olan sınırlamaları aꢁmaması gerekmesine rağmen, bölücü olanlar da dahil olmak üzere, siyasi
hususlarda bilgi verilmesi bir zorunluluktur. Basının, anılan bilgileri ve fikirleri bildirme
zorunluluğunun yanı sıra, halkın da bunları almaya hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna
siyasi liderlerin fikir ve tutumlarının keꢁfedilmesi ve bunlara iliꢁkin bir kanaat oluꢁturulması
için en iyi araçlardan birini sağlamaktadır (bkz. yukarıda anılan Lingens kararı, s. 26, Madde
41-42).
49 . Mahkeme, suçlanan incelemenin bir Türk sosyolog ile bir mülakatı yayınladığını ve
burada sosyoloğun Türk Devleti'nin Kürt sorununa iliꢁkin tutumundaki olası değiꢁiklikleri
açıklamıꢁ olduğuna iꢁaret etmektedir. Son zamanlardaki Güneydoğudaki geliꢁmeler ıꢁığında,
bölgede Kürt kültürünün yeniden dirileceğini tahmin etmiꢁtir. Sosyolog ayrıca, PKK'nın
gerilla savaꢁının da Kürt toplumundaki dönüꢁüme nasıl katkıda bulunduğunu belirtmiꢁ ve bazı
bölgelerde Türk birliklerinin geri çekilmesi ve polis karakollarının Türk hükümeti tarafından
tahliyesi, bir Kürt Devleti'nin oluꢁumunun baꢁlangıcı olarak algılanabileceğini belirtmiꢁtir
(bkz. yukarıdaki 9. paragraf).
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1991 tarihli Yasanın 8. Bölümü kapsamında her iki
baꢁvurana karꢁı getirilen suçlamaların kanıtlanmıꢁ olduğu kararına varmıꢁtır (bkz. paragraf 12
ve 13). Röportajın yapıldığı ꢁahsın ifadelerine dayalı olarak, mahkeme re'sen anılan kanaatın
yayınlanmasını, Devletin bölünmez bütünlüğüne karꢁı bir propaganda olarak
değerlendirmiꢁtir. Mahkeme, Kürdistan'da bir silahlı direniꢁin olduğu, Türk kuvvetleri
tarafından uygulanan ꢁiddetin, “resmi ideolojiyi” değiꢁtirebilecek nitelikte olan ve Kürt ve
Türk toplumundaki etkinin büyümesine neden olabilecek PKK'nın yükseliꢁini ve ilerlemesini
durduramadığını, Kürtlerin ulusal bilinçliliği ve bağımsızlık isteğinin gittikçe
kuvvetleneceğini ve PKK'nın silahlı mücadelesinin, bir Kürt devletinin oluꢁumunun
baꢁlangıcına yol açan çeꢁitli bölgelerin Türk hükümeti tarafından tahliye edildiği de dahil
olmak üzere belli geliꢁmelerin önemli bir nedenini teꢁkil ettiğine iliꢁkin sosyolog görüꢁlerine
atıfta bulunmuꢁtur (bkz. yukarıdaki paragraf 13).
50 . Yukarıda belirtilen müdahalenin gerekliliğinin değerlendirilmesi açısından, yukarıda
tespit edilen ilkeler ıꢁığında (bkz. paragraf 47 ve 48), Mahkeme Sözleꢁmenin 10. Maddesinin
2. Fıkrasında kamu çıkarlarına iliꢁkin siyasi konuꢁmalar veya sorunlara iliꢁkin tartıꢁmaların
sınırlanmasına dair çok dar bir kapsam olduğuna iꢁaret etmektedir (bkz. 25 Kasım 1996 tarihli
Wingrove – birleꢁik Kraliyet davası, 1996 Raporları -V, s. 1957, 58. Madde). Ayrıca, izin
verilebilir eleꢁtirilerin sınırları hükümet ile ilgili hususlarda, özel ꢁahıslar veya siyasetçiler
açısından daha geniꢁtir. Demokratik bir sistemdeki hareketler veya hükümetin ihmalleri
sadece yasama ve adli otoritelerin değil, aynı zamanda kamuoyunun da yakın takibinde
olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum, özellikle haksız saldırılar ve
düꢁmanlarının eleꢁtirilerine cevap verilmesine iliꢁkin baꢁka araçların bulunduğu durumlarda,
cezai iꢁlemlere baꢁvurulması konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Bununla birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu niteliğinde
olanlar da dahil olmak üzere, anılan ifadelere doğru tepkiyi verecek ve aꢁırıya kaçmayacak
önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli
Incal – Türkiye kararı, 1998-IV Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan sözler bir
birey veya bir kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karꢁı bir ꢁiddeti teꢁvik ettiği
durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne iliꢁkin müdahale gereğinin incelenmesinde
daha geniꢁ bir takdir marjına sahiptir.
51 . Mahkeme, röportajda kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin yayınlanmıꢁ olduğu bağlam
üzerinde özellikle duracaktır. Bağlam açısından, kendisine sunulan davaların tarihçelerine,