COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ERDOĞAN YILMAZ VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 19374/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
14 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 19374/03 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz, Birsen Kaya, Sırma Yeter, Mustafa Yeter,  
Dursun Yeter ve Aye (Yeter) Yumli’nin (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 30 Mayıs 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler  
Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin, T. Ayçık ve K. Öztürk  
tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1960, 1955, 1974, 1924, 1955, 1957 ve 1970 doğumludur. Erdoğan  
Yılmaz, Aye Yılmaz, ve Aye (Yeter) Yumli Đstanbul’da; Sırma Yeter ve Mustafa Yeter  
Erzincan’da ve Dursun Yeter Nevnkirchen’de (Avusturya) ikamet etmektedir.  
Bavuranlar Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Aye (Yeter) Yumli 7 Mart  
1999 tarihinde vefat eden Süleyman Yeter’in yakınlarıdır.  
Bavuranlar, Süleyman Yeter’in 22 ubat 1997 tarihinde Đstanbul’un Avcılar semtinde  
sokakta yürürken polis memurlarınca yakalandığını ve yasadıı silahlı bir örgüt olan Marksist  
Leninist Komünist Parti’ye üye olduğu üphesi ile Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde göz  
altına alındığını belirtmitir. Polis tarafından hazırlanan yakalama tutanağında Yeter’in sekiz  
kii ile birlikte bir apartman dairesinde yakalandığı belirtilmektedir. Yakalama tutanağı,  
yakalananların imzalarını içermemektedir.  
Aynı gün Erdoğan Yılmaz, Birsen Kaya ve Aye Yılmaz polis tarafından evlerinde  
yakalanmı, MLKP eylemlerine dahil oldukları üphesi ile Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde  
göz altına alınmılardır.  
Emniyet Müdürü, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Süleyman Yeter,  
Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz, Birsen Kaya ve diğer on dört kiinin gözaltı süresinin  
Savcısı’ndan 7 Mart 1997’ye kadar uzatılmasını istemitir. Cumhuriyet Savcısı, gözaltı  
süresini 15 gün uzatmıtır. Ayrıca tutukluların her üç günde bir muayene edilmesi gerektiğini  
belirtmitir.  
Bavuranlar Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz ve Birsen Kaya ile Süleyman Yeter’in  
gözaltında tutuldukları süre içerisinde çeitli kötü muamelelere maruz kaldıkları iddia  
edilmitir. Erdoğan Yılmaz’ın gözlerinin bağlandığı, dövüldüğü, kollarından asıldığı, elektrik  
okuna maruz bırakıldığı, ayakta durmaya mecbur edildiği, yiyecek ve uykudan mahrum  
bırakılğı ve ölümle tehdit edildiği iddia edilmitir. Aye Yılmaz’ın gözlerinin bağlandığı,  
1
dövülğü, cinsel taciz gördüğü, ayakta durmaya mecbur edildiği, zorla yüksek sesli müzik  
dinletildiği, uyumasının engellendiği ve tehdit edildiği iddia edilmitir. Ayrıca Birsen  
Kaya’nın gözlerinin bağlandığı, dövüldüğü, hakarete uğradığı, çıplak bırakıldığı, kollarından  
asıldığı ve ayakta durmaya mecbur edildiği iddia edilmitir. Son olarak, Süleyman Yeter’in  
gözlerinin bağlandığı, dövüldüğü, hakarete uğradığı, üzerine soğuk su tutulduğu, kollarından  
asıldığı, zorla yüksek sesli müzik dinletildiği ve uyumasının engellendiği iddia edilmitir.  
Bavuran Erdoğan Yılmaz polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde adli tıp  
doktoru tarafından üç kez muayene edilmitir:  
- 26 ubat 1997 tarihli raporda, bavuranın sağ dirseğinde 0,5 cm’lik bir yara ve sol  
kürekkemiğinde 3 ila 4 cm’lik kabuk bağlamıbir yara olduğu kaydedilmitir.  
