıra,  
polis memurları tarafından bölgeden zorla uzaklatırılmasının öncesinde Çevik Kuvvet  
eflerinden bir tanesinin kendisine küfrettiğini ve bir daha görmesi halinde söz konusu kiiyi  
tanıyacağını belirtmitir. Sağlık raporlarına iaret eden bavuran, halen tedavi altında  
olduğunu ileri sürmütür.  
2
Bu süre içinde, 8 Ocak 2002 tarihinde, Kadıköy Savcısı, Vali’nin 21 Kasım 2001  
tarihli kararına dayanarak, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet ubesi’nde görevli  
güvenlik güçleri hakkında cezai kovuturma balatmama kararı vermitir. Bavuranın bu  
karara itirazı, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 15 Mart 2002 tarihinde  
reddedilmitir.  
2 Mayıs 2002 tarihinde, Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesi, Đstanbul Valisi’nin kararını  
onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, 14 Ekim 2001 tarihinde maruz kaldığı muamelenin, AĐHS’nin 3. maddesine  
aykırı olarak, insanlık dıı ve onur kırıcı muamele oluturduğu konusunda ikayetçi olmutur.  
Söz konusu madde öyledir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmitir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet, ilk olarak, bavuranın gerçekten gösteride yer aldığının ve polis memurları  
tarafından kullanılan kanuni güç sonucu yaralandığının kanıtlanmadığını ileri sürmütür.  
Đkinci olarak, bavuran polis memurları tarafından yaralanmıolsa dahi, olay günü  
düzenlenen sağlık raporlarında yer alan bulguların bavuran üzerinde aırı güç kullanıldığını  
ortaya koymadığını kaydetmitir. Hükümet, ek olarak, dava koullarına yönelik etkili bir  
soruturmanın yürütüldüğünü ileri sürmütür. Bu bağlamda, yetkililer tarafından alınan  
önlemlere iaret etmitir.  
Bavuran, polis memurlarının, barıçıl bir gösteriye katılan kiiler üzerinde aırı güç  
kullanğını ileri sürmütür. Bu bağlamda, söz konusu gün gördüğü muamelenin ikence ve  
onur kırıcı muamele oluturduğunu iddia etmitir. Ayrıca, yetkililerin, olaya yönelik düzgün  
bir soruturma yürütmediklerini belirtmitir. Bilhassa, ükrü isimli polis memurunun fillerine  
yönelik bir soruturma yürütülmemitir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini  
yinelemitir. AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla “her türlü makul üpheden uzak”  
delil ölçütüne bavurmaktadır (bkz. Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96, 21 Aralık 2004).  
3
Bununla birlikte, böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler  
demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden doğabilmektedir (bkz., Labita – Đtalya  
[BD], no. 26772/95).  
AĐHM, bavuranın yaralarının, ister polis ister bir bakası tarafından gerçekletirilmiꢀ  
olsun, 3. madde kapsamına girecek ölçüde ciddi olduğu kanaatindedir. Bu yaralardan 3.  
madde uyarınca Devlet’in sorumlu tutulması gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir. Somut  
davada, Hükümet, bavuranın, polisin kuvvete bavurduğu gösterinin gerçekletiği yerde  
bulunduğuna itiraz etmitir (bkz., örneğin, karıt olarak, Necdet Bulut – Türkiye, no.  
77092/01, 20 Kasım 2007; Eser Ceylan – Türkiye, no. 14166/02, 13 Aralık 2007; yukarıda  
anılan Balçık ve Diğerleri). Bavuran, iddiaları haricinde, tanık ifadeleri gibi, olay yerinde  
bulunduğunu destekleyici, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan bir kanıt sunmamıtır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında ve dava dosyasında bavuranın bulunduğunu iddia ettiği yerde  
olduğunu kanıtlayan belgelerin mevcut olmaması karısında, AĐHM, “her türlü makul  
üpheden uzak” olarak bavuranın 14 Ekim 2001 tarihinde aldığı yaralardan Devlet’in  
sorumlu olduğu kararına varabilmek için olaylara ve delillere ilikin yeterli dayanağın mevcut  
olmadığını değerlendirmitir (bkz., yukarıda anılan Balçık ve Diğerleri).  
Ancak, AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, “savunulabilir” olduğu ve “makul üphe  
uyandırdığı” sürece, özel ahıslar tarafından gerçekletirilmiolsa dahi, kötü muamele  
iddialarına yönelik yetkililerin soruturma yürütmesini gerektirdiğini yinelemitir (bkz.,  
özellikle, Ay – Türkiye, no. 30951/96, 22 Mart 2005). AĐHM içtihadı tarafından belirlenen  
geçerli asgari standartlar, soruturmanın bağımsız, tarafsız, kamuya açık olmasını ve yetkili  
makamların örnek titizlikle ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirmektedir (bkz., örneğin,  
Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98, 26 Ekim 2004). Buna ek olarak, bir soruturmanın  
etkili sayılabilmesi için, yetkililer, olaya ilikin delilleri (baka delillerin yanı sıra, mağdur  
durumda olduğu iddia edilen kiinin iddialarına ilikin ayrıntılı ifade, görgü tanığı ifadesi, adli  
tıp delilleri, ve uygun olduğu hallerde ek sağlık raporları) ele geçirmek için alabilecekleri  
makul olan tüm önlemleri almalıdırlar (bkz., özellikle, Batı ve Diğerleri – Türkiye, no.  
