COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
ERGĐN – TÜRKĐYE (No. 6)  
(Bavuru no. 47533/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Mayıs 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. Maddesi’nde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaı Ahmet Ergin’in (“bavuran”), Đnsan Haklarının ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 25 Mart 1999 tarihinde yapmıꢀ  
olduğu 47533/99 no’lu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukat K.T. Sürek tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1973 doğumlu bavuran, Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Günlük Emek gazetesinin editörü olan bavuran, 1 Eylül 1997 tarihindeki gazetenin 297.  
sayısında, “Asker uğurlamalar ve toplumsal hafıza” balıklı ve BarıAvar imzalı bir makale  
yayınlamıtır.  
4 Aralık 1997 tarihinde Askeri Savcılık, Askeri Ceza Kanunu’nun 58. Maddesi ve Ceza  
Kanunu’nun 155. Maddesi uyarınca hareket ederek, bavuranı, yukarıda bahsedilen makaleyi  
yayınlayarak halkı askerlikten soğutmaya tevik etmekle suçlamıtır.  
Bavuran, Askeri Mahkeme’ye, makaleyi evki Akbaba’nın yazdığını ve takma adla  
imzalağını bildirmitir.  
Askeri Mahkeme 20 Ekim 1998 tarihli kararında, bavuranı, ilk olarak, iki ay hapis cezası  
ve 60.000 Türk lirası (TL) para cezasına çarptırmıtır. Cezaların Đnfazı Hakkında Kanun’un  
(647 Sayılı Kanun), editörlere verilen hapis cezalarının para cezasına dönütürülmesini  
sağlayan 4. Maddesi’ne dayanarak, bavuran, son olarak, 1.160.000 TL1 “ağır para cezası”  
ödemeye mahkum edilmitir.  
Askeri Mahkeme, verdiği kararda, rahatsızlığa yol açan makalenin aağıdaki bölümüne  
yer vermitir:  
(…)  
Askeri Mahkeme, gözönünde tuttuğu hususlar arasında, askerlik hizmetinin anayasal bir  
görev olduğuna, bavuranın ise askerliği kötülemiolmakla, askerleri, polis memurlarını,  
öğretmenleri ve devlet memurlarını öldüren terör örgütü PKK’ya karı verilen mücadeleyi de  
yerdiğine iaret etmitir. Mahkeme, rahatsızlığa yol açan makalenin ahlaki değerlerle kamu  
düzenine ters düen ifadeler barındırdığını savunmutur.  
Bavuran, AĐHS’nin 6. ve 10. Maddeleri’ne dayanarak, hukuki hususlarla ilgili Askeri  
Yargıtay’a bavurmutur. Bavuran, Askeri Mahkeme’nin, kararını, kendisinin suçlamanın  
1 Zamanında yaklaık 4 euro’nun karılığıdır, para cezalarının tutarları enflasyon göz önüne alınarak düzeltilmez.  
Mevzuat 2004 yılının Kasım ayında düzenlenene dek kullanılmıolan “ağır para cezası” terimi, Türk Ceza  
Kanunu’nda, suçlu bulunan kiinin para cezasını ödememesi halinde hapse atılacağı anlamına gelir.  
1
esaslarıyla ilgili savunmasını dinlemeden verdiğini savunmutur. Bavuran, bir sivil olarak,  
bu mahkeme tarafından yargılanmaması gerektiğini belirtip, bu mahkemenin bağımsız ya da  
tarafsız olmadığını iddia etmitir.  
Askeri Yargıtay Basavcılığı’nın görülerinin bir nüshasının, bavurana verilmediği iddia  
edilmitir.  
10 ubat 1999 tarihli Askeri Yargıtay’ın nihai kararı ilk derece mahkemesinin kararını  
onamıtır. Askeri Yargıtay, bavuranın esaslarla ilgili savunmasının avukatı tarafından  
sunulmuolduğunu ve askeri mahkeme tarafından yargılanmasının kanuna uygun olarak  
gerçekletiğini gözlemlemitir.  
HUKUK  
AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, cezai mahkumiyetinin, AĐHS’nin 10. Maddesi tarafından güvence altına  
alınmıolan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmitir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde, ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydetmektedir. Ayrıca ikayetin herhangi baka bir nedenle kabuledilmez olmadığını  
kaydetmekte, bu nedenle ikayetin kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini  
belirtmektedir.  