- Bavuranın ikinci muayenesi, 3 Mart 1997 tarihinde yapılmıtır. Sol dirseğinde 1x1  
cm’lik kabuk bağlamıbir yara, sırtında 1 x 2 cm’lik çeitli hiperemik yaralar ve sağ  
bileğinde 2 x 1 cm’lik çürüme kaydedilmitir.  
- 6 Mart 1997 tarihinde yapılan üçüncü muayenede adli tıp doktoru, 3 Mart 1997  
tarihli rapordaki bulguların halen görüldüğünü kaydetmitir. Ayrıca, bavuranın  
ğsünde sancı olduğunu gözlemlemitir.  
Bavuran Aye Yılmaz, sırasıyla 26 ubat, 3 Mart ve 6 Mart 1997 tarihlerinde doktor  
muayenesine götürülmütür. Đlk iki rapora göre, vücudunda kötü muamele izi  
bulunmamaktadır. 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda diğer tutuklularla birlikte muayene  
edildiği belirtilmitir. Ancak, Aye Yılmaz’a ilikin bir yorum bulunmamaktadır. Aye  
Yılmaz, serbest bırakılmasını müteakiben, sağlık raporu almak için Đstanbul Đnsan Hakları  
Vakfı’na bavurmutur. 23 Ekim 1997 tarihinde hazırlanan raporda, bavuranın bileklerinde  
kabuk bağlamıyaralar bulunduğu, sağ dirseğinde ağrı olduğu, her iki kolunda da kabuk  
bağlamıçok sayıda küçük yara bulunduğu kaydedilmitir.  
Bavuran Birsen Kaya da polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde üç kez  
muayene edilmitir.  
- Vakıf Gureba Hastanesi doktoru tarafından hazırlanan 27 ubat 1997 tarihli raporda  
bavuranın sol omzunda uyuma olduğu ve sol elini kıpırdatamadığı kaydedilmitir.  
- Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda hazırlanan 4 Mart 1997 tarihli raporda bavuranın  
sırtında 10 cm’lik kabuk bağlamıbir yara bulunduğu, sol kolunda ağrı ve uyuma  
olduğu ve sol elini kullanamadığı kaydedilmitir.  
- 6 Mart 1997 tarihinde bavuran bir kez daha Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda muayene  
edilmitir. Sözkonusu tarihte hazırlanan raporda 4 Mart 1997 tarihinde kaydedilen  
yaraların halen görüldüğü gözlemlenmitir.  
Bavuranlar Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Aye (Yeter) Yumli’nin  
yakını olan Süleyman Yeter de polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde üç kez  
muayene edilmitir:  
2
- Đlk muayene Vakıf Gureba Hastanesi doktoru tarafından 27 ubat 1997 tarihinde  
yapıltır. Doktor, sağ koltukaltının yan kısmında 5 cm’lik kabuk bağlamıbir yara  
kaydetmitir.  
- 3 Mart 1997 tarihli raporda, adli tıp doktoru Süleyman Yeter’in kollarında parmak  
uçlarına kadar ulaan ağrı ve uyuma kaydetmitir. Ayrıca kürekkemiğinde ağrı  
kaydetmitir. Üç gün süreli igörmezlik raporu vermitir.  
- Farklı bir adli tıp doktorunca hazırlanan 6 Mart 1997 tarihli raporda her iki kolunda  
da hareket kaybı ve sağ kürekkemiğinde 1 cm’lik çürüme kaydedilmitir.  
6 Mart 1997 tarihinde bavuranlar Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz, Birsen Kaya ve Sırma  
Yeter ile Süleyman Yeter Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı önüne  
çıkarıltır. Haklarındaki suçlamaları reddetmilerdir. Aynı zamanda polis gözetimindeyken  
maruz kaldıklarını iddia ettikleri muameleyi ayrıntılı olarak anlatmılardır. Süleyman Yeter,  
kollarını oynatamadığı için ifadesini imzalayamamıtır. Aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi hakimi Süleyman Yeter’in tutuklanmasına, bavuranlar Erdoğan Yılmaz, Aye  
Yılmaz ve Birsen Kaya’nın da tutuksuz olarak yargılanmalarına karar vermitir.  