33097/96 ve no. 57834/00).  
AĐHM, bavuranın tanıklığının, iddialarının ciddiyetinin ve aldığı yaraları doğrulayan  
sağlık raporlarının, iddia edildiği gibi kötü muameleye maruz kalmıolabileceğine dair makul  
üphe uyandırdığı görüündedir. Dolayısıyla, soruturma gerekli olmutur.  
AĐHM, somut davada, Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan soruturma dosyasının,  
4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Đstanbul Valiliği’ne geçtiğini kaydetmitir. Bir komiser  
yardımcısı tarafından ön soruturma yapılmıtır. Bu bağlamda, AĐHM, komiser yardımcısının,  
görevlendirildiği gün içinde ön soruturmayı tamamlayıp tavsiye raporunu sunmasını aırtıcı  
bulmutur. Vali, müteakiben, ön soruturma zarfında toplanan bilgilere dayanarak, sanık polis  
memurları hakkında takipsizlik kararı almıtır.  
AĐHM, Valilik gibi idari bir kurum tarafından yürütülen bir soruturmanın,  
bakanlığını dava konusu fiili ileyen güvenlik güçlerinden sorumlu olan vali yapacağından,  
bağımsız olarak kabul edilemeyeceği eklindeki geçmidavalardaki kararını yineler. Ayrıca,  
balattıkları soruturmalar, çoğu kez, olayda yer alan birimlerle hiyerarik yönden bağlantılı  
güvenlik güçleri tarafından yürütülmektedir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Kurnaz ve  
Diğerleri – Türkiye, no. 36672/97, 24 Temmuz 2007; ve bu kararda anılan davalar). AĐHM,  
somut davada farklı bir karara varmak için bir gerekçe görmemitir. AĐHM, güvenlik  
güçlerinin olaya ilikin sorumluluğuna yönelik soruturma yürütme görevinin Valiliğe  
4
verilmesi kararının, söz konusu tarihte ne olduğu hakkında bağımsız karar verebilme  
olasılığına ilikin üphe uyandırması gerektiği görüündedir.  
AĐHM, yukarıda belirtilenler ıığında, yerel makamların, 14 Ekim 2001 tarihinde  
bavuranın yaralanması sırasında mevcut olan koullara yönelik bağımsız bir soruturma  
yürütemedikleri kararına varmıtır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 10. VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, ayrıca, yukarıda belirtilen olayların, bilhassa güvenlik güçleri tarafından  
kullanılan aırı kuvvetin, AĐHS’nin 10. ve 11. maddeleri uyarınca olan haklarının ihlalini  
oluturduğu konusunda ikayetçi olmutur.  
AĐHM, bu ikayetlerin sadece AĐHS’nin 11. maddesi açısından değerlendirilmesi  
gerektiği kararını vermitir.  
AĐHM, yukarıdaki çıkarımları karısında, somut dava koullarında, bavuranın, bu  
balık altındaki haklarına müdahale yapıldığını kanıtladığı konusunda ikna olmamıtır.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiği kararını vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, toplam olarak, 31.320 Euro maddi ve manevi tazminat talebinde  
bulunmutur. Maddi tazminat talebine destek olarak, 27.000.000 Türk Lirası (yaklaık 19  
Euro) tutarında iki hastane faturası sunmutur.  
Hükümet, bu miktara karı çıkmıtır.  
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı  
görmemive bu nedenle bu talebi reddetmitir. Diğer taraftan, bavurana, 5.000 Euro manevi  
tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan yargılama masraf ve giderlerine karılık 6.644  
Euro talep etmitir. Yasal temsilcisi tarafından düzenlenen bir maliyet dökümü ve bir posta  
makbuzu sunmutur.  
Hükümet bu miktara karı çıkmıtır.  
5
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan Mahkeme, AĐHM’de yapılan  
yargılama masraf ve giderlerine karılık 500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan ikayetin kabuledilebilir; bavurunun geri kalanının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavuranın 14 Ekim 2001 tarihinde aldığı yaralara ilikin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlal edilmediğine;  
3. Bavuranın 14 Ekim 2001 tarihinde yaralanması sırasında mevcut olan koullara yönelik  
yetkililerin bağımsız bir soruturma yürütmemesine ilikin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak 5.000 Euro (bebin Euro) ile birlikte bu miktara tabi  
olabilecek her türlü vergi;  
(ii) Yargılama masraf ve giderleri olarak 500 Euro (beyüz Euro) ile birlikte bu  
miktara tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Stanley Naismith  
Katip Yardımcısı  
Josep Casadevall  
Bakan  
6