CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ERDOĞDU VE ĐNCE / TÜRKĐYE DAVASI  
(25067/94 ve 25068/94)  
Strazburg  
8 Temmuz 1999  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
1 . Dava, Sözleme'nin 32 madde 1. fıkra ve 47. maddesinde öngörülen üç aylık süre içinde,  
17 Mart 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu (“Komisyon”) tarafından  
Sözlemenin 19. maddesi uyarınca Mahkememize sunulmutur. Türk vatandaları olan Sn.  
Ümit Erdoğdu ve Sn. Selami Đnce tarafından 24 Ağustos 1994 tarihinde eski Madde 25  
kapsamında Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Komisyon'a sunulmuolan bavurulara (No.  
25067/94 ve 25068/94) dayanmaktadır.  
Komisyonun talebi Sözleme'nin eski 44. ve 48. Maddelerine ve Türkiye tarafından  
mahkemenin zorunlu yetkisinin tanındığı bildirgeye (Eski 46. Madde) dayanmaktadır. Talebin  
amacı, dava esaslarının, davalı Devlet tarafından Sözleme'nin 7. Maddesi ve 10. Maddesi  
kapsamındaki yükümlülüklerin ihlalini ortaya koyup koymadığına ilikin bir kararın  
verilmesidir.  
2 . Mahkeme'nin Eski A Đçtüzüğünün 33. Maddesinin 3. Fıkrasının (d) bendi uyarınca  
yapılolan soruturmaya cevaben bavuranlar, adli takibata katılmak istediklerini belirtmiꢁ  
ve kendilerini temsil etmek üzere bir avukat tayin etmilerdir (Đçtüzük 30. madde). Ardından o  
zamanki Mahkeme bakanı Sn. R. Bernhardt tarafından anılan avukata yazılı prosedürde  
Türkçe dilini kullanma izni verilmitir. (Eski içtüzük 27. madde 3. fıkra). Daha sonra ise yeni  
Mahkeme Bakanı Sn. L. Wildhaber tarafından anılan avukata sözlü prosedürde Türkçe dilini  
kullanma izni verilmitir (Đçtüzük 36. madde 5. fıkra).  
3 . 11 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek usul hususlarına  
ilikin ilemleri yürütmek üzere kurulmuolan (Sözleme'nin 43. Maddesi ve eski Đçtüzük 21.  
madde) Dairenin Bakanı Sn. Bernhardt, Sekreter aracılığıyla hareket ederek, Türkiye  
Cumhuriyeti (“Hükümet”) Temsilcisi, bavuranların avukatı ve Komisyon Delegesinden  
yazılı prosedürün organizasyonu hakkındaki görülerini bildirmelerini istemitir. Bunun  
sonucunda gönderilen talebe ilikin olarak Sekreter, Hükümetin ve bavuranların görülerini  
sırasıyla 24 ve 25 Ağustos 1998 tarihlerinde almıtır. 29 Eylül 1998 tarihinde Hükümet,  
Sekreterya'ya görülerini destelemek amacıyla ek bilgi göndermitir ve 30 Kasım 1998  
tarihinde bavuranlar adil tazmin taleplerine ilikin görülerini sunmulardır.  
1 Aralık 1998 tarihinde ikinci bavuran, Sn. Đnce, adil tazmin talebine ilikin detayları  
sunmutur. 26 ubat 1999 tarihinde ise Hükümet, her iki bavuranın adil tazmin taleplerine  
ilikin görülerini sunmutur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
4 . 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra ve anılan  
Protokolün 5. Maddesinin 5. Fıkrası uyarınca dava Büyük Daireye sunulmutur. 22 Ekim  
1998 tarihinde Sn. Wildhaber adaletin doğru ekilde tecelli edebilmesi için, mevcut dava ile  
Türkiye aleyhinde diğer on iki dava olan: Karatav. Türkiye (Bavuru no. 23168/94); Arslan  
v. Türkiye (no. 23462/94); Polat - Türkiye (no. 23500/94); Ceylan - Türkiye (no. 23556/94);  
Okçuoğlu - Türkiye (no. 24246/94); Gerger - Türkiye (no. 24919/94); Sürek - Türkiye no. 1  
(no. 26682/95); Bakaya ve Okçuoğlu -  
Türkiye (no. 23536/94 ve 24408/94); Sürek ve Özdemir - Türkiye (no. 23927/94 ve 24277/94);  
Sürek - Türkiye no. 2 (no. 24122/94); Sürek - Türkiye no. 3 (no. 24735/94) ve Sürek -  
Türkiye no. 4 (no. 24762/94) davalarının birletirilmesine karar vermitir.  
5 . Bu amaca yönelik olarak oluturulan Büyük Daire, Türkiye adına re'sen seçilen Sn. R.  
Türmen'i (Sözlemenin 27. Maddesinin 2. Fıkrası ve Mahkeme Đçtüzüğünün 24. Maddesinin 4.  
Fıkrası), Mahkeme Bakanı Sn. Wildhaber, Mahkeme Bakan Yardımcısı Sn. E. Palm ve  
Bölümlerin Bakan Yardımcıları Sn. J.-P. Costa ve Sn. M. Fischbach'ın (Sözlemenin 27.  
Maddesinin 3. Fıkrası ve Đçtüzüğün 24. Maddesinin 3 ve 5 (a) Fıkrası) katılımı ile olumutur.  
Büyük Dairenin tamamlanması için atanan diğer üyeler: Sn. A. Pastor Ridruejo, Sn. G.  
Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens, Sn. V. Stráznická, Sn. V. Butkevych,  
Sn. J. Casadevall, Sn. H.S. Greve, Sn. A. B. Baka, Sn. R. Maruste, ve Sn. S. Botoucharova  
(Đçtüzüğün 24. Maddesinin 3. Fıkrası ve 100. Maddesinin 4. fıkrası).  
19 Kasım 1998 tarihinde Sn. Wildhaber Đçtüzüğün 28. Maddesinin 4. Fıkrası uyarınca Büyük  
Daire tarafından verilen Oğur - Türkiye kararı ile ilgili olarak davadan çekilen Sn. Türmen'i  
durumaya katılmaktan muaf tutmutur. 16 Aralık 1998 tarihinde Hükümet ad hoc hakim  
olarak Sn. F. Gölcüklü'nün atandığını Sekreterya'ya bildirmitir (29. Maddenin 1. Fıkrası).  
Ardından davanın ileri aamalarına katılamayacak olan Sn. Botoucharova'nın yerine Sn. K.  
Traja atanmıtır (Đçtüzüğün 24. Maddesinin 5. Fıkrasının (b) bendi).  
6 . Mahkeme'nin daveti üzerine (Đçtüzük 99. madde) Komisyon, Büyük Daire nezdindeki  
takibata katılmak üzere üyelerinden biri olan Sn. D. Svaby'yi atamıtır.  
7 . Bakanın kararına uygun olarak duruma 1 Mart 1999 tarihinde Gerger - Türkiye davası  
ile birlikte Strazburg Đnsan Hakları Mahkemesinde halka açık olarak gerçekletirilmitir.  
Mahkeme duruma öncesinde bir hazırlık toplantısı yapmıve durumada bavuranların  
kendilerini halka açık durumada temsil etmek üzere Sn. E. ansal'ı atamasının kabul  
edilmesine karar vermitir.  
Mahkeme huzurunda bulunanlar:  
(a) Hükümet adına  
Sn. D. Tezcan , Ajan ,  
Sn. M. Özmen , Ajan Yardımcısı ,  
Sn. B. Çalıkan ,  
Sn. G. Akyüz ,  
Sn. A. Günyaktı ,  
Sn. F. Polat ,  
Sn. A. Emüler ,  
Sn. I. Batmaz Keremoğlu ,  
Sn. B. Yıldız ,  
Sn. Y. Özbek , Danımanlar ;  
(b) Komisyon adına  
Sn. D. Šváby Delege ;  
(c) Bavuranlar adına  
Sn. E. ansal , Ankara Barosu, Avukat .  
Mahkeme, Sn. Šváby, Sn. ansal ve Sn. Tezcan'ın beyanlarını dinlemitir.  
DAVA ESASLARI  
I. DAVA ĐLE ĐLGĐLĐ OLAYLAR  
A. Bavuranlar  
8 . Đlgili tarihte birinci bavuran, Sn. Ümit Erdoğdu, Đstanbul'da yayınlanan aylık Demokrat  
Muhalefet dergisinin sorumlu yazı ileri müdürüdür. Derginin Ocak 1992 sayısında ikinci  
bavuran Selami Đnce'nin bir Türk Sosyoloğu olan Dr. Đ.B. ile yaptığı bir röportaj  
yayınlanmıtır.  
B. Dava Konusu yayın  
9 . Söz konusu röportajın önemli bölümlerinin bir tercümesi aağıdaki ekildedir:  
“S: Demirel «Kürt gerçeğini» nasıl ve hangi ölçüde kabul edecektir? Onun «gerçeklik»  
anlaının Devlet politikasını temsil ettiği söylenebilir mi?  
C: Kürdistan'da imdi bir silahlı direniolması nedeniyle Hükümet bazı gerçekleri kabul  
etmeye zorlanacaktır. ... Türk kuvvetleri tarafından uygulanan iddet PKK'nın yükselive  
ilerlemesini durduramaz ...  
S: Devlet, Kürdistan'a ilikin yeni resmi politikasını nasıl ekillendirecektir? Resmi  
ideolojinin hangi hususları değiecek ve nasıl değitirileceklerdir? Bunun Kürt halkının  
günlük yaamında nasıl etkileri olacaktır?  
