CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ERGİ-TÜRKİYE DAVASI  
(66/1997/850/1057)  
Strazburg  
28 Temmuz 1998  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî  
İşler Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
1. Dava, 9 Temmuz 1997 tarihinde, Sözleşme’nin 32. maddesinin 1.  
Paragrafı ile belirlenen üç aylık süre içinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu  
("Komisyon") tarafından Mahkeme'ye gönderilmiştir. Bir Türk vatandaşı olan  
Muharrem Ergi tarafından 25 Mart 1994 tarihinde Sözleşmenin 25. maddesine  
uygun olarak Komisyona yapılan 23818/94 nolu başvurudan kaynaklanmaktadır.  
Başvuru, başvuranın kendi adına, merhum kız kardeşi Havva Ergi ve aynı zamanda  
yeğeni adına yapılmıştır.  
Komisyon'un talebi 44. ve 48. maddelere ve Türkiye'nin Mahkeme'nin  
zorunlu yetkisini tanıdığı bildiriye gönderme yapmıştır (Madde 46). Talebin amacı  
dava gerçeklerinin sorumlu Devletin Sözleşme'nin 2, 8,13,14,18 ve 25. maddeleri ile  
belirlenen yükümlülüklerinin ihlalini ortaya koyup koymadığı hakkında bir karara  
varmaktır.  
2. Mahkeme A Tüzüğünün 33. maddesinin 3(d) paragrafına uygun olarak  
yapılan soruşturmaya cevaben, başvuran duruşmalarda yer almak istediğini belirtmiş  
ve kendisini temsil edecek avukatları görevlendirmiştir (Tüzük 30).  
3. Oluşturulacak Daireye, resmen seçilmiş Türk hakim Sn. F. Gölcüklü  
(Sözleşmenin 43. maddesi), Sn. R. Ryssdal, o zamanki Mahkeme Başkanı (Tüzük 21  
4/b) katılmışlardır. 27 Ağustos 1997 tarihinde Başkan, Raportörün huzurunda kura  
usulü ile diğer yedi üyeyi; Sn. A. N. Loizou, Sn. M. A. Lopes Rocha, Sn. L.  
Wildhaber, Sn. G. Mifsud Bonnici, Sn. B. Repik, Sn. E. Levits ve Sn. V.  
Toumanov'u (Sözleşmenin 43. maddesi ve Tüzük 21/5) seçmiştir. Sonuç olarak, 9  
Şubat 1998 tarihinde Sn. R. Bernhardt, Mahkeme'nin o zamanki Başkan Vekili,  
davanın ilerleyen safhasında yer alamayan Sn. Ryssdal'ın yerini almıştır (Tüzük  
21/6, ikinci alt paragraf).  
4. Daire Başkanı olarak (Tüzük 21/6), Sn. Ryssdal, raportöre vekalet  
ederek, Türk Hükümeti ajanı ("Hükümet"), başvuranın avukatları ve Komisyon  
Delegesi ile dava muamelelerinin organizasyonu hakkında görüşmüştür. (Tüzük  
37/1 ve 38). Sonuç olarak verilen kararlara uygun olarak, raportör, sırası ile  
başvuranın ve Hükümetin görüşlerini 12 ve 20 Şubat 1998 tarihlerinde almıştır. 9  
Nisan 1998 tarihinde Komisyon Sekreteri, görüşlerini duruşmada sunacağını  
açıklamıştır.  
15 Nisan 1998 tarihinde, Komisyon, Daire Başkanının talimatıyla  
raportörün talep ettiği Ankara'da Delegelerin önünde tanık dinleme duruşmasının  
duruşma tutanağı da dahil olmak üzere dava dosyasından birçok belgeyi temin  
etmiştir.  
5. 1.Davaya 66/1997/850/1057 numarası verilmiştir. İlk numara davanın  
Mahkemeye ilgili yılda (ikinci numara) havale edilen davalar listesindeki yeridir.  
Son iki numara Mahkemeye kuruluşundan bu yana havale edilen davaların  
listesindeki yerini ve Komisyon’a yapılan başvurulara karşılık gelen listedeki yerini  
belirtir.  
Mahkeme önünde:  
(a) Hükümet adına  
Sn. D. AKÇAY, Dışişleri Bakanlığı,  
Sn. E. GENEL,  
Ajan Yardımcısı,  
Sn. A. EMÜLER,  
Sn. M. GÜLŞEN,  
Sn. A. GÜNYAKTI,  
Sn. N. AYMA,  
Danışmanlar;  
Delege;  
(b) Komisyon adına  
Sn. G. THUNE,  
(c) Başvuran adına  
Sn.F. HAMPSON, Avukat,  
Sn. K. BOYLE, Avukat,  
Sn. A. REIDY, Avukat,  
Danışman.  
Mahkeme, Sn. Thune, Sn. Hampson ve Sn. Akçay'ın konuşmalarını  
dinlemiştir.  
