maddede atıfta bulunulan iꢀkence, insanlık dıꢀı muamele ve onur kırıcı muamele kavramları
arasındaki ayrımı göz önünde bulundurmalıdır. AĐHS’nin bu ayrım yoluyla çok ciddi ve
zalimce bir ıstıraba neden olacak kasten ve insanlık dıꢀı bir muameleye özel bir kusur
atfetmesi gerektiğinin beklendiği anlaꢀılmaktadır.
AĐHM, bu bağlamda, ꢀikayet konusu muamelenin polis memurları tarafından
baꢀvuranlardan itiraf almak amacıyla kasten uygulandığı kanısındadır. Bu koꢀullarda, AĐHM,
bu eylemin özellikle ciddi ve zalimce ve büyük acı ve ıstıraba neden olabilecek nitelikte
olduğu kanısına varır. Bu nedenle, bu kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde
iꢀkenceye eꢀdeğer olduğu sonucuna varır.
Buna göre AĐHS’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmiꢀtir.
2. 3. maddenin usul yönü açısından Devlet’in sorumluluğu
Baꢀvuranlar polis memurları hakkındaki cezai kovuꢀturmanın etkili bir baꢀvuru yolu
olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca sanık memurlara disiplin yaptırımı
uygulanmadığını ifade etmiꢀlerdir.
Hükümet, polis memurlarının yargılanmalarının AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında bu
maddede varolan usuli yükümlülükleri karꢀıladığını ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, bireylerin, polisin veya Devlet’in diğer memurlarının yasadıꢀı olarak ve 3. madde
ihlal edilerek kötü muamelesine maruz kaldıkları biçiminde savunulabilir bir iddia öne
sürdüklerinde, 3. maddenin, Devlet’in AĐHS’nin 1. maddesi kapsamındaki “... kendi yetki
alanı içinde bulunan herkese bu Sözleꢀme’de ... açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel
yükümlülüğüyle bağlantılı olarak okunduğunda, üstü kapalı olarak etkili ve resmi bir
soruꢀturmanın yapılmasını gerektirdiğini yineler (bkz. Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan).
AĐHM’nin içtihadının belirlediği etkililik tanımının asgari standartları, soruꢀturmanın
bağımsız, tarafsız ve duruꢀmaların aleni olması ile yetkili makamların örnek bir titizlikle
hareket etmeleri koꢀullarını içerir (bkz. Çelik ve Đmret - Türkiye, 44093/98).
Bu bağlamda makul derecede ivedililik ve özen gereği zımni olarak kendini
göstermektedir Belirli bir durumda, soruꢀturmada ilerlemeyi önleyecek engeller ve güçlükler
olabilir, ancak, yetkililerin hızlı hareket etmesi, gayrımeꢀru eylemlere göz yumulduğu veya
suç ortaklığı yapıldığı izleniminin oluꢀmaması ve kamuoyunun meꢀruiyet ilkesine güveninin
devam etmesi açısından ꢀarttır. (bkz. Batı ve Diğerleri).
AĐHM, Devlet’in memurlarının 3. maddeyi ihlal eden suçlarla suçlandıklarında, cezai
yargılama ve cezalandırmanın zaman aꢀımına uğramaması ile af çıkarılması ve bağıꢀlamanın
müsaade edilmemesi gerektiğini yeniden teyit eder (bkz. Yeꢀil ve Sevim - Türkiye, 34738/04).
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranların kötü muamele ꢀikayetlerini takiben, 1997 yılının
Mart ayında, Cumhuriyet Savcısı’nın ivedi bir soruꢀturma baꢀlattığını ve bu soruꢀturmanın
dokuz polis memurunun kötü muamele suçundan yargılanmasına yol açtığını gözlemler. Öte
yandan, 2006 yılında, memurlar hakkındaki dava zamanaꢀımına uğradığı için düꢀürülmüꢀtür.
AĐHM, öncelikle, Cumhuriyet Savcısı’nın 4 Temmuz 1997 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’ne iddianame sunmasına karꢀın, ilk derece mahkemesinin 2 Aralık 2002
tarihinde, yaklaꢀık beꢀ yıl beꢀ ay sonra karar verdiğini kaydeder. AĐHM’ye göre, yargılamanın
süresi haddinden uzundur ve Hükümet bu durum için herhangi bir açıklama yapmamıꢀtır.
7