B. Esaslar  
AĐHM, bavuranın mahkumiyetinin, yine bavuranın 10 § 1. Madde tarafından korunan  
ifade özgürlüğü hakkına müdahale tekil etmesinin taraflar arasında uyumazlık yaratmadığını  
kaydetmektedir. Ayrıca müdahalenin, kanunda öngörüldüğü ve 10 § 2. Madde’nin amacına,  
yani kamu düzeninin sağlanmasına yönelik meru bir gaye güttüğü hususunda da uyumazlık  
bulunmamaktadır (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AĐHM  
bu takdirle mutabıktır. Bu davada uyumazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda  
zorunlu” olup olmadığı meselesiyle ilgilidir.  
Hükümet, makalenin yaralılarla askerlik hizmetleri sırasında öldürülen askerlerin  
ailelerinde rahatsızlık yaratması nedeniyle, bavuranın mahkumiyetinin demokratik bir  
toplumda zorunlu olduğunu ve askerlik hizmetiyle ilgili eletirilerin ahlaki değerlerle kamu  
yararına aykırı olduğunu belirtmitir.  
AĐHM, daha önce, bu davadakine benzer meseleleri ortaya koyan ve AĐHS’nin 10.  
Maddesi’nin ihlal edildiği davaları incelemitir (diğer kararlarla birlikte, bkz. Ceylan –  
Türkiye [BD], no. 23556/94, § 38, AĐHM 1999-IV; Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93, §  
74, AĐHM 1999-VI; Đbrahim Aksoy – Türkiye, no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, 10  
Ekim 2000; Karkın – Türkiye, no. 43928/98, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak – Türkiye,  
no. 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
2
AĐHM bu davayı içtihat hukuku ıığında incelemive Hükümet’in davanın seyrini  
değitirebilecek herhangi bir delil ya da argüman sunmadığına karar vermitir. Mahkeme,  
özellikle, makalede kullanılan ifadelerle makalenin yayınlandığı artlar ve çevreye dikkat  
etmitir. Bununla ilgili olarak Mahkeme, kendisine sunulan davayı çevreleyen olayları,  
özellikle de terörle mücadeleyle bağlantılı sıkıntıları gözönünde bulundurmutur (bkz.  
Đbrahim Aksoy, yukarıda anılan, § 60 ve Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Reports  
of Judgments and Decisions 1998-IV, s. 1568, § 58).  
Rahatsızlık veren makale, geleneksel askere uğurlama törenlerini eletirmektedir. Yazar,  
yazı diliyle, bu uğurlamalar çevresinde gelien cokunun, ilgili askerlerin bir kısmının  
yaadığı ölüm ve sakat kalma gibi trajik sonların inkar edilmesi olduğunu açıklamaktadır.  
AĐHM, Askeri Mahkeme’nin, rahatsızlık veren makalenin ahlaki değerlerle kamu  
düzenine aykırı düen ifadeler içerdiğine karar verdiğini kaydetmektedir.  
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında temel alınan ve olduğu haliyle bavuranın ifade  
özgürğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yeterli olarak addedilemeyecek  
unsurları incelemitir (bkz. mutatis mutandis, Sürek – Türkiye (no. 4) [BD], no. 24762/94, §  
58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, özellikle, rahatsızlık veren makalede kullanılan sözcükler  
askerlik hizmeti aleyhinde çağımlar uyandırsa da, iddet kullanımını, silahlı direnii veya  
isyanı tevik etmediğini ve söylemlerin nefret içermediğini, bununsa AĐHM’nin nazarında  
dikkate alınacak temel unsur olduğunu gözetmektedir (bkz. karılatırmalı olarak, Sürek –  
Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 62, AĐHM 1999-IV ve Gerger – Türkiye [BD], no.  