C: … Türkiye'de Hükümet ve Devlet iki ayrı eydir. Devlet, üyeleri atama ile gelen kurumlar  
ve organlar vasıtasıyla ilev görür. Bu kurum ve organlar Devlet'in gücünü  
temsil ederler. Hükümet, yani siyasi güç Devlet'in gücüne karı çok hafif bir yük taımaktadır.  
Hükümetler bu yüzden Devlet idaresi tarafından sık sık görevden alınabilmektedir. Resmi  
ideoloji sadece uzun vadede değitirilebilir ve bunu değitirmeye muktedir olan güçler  
hükümet dıı siyasi ve sosyal kuvvetler ve bunların mücadeleleridir. Örneğin PKK'nın fikir ve  
eylemlerinin özü resmi ideolojiyi değitirebilecek, Türkiye'nin siyasi sahnesinin atanan  
kurumlarının etkisini indirgeyebilecek ve halk tarafından seçilen parlamentonun ağırlığını  
artırabilecek durumdadır.  
Benim gayri resmi, kendi kanaatıma göre Kürtlerin ve özellikle PKK'nın etkisi daha da  
artacaktır. PKK'nın hem Kürt hem de Türk toplumları üzerindeki etkisi genileyecek ve  
derinleecektir. Ve bu etki büyüdükçe, «Kürt gerçekliğinin » tanınması yönünde,  
politikalarında hükümetler tarafından daha ciddi adımlar atılacaktır. Devletin, bu ilemde  
Hükümeti engellemeye çalıacağı ve bazı fikir ve politikaları saptırmayı deneyeceği barizdir.  
Ayrıca, Hükümet'in Devlet'in gücüne karı koyabildiği ve atanmıolan kurum ve organları  
kontrol edebildiği, yani gerçek güce sahip olduğu sürece hayatta kalacağı da ortadadır.  
Bu değiiklikler Kürtlerin günlük hayatlarına da yansıyacaktır. Đncelemeler ve aratırmalar  
Kürt dili, tarihi ve halk bilimi gibi alanlarda geliecektir. Kürt toplumunun özgünlüğü Kürt  
kitleleri arasında daha da vurgulanacaktır. Ulusal bilinçlilik ve özgürlük isteği daha da  
güçlendirilecek ve yayılacaktır. Bağımsızlık fikri ve hissi geliecektir.  
S: imdiye kadar «Ben bir Kürdüm ve imdiki ve gelecekteki yaamım için politika ile  
ilgileniyorum » diyen insanların Kürdistan ve Türkiye'de «kendi çıkarları için politikaya  
atılmaya baladığı» gözlenmektedir. Bu durumu ne tür gelimeler ortaya koymutur? Hukuk  
alanında Kürtlerin bir siyasi konuya ihtiyacı var mıdır? Eğer varsa, bu nasıl bir ekil almalıdır?  
C: üphesiz ki, bu gelimelerin en önemli nedeni PKK tarafından yaklaık olarak sekiz yıldır  
sürdürülmekte olan silahlı mücadele olmutur. Gerilla savaı, geleneksel Kürt toplumunda  
balıca sosyal ve siyasi değiikliklere neden olmutur. Geleneksel değerler bir kargaa  
içindedir. 15 Ağustos 1984 tarihinden bu yana halk arasında Kürt gerilla savaçıları için  
yaygın bir destek sağlanmıtır. Ulusal bilinç imdi Kürt toplumunda gelimektedir ve bu süreç  
hızla yayılmaktadır. Ve, bu süreç içinde siyasi oluumun özerklik ve bağımsızlık yönünde  
Kürt çıkarları için kullanıldığını görmekteyiz. Daha önceleri bakaları ve baka uluslara  
hizmet etmek üzere siyaset ile ilgilenen Kürtler imdi Kürt halkına hizmet etmek için siyaset  
ile ilgilenmektedir. Türk ırkçılığı ve sömürgeciliğine karı sağlıklı ulusal bilinç gelimektedir.  
Tüm bunların, 15 Ağustos tarihindeki Kürt gerilla savaının balatılmasından sonra meydana  
geldiğini söylemek durumu aırı basitletirmek olacaktır. Bu süreç, daha gerilere dayanan  
köklere sahiptir ve belirleyici olan PKK tarafından balatılan yeni süreçtir... Kürdistan'da  
yasaı olan kimdir? Gerillalar mı yoksa Türk silahlı kuvvetlerinin özel timleri mi?  
S: Sağ kanat medyası ve MÇP (Milliyetçi Çalıma Partisi) tarafından tevik edilen ovenist  
Türk milliyetçi dalgasına karı koymak için neler yapılmalıdır? Türk ve Kürt halkları arasında  
bir karı karıya gelme olasılığı var mıdır? Bu nasıl engellenebilir?  
C: Kürtler ulusu için ölüyorlar. Türkler ne için ölüyor? Onların Kürdistan'da ne ii var?  
S: PKK'nın Kürdistan'daki hegemonyasının, artık «çift güçten » bahsedilebilecek düzeye  
geldiği bir süredir tartıılmaktadır. Öcalan, yazılarında Botan-Behdinan bölgesinde  
«Hükümet-Devlet oluumundan» bahsetmektedir. PKK'nın Kürdistan'daki ve Türk  
siyasetindeki gelecekteki müdahalelerine ilikin herhangi bir iaret mevcut mudur?  
C: Türk Devleti Botan gibi bazı bölgelerde imdiden askerlerini çekmive polis karakollarını  
tahliye etmitir. ... Bu bir Devlet oluumunun balangıcı olarak adlandırılabilir. ...”  
C. Yetkililer tarafından alınan önlemler  
1. Bavuranlar aleyhindeki suçlamalar  
10 . 23 Mart 1992 tarihli iddianame ile Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı, bavuranları yukarıda anılan röportajın yayınlanması ile Devlet'in bölünmez  
bütünğüne karı propaganda yapmak ile suçlamıtır. Suçlamalar Terörle Mücadele  
Yasasının (bundan böyle “1991 Yasası” olarak anılacaktır, bkz. aağıdaki 19. paragraf) 8.  
maddesi uyarınca yapılmıtır.  
2. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda yapılan takibatlar  
11 . Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde yapılan takibatta bavuranlar suçlamaları  
reddetmitir. Suçlanan röportajın sadece Dr. Đ.B'nin ifadelerinin bir sureti olduğunu  
belirtmilerdir. Bir röportajın yayınlanmasının bir suç tekil edemeyeceğini ve Türkiye'deki  
en yüksek yetkililer tarafından benzer görülerin belirtildiğini savunmulardır.  
3. Bavuranların mahkumiyeti  
12 . 12 Ağustos 1993 tarihli karar ile Đstanbul Devlet güvenlik Mahkemesi bavuranları 1991  
Yasasının 8. Maddesi kapsamındaki suçlardan suçlu bulmutur. Birinci bavuran 8. Maddenin  
ikinci fıkrası uyarınca beyıl hapis cezası ile 41,666,666 Türk Lirası (TL) para cezasına  
çarptırılmıtır. Đkinci bavuran ise 8. maddenin birinci fıkrası uyarınca bir yıl sekiz ay hapis  
cezası ile 41,666,666 TL para cezasına çarptırılmıtır.  
13 . Mahkeme, muhakemesinde röportaj yapılan ahsın ifadelerinden belli alıntıları baz  
almıtır. Aağıdaki ifadelerin Devletin bölünmez bütünlüğüne karı propaganda olduğu  
sonucuna varmıtır: “... imdi Kürdistan'da bir silahlı direniolduğundan Hükümetin bazı  
gerçekleri kabul etmesi gerekmektedir ...”; “... Türk kuvvetleri tarafından uygulanan iddet  
PKK'nın yükseliini ve ilerlemesini durduramayacaktır ...”; “PKK'nın görüve eylemlerinin  
temeli ... resmi ideolojiyi değitirebilir ...”, “Kürtlerin, özellikle de PKK'nın etkisi daha da  
büyüyecektir. PKK'nın hem Kürt hem de Türk toplumlarındaki etkisi genileyecek ve  
derinleecektir ...”; “... ulusal bilinç ve bağımsızlık isteği daha da güçlenip, genileyecektir.  
Bağımsızlık fikri ve hissi geliecektir ...”; “... gelimelerin en önemli nedeni, yaklaık olarak  
sekiz yıldır PKK tarafından sürdürülmekte olan silahlı mücadeledir ...”, “... Kürdistan'da  
yasaı olan kimdir? Gerillalar mı yoksa Türk silahlı kuvvetlerinin özel timi mi? ...”; Kürtler  
ulusları için ölüyorlar, Türkler ne için ölüyor? Kürdistan'da ne ileri var? ...”; “... Türk Devleti  
imdiden Botan gibi bazı bölgelerden askerlerini çekmive polis karakollarını tahliye  
etmitir ...”; “ ... bu bir Devlet oluumunun balangıcı olarak kabul edilebilir ...”.  
4. Bavuranların mahkumiyeti temyiz etmesi  
14 . Bavuranlar mahkumiyet kararını temyiz etmilerdir. 1 ubat 1994 tarihinde, Yargıtay  
temyiz bavurusunu reddetmitir. Devlet güvenlik Mahkemesinin delil tespiti ve  
bavuranların savunmasının reddedilmesine ilikin gerekçelerini onamıtır. Karar,  
bavuranlara 21 ubat 1994 tarihinde tebliğ edilmitir.  