ESASLAR HUSUSUNDA  
I. DAVADAKİ ÖNEMLİ HUSUSLAR  
6. Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olan başvuru sahibi Muharrem Ergi,  
1954 doğumludur ve Aydın İncirliova'da yaşamaktadır.  
7. Başvuru, başvuranın kendi adına, merhum kız kardeşi Havva Ergi ve  
Havva Ergi'nin kızı adına yapılmıştır. Başvuru, Havva Ergi'nin öldürüldüğü 29 Eylül  
1993 tarihinde meydana gelen olayla ilgili şikayetlerle ilgilidir.  
Olayın meydana geldiği köyün iki ismi vardır: eski Kürtçe ismi Gisgis ve  
resmi Türkçe adı Kesentaş. Aşağıda ikinci isim kullanılmıştır.  
8. Bu dava ile ilgili esaslar tartışılmıştır.  
A. Başvuranın Olay Hakkında Anlattıkları  
9. 29 Eylül 1993 tarihinde olayın gerçekleşmesinden bir hafta önce  
başvuranın köyü Kesentaş'ta, iki işbirlikçiden biri olan Cuma Bali PKK (Kürdistan  
İşçi Partisi) tarafından öldürülmüştü. Olaydan bir gün önce, diğer "işbirlikçi"  
İbrahim Halil, Ziyaret Köyünün Korucuları ve jandarma eşliğinde başvuranın  
köyünden 5 kilometre uzaklıktaki Ziyaret Köyüne yola çıkmıştı. "İşbirlikçi",  
başvuran tarafından, köy korucularından farklı olarak, Devlet için casusluk yapan  
kişi olarak tanımlanmıştır.  
10. 29 Eylül 1993 tarihinde, güvenlik güçleri köy civarında PKK  
mensuplarını yakalamak için pusu kurmuşlardı. Bir komando birliği ve Ziyaret  
Köyü korucularından oluşmaktaydı. Güvenlik güçleri, asfalt yolun kenarındaki  
köyün 600 metre kuzey-batısında ve güneyindeki mezarlığın içinde veya yakınında  
mevzilenmişlerdi. Güvenlik güçleri ateş açtılar. Ateş edilmeye, yaklaşık bir saat  
devam edildi ve sivillere ait evler de fark gözetilmeden açılan ateşe maruz kaldı. Bu  
durum, başvuranın kız kardeşi Havva'nın hayatını kaybetmesine yol açtı. PKK'nın  
hiçbir üyesi ne yakalandı ne de öldürüldü.  
11. Başvuranın evi köy meydanında idi. Olayın meydana geldiği sırada  
babası ve kız kardeşi Havva, evin üst kısmındaki balkonda uyuyorlardı. Ateş açılır  
açılmaz Havva ve babası eve girdiler, fakat Havva bir şeyler toplamak için  
verandaya çıktı. Eşikteyken, başına bir kurşun isabet etti ve o anda öldü.  
12. Ertesi sabah, başvuranın amcası Hasan Ergi, muhtemelen telefonla  
Ergani Jandarma Komutanı'na başvuranın kız kardeşinin öldürüldüğünü bildirdi.  
Komutan sadece bir kişinin öldüğünü öğrendiğinde çok şaşırdı ve en az yirmi kişinin  
ölümünü beklediğini söyledi. Başvuranın amcası, Cumhuriyet Savcısı'na  
başvuracağını söyledi. Fakat, Komutan, onlara evlerine dönmelerini ve Cumhuriyet  
Savcısı'na kendisinin bilgi vereceğini söyledi.  
13. Öğlene doğru, Cumhuriyet Savcısı, bir doktor ve birkaç asker  
başvuranın evine geldiler ve otopsi yapıldı. Başvuranın evinde otopsi yapılırken,  
başvuranın erkek kardeşi Seyit Battal Ergi, askerlere neden bunların başlarına  
geldiğini sordu. Bir astsubay, köylülerin korucu olmayı kabul ettikleri taktirde, bu  
olayların sona ereceğini, köyün girişinde teröristlerin görülmesi nedeniyle köye ateş  
açıldığını ve askerlerin düzensizliği nedeniyle köye fark gözetilmeden ateş  
edildiğini söyledi. Doktor otopsiyi tamamladıktan sonra, başsağlığı dileklerinden  
başka hiç bir şey söylemedi. Ayrıca defin belgesi çıkardı. Cumhuriyet Savcısı,  
başvuran ve ailesine olayın nasıl gerçekleştiğini sormadı. Jandarma görevlisi İsa  
Gündoğdu, köylülere hiç bir şey sormadan veya olaya karışan komando güçlerinin  
konu ile ilgili ifadelerini almadan olay tespit tutanağını hazırladı. Olay sırasında  
PKK'nın bulunduğunun söylendiği alanda jandarmalar tarafından boş kovan  
bulunamamıştır. Olay sırasında, PKK'ın orada bulunduğuna dair hiçbir delil mevcut  
değildir.  