24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Ayrıca, düüncelerin ifade edildiği bağlam, düüncelerin  
olası etkileri göz önüne alındığında, pasifist aktivist bavuranın, kısa süre sonra Kuzey  
Đrlanda’ya gönderilecek birliklerin bulunduğu bir askeri kamptaki askerleri firar etmeye tevik  
eden bir broür dağıttığı Arrowsmith – Đngiltere davasından ayrılabilir (bkz. Arrowsmith –  
Đngiltere, no. 7050/75, Komisyon’un 12 Ekim 1978 tarihli raporu, Decisions and Reports  
(DR) 19, s. 5). Bu davada, rahatsızlık veren makale, genel kamuya açık halde satılan bir  
gazetede yayınlanmıtır. Makale, ne biçimi ne de içeriği itibarıyla, derhal askerden kaçmaya  
yönlendirmeyi amaçlamıtır.  
AĐHM, “zorunlu” sıfatının, AĐHS’nin 10 § 2. Maddesi kapsamında, “acil sosyal  
gerekliliğin” varolduğunu ifade ettiğini yinelemektedir. Sözleme’ye taraf olan Devletler’in,  
böyle bir gerekliliğin varolup olmadığını tayin etme konusunda belirli bir takdir payı  
bulunmaktadır, ancak bu takdir payı, kanunları ve bağımsız mahkemeler tarafından verilmiꢀ  
olanlar da dahil olmak üzere bu kanunları uygulayan kararları kapsayan bir Avrupa denetim  
mekanizmasıyla egüdümlüdür. Bu nedenle AĐHM’ye, “kısıtlama”nın AĐHS’nin 10.  
Maddesi’nce korunan ifade özgürlüğüyle bağdaıp bağdamadığı hakkında nihai karar verme  
yetkisi verilmitir.  
AĐHM, bavuranın cezai mahkumiyetinin, acil bir sosyal gerekliliği karılamadığını göz  
önünde tutmaktadır. Buna göre müdahale, “demokratik bir toplumda zorunlu” değildir. Bu  
nedenle AĐHS’nin 10. Maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran kendisini yargılayan Genel Kurmay Bakanlığı Mahkemesi’nin, Savunma  
Bakanğı ve kendilerini atayan Genel Kurmay Bakanlığı’nın emir ve talimatları altında olan  
3
iki askeri hakim ve bir subaydan oluması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme  
olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmütür. Bu bağlamda, bir sivil olarak askeri  
hakimlerden oluan bir Mahkeme huzurunda yargılanmak üzere bulunması zorunluluğu  
getirilmesinin, 6. maddenin ihlali anlamına geldiğini belirtmitir. Bavuran ayrıca Askeri  
Yargıtay’a bağlı Cumhuriyet Basavcısı’nın görülerinin bir nüshasının kendisine iletilmediği  
hususunda ikayette bulunmutur. Bu hususun, AĐHS’nin ilgili kısımları aağıda kaydedilmiꢀ  
olan 6 §§ 1. ve 3. (b) maddelerinin ihlalini tekil ettiğini ileri sürmütür:  
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
....  
3. Her sanık en azından aağıdaki haklara sahiptir:  
...  
(b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;  
...”  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM ikayetlerin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun  
olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez oldukları sonucuna varmak için hiçbir gerekçe  
bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduklarına karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
1. Genelkurmay Bakanlığı Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
(a) Genel ilkeler  
AĐHM öncelikle, bir Mahkeme’nin AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca “bağımsız” olup  
olmadığının tespit edilmesi için diğer durumların yanısıra (inter alia) üyelerinin atanma  
biçimine, görev sürelerine, dıbaskılara karı alınan önlemlerin varlığına ve Mahkeme’nin  
bağımsız olarak görünüp görünmediğine dikkat edilmesi gerektiğini yineler (bkz.  
Zolotas/Yunanistan, no. 38240/02, § 24, 2 Haziran 2005). Bir Mahkeme’nin tarafsızlığı,  
sözkonusu davanın özel koullarında, bu bağlamdaki meru üpheleri ortadan kaldıran gerekli  
teminatların sağlandığını doğrulayan objektif bir yaklaımla değerlendirilmelidir (bkz.  
Bulut/Avusturya, 22 ubat 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-II, sayfa 356, § 31, ve  
Thomann/Đsviçre, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-III, sayfa 815, § 30).  
AĐHM; bir yandan hukuki takibat ile idari takibat arasında; diğer yandan hukuki  
takibat ile cezai takibat arasında ayrımların yapılması gerektiğini gözlemlemektedir.  