5. Müteakip takibat  
15 . 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı Kanun ile 1991 Tarihli Yasada yapılan değiiklikler  
sonrasında (bkz. aağıdaki 19 ve 20. paragraflar), Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
bavuranların davalarını re'sen yeniden incelemitir.  
15 Aralık 1995 tarihinde mahkeme birinci bavuranı beay hapis cezası ve 41,666,666 TL  
para cezasına ve ikinci bavuranı ise bir yıl bir ay on gün hapis cezası ve 111,111,110 TL para  
cezasına çarptırmıtır. Mahkeme cezalarının infazının artlı olarak tecilini emretmitir.  
16 . Bavuranlar bu mahkumiyet kararlarını temyiz etmilerdir. 7 Nisan 1997 tarihinde  
Yargıtay tarafından Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı bozulmutur. Sn. Erdoğdu ile ilgili  
olarak Yargıtay, bavuranın sorumlu müdür sıfatıyla yargılandığına ve bu nedenle kendisine  
verilen hapis cezasının paraya çevrilmesi gerektiğine ve aksi takdirde kararın kanunlara aykırı  
olacağına iaret etmitir. Sn. Đnce ile ilgili olarak Yargıtay, bavuranın avukatına Devlet  
Güvenlik Mahkemesi nezdinde yapılacak olan duruma tarihinin usulüne uygun olarak  
bildirilmediğini tespit etmitir.  
17 . 9 Eylül 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir duruma yapılmıtır. 14  
Ağustos 1997 tarihinde yürürlüğe giren 4304 sayılı Kanun hükümlerini dikkate alarak  
Mahkeme, anılan kanunun 1. Maddesi uyarınca Sn. Erdoğdu'ya ilikin nihai hükmün teciline  
karar vermitir. Bu karar, 2. Madde (bkz. aağıdaki 21. paragraf) kapsamında belirtilen  
artlara tabi tutulmutur. Mahkeme Sn. Đnce'nin mahkumiyetinde ve kendisine verilen cezada  
değiiklik yapmamıancak, yargılama sırasındaki iyi halinden dolayı infazını ertelemitir.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
A. Ceza Kanunu  
1. Basın Kanunu ( 15 Temmuz 1950 Tarih ve 5680 Sayılı Kanun)  
18 . 1950 Tarihli Basın Kanunu'nun ilgili hükümleri öyledir:  
3. Madde  
“Gazetelere, haber ajansları neriyatına ve belli aralıklarla yayınlanan diğer bütün basılmıꢁ  
eserlere bu Kanunda "mevkute" denir.  
Basıleserlerin herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi veya asılması  
veya dağıtılması veya dinletilmesi veya satılması veya satıa arzı ‘neir' sayılır.  
Fiilin ayrıca suç tekil etmesi hali müstesna olmak üzere, basın suçu neir ile vücut bulur.”  
2. Terörle Mücadele Kanunu (12 Nisan 1991 Tarih ve 3713 Sayılı Kanun)  
19 . 1991 Tarihli Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleri u ekildedir:  
8. Madde  
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değitirilmeden önceki hali)  
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef  
alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyükullanılan yöntem veya amaca  
bakılmaksızın, yapılamaz. Yapanlar hakkında iki yıldan beyıla kadar hapis ve elli milyon  
liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü  
maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile ilenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de mevkute  
bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satımiktarının veya suçun mevkuteler  
haricinde basılı malzemeleri içermesi veya mevkutenin yeni açılmıolması durumunda en  
büyük tiraja sahip olan günlük gazetenin bir önceki ay ortalama satımiktarının yüzde  
doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz milyon liradan az olamaz.  
Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır  
ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.”  
8. Madde  
(27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiik)  
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef  
alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüyapılamaz. Yapanlar hakkında  
bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz milyon liradan üç yüz milyon liraya kadar ağır para  
cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren ilenmesi halinde, verilecek cezalar paraya  
çevrilemez.  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü  
maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile ilenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de mevkute  
bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satımiktarının yüzde doksanı kadar ağır para  
cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüz milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin  
sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki  
yıla kadar hapis cezası hükmolunur.  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun ikinci fıkrada yazılı mevkuteler dıında basılı  
eser ve sair kitle iletiim araçları ile ilenmesi halinde, sorumluları ve ayrıca kitle iletiim  
araçları sahipleri hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis, yüz milyon liradan üç yüz milyon  
liraya kadar ağır para cezası hükmolunur…  
…”  
13. Madde  
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değitirilmeden önceki hali)  
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden  
birine çevrilemez ve ertelenemez.”  
13. Madde  
(27 Ekim 1995 Tarih ve 4126 Sayılı Kanun ile değiik)  
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden  
birine çevrilemez ve ertelenemez.  
Ancak bu madde hükmü, 8'inci madde uyarınca verilen mahkumiyet kararları için  
uygulanmaz .”  
17. Madde  
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlardan, … ahsi hürriyeti bağlayıcı  
cezalara mahkum edilmiolanlar hükümlülük süresinin 3/4'ünü çekmiolup da iyi halli  
hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde talepleri olmaksızın artla salıverilirler.  
Bu hükümlüler hakkında, 647 sayılı Cezaların Đnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddesinin  
bir ve ikinci fıkraları … hükümleri uygulanmaz.”  
3. 3713 Sayılı Kanun'un 8. ve 13. Maddelerini değitiren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı  
Kanun  
20 . 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 Sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra 1991 Tarihli  
Terörle Mücadele Kanunu'nda aağıdaki değiiklikler yapılmıtır:  
2. Maddeye ilikin geçici hükümler  
“Mevcut Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine, kararı veren mahkeme Terörle Mücadele  
Kanununun (3713 Sayılı Kanun) 8. Maddesi uyarınca mahkum edilmiolan ahsın davasını  
yeniden inceleyecek ve … 3713 Sayılı Kanunun 8. Maddesinde yapılan değiikliğe uygun  
olarak anılan ahsa verilmiolan hapis cezasını yeniden değerlendirecek ve 13 Temmuz 1965  
tarih ve 647 Sayılı kanunun 4 ve 6 . maddelerinden faydalanması gerekip gerekmediği  
konusunda karar verecektir.”  
4. 12.7.1997 tarihine kadar sorulu müdür sıfatı ile ilenen suçlara ilikin dava ve cezaların  
ertelenmesine dair 14 Ağustos 1997 tarih ve 4304 sayılı kanun  
21 . Aağıdaki hükümler Basın Kanunu kapsamındaki suçlar ile ilgilidir:  
1. Madde  
“12.7.1997 tarihine kadar ilenmisuçlar nedeniyle 5680 sayılı Basın Kanununun 16'ncı  
maddesi veya sair kanunlar hükümlerine göre sorumlu müdür sıfatıyla mahkum edilmiꢁ  
bulunan kimselerin cezaların infazı ertelenmitir.  
Halen cezalarını çekmekte bulunan sorumlu müdürler hakkında da birinci fıkra hükmü  
uygulanır.  
Đꢁlenen suçlardan dolayı sorumlu müdür hakkında henüz takibata geçilmemiveya hazırlık  
soruturmasına giriilmiolmakla beraber dava açılmamıveya son soruturma aamasına  
geçilmiolmakla beraber henüz hüküm kurulmamıveya verilen hüküm kesinlememiise,  
davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir.”  
2. Madde  
“Haklarında 1. inci madde hükümleri uygulanmıbulunan sorumlu müdürler, ertelenme  
tarihinden itibaren üç yıl içerisinde ilenen kasıtlı bir cürümden dolayı sorumlu müdür  
sıfatıyla mahkum edildiklerinde ertelenen cezalar aynen çektirilir.  
Sorumlu müdürün infazı ertelenen mahkumiyetinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe  
kadar çektiği kısmı, birinci fıkrada belirtilen halde çekilecek cezaya mahsup edilir. artla  
salıverilmeye ilikin hükümler saklıdır.  
Üç yıllık süre, sorumlu müdür sıfatıyla yeniden kasıtlı bir cürümden mahkum edilmeksizin  
geçirildiğinde, sorumlu müdür hakkındaki 12 Temmuz 1997 öncesine ilikin mahkumiyet  
vaki olmamısayılır veya bu suçtan dolayı kamu davası açılmaz. Açılmıolan davanın  
ortadan kaldırılmasına karar verilir.”  
5. Cezaların Đnfazı Hakkında Kanun (13 Temmuz 1965 tarih ve 647 Sayılı Kanun)  
22 . 1965 Tarihli Cezaların Đnfaz Kanunu aağıdaki hükümleri içermektedir:  
5. Madde  
“Para cezası kanunda yazılı hadler arasında tayin olunacak bir miktar paranın Devlet  
Hazinesine ödenmesinden ibarettir..  
Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını ödemezse,  
Cumhuriyet Savcısının kararıyla bir gün on bin lira sayılmak üzere hapsedilir.  
Para cezası yerine çektirilen hapis cezası 3 yılı geçemez …”  
19(1). Madde  
“…ahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiolanlar hükümlülük süresinin yarısını  
çekmiolup da … iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi  
ahsi artla salıverilirler...”  
6. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu (1412 Sayılı Kanun)  
23 . Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu aağıdaki hükümleri içerir:  
307. Madde  
“Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.  
Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlıtatbik edilmesi kanuna muhalefettir .”  
308. Madde  
“Aağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmisayılır.  