14. Başvuranın kız kardeşini öldüren, balistik raporda anlatılan merminin,  
diğer birçok güçler gibi Türk güvenlik güçlerince de kullanılan standart NATO 7.62  
olduğu tespit edilmiştir. Doğudan ateş edilmiş olması mümkün değildir, çünkü  
evlerin duvarları ile bloke edilmiş durumdadır. Sadece güneyden ve güvenlik  
güçlerinin mevzilendiği daha yüksek bir yerden, bir dağ eteğinden, güneydoğudan  
ateş edilmiş olması mümkündür.  
15. Otopsi yapıldıktan sonra, Cumhuriyet Savcısı ve aile arasında temas  
kurulmamıştır. Olayın resmi görünümü ile ilgili olarak başvuran ve ailesi  
aydınlatılmamış ve vurulma olayı ile ilgili olarak herhangi bir araştırma veya  
soruşturma yapılıp yapılmadığı hakkında bilgilendirilmemişlerdir. Başvuran, 200  
haneli köyün 20 haneye düştüğünü, geri kalan ailelerin askeri olaylar nedeniyle, kız  
kardeşinin ölümüne yol açan olay gibi, evlerini terk ettiklerini belirtmiştir.  
B. Hükümetin Olayı Sunuşu  
16. Güvenlik güçleri, bölgede aktif olan PKK mensuplarını yakalamak  
için, köy civarında pusu operasyonu düzenlemiştir. Birlikler kuzey-batıda saklanmış  
ve köyün güneydoğusundaki bir noktada mezarlığın yanında PKK ile silahlı  
çatışmaya girmişlerdir. PKK'nın bulunduğu yerden 100 metre daha yüksek bir yerde  
idiler. Güneyde bulunan bir birlik söz konusu değildi ve birlikleri orada  
bulundurmanın hiçbir anlamı yoktu çünkü PKK güneyden gelmeyecekti. Bu  
sebepten dolayı, başvuranın kız kardeşini öldüren mermi, güneyden güvenlik  
güçlerince atılmış olamaz.  
17. Çatışma sırasında, açılan uzun süreli ve ayırım gözetmeyen saldırı  
iddialarını desteklemeyecek şekilde, sadece birkaç ev hafif hasar görmüştü.  
C.Ulusal Otoriteler Önündeki Prosedür  
18. Olay hakkındaki hazırlık soruşturması, Ergani Bölgesi Cumhuriyet  
Savcısı tarafından başlatıldı. 30 Eylül 1993 tarihinde babasının evinde, başvuranın  
kız kardeşine otopsi yapıldı. Aynı tarihli tıbbi rapora göre, yapılan genel kontrolde  
bir mermi yarası, muhtemelen merminin girdiği bölge, tespit edilmiştir. Kafatası  
açılmış ve 7.62'lik mermi, sağ çeper lobunda bulunmuş ve alınmıştır. Ölümün, tıbbi  
incelemeden yaklaşık 10-12 saat önce meydana geldiği tespit edilmiştir.  
19. Ergani Cumhuriyet Savcısı'na gönderilen 7 Ekim 1993 tarihli  
mektupta, Jandarma Komutanı Ahmet Kuzu, güvenlik güçlerinin Kesentaş Köyü  
girişinde bir pusu operasyonu düzenlediğini bildirmiştir. Güvenlik güçleri köyün  
kuzeyine doğru kaçan teröristlere ateş açmış ve hiç kimseyle irtibat kurmadan, bu  
yönde bir araştırma ekibi göndermiştir. 30 Eylül 1993 tarihinde saat 08.00  
sıralarında Ergani Bölge Jandarma Komutanlığı'na telefon edildiğinin ve Havva  
Ergi'nin çatışma sırasında öldürüldüğünün rapor edildiğini belirtmiştir. Aynı gün  
Cumhuriyet Savcısının da huzurunda saat 10.00'da inceleme yapılmıştır. Olay tespit  
tutanağı ve olay yeri krokisinin kopyaları mektuba eklenmiştir.  
20. 12 Aralık 1993 tarihinde, Ergani Cumhuriyet Savcısı Mustafa Yüce,  
konunun kendi yetkisi dışında olduğunu düşünerek, davanın halen görülmekte  
olduğu Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağlı yetkili Cumhuriyet  
Savcısı'na göndermiştir. Yetkisizlik kararı, davalıları "yasadışı PKK örgütünün  
üyeleri" ve suçu da güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girmek ve cinayet olarak  
tanımlamıştır. Havva Ergi'nin köye yaklaşmakta olan PKK üyeleri ve Kesentaş  
Köyü civarında bir pusu operasyonu gerçekleştirmekte olan güvenlik güçleri  
arasında çıkan silahlı çatışmada açılan ateş sonucu öldüğünü belirtmiştir.  
21. 1 Nisan 1994 tarihinde Bölge Kriminal Polis Laboratuarı uzman  
balistik raporunu yayınlamıştır. Kurşunun 7.62 mm çapında olduğu ve namlusunda  
saat yönünde dönen dört çizgi bulunan bir silahla ateşlendiği tespit edilmiştir.  