Süleyman Yeter 10 Mart 19997 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı’na gözaltında  
kendisine ikence yaptıklarını iddia ettiği polis memurları hakkında ikayet sunmutur.  
Cezaevi yetkilileri aracılığıyla sunduğu yazılı ifadesinde, kendisine yapılan ikenceyi  
ayrıntılarıyla anlatmıtır.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 17 Mart 1997 tarihinde, üç  
bavuran ile Süleyman Yeter’in gözaltında tutuldukları sırada polis memurlarının tutumlarıyla  
ilgili ikayetçi olan ifadeleriyle ilgili tıp raporlarını Fatih Cumhuriyet Savcısı’na göndermi,  
gerekli soruturmanın yürütülmesini talep etmitir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 31 Mart 1997 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden,  
ikayetçilerin gözaltında tutulmalarına ilikin tüm belgeleri göndermesini talep etmitir.  
Đstanbul Emniyet Müdürü 28 Mart 1997 ile 2 Nisan 1997 tarihlerinde Cumhuriyet  
Savcısı’nın üphelileri yakalama iznini, yakalama tutanaklarını, vaka raporlarını, tıp  
raporlarını ve olaya karıan polis memurlarının isimlerini listesini sunmutur.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 8 Mayıs 1997 tarihinde, 21 ubat 1997 ile 6 Mart 1997 tarihleri  
arasında görev baında olan polis memurlarının ifadelerini almıtır. 23 Haziran 1997  
tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesiyle uyumlu olarak Đstanbul Cumhuriyet  
Savcısı’nın sekiz polis memuru hakkında cezai kovuturma balatmasını öneren bir rapor  
hazırlatır. Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 4 Temmuz 1997 tarihinde sekiz polis memuru  
hakkında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iddianame sunmu, polisleri Türk Ceza  
Kanunu’nun 243. maddesiyle uyumlu olarak kötü muamelede bulunmakla suçlamıtır.  
Davada bavuranlar Erdoğan Yılmaz ve Aye Yılmaz ikayetçi olarak, Birsen Kaya ve  
Süleyman Yeter ise müdahil taraf olarak yer almılardır.  
Đlk duruma 24 Ekim 1997 tarihinde görülmütür. Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Erdoğan  
Yılmaz ve Aye Yılmaz’ı dinlemi, bavuranlar polisin kendilerine uyguladıkları kötü  
muameleyi anlatmılardır. Erdoğan Yılmaz kollarından askıya alındığını, hakarete uğradığını,  
altı gün boyunca elleri bağlı halde kaldığını anlatmıtır. Aye Yılmaz, gözaltının ilk beꢀ  
3
gününde, gözlerinin bağlandığından, dövüldüğünden, tehdit edildiğinden, hakarete  
uğradığından ve yüksek sesle müzik dinlemeye zorlandığından ikayetçi olmutur. Hem  
Erdoğan Yılmaz hem Aye Yılmaz onlara ikence eden polis memurlarını tehis  
edebileceklerini ve polis memurlarından birinin ismini verebileceklerini belirtmilerdir. Aynı  
gün, Süleyman Yeter’in Gebze Ağır Ceza Mahkemesi’nde istinabeyle alınan ifadesi  
mahkemede okunmutur.  
Sanık polis memurları 16 Aralık 1997 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne ilk kez  
çıkmılar, avukatları olmadığından ifade vermeyi reddetmilerdir.  
Biri haricinde tüm sanık polis memurları ve avukatları 7 Mayıs 1998 tarihinde  
mahkemede hazır bulunmulardır. Zabıtlara göre kendilerine yöneltilen iddiaları  
reddetmilerdir.  
Mahkeme 7 Temmuz 1998 tarihinde, suçun niteliğine ve dava dosyasının içeriğine  
dayanarak ve hepsinin daimi ileri ve adresleri bulunduğunu göz önünde bulundurarak,  
sanıkların tutuklanmaları talebini reddetmitir.  
2 Ekim 1998 tarihli durumada, tanıklardan biri, dinleyiciler içindeki bir kimseyi  
kendisine ikence yapan polislerden biri olarak tehis etmitir. Bunun ardından, Cumhuriyet  
Savcısı bu kii için ayrı bir iddianame sunmu, sanık sayısı sekizden dokuza yükselmitir.  