1- Mahkemenin kanun dairesinde teekkül etmemiolması;  
2- Hakimlik vazifesine itirakten kanunen memnu olan bir hakimin hükme itirak etmesi;  
…”  
B. Hükümet Tarafından Sunulan Đçtihatlar  
24 . Hükümet, özellikle dini hususlar (Ceza Kanunu'nun 312. Maddesi) olmak üzere, halkı  
husumet ve dümanlığa tevik etmek veya Devletin bölünmez bütünlüğüne karı propaganda  
yapmaktan (3713 Sayılı Kanun'un 8. Maddesi, bkz. yukarıdaki 19. paragraf) suçlanan  
ahıslara karı yapılan suçlamaların geri alınması yönündeki Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Savcısının bazı kararlarının suretlerini sunmutur. Suçların yayınlar vasıtasıyla  
ilendiği davaların çoğunda, Savcının kararına gerekçe olarak gösterilen nedenler, davaların  
zaman aımına tabi olduğu, suçun bileen unsurlarından bazılarının tespit edilememesi veya  
yetersiz kanıt gibi bulguları içermitir. Diğer gerekçeler ise, söz konusu yayının dağıtılmamıꢁ  
olması, kanun dıı bir amacının olmaması, bir suçun ilenmemiolması veya sorumluların  
tanımlanamaması olmutur.  
Ayrıca Hükümet, yukarıda anılan suçlardan yargılanan davalıların suçlu bulunmadıkları  
davalara ilikin çeitli Devlet Güvenlik Mahkemesi kararlarını sunmutur. Bunlar aağıda  
belirtilen kararlardır: 19 Kasım (no. 1996/428) ve 27 Aralık 1996 (no. 1996/519); 6 Mart  
(1997/33), 3 Haziran (no. 1997/102), 17 Ekim (no. 1997/527), 24 Ekim (no. 1997/ 541) ve 23  
Aralık 1997 (no. 1997/606); 21 Ocak (no. 1998/ 8), 3 ubat (no. 1998/ 14), 19 Mart (no.  
1998/56), 21 Nisan (no. 1998/ 87) ve 17 Haziran 1998 (no. 1998/133).  
25 . Özellikle Kürt sorunu ile ilgili yazarlar aleyhindeki davalar ile ilgili olarak, bu davalarda  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kararları “propaganda” yapılmamıolduğu, suç  
unsurlarının birinin bulunmadığı veya kullanılan kelimelerin bilimsel, tarihsel ve/veya tarafsız  
özelliği gerekçelerine dayalı olmutur.  
KOMĐSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĐBAT  
26 . Birinci bavuran Sn. Ümit Erdoğdu ve ikinci bavuran Sn. Selami Đnce 20 Ağustos 1994  
tarihinde Komisyon'a bavurmulardır. Suç konusu röportajın yayınlanmasından kaynaklanan  
mahkumiyetlerinin kendilerinin düünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğüne haklı sebebe  
dayanmayan bir müdahalenin yapıldığını dahası, 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasasının  
ilgili hükmünün kendilerinin izin verilen ile yasaklanan hususlar arasında bir ayrım  
yapmasına imkan vermeyecek ekilde belirsiz olması sebebiyle ilendiği tarihte ulusal ve  
uluslararası hukukta suç tekil etmeyen bir eylem nedeniyle mahkum edilmiolduklarını iddia  
ederek sözlemenin 9, 10 ve 7. maddeleri kapsamında bavuruda bulunmulardır.  
27 . Komisyon, bavuruların (no. 25067/94 ve 25068/94) sırasıyla 2 Eylül ve 14 Ekim 1996  
tarihlerinde kabul edilebilirliğini ilan etmitir. 2 Aralık 1997 tarihinde Komisyon bavuruları  
birletirme kararı almıtır. 11 Aralık 1997 tarihli raporunda (eski Madde 31) Komisyon,  
Sözlemenin 10. Maddesinin ihlal edildiği (31'e karı bir oy ile) ve Sözlemenin 7.  
Maddesinin ihlal edilmediği (oybirliği ile) yönünde görübelirtmitir.  
Komisyonun mütalaasının tam metni ve rapor içindeki ayrı mütalaa ibu kararın ekleri olarak  
sunulmutur .  
MAHKEMEYE YAPILAN NĐHAĐ SUNUMLAR  
28 . Dilekçelerinde bavuranlar Mahkeme'nin muhatap Devleti Sözlemenin 7. ve 10.  
Maddeleri kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmekten suçlu bulunması ve Sözleme'nin  
41. Maddesi uyarınca kendilerine adil bir tazminatın karara bağlanmasını talep etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların ikayetlerinin altı aylık kurala uygun olmadığı gerekçesi ile  
reddedilmesini talep etmitir. Alternatif olarak ise Mahkeme'den bavuranlar tarafından iddia  
edilen Maddelerin ihlal edilmediği yönünde bir karar verilmesini talep etmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMET'ĐN ÖN ĐTĐRAZLARI  
29 . Hükümet, Sözleme'nin altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesi ile, Sözleme'nin önceki  
26. maddesi uyarınca bavuruların Komisyon tarafından reddedilmesi gerektiği yönündeki  
talebini yinelemitir. Bavuranların davalarının Yargıtay tarafından 1 ubat 1994 tarihinde  
incelenmiolduğunu, kararın 9 ubat tarihinde açıklandığını ve kendilerine 21 ubat 1994  
tarihinde tebliğ edildiğini, ancak bavuruların Komisyon tarafından bu tarihlerden altı ayı  
akın bir süre sonrasında, 24 Ağustos 1994 tarihinde kabul edildiğini belirtmitir.  
30 . Mahkeme, Yargıtay'ın kararının 21 ubat 1994 tarihinde bavuranlara tebliğ edildiğini  
ve bavuranların, bavuruya ilikin tüm ilgili ayrıntıları içeren ilk yazımanın 20 Ağustos  
1994 tarihli bir yazı ile alındığını kabul etmektedir.  
Komisyon'un görüü doğrultusunda Mahkeme de, bavuranların ilk yazısının, yazıda  
belirtilen tarihten sadece dört gün sonrasında Komisyon tarafından alınmasının, mektubun  
tarihinin geçmie dönük atılmıolduğu anlamına gelmediği görüündedir. Bu nedenle  
Hükümet'in ön itirazı Mahkeme tarafından reddedilmektedir.  
II. DAVA KAPSAMI  
31 . Mahkeme bavuranların, durumada kendilerini yargılayıp, mahkum eden Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul  
edilemeyeceğini ve bunun da Sözleme'nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline neden  
olduğunu savunduklarını dikkate almaktadır. Ancak, bu ikayet Komisyon huzurunda dile  
getirilmemiolduğundan, Mahkeme nezdindeki dava kapsamında kabul edilemeyecektir. (bkz,  
mutatis mutandis, diğer mercilerin yanı sıra 21 Ocak 1999 tarihli Janowski-Polonya davası,  
1999 Hüküm ve Kararları Raporu , s. …, Madde 19). Bu nedenle Mahkeme, incelemelerini  
bavuranların Sözleme'nin 7. ve 10. Maddeleri kapsamındaki ikayetleri ile sınırlandıracaktır.  
III. SÖZLEME'NĐN 9. VE 10. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI  
32 . Bavuranlar, sırasıyla Sözleme'nin 9. ve 10. maddeleri ile güvence altına alınmıolan  
ünce özgürlüğü ve ifade özgürlüklerine haklı sebep olmaksızın merciler tarafından  
müdahale edildiğini iddia etmilerdir.  
Mahkeme de, Komisyon'un görüüne paralel olarak, bavuranların ikayetine ilikin olayların,  
aağıdaki hükümleri öngören 10. Madde kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatına  
varmıtır:  
“1. Herkes görülerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü,  
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırlan söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma  
ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema iletmelerini bir  
izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu  
güvenliğinin korunması, asayisizliğin veya suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın,  
bakalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel  
olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için kanunla öngörülen bazı  
formalitelere artlara,sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. ”  
33 . Hükümet, bavuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin 10. Maddenin ikinci  
Paragrafı hükümleri uyarınca haklı sebebe dayandırıldığını savunmutur. Diğer yandan,  
Komisyon bavuranların iddialarını kabul etmitir.  
A. Müdahalenin Mevcudiyeti  
34 . Mahkeme bavuranların 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasası'nın (“1991 Tarihli Yasa”)  
8. bölümü uyarınca suçlu bulunup hüküm giymiolmaları nedeniyle, bavuranların ifade  
özgürğü hakkına bir müdahalenin yapılmıolduğunun açık ve tartıamsız olduğunu  
belirtmitir.  
B. Müdahalenin Haklı Sebebe Dayanması  
35 . Yukarıda anılan müdahaleler, “kanunlar tarafından öngörüldüğü üzere”, 10. Maddenin 2.  
Fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayandığı durumlar ile anılan  
hedef veya hedeflerin elde edilmesi için demokratik bir toplumda gerekli olan durumların  
haricinde, 10. Madde ihlallerini tekil etmektedir. Mahkeme bu ölçütleri sırasıyla  
inceleyecektir.  
1. “Kanunlar Tarafından Öngörülme”  
36 . Bavuranlar, bu arta uygunluğun sağlanıp sağlanmadığı konusunda herhangi bir yorum  
yapmatır (ancak aağıdaki 57. paragrafa bakınız).  
37 . Hükümet, bavuranların aleyhinde alınan önlemlerin 1991 tarihli Yasanın 8. bölümüne  
dayalı olduğunu belirtmitir.  
38 . Komisyon, ilgili suç tarihinde yürürlükte olan haliyle, 1991 tarihli Yasanın 8.  