22. Cumhuriyet Başsavcısının Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi'ndeki ofisinden Adalet Bakanlığı'na gönderilen 8 Aralık 1994 tarihli  
mektupta, köye yayılan pusu operasyonu sırasında ve merminin bir evin kapısının  
kasasından sekmesi sonucunda kapının yanında ayakta durmakta olan Havva Ergi'ye  
isabet ettiği rapor edilmiştir. Ölümü hakkındaki soruşturma halen devam etmekte  
idi. Balistik inceleme sonucunda merminin şeklinin bozuk olduğu saptanmış ve  
kullanılan silah hakkında bir sonuca ulaşmak için gerekli hiçbir bilgi  
edinilememiştir. Olay yerinde boş kovan bulunamamıştır. Böylece, dosyada ölüme  
neden olan silah hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir. Silahlı çatışma 21.30'da  
başlayıp gece yarısına kadar devam ettiği için, görülenlere ve duyulanlara dair şahit  
mevcut değildir. Silahlı çatışmaya katılan PKK mensuplarını yakalamak için  
çalışmalar devam etmekte idi fakat uzun bir süre çatışma alanına geri dönmedikleri  
için, bu şahısları belirleyip tutuklamak zaman alacaktır. Başvuranın İnsan Hakları  
Derneği (İHD) tarafından alınan 9 Ekim 1993 tarihli ifadesindeki iddialarla ilgili  
olarak, güvenlik güçlerinin köye ateş açtıkları iddiası doğru değildi ve terörizme  
karşı mücadele veren güvenlik güçlerini karalamak amacını taşımaktaydı. Güvenlik  
güçlerinin görevi köye  
ateş açtıkları konusundaki şüpheleri yok etmeyi  
sağlayacak şekilde düzeni sağlamak ve halkı korumaktı. Kesentaş köyündeki  
olaylar genellikle köye doğru giden ve köyden ayrılan yollarda güvenlik güçlerince  
gerçekleştirilen pusu operasyonundan kaynaklanmıştır.  
23. İçişleri Bakanlığı, 26 Aralık 1994 tarihli mektupla, güvenlik  
güçlerinin köye yaklaşmakta olduklarını haber aldıkları teröristleri yakalamak  
amacıyla, 29 Eylül 1993 tarihinde köye geldiklerini Dışişleri Bakanlığına  
bildirmiştir. Güvenlik güçlerine PKK tarafından saldırılmıştır. Ziyaret Köyü'nden  
korucular operasyona katılmamıştır. Kendi korucuları olan köye baskın  
düzenlenmez. Köylülerin korucu olmak için başvurmalarına rağmen, uygun görev  
olmadığı için görevlendirilmemişlerdir. Olay sırasında başvuranın iddia ettiği gibi  
200 değil (Bkz. yukarıda 15. paragraf) 150 hane vardı ve başvuran tarafından iddia  
edildiği gibi halen orada yaşamakta olan 20 değil, 180 hane mevcuttur.  
D. Komisyon'un Esas Hakkındaki Bulguları  
24. Dava esasları, özellikle de Haziran 1993'te veya o sıralarda meydana  
gelen olaylar tartışıldığı için, Komisyon, tarafların yardımı ile bir araştırma  
başlatmış ve 7-8 şubat 1998 tarihlerinde Ankara'da bir duruşmada üç delege  
tarafından alınan dört tanığın sözlü ve yazılı ifadeleri de dahil olmak üzere yazılı  
delilleri toplamıştır.  
25. Yazılı deliller hususunda, Komisyon, başvuranın Diyarbakır İnsan  
Hakları Derneği (İHD) tarafından alınan 9 Ekim 1993 tarihli ifadesine ve Ergani  
Merkez Jandarma Teşkilatı Komutanı İsa Gündoğdu tarafından hazırlanan ve diğer  
jandarmalar tarafından imza edilen 30 Eylül 1993 tarihli olay tespit tutanağına  
büyük önem vermiştir. Rapor, Havva Ergi'nin PKK'nın güvenlik güçleri ile  
çatışması sırasında açılan ateş sonucunda kaza ile öldürüldüğü sonucuna varmıştır.  
Dahası Komisyon, İsa Gündoğdu tarafından hazırlanan ve imzalanan 30 Eylül 1993  
tarihli olay yeri krokisine önem vermiştir. Krokide maktulun cesedinin yeri,  
teröristlerin ateş ettiği nokta (7), güvenlik güçlerinin ateş ettiği nokta (9), yol ve köy  
eğimleri numaralarla gösterilmiştir.  
26. Buna ek olarak, Komisyon, sırasıyla 30 Ekim ve 3 Kasım 1995 tarihli  
iki ifadeye önem vermiştir.  