Mahkeme 10 Aralık 1998 tarihinde bavuran Birsen Kaya’nın ifadesini almı, Birsen  
Kaya kollarından asıldığı ve cinsel tacize uğradığı yönünde ifade vermitir. Ayrıca kendisini  
muayene eden doktorun tüm ikayetlerini kaydetmediğini ileri sürmütür. ikayette bulunmak  
için ismini sorduğunda, doktor ismini vermemitir. Ayrıca, cezaevine dönerken, ismini  
mahkemeye verdiği bir polisin onu tokatlayıp boğazını sıktığından ikayetçi olmutur.  
Mahkeme 2 Mart 1999 tarihli durumada, 29 Nisan 1999 tarihinde görülecek bir sonraki  
durumada sanık polis memurlarıyla davacıları yüzletirmeye karar vermitir.  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi 5 Mart 1999’da, bu esnada tutuklu  
olarak yargılanırken serbest bırakılan Süleyman Yeter’i yakalamı, bir kez daha gözaltına  
almıtır. Süleyman Yeter 7 Mart 1999 tarihinde gözaltında hayatını kaybetmitir.1  
29 Nisan 1999 tarihinde sanık polis memurları mahkemede hazır bulunmadıkları için  
yüzleme gerçeklememitir. Süleyman Yeter’in avukatı, Süleyman Yeter’in yakınları  
bavuranlar Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Aye (Yeter) Yumli’nin davayı  
devam ettirecekleri konusunda mahkemeyi bilgilendirmitir.  
Polis memurları 1 Ekim 1999 tarihli durumada, 7 Mayıs 1998 tarihinden bu yana ilk kez  
hazır bulunmulardır. Ancak mahkeme yüzlemenin ertelenmesine karar vermitir.  
Bir sonraki duruma 23 Kasım 1999 tarihinde gerçeklemitir. Polis memurları durumaya  
gelmemilerdir.  
1
Bu olaya ilikin bir bavuru AĐHM’de görülmeye devam etmektedir (bavuru no. 33750/03, Yeter (Yumli) ve  
diğerleri - Türkiye).  
4
Davacılar, pek çok duruma sırasında, polis memurlarının tutuklanmaları taleplerini  
yinelemilerdir. Mahkeme dava dosyasının içeriğine ilikin değiiklik olmadığı gerekçesiyle  
farklı bir karara varmasına gerek olmadığını gerekçe göstererek konuya ilikin kararını  
yinelemitir.  
Cumhuriyet Savcısı 8 Temmuz 2002 tarihinde davanın esasına ilikin görüünü  
sunmutur. Tanıkların ifadeleriyle tıp raporlarının, ikayetçilerin sanık polis memurlarının  
psikolojik ve fiziksel ikencesine maruz kaldıkları iddialarını doğruladığını ileri sürmütür.  
Bu nedenle mahkemenin bu polisleri Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesiyle uyumlu olarak  
suçlu bulup mahkum etmesini talep etmitir.  
Bu esnada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 16 Ekim 2002 tarihinde, Erdoğan  
Yılmaz, Aye Yılmaz ve Birsen Kaya’yı haklarındaki suçlardan beraat ettirmi, Süleyman  
Yeter hakkındaki suçlamaları ise Süleyman Yeter öldüğü için düürmütür.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 2 Aralık 2002 tarihli durumada kararını vermitir. Polis  
memurlarından beini delil yetersizliğinden beraat ettirmitir. Ayrıca, dosyadaki delillere  
dayanarak, geriye kalan Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli  
dört polisin, Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz, Birsen Kaya ve Süleyman Yeter’e itirafta  
bulunmaları için kasten kötü muamelede bulunduğunun tespit edildiği sonucuna varmıtır.  