Bölümünün, gerektiğinde yasal görüün alınmasından sonra bavuranların tutumlarının  
düzenlenmesini sağlayacak ekilde açık hükümlere sahip olduğu ve bu sebeple öngörülme  
artının yerine getirilmiolduğu kanaatına varmıtır. Bu nedenle Komisyon, bavuranların 10.  
Madde kapsamında belirtilmiolan haklarına karı yapılan müdahalenin kanunlar tarafından  
öngörüldüğü kanaatına varmıtır.  
39 . Mahkeme de, Komisyon'un görüüne paralel olarak, mahkumiyetlerin 1991 Tarihli  
Yasanın 8. Bölümü uyarınca olduğunu, bu sebeple ifade özgürlüğüne ilikin uygulanan  
müdahalelerin “kanun tarafından öngörülmü” olduğu kanaatına varmıtır.  
2. Meru amaç  
40 . Bavuranlar, 1991 Tarihli Yasanın 8. Bölümünün amacının Devlet'in resmi görüü ile  
uyumayan tüm fikirlerin susturulması olduğunu, bu nedenle, mahkumiyetlerinin herhangi bir  
amaca yönelik olmadığını, mahkumiyete sebebiyet veren röportajın Kürtlere ilikin bir  
sosyalist ve bir aratırma görevlisinin görülerini içerdiğini ve herhangi bir iddeti tevik  
etmediğini, herhangi bir bölücü propaganda içermediğini veya herhangi bir yasadıı örgüt için  
destek ifade etmediğini belirtmitir.  
41 . Hükümet, 1991 Tarihli Yasanın 8. maddesinde belirtilen bölücü propaganda yasağının,  
muhatap Devlet'in toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin yanı sıra, terörizm tehdidi karısında  
kamu düzeninin ve ulusal güvenliğin korunmasına yönelik olduğunu savunmutur.  
42 . Komisyon kendi adına, bavuranların mahkumiyetinin, yetkililerin terörist faaliyetler ile  
mücadele ve ulusal güvenlik ve kamu emniyetinin sağlanmasına yönelik çalımalarının bir  
parçası olduğunu ve bunun da 10. maddenin 2. fıkrası kapsamında meru olduğu sonucuna  
varmıtır.  
43 . Mahkeme, Güneydoğu Türkiye'deki güvenlik durumunun hassasiyetini (Bkz. 25 Kasım  
1997 tarihli Zana – Türkiye kararı, 1997-VII Raporları , s. 2539, 10. Madde) ve yetkililerin  
gereksiz iddeti destekleyecek hareketlere karı tetikte olma gereğini de dikkate alarak,  
bavuranların aleyhinde alınan önlemlerin, bata ulusal güvenliğin ve ülke bütünlüğünün  
korunması ve asayisizlik ve suçun önlenmesi olmak üzere, Hükümet tarafından belirlenen  
belli amaçların uzantısı olduğu kanaatına varmıtır.  
Bu durum özellikle bölücü faaliyetlerin iddet kullanımına dayalı yöntemlere bağlı olduğu,  
dava konusu olayların cereyan ettiği tarihlerdeki Güneydoğu Türkiye'deki durum için  
geçerlidir.  
3. “Demokratik Toplum içinde Gereklilik”  
(a) Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları  
(i) Bavuranlar  
44 . Bavuranlar yargılanmalarının ve hüküm giymelerinin kendilerinin ifade özgürlüğüne  
karı dayanaksız ve orantısız bir müdahale tekil ettiğini vurgulamıtır. Beyanlarında,  
Türkiye'deki otoritelerin resmi konumu ile uyumayan fikirleri yayınlayan yayın organlarının  
terörist örgüt lehine propaganda yapmakla suçlandığını ve ulusal güvenlik ve ülke  
bütünlüğünün korunması bahanesi ile cezalandırıldığını belirtmitirler.  
Suçlanan röportajın, hükümet koalisyonunu oluturan partilerin yöneticilerinden askeri  
yöneticilere kadar Kürt sorununa ilikin genibir fikirler yelpazesini içeren bir dosyanın bir  
bölümünü tekil ettiğini, Kürt durumunun bir analizi eklinde bir aratırma görevlisi ve  
sosyologun görülerini içerdiğini belirtmilerdir.  
1991 tarihli Yasanın 1995 tarihli değiikliğinin de, Türkiye'deki “fikir suçları” kavramını sona  
erdiremediğini, bunun da bavuranların mahkumiyet ve cezalarının, yeniden incelenmesine  
rağmen bozulmadığı gerçeği ile sergilendiğini belirtmilerdir.  
• Hükümet  
45 . Hükümet, söz konusu röportajda kullanılan dilin, Kürtlere bir ulusal meclis kurma  
çağrısı ile Kürt asıllı vatandaların duygu, zihin ve iradelerine hitap ettiğini, Kürdistan Đꢁçi  
Partisi'ni (“PKK”), bu partinin Türkiye Cumhuriyeti ile girdiği silahlı çatımayı üphesiz  
olarak kazanacak bir kurutuluordusu olarak betimlediğini belirtmitir.  
Röportaj, Irak sınırında Körfez Savaı neticesinde meydana gelen karııklıktan faydalanan  
PKK'nın hem askeri, hem de sivil hedefler olmak üzere, her yere saldırılar düzenlediği ve  
günlük olarak düzinelerce kiiyi toplu ekilde öldürdüğü zamanlarda yayınlanmıtır. Bu  
nedenle, röportajı yapanların fikirleri bölücü iddete tevik oluturmutur. Röportajda  
kullanılan ifadeler, Kürt asıllı okuyucuları Türkiye Devleti karısında silahlı mücadeleye  
tevik etmive Kürt asıllı vatandalar tarafından yürütülen bölücü iddet ve “ulusal kurtulu”  
hareketlerine manevi destek sağlamıtır. Bunun basit bir analizden öte, PKK faaliyetlerinin  
desteklenmesi ve böylece Kürt bağımsızlık mücadelesinin yüceltilmesine yönelik kesin bir  
tevik olduğunu belirtmitir.  
PKK tarafından gerçekletirildiği ekilde, sistematik olarak kadın, çocuk, öğretmen ve erlerin  
öldürülmesine ilikin öldürücü terörizm bağlamında, iddeti ve Türk toplumu içindeki çeitli  
kesimler arasında nefreti tevik eden ve insan hakları ve demokratik ilkeleri ve kurumları  
tehdit eden hareketleri tekil edeceğinden, bölücü propagandanın yapılmasını yasaklayan  
Türk otoritelerinin tüm faaliyetlerinin bir seçenekten öte bir görev olduğunu belirtmitir.  
Bu bağlamda, 1991 Tarihli Yasanın 8. bölümü kapsamında bavuranların suçlu bulunarak  
hüküm giymesi, bu alandaki otoritelerin inisiyatif marjına girdiğini, müdahalelerin  
Sözleme'nin 10. Maddesinin 2. Fıkrası kapsamında meru kılındığını belirtmitir.  
(iii) Komisyon  
46 . Komisyon, söz konusu röportajın temelde bir analitik özelliğe sahip olduğu  
kanaatındadır. Röportajı veren kiinin Kürt sorunu ve ilgili hususlara ilikin görülerini ılımlı  
bir ekilde ifade ettiğini ve herhangi bir ekilde Kürt bölücü çabaları bağlamında iddet  
kullanımı ile kendisini bağdatırmadığını belirtmitir. Komisyon, bavuranların iddetin  
kullanımına ilikin bağlılıklarını belirten herhangi bir yorumu eklemediğine dikkat çekmitir.  
Komisyon, bavuranların aleyhinde uygulanan önlemlerin etkisinin, önemli siyasi hususlar  
konusunda kamuoyu tartımalarına caydırıcılık tekil etmeye yönelik olduğu kanaatındadır.  
Bu sebeple, Komisyon, Sözleme'nin 10. Maddesinin ihlal edilmiolduğunu tespit etmitir.  
(b) Mahkeme'nin değerlendirmesi  
47 . Mahkeme, örneğin Zana – Türkiye kararı (yukarıda belirtilmitir, ss. 2547-48, 51.  
madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire – Fransa Kararında (1999- Raporları , s. …,  
45. Madde) olduğu üzere, kararlarının dayandığı temel ilkeleri vurgulamaktadır.  
(i) Đfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun  
ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel artlardan birini tekil etmektedir. 10.  
Maddenin 2. Paragrafı uyarınca bu, kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren  
“bilgiler” veya “fikirler” için değil, aynı zamanda kırıcı, ok edici veya rahatsız edici olanlar  
için de geçerlidir. Bunlar, bir “demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik, tolerans ve  
hogörünün gerekleridir. 10. Maddede belirtilen ekiliyle bu özgürlük, harfiyen uygulanması  
gereken istisnalara tabidir ve her türlü sınırlamaya ilikin ihtiyacın da inandırıcı bir ekilde  
tespit edilmesi gereklidir.  
(ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir sosyal ihtiyaç”  
anlamındadır. Akit Devletler, anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi  
konusunda belli bir takdir marjına sahiptir. Ancak bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler  
de dahil olmak üzere, tabi olduğu yasama ve kararları kapsayacak ekilde Avrupa denetimi ile  
iç içe olmalıdır. Mahkeme bu sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleme'nin 10. Maddesinin  
güvencesinde olan ifade özgürlüğü ile bağdaıp bağdamadığı konusunda nihai kararı verme  
yetkisini haizdir.  
(iii) Denetim yetkisinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi, suçlanan ifadeler ve bunların  
ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere, davayı bir bütün olarak ele alarak incelemelidir.  