Başvuran ve Terörle Mücadele Departmanı görevlileri tarafından  
imzalanan ilk ifade, soru cevap şeklinde hazırlanmıştır. Başvurana mal beyanı  
gösterilmiş ve imzanın kendisine ait olduğunu onaylaması istenmiştir. Avrupa İnsan  
Hakları Derneği'ne veya Türkiye'de başvuruda bulunup bulunmadığı konularında  
sorular sorulmuş ve başvuruda bulunduğu doğruysa, daha fazla açıklama yapılması  
istenmiştir. Kız kardeşi için İnsan Hakları Derneği'ne başvurduğunu, Kürdistan  
İnsan Hakları Projesine başvurmadığını ve İHD aracılığıyla dolaylı olarak Avrupa  
İnsan Hakları Komisyonuna başvurduğunu belirtmiştir. İçinde bulunduğu maddi  
durum hakkında ayrıntılı bilgi sunmuştur.  
Başvuran ve Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanan ikinci ifade,  
kendisine mal beyanının gösterildiğini ve başvuranın, kendi yaptığı mal beyanına  
benzediğini onayladığını belirtmiştir. 1993 yılında İHD'ye ve Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu'na başvurduğunu açıklamıştır. Başvurusunun başka herhangi bir konu  
ile ilgili olmadığını ve başka birşey eklemek istemediğini belirtmiştir.  
27. Sözlü ifadeler, başvuranın, Ahmet Kuzu, (Ergani Bölgesi Jandarma  
Komutanı), İsa Gündoğdu ve Mustafa Yüce'nin (Ergani Cumhuriyet Savcısı)  
ifadelerini kapsamaktadır. Ayrıca aşağıdaki tanıklar da çağrılmalarına rağmen,  
mahkemeye gelmemişlerdir: Bekir Selçuk (Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önündeki Cumhuriyet Başsavcısı), Senai Baran (muhtar), İbrahim Halil Ergi (Havva  
Ergi'nin Babası), Seyit Battal Ergi (Havva Ergi'nin erkek kardeşi), Hasan Ergi  
(Havva Ergi'nin amcası) ve Hacere Ergi (Havva Ergi'nin annesi).  
28. 7-8 şubat 1996 tarihinde yapılan duruşmanın tutanağı Hükümetin  
başvurunun geçerliliğine ilişkin ilk itirazları ile ilgili şu konuşmaları da  
içermektedir: (Bkz. aşağıdaki 60. paragraf):  
"Sn. GÜNDÜZ: Dilekçeniz önümüzde. Bu imza size ait, Muharrem Ergi,  
öyle değil mi?  
Sn. Muharrem Ergi: Evet.  
Sn. GÜNDÜZ: Sn. Ergi, sonradan sizin adınıza yapılan başvuru hakkında  
bilginiz var mı? Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na verilen başvuruyu gördünüz  
mü?  
Sn. Muharrem Ergi: Evet.  
Sn. GÜNDÜZ: İngilizce bilmiyorsunuz değil mi?  
Sn. Muharrem Ergi: Hayır. Çok değil.  
Sn. GÜNDÜZ: Yine bir yanlışlık var. Size bir kadın gibi hitap ediliyor.  
Tabi Muharrem ismine çok rastlanmıyor, nedeni bu olmalı. Bu imza size ait.  
"Annem ve babamla birlikte gittik" demişsiniz öyle değil mi?  
Sn. Muharrem Ergi: Evet."  
Mustafa Yüce, delegelere, olay tespit tutanağının olaydan PKK'nın  
sorumlu olduğu yönündeki sonucunun doğru olduğu konusunda ikna olduğunu ve  
buna karşı başka bir iddiada bulunulmadığını belirtmiştir. Güvenlik güçlerince  
hazırlanan raporun doğru olduğundan şüphe etmek için hiçbir neden yoktur. Havva  
Ergi'nin güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu öldüğü iddiasında bulunulursa, köye  
gitmek zorunda kalacaktı. Güvenlik güçlerinin sorumlu olması halinde, kendisine  
şikayette bulunulmuş olacağına inanmaktadır.  
29. Sözlü kanıtlarla ilgili olarak, Komisyon, tercümanlar aracılığıyla  
sözlü olarak alınan ifadeleri değerlendirme zorluklarının farkındadır. Böylece  
delegeler önündeki tanıkların ifadelerinin içeriğine dikkat etmiş ve büyük önem  
vermiştir.  
Olaylarla ilgili birbirine zıt ve çelişkili beyanların olduğu davada  
Komisyon, özellikle iç hukukta etkili bir adli takibat ve söz konusu olaylarla ilgili  
diğer bağımsız soruşturmaların olmayışı konusunda müteessir olmuştur. Delillerin  
toplanmasında ilk derece mahkemesi olarak  
sınırlarının farkında idi. Yukarıda  
bahsedilen dil ile ilgili problemlere ek olarak bölgede hüküm sürmekte olan şartlarla  
ilgili ayrıntılı ve doğrudan bilgi eksikliği söz konusu idi. Dahası, Komisyon'un  
şahitleri mahkemeye çıkıp ifade vermeye zorlama konusunda gücü yoktur. Bu  
davada on kişinin mahkemeye davet edilmesine rağmen, sadece dört kişi Komisyon  
Delegeleri önünde ifade vermiştir. Kayda değer olarak sadece çağrılan iki savcıdan  
biri gelmiştir ve Komisyon'un tekrarlanan taleplerine rağmen, Hükümet, Delegeler  
önünde ifade vermeleri için operasyona katılan görevlileri tespit etmemiştir.  