Buna göre, mahkeme, her birini, Türk Ceza Kanunu’nun 243/1 maddesiyle uyumlu olarak bir  
yıl iki ay hapis cezasına mahkum etmitir. Ayrıca üç ay on begün kamu hizmetinden  
mahrum edilmelerine karar vermitir. Ardından bu cezalar, Türk Ceza Kanunu’nun 59/2  
maddesi uyarınca on bir ay yirmi gün hapis cezası ve iki ay yirmi yedi gün görevden  
uzaklatırma biçiminde indirilmitir. Bunun peinden mahkeme, sanıkların sabıka kaydı  
olmaması ve hakimlerin yeniden suç ilemeyeceklerine kanaat getirmiolmaları nedeniyle  
yürütmenin durdurulmasına karar vermitir.  
Yargıtay 1 Nisan 2004 tarihinde ağır ceza mahkemesinin polis memurlarından beinin  
beraati yönünde verdiği kararı onamıtır. Öte yandan, suçun zaman aımına uğradığını ve  
buna göre haklarındaki cezai ilemlerin devam etmemesi gerektiğini kaydederek diğer dört  
sanığın mahkumiyet kararlarını bozmutur.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11 Kasım 2004 tarihinde Yargıtay’ın kararını izleyerek  
polis memurları hakkındaki davayı düürmütür.  
Yargıtay 29 Kasım 2006 tarihinde müdahil tarafların itirazını reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz ve Birsen Kaya gözaltında maruz kaldıkları  
muameleden ve bunu takip eden ve zaman aımına uğradığı için düürülen kovuturmanın  
etkisizliğinden ikayetçi olmutur. Geriye kalan bavuranlar yakınları Süleyman Yeter’le ilgili  
aynı iddiaları ileri sürmülerdir. Bavuranlar ikayetleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 3. ve 13.  
maddelerine dayanmılardır.  
5
AĐHM bu ikayetlerin yalnız 3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.  
Hükümet iddialara itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet bavurunun iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi  
gerektiğini savunmutur. Bu bağlamda, bavuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın  
telafi edilmesi için idare mahkemelerinde tazminat davası açabileceklerini ifade etmitir.  
AĐHM benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını inceleyip reddettiğini yineler (özellikle  
bkz. Karayiğit - Türkiye, 63181/00). Mevcut davada, o davada elde ettiği sonuçlardan  
sapmasını gerektirecek özel koullar tespit edememitir. Buna göre, Hükümet’in ön itirazını  
reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. 3. maddenin esası açısından Devlet’in sorumluluğu  
Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz ve Birsen Kaya gözaltındayken ikenceye uğradıklarını  
iddia etmilerdir. Geriye kalan bavuranlar da yakınları Süleyman Yeter’le ilgili aynı  
ikayette bulunmulardır.  
Hükümet AĐHS’nin 3. maddesinin esasına ilikin bir yorumda bulunmamıtır.  
AĐHM, 3. maddeye ilikin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yineler (özellikle bkz.  
Ivan Vasilev - Bulgaristan, 48130/99; Yavuz - Türkiye, 67137/01; Emirhan Yıldız ve Diğerleri  
- Türkiye, 61898/00; Diri - Türkiye; 68351/01). Mevcut davayı bu ilkeler ıığında  
inceleyecektir.  
AĐHM, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin delillerle ilgili bilgilere vakıf olduktan ve  
davayı inceledikten sonra, 2 Aralık 2002 tarihli kararında, Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz,  
Birsen Kaya ve Süleyman Yeter’in Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde görevli dört polis memurunun kötü muamelesine uğradıklarına karar verdiğini  
gözlemler. Mahkeme, ayrıca, bu polisleri Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca  
mahkum ederken, polis memurlarının itiraf almak için kasten böyle muamelede bulundukları  
kanısına varmıtır. AĐHM ayrıca, bavuranların iddialarının elektrik oku, kollardan askıya  
alınma ve dövülmeyi de kapsadığını kaydeder. Bu iddialar, yerel mahkeme kararıyla da  
pekitirildiği üzere tıp raporlarıyla desteklenmektedir. Bu koullarda, AĐHM, Erdoğan  
Yılmaz, Aye Yılmaz, Birsen Kaya ve Süleyman Yeter’in vücudunda gözlemlenen  
yaralanmaların, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi görevlilerinin  
sorumluluğunu taıdığı bir kötü muamele biçimi olarak değerlendirilebileceği sonucuna varır.  