Đlk olarak müdahalenin “meru amaçlar ile orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan  
müdahalenin meru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığı  
tespit edilmelidir. Bunu yaparken de Mahkeme, ulusal otoritelerin Madde 10 kapsamında  
bulunan ilkelere uygun standartları uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir  
değerlendirmesine dayalı oldukları konusunda olumlu kanaata varmalıdır.  
48 . Bavuranlar, sırasıyla editör ve gazeteci konumunda oldukları bir dergi vasıtasıyla  
bölücü propaganda yapmak suçundan cezalandırıldığından, söz konusu müdahaleler ayrıca  
basının, bir siyasi demokrasinin düzgün ekilde ilemesinin sağlanmasına ilikin temel görevi  
bağlamında da dikkate alınmalıdır (birçok diğer otoritenin yanı sıra bkz., 8 Temmuz 1986  
tarihli Lingens - Avusturya kararı, A Serisi, No. 103. s. 26, Madde 41; ve yukarıda anılan  
Fressoz ve Roire kararı, s. …, Madde 45). Basının, iddet tehdidi karısında milli güvenlik  
veya ülke bütünlüğünün korunması veya asayisizlik veya suçun engellenmesi için konmuꢁ  
olan sınırlamaları amaması gerekmesine rağmen, bölücü olanlar da dahil olmak üzere, siyasi  
hususlarda bilgi verilmesi bir zorunluluktur. Basının, anılan bilgileri ve fikirleri bildirme  
zorunluluğunun yanı sıra, halkın da bunları almaya hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna  
siyasi liderlerin fikir ve tutumlarının kefedilmesi ve bunlara ilikin bir kanaat oluturulması  
için en iyi araçlardan birini sağlamaktadır (bkz. yukarıda anılan Lingens kararı, s. 26, Madde  
41-42).  
49 . Mahkeme, suçlanan incelemenin bir Türk sosyolog ile bir mülakatı yayınladığını ve  
burada sosyoloğun Türk Devleti'nin Kürt sorununa ilikin tutumundaki olası değiiklikleri  
açıklaolduğuna iaret etmektedir. Son zamanlardaki Güneydoğudaki gelimeler ıığında,  
bölgede Kürt kültürünün yeniden dirileceğini tahmin etmitir. Sosyolog ayrıca, PKK'nın  
gerilla savaının da Kürt toplumundaki dönüüme nasıl katkıda bulunduğunu belirtmive bazı  
bölgelerde Türk birliklerinin geri çekilmesi ve polis karakollarının Türk hükümeti tarafından  
tahliyesi, bir Kürt Devleti'nin oluumunun balangıcı olarak algılanabileceğini belirtmitir  
(bkz. yukarıdaki 9. paragraf).  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1991 tarihli Yasanın 8. Bölümü kapsamında her iki  
bavurana karı getirilen suçlamaların kanıtlanmıolduğu kararına varmıtır (bkz. paragraf 12  
ve 13). Röportajın yapıldığı ahsın ifadelerine dayalı olarak, mahkeme re'sen anılan kanaatın  
yayınlanmasını, Devletin bölünmez bütünlüğüne karı bir propaganda olarak  
değerlendirmitir. Mahkeme, Kürdistan'da bir silahlı direniin olduğu, Türk kuvvetleri  
tarafından uygulanan iddetin, “resmi ideolojiyi” değitirebilecek nitelikte olan ve Kürt ve  
Türk toplumundaki etkinin büyümesine neden olabilecek PKK'nın yükseliini ve ilerlemesini  
durduramadığını, Kürtlerin ulusal bilinçliliği ve bağımsızlık isteğinin gittikçe  
kuvvetleneceğini ve PKK'nın silahlı mücadelesinin, bir Kürt devletinin oluumunun  
balangıcına yol açan çeitli bölgelerin Türk hükümeti tarafından tahliye edildiği de dahil  
olmak üzere belli gelimelerin önemli bir nedenini tekil ettiğine ilikin sosyolog görülerine  
atıfta bulunmutur (bkz. yukarıdaki paragraf 13).  
50 . Yukarıda belirtilen müdahalenin gerekliliğinin değerlendirilmesi açısından, yukarıda  
tespit edilen ilkeler ıığında (bkz. paragraf 47 ve 48), Mahkeme Sözlemenin 10. Maddesinin  
2. Fıkrasında kamu çıkarlarına ilikin siyasi konumalar veya sorunlara ilikin tartımaların  
sınırlanmasına dair çok dar bir kapsam olduğuna iaret etmektedir (bkz. 25 Kasım 1996 tarihli  
Wingrove – birleik Kraliyet davası, 1996 Raporları -V, s. 1957, 58. Madde). Ayrıca, izin  
verilebilir eletirilerin sınırları hükümet ile ilgili hususlarda, özel ahıslar veya siyasetçiler  
açısından daha genitir. Demokratik bir sistemdeki hareketler veya hükümetin ihmalleri  
sadece yasama ve adli otoritelerin değil, aynı zamanda kamuoyunun da yakın takibinde  
olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum, özellikle haksız saldırılar ve  
manlarının eletirilerine cevap verilmesine ilikin baka araçların bulunduğu durumlarda,  
cezai ilemlere bavurulması konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.  
Bununla birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu niteliğinde  
olanlar da dahil olmak üzere, anılan ifadelere doğru tepkiyi verecek ve aırıya kaçmayacak  
önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli  
Incal – Türkiye kararı, 1998-IV Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan sözler bir  
birey veya bir kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karı bir iddeti tevik ettiği  
durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilikin müdahale gereğinin incelenmesinde  
daha genibir takdir marjına sahiptir.  
51 . Mahkeme, röportajda kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin yayınlanmıolduğu bağlam  
üzerinde özellikle duracaktır. Bağlam açısından, kendisine sunulan davaların tarihçelerine,  
özellikle terörizmin engellenmesine ilikin sorunları dikkate alacaktır. (bkz. yukarıda  
belirtilen Incal – Türkiye kararı, s. 1568, 58. Madde).  
Suç konusu yayının, bir Türk sosyolog ile yapılan bir röportaj olduğunu ve yayınlanmıꢁ  
haliyle görülerinin, öncelikli olarak Türk toplumunda yer edinmeye balayan PKK  
ideolojisini ve bir Kürt devletinin temellerinin nasıl olutuğuna ilikin hususlara ilikin  
olduğuna iaret edilmektedir. PKK'nın Kürt bağımsızlık mücadelesindeki rolünü açıkça  
savunmaksızın, röportajın yapıldığı ahıs, bu durumu temelde sosyolojik açıdan Türk  
Devletinin tepkileri bazında analiz etmitir.  
52 . Komisyon ile paralel olarak Mahkeme, röportajın içeriğinin analitik nitelikte olduğu ve  
metnin, iddete yönelik tahrike ilikin bölümler içermediği görüündedir. Mahkeme doğal  
olarak, yaklaık 1985 yılından bu yana bölgenin büyük bir çoğunluğunda olağanüstü hal ilan  
edilmesini gerektiren, çok ciddi can kayıplarına yol açan, güvenlik kuvvetleri ile PKK  
elemanları arasında ciddi olayların meydana geldiği bölgedeki güvenlik durumunu  
ciddiletirecek sözler ve eylemler konusunda otoritelerin endiesinin bilincindedir (bkz.  
yukarıda anılan Zana kararı, s. 2539, 10. Madde). Ancak, söz konusu davada yerel otoritelerin,  
kendileri açısından her ne kadar kabul edilemez olursa olsun, Güneydoğu Türkiye'deki  
durumun farklı bir bakıaçısından bildirilmesine ilikin kamu haklarını yeterli ölçüde dikkate  
almağı anlaılmaktadır. Daha önce belirtildiği üzere, röportajlarda belirtilen görüler iddete  
tahrik eklinde algılanamaz ve iddeti tahrik edebilecek eklinde yorumlanamaz.  
Mahkeme'nin görüüne göre, ilgili olmasına rağmen Đstanbul Devlet Mahkemesi tarafından  
bavuranların suçlu bulunarak cezalandırılmasına gerekçe gösterilen nedenlerin bavuranların  
ifade özgürlüğüne müdahaleyi meru kılmadığı kanaatındadır (bkz. yukarıdaki 13. paragraf).  
53 . Mahkeme ayrıca, Sn. Erdoğdu'nun nihai cezasının tecil edilmiolması ve Sn. Đnce'nin  
cezasının infazının askıya alınmıolmasına rağmen (bkz. yukarıdaki 17. paragraf), her iki  
bavuran ağır cezalar ile karı karıya kalmıtır. Mahkeme, bu bağlamda müdahalenin orantılı  
olmasına ilikin değerlendirmesinde cezaların niteliğini ve ağırlığını dikkate alınması gereken  
etkenler olarak kabul etmektedir.  
54 . Mahkeme, medya profesyonellerinin ifade özgürlüğü hakkının kullanımı ile birlikte  
gelen “görev ve sorumlulukların” çatıma ve gerilim durumlarında özel bir öneme sahip  
olduğunu vurgulamaktadır. Medyanın nefret içeren sözlerin yayınlanması ve iddetin tevik  
edilmesi için bir araç haline gelmesini önlemek üzere, Devlete karı iddete bavuran  
örgütlerin temsilcilerinin görülerinin yayınlanmasına ilikin karar verilirken, özel bir  
ihtimam gösterilmelidir. Aynı zamanda, ilgili görülerin anılan ekilde sınıflandırılmayacağı  
durumlarda Akit Devletler, ülke bütünlüğü veya milli güvenliğin korunması veya suç ve  
asayisizliğin engellenmesi gerekçesiyle ceza kanunun yükünü medyaya yükleyerek, halkın  
bu konulardaki bilgi alma hakkını engelleyemez.  