Sözkonusu davaya ilikin koulların, cezai takibat koulları ile aynı olması nedeniyle AĐHM,  
incelemesini bu özel alanla sınırlı tutacaktır (hukuki veya idari bir davada askeri  
Mahkemelerin yargı yetkilerinin incelenmesi için, bkz., örneğin, Aksoy (Eroğlu)/Türkiye  
(karar), no. 59741/00, 3 Kasım 2005).  
4
AĐHM, 6 § 1. madde tarafından koruma altına alınan bağımsızlık ve tarafsızlık  
teminatlarına saygı duyulması halinde, AĐHS’nin askeri Mahkemeleri, askeri personel  
aleyhinde suçluluk isnadında bulunmaktan alıkoymadığını yineler (bkz. Morris/Đngiltere, no.  
38784/97, § 59, AĐHM 2002-1; Cooper/Đngiltere [BD], no. 48843/99, § 106, AĐHM 2003-XII;  
ve Hakan Önen/Türkiye, (karar), no. 32860/96, 10 ubat 2004).  
Ancak iç mevzuatın, sözkonusu Mahkemelere sivilleri, suçluluk istinadında bulunarak  
yargılama yetkisini verdiği hallerde durum farklıdır.  
AĐHM, AĐHS’nin, askeri Mahkemelerin yargı yetkilerini, sivil kiilerin dahil olduğu  
davalarda kullanmalarını kesinlikle sınırladığının varsayılamayacağını gözlemlemektedir.  
Ancak, bu tür bir yargı yetkisinin mevcudiyeti, özellikle titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır.  
Ayrıca AĐHM, daha önceki birçok davadan bir sivilin, eğer yalnızca kısmen askeri  
üyelerden oluan bir Mahkeme huzuruna çıkmak zorunluluğu altında bulunduğuna özellikle  
önem vermitir (bkz., Öcalan/Türkiye [BD], no. 46221/99, § 116, AĐHM 2005-..., ve  
ahiner/Türkiye, no. 29279/95, § 45, AĐHM 2001-IX). Bu tür bir durumun, demokratik bir  
toplumda Mahkemelerin güven sağladığı kanısını ciddi biçimde sarstığına karar vermitir  
(bkz., mutatis mutandis/üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Canevi ve  
Diğerleri/Türkiye, no. 40395/98, § 33, 10 Kasım 2004).  
Bir Mahkemenin, yalnızca askeri üyelerden oluması durumda geçerli olan bu kanı  
AĐHM’yi, yalnızca çok istisnai durumlarda, bu tür Mahkemelerde siviller aleyhinde yapılan  
suçluluk isnadının, 6. madde ile uyumlu olduğuna karar verilebileceğini onaylamaya yöneltir.  
AĐHM bu yaklaımında son on yıldır, askeri Mahkemelerin, sivillere suçluluk  
isnadında bulunmalarını sınırlayan bir eğilimin mevcut olduğunu onaylayan uluslararası  
seviyedeki gelimelerden destek almaktadır (bkz., paragraf 22-25).  
Bu bağlamda, ilgili BM alt komisyonuna sunulan, adaletin askeri Mahkemeler  
aracılığıyla uygulanması üzerine hazırlanan rapordan bahsedilmelidir. Raporun 4 No.lu  
maddesinde: “Askeri Mahkemelerin, prensip olarak, sivilleri yargılama konusunda yargı  
yetkisi bulunmamalıdır. Her koulda Devlet, herhangi bir nitelikteki cezai bir suçla itham  
edilen sivillerin, sivil Mahkemelerce yargılanmasını garanti etmelidir” yazılıdır. Askeri  
Mahkemelerin, silahlı kuvvetler içerisinde düzen ve disiplini sağlama amacıyla çeitli  
yasalarca kurulmuolduğunu vurgulayan Amerika Đnsan Hakları Mahkemesi de benzer bir  
görev üstlenmitir (bkz., Cantoral Benavides/Peru, 18 Ağustos 2000, C Serisi no. 69, § 75).  
Bu nedenle, askeri Mahkemelerin yargı yetkileri, görevlerini icra ederken suç ilemiaskeri  
personeli kapsamalıdır.  