AĐHM, sözkonusu muamelenin ciddiliğine ilikin olarak, bu çerçevedeki içtihadı  
kapsamında (diğerlerinin yanısıra bkz. Selmouni - Fransa [BD], 25803/94), belirli bir kötü  
muamele biçiminin ikence olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini belirlemek için, 3.  
6
maddede atıfta bulunulan ikence, insanlık dıı muamele ve onur kırıcı muamele kavramları  
arasındaki ayrımı göz önünde bulundurmalıdır. AĐHS’nin bu ayrım yoluyla çok ciddi ve  
zalimce bir ıstıraba neden olacak kasten ve insanlık dıı bir muameleye özel bir kusur  
atfetmesi gerektiğinin beklendiği anlaılmaktadır.  
AĐHM, bu bağlamda, ikayet konusu muamelenin polis memurları tarafından  
bavuranlardan itiraf almak amacıyla kasten uygulandığı kanısındadır. Bu koullarda, AĐHM,  
bu eylemin özellikle ciddi ve zalimce ve büyük acı ve ıstıraba neden olabilecek nitelikte  
olduğu kanısına varır. Bu nedenle, bu kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde  
ikenceye edeğer olduğu sonucuna varır.  
Buna göre AĐHS’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmitir.  
2. 3. maddenin usul yönü açısından Devlet’in sorumluluğu  
Bavuranlar polis memurları hakkındaki cezai kovuturmanın etkili bir bavuru yolu  
olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmütür. Ayrıca sanık memurlara disiplin yaptırımı  
uygulanmadığını ifade etmilerdir.  
Hükümet, polis memurlarının yargılanmalarının AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında bu  
maddede varolan usuli yükümlülükleri karıladığını ileri sürmütür.  
AĐHM, bireylerin, polisin veya Devlet’in diğer memurlarının yasadıı olarak ve 3. madde  
ihlal edilerek kötü muamelesine maruz kaldıkları biçiminde savunulabilir bir iddia öne  
sürdüklerinde, 3. maddenin, Devlet’in AĐHS’nin 1. maddesi kapsamındaki “... kendi yetki  
alanı içinde bulunan herkese bu Sözleme’de ... açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel  
yükümlülüğüyle bağlantılı olarak okunduğunda, üstü kapalı olarak etkili ve resmi bir  
soruturmanın yapılmasını gerektirdiğini yineler (bkz. Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan).  
AĐHM’nin içtihadının belirlediği etkililik tanımının asgari standartları, soruturmanın  
bağımsız, tarafsız ve durumaların aleni olması ile yetkili makamların örnek bir titizlikle  
hareket etmeleri koullarını içerir (bkz. Çelik ve Đmret - Türkiye, 44093/98).  
Bu bağlamda makul derecede ivedililik ve özen gereği zımni olarak kendini  
göstermektedir Belirli bir durumda, soruturmada ilerlemeyi önleyecek engeller ve güçlükler  
olabilir, ancak, yetkililerin hızlı hareket etmesi, gayrımeru eylemlere göz yumulduğu veya  
suç ortaklığı yapıldığı izleniminin olumaması ve kamuoyunun meruiyet ilkesine güveninin  
devam etmesi açısından arttır. (bkz. Batı ve Diğerleri).  
AĐHM, Devlet’in memurlarının 3. maddeyi ihlal eden suçlarla suçlandıklarında, cezai  
yargılama ve cezalandırmanın zaman aımına uğramaması ile af çıkarılması ve bağılamanın  
müsaade edilmemesi gerektiğini yeniden teyit eder (bkz. Yeil ve Sevim - Türkiye, 34738/04).  
Mevcut davada, AĐHM, bavuranların kötü muamele ikayetlerini takiben, 1997 yılının  
Mart ayında, Cumhuriyet Savcısı’nın ivedi bir soruturma balattığını ve bu soruturmanın  
dokuz polis memurunun kötü muamele suçundan yargılanmasına yol açtığını gözlemler. Öte  
yandan, 2006 yılında, memurlar hakkındaki dava zamanaımına uğradığı için düürültür.  