55 . Yukarıdaki hususlar dikkate alınarak, Mahkeme bavuranların mahkumiyeti ve ceza  
verilmesinin amaçlanan hedefler açısından orantısız ve bu bağlamda bir demokratik toplumda  
gereksiz olduğu kararına varmıtır. Bu duruma özgü artlarda, Sözlemenin 10. Maddesine  
ilikin bir ihlal söz konusudur.  
Iv. SÖZLEME'NĐN 7. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLALĐ ĐDDĐASI  
56 . Bavuranlar mahkumiyetlerinin, ilgili bölümlerinde aağıdaki hükümleri içeren 7.  
Maddenin 1. fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmitir:  
“ Hiç kimse ilendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil  
veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun ilendiği sırada  
uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez .”  
57 . Bavuranlar iddialarında, 1991 Tarihli Yasa kapsamındaki suçların doğrudan terörizm  
ile ilgili olması gerektiğini belirtmitir. Bu bağlamda, sadece propaganda mahiyetindeki  
fiillerin, terörist faaliyetleri tahrik etmediği sürece Yasanın 8. bölümü uyarınca bir suç tekil  
edemeyeceğini belirtmilerdir. Suç konusu röportajın iddeti artırması söz konusu  
olmadığından, bu kapsamda mahkum edilmelerinin öngörülmediğini bildirmilerdir. 1991  
tarihli Yasanın 8. bölümündeki “Suç propagandası” kavramının, izin verilen ile yasaklanan  
tutum arasında ayrım yapabilmeleri için yeterli derecede açık olmadığını savunmulardır.  
58 . Hükümet ile paralel olarak, Komisyon da 1991 Yasasının 8. maddesinin, ilgili suç  
tarihinde yürürlükte olduğu üzere, bavuranların gerektiğinde hukuki görüalmalarından  
sonra tutumlarını düzenlemelerini sağlayabilecek açıklıkta olduğu yönünde görübildirmitir.  
Bu bağlamda, 7. Maddede güvence altına alınan suç ve cezaların yasal nitelikteki ilkesine  
ilikin bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatındadır.  
59 . Mahkeme, “hukuk” söz konusu olduğunda, 7. Maddede anılan terimin Sözleme'nin  
baka bölümlerinde kullanıldığı ekilde aynı anlamı taıdığını vurgulamaktadır (bkz. 22  
Kasım 1995 tarihli, S. W. – Birleik Kraliyet kararı, A Serisi, No. 335-B, s. 42, 35. Madde).  
10. Maddenin 2. Fıkrası kapsamında “kanunlar tarafından öngörülme” artına ilikin olarak  
yukarıdaki 39. paragrafta varılan kararın ıığında Mahkeme, Sözleme'nin 7. maddesine  
ilikin bir ihlalin söz konusu olmadığı kararına varmıtır.  
IV. SÖZLEME'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
60 . Bavuranlar yerel ve Sözleme mahkeme gider ve masraflarının geri ödenmesinin yanı  
sıra maddi ve manevi zarara ilikin tazminat talebinde bulunmutur. Sözleme'nin 41.  
Maddesi bu açıdan aağıdakileri öngörmektedir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,  
gerektiğinde hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi zarar  
61 . Sn. Erdoğdu, mahkumiyeti neticesinde aratırmaları ve meslek hayatında meydana gelen  
gecikmelerin tazmini için 1,425,000,000 Türk Lirası (“TL”) ve 950,000,000 TL tazminat  
talebinde bulunmutur. Ayrıca, kendisine uygulanan 41,666,666 TL tutarındaki ceza ve  
Türkiye'de mahkumiyeti sebebiyle zorunlu kaldığı göç nedeni ile almıolduğu dil kurslarının  
finanse edilmesi için alınan 40,000 Alman Markının tazminat yoluyla ödenmesini talep  
etmitir. Sn. Đnce mahkumiyet neticesinde iini kaybettiği gerekçesiyle 2,850,000.000 TL  
tutarında bir tazminat talebinde bulunmutur.  
62 . Sn. Erdoğdu'nun nihai hükmünün tecil edilmesi ve Sn. Đnce'nin mahkumiyetinin askıya  
alınması nedeniyle Hükümet, bavuranlar tarafından talep edilen meblağların fahiolduğunu  
savunmutur (bkz. yukarıdaki 17. paragraf).  
63 . Komisyon Delegesi talep edilen meblağlara ilikin bir görübildirmemitir.  
64 . Mahkeme bavuranların herhangi bir para cezası ödemediğine iaret etmektedir. Bu  
hususa ilikin diğer talepleri için delil sunmadığından Mahkeme bavuranların maddi zarara  
ilikin taleplerini reddetmektedir.  
B. Manevi tazminat  
65 . Bavuranların her biri, özünü belirtmeksizin manevi zarar için 10,000,000,000 TL  
tazminat talebinde bulunmutur.  
66 . Hükümet taleplerin reddedilmesini talep etmitir. Alternatif olarak Mahkeme'nin,  
bavuranlar tarafından iddia edilen Maddelerin ihlalinin tespit edilmesinin, kendiliğinden  
yeterli tazmin tekil edeceğinin Mahkeme tarafından dikkate alınmasını istemitir.  
67 . Komisyon Delegesi taleplerin bu bölümüne ilikin olarak da bir görübildirmemitir.  
68 . Mahkeme, davanın sonuçları nedeniyle bavuranların sıkıntı çekmiolabileceği  
kanaatındadır. Sözleme'nin 41. maddesince öngörülen ekilde adil bazda bir değerlendirme  
yaparak, Mahkeme bavuranlara tazminat olarak bu bağlamda 30,000 Fransız Frangı (“FRF)  
ödenmesine karar vermitir.  
C. Masraflar ve Giderler  
69 . Bavuranlar yasal masraf ve giderlerinin tazminini talep etmitir. Sn. Erdoğdu, bunları  
500,000,000 TL ve Sn. Đnce 1,050,000,000 olarak değerlendirmitir. Sn. Erdoğdu, talebini  
desteklemek üzere, Strazburg mahkemesinde yasal temsili ile ilgili vekalet ücretine ilikin  
avukatı ile düzenlediği sözlemeyi sunmutur.  
70 . Hükümet, yerel mahkemelerdeki Türk avukatlarının kazandığı ücretlere kıyasla  
tutarların abartılı olduğunu ve yeterli ekilde doğrulanmağını bildirmitir. Dava basit  
niteliktedir ve dava süresince kendi dillerini kullanan bavuranların avukatları tarafından fazla  
bir katılımın gerekli olmadığını belirtmitir. Sadece, muhatap Devlet içindeki sosyo-ekonomik  
durum açısından haksız kazanç kaynağı tekil edecek bir kararın verilmesine karı olduklarını  
belirtmilerdir.  
71 . Komisyon delegesi tutarlar konusunda bir görübildirmemitir.  
72 . Mahkeme Komisyon huzurundaki takibatlar ve Mahkeme nezdindeki yazılı prosedürde  
bavuranların sırasıyla Sn. O. E. Ataman ve Sn. T. Sarıhan tarafından temsil edildiğine iaret  
etmektedir. Ancak Mahkeme huzurundaki durumaya, benzer durum ve ikayetlere ilikin  
baka bir davanın hazırlanması üzerinde çalıolan Sn. Tansal (bkz. yukarıdaki 7. paragraf)  
tarafından vekalet edilmitir.  
Mahkeme ayrıca, Sn. Đnce'nin yasal yardım yolu ile Avrupa Konseyi'nden FRF 7,996  
tutarında bir meblağ alınmıolduğunu tespit etmitir.  
Đçtihatında belirtilen (bkz. diğer otoritelerin yanında, 25 Mart 1999 tarihli Nikolova –  
Bulgaristan Kararı, 1999- Raporları, s. …, Madde 79), ölçüte uygun olarak ve adil bazda karar  
verilmesini sağlamak üzere Mahkeme Sn. Erdoğdu'ya 10,000 FRF tutarının ödenmesine karar  
vermitir.  
Sn. Đnce tarafından yapılan harcama ve giderlere ilikin olarak Mahkeme aynı ölçütü  
uygulayarak bavurana 10,000 FRF ödenmesine ve bu meblağdan yasal yardım yoluyla  
Avrupa konseyinden halihazırda alınmıolan tutarın mahsup edilmesine karar vermitir.  
D. Temerrüt Faizi  
73 . Mahkeme ibu kararın düzenlenmiolduğu tarihte, eldeki verilere göre tespit edilmiꢁ  
olan yıllık %3,47 oranına tekabül eden Fransa'da uygulanan yasal faiz oranının  
uygulanmasının yerinde olacağı kanaatına varmıtır..  