Hükümet, ayrıca, operasyonla ilgili belgelerin tümünü sunmamıştır. Bu sebepten  
dolayı, Komisyon, önemli derecedeki ifade ve kanıt yokluğu içinde, olaylarla ilgili  
karara varırken zorluklarla karşılaşmıştır.  
Komisyon'un bulguları şu şekilde özetlenebilir.  
1. Olayların Evveliyatı:  
30. Kesentaş Köyü, kuzey yönü güneyinden daha yüksek olan ve kuzey  
yönünün arkasında dik dağlar bulunan bir dağ yamacında kurulmuştur. Köy  
civarında üzüm bağları mevcuttur; dağların arasında kuzeydoğu yönünde  
uzanmakta olan köyden doğu-batı yönlü bir yol geçmektedir; köyün güneyinde daha  
geniş bir anayol doğu-batı yönlüdür ve bu yolun güneyinde zemin yine yukarı doğru  
meyillidir. Köy böylece engebelidir. Kuzeye doğru arazi, kuzey/kuzeydoğu  
yönünden köye inen bir nehir yatağı ile birlikte inişli yokuşlu ve diktir.  
31. Komisyon, tanıkların ifadeleri vasıtasıyla 1993 yılında veya bu  
sıralarda, yörede PKK faaliyetlerinin etkin olduğu sonucuna varmıştır. 29 Eylül  
1993 tarihinde, operasyondan kısa bir süre önce, köy ile ilgili en az iki olay  
gerçekleşmiştir. Olaylardan birinde bir köylü Cuma Bali öldürülmüş ve diğerinde ise  
başka bir köylü İbrahim Halil ve babası, evi kurşunlandıktan sonra jandarma  
koruması altında köyü terk etmişler ve koruculara katıldıkları Ziyaret Köyü'ne  
taşınmışlardır. Halil, PKK ile birlikte dağlarda bulunmuş ve kendi iradesi ile geri  
dönmüştür. İkinci olayın ne zaman gerçekleştiği tespit edilememiştir. Başvuranın  
İHD'ye sunmuş olduğu yazılı ifade olaydan bir gün önceki taşınmaya atıfta  
bulunmaktadır, fakat başvuran sözlü ifadesinde köyde olmadığını ve diğerlerinin  
kendisine ne söylemiş olabileceklerini hatırlamadığını belirtmiştir. Ailenin  
taşınmasına yardım eden Binbaşı Kuzu tarih konusuna kesinlik kazandırmamıştır.  
32. PKK, köylülerden ilaç ve yiyecek talep etmekle birlikte arazinin  
engebeli oluşundan faydalanarak kuzeyden köye girmeye çalışmıştır. Köyde korucu  
yoktu ve civarda daimi bir güven söz konusu değildi. Köyün güneyindeki anayol,  
zaman zaman devriye gezerek kontrol edilmekte idi.  
33. 17 kilometre doğuda, Ergani'de, astsubay İsa Gündoğdu'nun sorumlu  
olduğu Merkez Jandarma Komutanlığı vardı. Ayrıca Ergani'de Binbaşı Kuzu  
emrinde Bölge Jandarma Komutanlığı ve ayrıca bir komando taburu vardı. Binbaşı  
Kuzu bölgenin genel kontrolünden ve merkez jandarma teşkilatından sorumluydu ve  
buna ek olarak çoğu zaman arazide olan komando gücü komutanlığı görevinde  
bulunamıyordu.  
2. 29 Eylül 1993 Tarihinde Kesentaş Köyü'nde Meydana Gelen Olaylar  
34. Komisyon, 29 Eylül 1993 tarihinde Kesentaş Köyü'nde meydana  
gelen olaylar hususunda ulusal düzeyde ayrıntılı bir soruşturmanın yapılmadığını ve  
olaylar hususunda adli bulgu mevcut olmadığını gözlemlemiştir. Böylece Komisyon,  
bulgularını Delegeler önünde sözlü olarak veya dava sırasında yazılı olarak sunulan  
ifadelere dayandırmıştır; bu değerlendirmede yeteri kadar kuvvetli açık ve uygun  
neticelerin veya buna benzer aksi ispat edilmemiş kuvvetli ihtimallerin birlikte  
varolması ve buna ek olarak kanıtlar toplanırken tarafların nasıl bir tutum içinde  
oldukları değerlendirmeye dahil edilebilir. (Bkz. mutatis mutandis 18 Ocak 1978  
tarihli İrlanda İngiltere'ye Karşı Kararı, Seri A, no 25, sayfa 65, paragraf 161).  