AĐHM, öncelikle, Cumhuriyet Savcısı’nın 4 Temmuz 1997 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne iddianame sunmasına karın, ilk derece mahkemesinin 2 Aralık 2002  
tarihinde, yaklaık beyıl beay sonra karar verdiğini kaydeder. AĐHM’ye göre, yargılamanın  
süresi haddinden uzundur ve Hükümet bu durum için herhangi bir açıklama yapmamıtır.  
7
Ağır ceza mahkemesinin yargılama sonunda dört polisi ikenceden suçlu bulmasına karın,  
dava, beyıllık yasal süre aımının dolması nedeniyle dütür. Bu bağlamda, AĐHM, daha  
önceki birkaç davada elde ettiği, Türk ceza kanunu sisteminin sıkı olmaktan çok uzak olduğu  
ve zamanaımına uğradığı için devlet memurları hakkında açılan ceza davalarının dümesi  
durumunda, bu memurların ilediği yasadıı eylemlerin etkili biçimde önlenmesini  
sağlayabilecek caydırıcı etkisinin bulunmadığı tespitlerini yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz.  
Yeil ve Sevim ve Hüseyin Esen - Türkiye, 49048/99). AĐHM mevcut davada farklı bir sonuca  
ulaması için bir neden olmadığı sonucuna varmıtır.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, polis memurları hakkındaki cezai yargılamanın uygun  
olarak değerlendirilebileceği ve bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki Devlet’in  
usuli yükümlülüklerinin ihlal edildiği kanısındadır.  
Dolayısıyla 3. madde usul yönünden ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, maddi tazminat talep etmiler ancak meblağı AĐHM’nin takdirine  
bıraklardır. Ayrıca, maruz kaldıkları acı ve üzüntü için, manevi tazminat olarak izleyen  
meblağları talep etmilerdir:  
-
-
-
-
Erdoğan Yılmaz için 100.000 Euro (EUR);  
Aye Yılmaz için 40.000 EUR;  
Birsen Kaya için 30.000 EUR;  
Süleyman Yeter’in yakınları Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Aye  
(Yeter) Yumli için ortaklaa 80.000 EUR.  
Hükümet bu meblağların haddinden yüksek olduğu kanısındadır.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile olutuğu iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı  
görememektedir; bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan, manevi zarar için tazminata  
hükmedilmesi gereklidir. AĐHM, mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde  
bulundurarak, hakkaniyete uygun surette, Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz ve Birsen Kaya’ya  
15.000’er EUR, Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Aye (Yeter) Yumli’ye ise  
ortaklaa 15.000 EUR ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama giderleri  
Bavuranlar ayrıca ulusal takibatlardan doğan yargılama gideri için 7340 EUR, AĐHM’de  
açılan takibatlardan doğan yargılama gideri için ise 26.823 EUR talep etmilerdir.  
Bavuranlar taleplerini Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesine dayandırmılardır. Ayrıca  
avukatlık ücreti anlaması sunmulardır.  
8
Hükümet talep edilen meblağlara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu  
bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıığında, ulusal takibatlardan doğan yargılama giderinin  
karılanması talebini reddetmive bavuranlara, AĐHM’de açılan takibatlar için ortaklaa  
5000 EUR tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin hem esastan hem de usul yönünden ihlal edildiğine;  
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere, Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara izleyen meblağların ödenmesine;  
(i)  
Erdoğan Yılmaz, Aye Yılmaz ve Birsen Kaya için, miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergi ile birlikte 15.000’er EUR (on bebiner Euro) manevi tazminat;  
Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Aye (Yeter) Yumli için, miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte ortaklaa 15.000 EUR (on bebin  
Euro) manevi tazminat;  
(ii)  
(iii) Bavuranlara yargılama gideri olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi  
ile birlikte ortaklaa 5000 EUR (bebin euro);  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Bavuranların adil tatmine ilikin diğer taleplerinin reddedilmesine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
9