AĐHM; yargı yetkisinin, prensip olarak bir sivil toplum niteliği olması nedeniyle,  
ordunun, demokratik Devletler’in anayasal öngörülerinde sahip olduğu özel konumun, ulusal  
güvenlik alanıyla sınırlı tutulması gerektiğini belirtir. Benzer ekilde, silahlı kuvvetlerin iç  
düzenini ve hiyerarik yapısını düzenleyen özel kuralların mevcut olduğunu da gözönünde  
bulundurur.  
Askeri cezai adaletin gücü, bu tür bir durumu haklı çıkaracak, zorlayıcı nedenlerin  
bulunmadığı ve bulunsa bile, açık ve öngörülebilir yasal bir temele dayanmadığı müddetçe  
sivil kiileri kapsamamalıdır. Sözkonusu nedenlerin mevcudiyeti, herbir özel davada  
5
kanıtlanmalıdır. Đç mevzuatın, in abstracto, askeri Mahkemelere belli suç türlerini atfetmesi  
yeterli değildir.  
Davaların bu tür bir tutumla, in abstracto, görüldüğü durumlarda, ilgili sivil  
vatandaların konumu, sivil Mahkemelerce yargılanan vatandaların konumundan farklı  
olabilir. Askeri Mahkemeler, AĐHS standartları ile sivil Mahkemelerle aynı seviyede uyumlu  
olsa bile, farklı niteliklerine ve mevcut olma nedenlerine bağlı olarak muamelede görülen  
farklılıklar (bkz. paragraf 45), Mahkemeler huzurunda özellikle ceza davalarında mümkün  
olduğunca kaçınılması gereken eitsizlik problemlerine yol açabilir.  
Son olarak, sivil bir Mahkeme’nin, silahlı kuvvetler aleyhinde bulunmuolduğu  
aktiviteler nedeniyle bir sivili yargılama yetkisine sahip olduğu durumlar, sözkonusu  
Mahkeme’nin tarafsızlığı hususunda makul üphelerin doğmasına yol açabilir. Askeri bir  
Mahkeme’nin silahlı kuvvetler mensubu olmayan bir kiiyi yargılama yetkisine sahip olduğu  
adli bir sistemin, sözkonusu Mahkeme’nin bağımsızlığını temin eden yeterli teminatlar  
mevcut olsa dahi, Mahkeme ve ceza davasındaki taraflar arasında muhafaza edilmesi gereken  
mesafeyi sıfıra indirgediği varsayılabilir.  
(b) Yukarıda belirtilen ilkelerin bu davaya uygulanması  
Bu davada, bavuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına itiraz ederken  
ortaya koyduğu iddiaların olaylara ilikin aynı unsurları temel alması nedeniyle tarafsızlık ve  
bağımsızlığa ilikin konuları ayırmak güçtür. Bu nedenle, AĐHM, bunları birlikte  
inceleyecektir (bkz., örneğin, yukarıda anılan, ahiner § 37).  
O amaçla, AĐHM, ilk olarak, Türk mevzuatının AĐHS ile uyumlu hale getirilmesi  
amacıyla değitirilmiolduğu yönünde Hükümet tarafından temin edilen bilgiyi göz önünde  
bulundurmaktadır. Ancak, görevinin davanın özel artlarını değerlendirmekle sınırlı olduğunu  
belirtmekte; sözkonusu zamandan bu yana yerel mevzuatta değiikliklerin gerçeklemiꢀ  
olması sebebiyle davanın bavuran için artık geçerli bir kanuni hak oluturmağı kararına  
varabileceğini değerlendirmemektedir (bkz. Sadak ve Diğerleri – Türkiye, no. 29900/96, no.  
29901/96, no. 29902/96 ve no. 29903/96, § 38, AĐHM 2001-VIII).  
AĐHM, Askeri Mahkeme’nin kurumsal olarak yürütmeden bağımsızlığı konusunu  
daha önce inceleme fırsatı olmuolduğunu ve askeri hakimlerin görevlendirilmesinin ve  
görevlerini ifa etmelerinde sağlanan korumaların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin gerekleri ile  
uyumlu olduğu kararını verdiğini gözlemlemektedir (bkz. daha önce anılan, Hakan Önen).  