35. Komisyon, iki jandarma tanığının verdikleri ifadede çatışma çıktığı  
zaman köyde olmadıkları gerçeğine dikkatleri çekmiştir. Binbaşı Kuzu, çatışma  
sırasında, komandolarla birlikte operasyonda olduğunu belirtmiştir. Astsubay İsa  
Gündoğdu, çatışma sona erdikten sonra olay yerine gelmiştir ve PKK'nın kaçtığı yön  
olduğu iddia edilen tarafa doğru gitmesine rağmen, onların izine rastlayamamıştır.  
Komisyon, Ankara'daki duruşmadan önce, tanıkların dinlenmesi amacıyla  
operasyonda görev alan jandarmaların kimliklerinin açıklanmasını Hükümet'ten iki  
kez talep etmiştir. Hükümet ise bu talebe karşılık vermemiştir. Komisyon,  
başvuranın da o sırada köyde olmadığını ve o gece ile ilgili anlattığı olayların aile  
üyelerinin ve köylülerin anlattıklarına dair hatırladıklarına dayandığını hatırlatmıştır.  
Çatışma sırasında orada olan başvuranın ailesinin üyeleri Delegeler tarafından  
çağrılmalarına rağmen tanık olarak duruşmaya katılmamışlardır. Bu sebepten dolayı,  
Komisyon önünde olayları anlatabilecek bir görgü şahidinin olmaması üzücüdür.  
36. Dahası, yazılı deliller de en yetkili kişi tarafından hazırlanmamıştır.  
Olay tespit tutanağı ve olay yeri krokisi operasyona katılan bir jandarma görevlisi  
tarafından değil, İsa Gündoğdu tarafından hazırlanmıştır ve İsa Gündoğdu'nun  
delegeler önündeki ifadesinden güvenlik güçlerini olay yerinde ve ayrıntılı bir  
biçimde sorguladığı açık değildir. Gerçekten de onlarla iletişimi şifreli iletişim  
vasıtasıyla telsiz iletişimi ile sınırlı olduğu izlenimini veriyordu. Hükümet,  
operasyona katılan birimin komutanının kimliğinin ve ait olduğu birimin  
açıklanmasına ve operasyonla ilgili kayıtların tutulduğu kayıt raporlarına dair  
kopyaların sunulması hususlarında Komisyon talebine uyulmamıştır.  
37. Komisyon'un bu sebepten dolayı, 29 Eylül 1993 gecesinde  
gerçekleşen olaylara dair delili yeterli değildir. Bir çatışmanın gerçekleşip  
gerçekleşmemesi hususunda Komisyon, "işbirlikçilerden" birinin vurulduğu ve  
diğerinin de ayrılmaya zorlandığı köyde meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak,  
başvuranın, köyün ayırım gözetilmeksizin bombardımana tutulduğunu iddia ettiğini  
belirtmiştir. Komisyon, Binbaşı Kuzu'nun tehdit edilen köylünün götürülmesi  
olayına doğrudan katıldığını ve PKK'nın köylüye ateş ettiğini düşünmediğini, fakat,  
örgütü terk etmesinin sebebini öğrenmek amacıyla, diğer köylülerin onu öldürmüş  
olabileceğini hatırlamaktadır. İsa Gündoğdu köydeki birçok insanın örgüte katıldığı  
yorumunu yapmıştır. Başvuranın köye bir ders vermek amacıyla köyün  
bombardımana tutulduğu iddiası, temelsiz bir iddia değildir.  
38. Komisyon, birçok şaşırtıcı duruma dikkati çekmiştir. Binbaşı Kuzu,  
Bölge Jandarma Komutanı idi, fakat ne olduğuna dair fikir yürütebilme yetisine  
sahip olduğunu düşünmesine rağmen, kendi yetkisi altındaki bir operasyonda rolü ve  
bilgisi yoktur. Olayın meydana geldiği gece, merkez jandarma teşkilatındaki İsa  
Gündoğdu, jandarma teşkilatının diğer araçları başka bir görevde kullanılmakta  
oldukları için polisten, personeli taşımak için silahlı araç aldı. İsa Gündoğdu,  
köydeki çatışmanın sadece beş dakika sürdüğünü fakat Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi savcısının, 8 Aralık 1994 tarihli mektubu, başvuranın ailesinden  
öğrendiği olaylarla ilgili anlattıklarını ve bunları teyit eden, saat 21.30'da başlayan  
ve gece ilerleyen saatlere kadar devam eden silahlı saldırının bir saatten fazla  
sürdüğünü ifade etmektedir. Başvuran, açılan ateşin uzun süreli olmasından da  
anlaşılabileceği gibi, köyde geniş çapta zarar meydana geldiğini ifade etmiştir.  