YUKARIDA BELĐRTĐLEN GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME  
1. Hükümet'in davanın kabulüne ilikin ön itirazının reddine ;  
2. Her iki bavuran açıdından Sözleme'nin 10. Maddesinin ihlal edildiğinin kabulüne ;  
3. Her iki bavuran açıdından Ssözleme'nin 7. Maddesinin ihlal edilmediğinin kabulüne ;  
4. (a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına çevrilecek olan,  
aağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından:  
(i) manevi zarar için bavuranların her birine 30,000 (otuz bin) Fransız Frangı;  
(ii) masraf ve giderler için Sn. Erdoğdu'ya 10,000 (on bin) Fransız Frangı;  
(iii) masraf ve giderler için Sn. Đnce'ye 10,000 (on bin) Fransız Frangı eksi 7,996 (yedi bin  
dokuzyüz doksanaltı) Fransız Frangının ödenmesinin ,  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin sona erdiği tarih itibarıyla, ödemenin yapıldığı tarih  
arasında anılan meblağlara yıllık %3,47 oranında basit faiz uygulanmasının kabulüne ;  
5. Adil tazminata ilikin bavuranların diğer taleplerinin reddine ,.  
ilikin ibu kararı Đngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8 Temmuz 1999 tarihinde  
Strazburg'da bulunan Đnsan Hakları Binası'ndaki halka açık oturumda tefhim edilmitir  
Đmza Luzius Wıldhaber  
Bakan  
Đmza : Paul Mahoney  
Sekreter Yardımcısı  
Sözleme'nin 45. Maddesinin 2. Fıkrası ve Mahkeme Đçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fıkrası  
uyarınca aağıda belirtilen erhler eklenmitir:  
(a) Sn. Palm, Sn. Tulkens, Sn. Fischbach, Sn. Casadevall ve Sn. Greve'e ait müterek  
mutabakat erhi;  
(b) Sn. Bonello'nun mutabakat erhi.  
Paraf : L. W.  
Paraf : P.J. M.  
HAKĐMLER PALM, TULKENS, FISCHBACH , CASADEVALL VE GREVE'ĐN  
MUTABAKAT ERHĐ  
Hakim Palm'ın Sürek – Türkiye (No. 1) davasındaki muhalif kanaatında kısmen belirtilmiꢁ  
olduğu üzere daha çok bağlam üzerinde bir yaklaım kullanarak aynı sonuca ulaꢁ  
olmamıza rağmen, mevcut davada 10. Maddenin ihlal edildiğine ilikin Mahkeme kararına  
katılıyoruz.  
Muhatap devlet aleyhinde olan davalarda 10. Maddeye ilikin çoğunluğa ait değerlendirmenin  
yayınlar üzerinde kullanılan kelimelerin ekli üzerine çok fazla ağırlık verildiği ve kelimelerin  
genel olarak kullanıldığı bağlama ve bunların olası etkilerine yeterli önemin verilmediği  
kanaatındayız. Söz konusu dilin ılımlı olmaması ve hatta sert olabileceği üphesizdir. Ancak  
Mahkememiz tarafından vurgulandığı üzere, bir demokraside “kavga” sözleri bile 10. madde  
kapsamında korunabilecektir.  
Mahkeme'nin emsal davasındaki siyasi konumalara sağlanan kapsamlı korumasına yönelik  
bir yaklaım, kullanılan kelimelerin körükleyici özelliği üzerine daha az ve konumanın  
yapılolduğu bağlama ilikin ortama daha fazla ağırlık verilmesini sağlamaktadır. Dil,  
iddetin körüklenmesi ve tahrik etmek amacıyla mı kullanılmıtır? Bu yönde hakiki ve gerçek  
bir tehlike mevcut mudur? Söz konusu metnin yazarı, toplum içinde kelimelerinin etkisini  
artıracak bir konuma sahip midir? Yayına, söz konusu konumanın etkisini artırabilecek  
önemli bir gazete veya baka bir ortam aracılığıyla bir önem verilmimidir? Kelimeler  
iddetten çok uzak mı yoksa hemen iddetin eiğinde mi kullanılmıtır?  
10. Maddenin kapsamında korunmuolan “ok edici veya saldırı niteliğindeki” dil ile bir  
demokratik toplumda hogörü hakkını kaybeden dil arasındaki anlamlı ayrım ancak suç  
unsuru tekil eden kelimelerin kullanılmıolduğu bağlamın dikkatli ekilde incelenmesi  
sonucunda yapılabilir..  
HAKĐM Bonello'nun mutabakat erhi  
Çoğunluk ile birlikte 10. Maddenin ihlal edildiği yönünde oy kullandım, ancak Mahkemenin,  
yerel yetkililerin bavuranların ifade özgürlüğü hakkına yaptıkları müdahalenin demokratik  
bir toplumda haklı gösterilip gösterilemeyeceğini belirlemek için uyguladığı ilk ölçütü  
onaylamıyorum.  
Bu dava ve iddete tahrikin söz konusu olduğu daha önceki Türkiye'de ifade özgürlüğü  
davaları boyunca, Mahkeme tarafından belirlenen en yaygın ölçüt udur: bavuranlar  
tarafından yayınlanan yazılar iddet kullanımını destekliyorsa ya da tevik ediyorsa  
bavuranların ulusal mahkemelerce mahkum edilmeleri demokratik bir toplumda haklı sebebe  
dayanmaktadır.  
Ben bu ölçütü yetersiz olarak değerlendiriyorum. iddeti tahrik eden kiilerin ulusal  
yetkililerce cezalandırılmalarının sadece eğer bu tahrik “açık ve mevcut bir tehlike”  
yaratıyorsa, demokratik bir toplumda haklı sebebe dayandırılabileceği kanaatindeyim. Güç  
kullanımı soyutsa ve zamanla gerçek veya olası iddetin merkezinden kalkıyorsa, ifade  
özgürğü hakkı geçerli olmalıdır  
Bu noktada gelmigeçmien önemli anayasa hukukçusunun kanunu ve düzeni bozabilecek  
kelimeler hakkında söylediklerini hatırlatmak istiyorum: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir  
kontrolün yapılmasını gerektiren kanunun meru ve zorunlu amaçlarını yakın bir gelecekte  
tehdit etmedikleri sürece beğenmediğimiz ve ölüm taıdığına inandığımız görülerin ifade  
edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima alıkoymalıyız.”  
Đfade özgürlüğünün garanti altına alınması bir devlete güç kullanımını savunmayı yasaklama  
hakkı vermez; ancak böyle bir savunma olası bir kanunsuzluk yaratıyorsa ya da bunu tahrik  
ediyorsa ve böyle bir hareketi tevik ediyorsa durum faklı olacaktır. Bu bir olasılık ve derece  
sorunudur .  
Đfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı gösteren açık ve mevcut bir tehlike bulunduğu  
görüünü desteklemek için, ciddi bir tehlikenin beklenildiği ya da savunulduğu ya da  
bavuranın geçmiteki hareketlerinin kendisinin iddet taraftarı olmasının acil ve ağır  
hareketler doğuracağına inanılması için haklı sebep sağlayacağı gösterilmelidir.  
Bazıları tarafından ölüme gebe oldukları düünülse de, bavuranların suçlandıkları kelimeler  
bana göre, kamu düzenini tehdit eden korkunç etkilere sahip değildir. Türkiye'nin kurtulması  
için bu ifadelerin derhal bastırılmasının kaçınılmaz olduğu görüü de benim için bir ey ifade  
etmemektedir. Bu ifadeler ne açık ne de mevcut herhangi bir tehlike oluturmamaktadır. Bu  
artların karılanmadığı durumlarda, bavuranlara ceza mahkemesi tarafından verilen  
hükümlerin Mahkeme tarafından onaylanması, ifade özgürlüğünün çiğnenmesini desteklemek  
anlamına gelecektir.  
Özet olarak, “konumalardan doğan hiç bir tehlike açık ve mevcut sayılamaz, korkulan tehlike  
tam bir değerlendirme yapılmadan ortaya çıkabilecek kadar yakın olmadıkça. Değerlendirme  
yapılarak yalanlar ve yanlılıklar ile mücadele için zaman olduğunda, tehlikeyi eğitim yoluyla  
engellemek için yapılacak ey daha fazla konumaktır, zorla susmak değil” .  
3. 19. Maddeyi değitiren 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme  
sürekli bazda faaliyet göstermitir.  
Sekreteryanın Notu: A Đçtüzüğü, 9 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim 1994)  
Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla da bu Protokole tabi olmayan Devletler  
ile ilgili davalar için geçerlidir.  
Terörizm faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla yürürlüğe girmiolan bu kanun, Ceza  
Kanununda “terörizm fiilleri” veya “terörizm amacıyla ilenen fiiller” (3. ve 4. maddeler)  
olarak tanımlanan ve anılan kanuna tabi olan çeitli suçlara ilikindir.  
1. Đtalik yazılı olan bölüm 31 Mart 1992 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ile çıkarılmıve  
27 Temmuz 1993'te yürürlükten kaldırılmıtır.  
Aağıda verilen 4126 Sayılı Kanunun ilgili hükümlerine bkz..  
Aağıdaki 22. paragrafa bkz..  
Bu hüküm, bir mahkumiyet kararına neden olan suçlara ilikin cezalar ve önlemler ile ilgili  
değiikliklere ilikindir.  
Bu hüküm yürürlükten kaldırılan hükümlere ilikindir.  
Kararın kanunlara aykırı olup olmadığı hususunda Yargıtay, kendisine sunulan iddialara bağlı  
kalmaz. Ayrıca “hukuki kaide” terimi, her türlü yazılı kanun, hukukun esasından kaynaklanan  
uygulama ve ilkelere atıfta bulunmaktadır.  
Sekreterya Notu: Uygulama nedenlerinden dolayı bu ek, sadece kararın baskılı sürümünde  
verilecek olup (1999 Hüküm ve Kararları Raporları), ancak Komisyon Raporunun bir sureti  
Sekreteryadan elde edilebilecektir.  
Abrahams - Birleik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616 (1919)  
630.  
Brandenburg - Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.  
Schenck - Birleik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52  
Whitney - California, 274 U.S. 357 (1927) 376.  
Whitney - California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.