Ancak, bu davanın artları, Hakan Önen davasındaki artlardan önemli ölçüde farklılık  
göstermektedir. Hakan Önen, askeri hukuku ihlal etme suçundan askeri mahkeme tarafından  
yargılanmıbir subaydır. Aynı mahkeme suçlamaların benzer olduğu her iki davaya da  
bakmıtır. Örneğin, her iki dava da askerlik hizmetinden kaçmanın tevik edilmesine  
ilikindir. Ancak, bu davada, bavuran, orduya bağlılık vazifesi olmayan sivil bir kii, bir  
gazete editörüdür. Dava dosyası, muhtelif yerel mevzuat hükümlerine bir dizi gönderme ile  
bavuranın hakkında yargılandığı yayımın “askeri suç” olarak sınıflandırılmıolduğunu ve  
bunun Askeri Mahkeme’de yargılanmasının tek nedeni olduğunu ortaya koymaktadır.  
Yukarıda belirtilenlerin ve özellikle uluslararası düzeyde durumun ıığında, AĐHM,  
askerlik hizmeti aleyhinde propaganda yapmaya ilikin suçlarla itham edilen sivil bir kii  
6
olarak yalnızca askeri personelden oluan bir mahkemede yargılanan bavuranın, davada bir  
taraf olarak nitelendirilebilecek askeri hakimlerin huzuruna çıkmaktan endie duymasının  
anlaılır olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla, bavuran, Askeri Mahkeme’nin gereksiz  
yere taraflı düüncelerden etkilenebileceği konusunda haklı bir endie duyabilir. Bu nedenle,  
bavuranın, sözkonusu mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilikin üpheleri haklı  
olarak nitelendirilebilir (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan, Incal, s. 1573, § 72 in fine).  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
2. Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün bir nüshasının bavurana iletilmemesi  
AĐHM, daha önce benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir  
mahkemenin, yetki alanı içinde bulunan kiilere, hiçbir ekilde, adil yargılama  
sağlayamayacağı kararını verdiğini gözlemlemektedir.  
Bavuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkının ihlal  
edildiği kararını gözönünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesine ilikin diğer ikayeti  
incelemek için bir gerekçe olmadığını değerlendirmektedir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra,  
Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 5.000 Euro (Euro) manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet aırı olarak nitelediği bu talebe itiraz etmitir.  
Manevi tazminata ilikin olarak, AĐHM, bavuranın davanın olayları nedeniyle bir  
derece rahatsızlık hissetmiolarak değerlendirilebileceği kanısındadır. Bu zarara karılık  
bavurana 2.000 Euro tazminat ödenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.  
AĐHM, kiinin, bu davada olduğu gibi, AĐHS’nin gerektirdiği bağımsızlık ve  
tarafsızlık koullarını sağlamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumda, uygun  
tazmin yolunun, bavuran talep ettiği takdirde, bavuranın durumasının yeniden yapılması  
veya takibatın yeniden açılması olduğunu değerlendirmektedir (bkz., yukarıda anılan, Öcalan  
§ 210 in fine).  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AĐHM’de yaptığı mahkeme masraflarına  
karılık 3.000 Euro talep etmitir.  
7
Hükümet asılsız olması nedeniyle bu talebe karı çıkmıtır.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu tüm  
bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde tutan AĐHM, bavurana, tüm mahkeme  
masraflarını kapsamak üzere, 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermeyi makul  
değerlendirir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Askeri Mahkeme’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilikin olarak AĐHS’nin 6 § 1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca olan diğer ikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına;  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, 2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat  
ve mahkeme masraflarına karılık 1.500 Euro (bin beyüz Euro) artı bu miktarlara  
tabi olabilecek her türlü vergiyi ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
dönütürmek üzere ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre  
için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Bavuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 4 Mayıs 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8
Michael O’BOYLE  
Zabıt Katibi  
Nicolas BRATZA  
Bakan  
AĐHS’nin 45 § 2. maddesine ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74 § 2. maddesine uygun  
olarak, Sayın Türmen’in mutabakat erhi bu karara eklenmitir.  
N.B.  
M.O’B.  
9