Başvuran köyün içinde dolaşmış, yaklaşık yüz kadar evdeki hasarı fark etmiş ve iki  
evdeki mermi izlerini gösteren birkaç fotoğraf çekmiştir. Ertesi gün köye giden İsa  
Gündoğdu, sadece iki üç evin ve bir aracın en çok 15 mermiden hasar gördüğünü  
belirtmiştir. Bu durum, hükümet tarafından daha fazla bilgi sunularak izah  
edilebilirdi. İsa Gündoğdu köyün fotoğraflarının savcı tarafından çekildiğini  
belirtmiştir. Bunlar, fotoğraf çekilmediğini belirten Hükümet tarafından  
sunulmamıştır.  
39. Sunulan çatışmanın detaylarıyla ilgili olarak, Komisyon yine  
doğrudan bilgi eksikliği ile engellenmiştir. İlk olarak, İsa Gündoğdu tarafından  
çizilen olay yeri krokisinin son kısmı dahil edilmemiş bulanık bir kopyası  
sunulmuştur. Bu kopya teröristlerin pozisyonunu (no 7) ve güvenlik güçlerinin  
pozisyonunu (no 9) gösteren bir anahtar niteliği taşımaktadır. A(no 7) köyün doğu  
kısmını göstermektedir. A (no 9) kuzey batıyı göstermektedir. Ayrıca güneyde,  
kuzey batıdaki güvenlik güçlerinin pozisyonuna benzer özellik gösteren ve bulanık  
bir şekil içeren karalamalar vardı. Bu şekil a 9'a benzemektedir. İsa Gündoğdu  
sorgulandığı zaman, teröristlerin güneyde olduklarını ve krokide bulanık şekil ile  
işaretlenmiş pozisyona yakın olduklarını belirtmiştir. Bulanık şekil a 9 olsa idi, bu  
bir hata olurdu. Ayrıca Binbaşı Kuzu da güneyde güvenlik güçlerinin olmadığı  
konusunda ısrarlı idi. Kısacası, bunun bir anlamı yoktur: arazi müsaitti ve PKK'nın  
kuzeyden geleceğini ve bu yönde kaçacaklarını biliyorlardı. Binbaşı Kuzu, kendi  
ifadesinde çatışma sırasında orada olmadığını belirttiği için, Komisyon onun verdiği  
ifadeye fazlaca önem veremeyeceği görüşündedir. İsa Gündoğdu krokisini  
çatışmaya katılan birliklerin anlattıklarına, büyük olasılıkla kısa bir telsiz  
bağlantısına dayandırmıştır. Başvuranın evvelden, güvenlik güçlerini güneyde  
olarak işaretlemesi ve şimdi de bunun bir hata olduğundan emin olması garip bir  
duruma işaret etmektedir. Tanıkların dinlenmesinden aylar sonra, Komisyon'a  
güvenlik güçlerinin bulunduğu yeri; köyün güneyindeki bulanık şekli gösteren a 9  
olduğu açıkça belli olan daha net bir olay yeri krokisi sunulmuştur.  
40. Komisyon, balkonun güneye bakan pozisyonunu ve civardaki evlerin  
özellikle de doğudaki yüksek duvarın pozisyonunu dikkate aldığında, başvuranın  
Havva Ergi'yi öldüren merminin güneyden veya güneydoğudan ateşlenmesinin  
mümkün olduğu şeklindeki görüşlerini paylaşmıştır. Hükümet buna itiraz  
etmemiştir.  
41. Hükümetin, yukarıda bahsedilen belge ve bilgileri sunmamasına bağlı  
olarak, Komisyon, güvenlik güçlerinin bir süre ile köye ateş açtığı ve güvenlik  
güçleri birimlerinin güneyde oldukları şeklindeki başvuranın iddialarını destekler  
nitelikte güçlü neticeler çıkarılabileceği görüşündedir. Bununla beraber, Komisyon  
önünde, 29 Eylül 1993 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun iddia edildiği gibi  
çatışmaya yol açan bir pusu operasyonu değil, misilleme cezası görevi olduğunu  
destekleyecek yetersiz belge mevcuttu. Komisyon, Havva Ergi'yi öldüren merminin  
güvenlik güçlerince atıldığının tespit edilmediğini belirtmiştir. Fakat, öyle olmuş  
olabileceğini destekleyecek bulguların varolduğu görüşündedir.  
3. Yetkililer Tarafından Yürütülen Soruşturma  
42. Başvuranın kız kardeşinin ölümü, 30 Eylül 1993 tarihinde saat 08.00  
sıralarında yetkililere bildirilmiştir. Cumhuriyet Savcısı, eşlik eden İsa Gündoğdu ve  
birkaç jandarma köye gelmişlerdir. Ergi ailesine ait evde otopsi yapılmış, ve daha  
sonra adli inceleme için gönderilen mermi çıkarılmıştır. Savcı birçok insanla  
konuşmuştur. Fakat İsa Gündoğdu, savcının soruşturma yaptığını söylerken, kendi  
olay tespit raporunda buna benzer bir olaya iştirak etmediğini ve gerçekte ifade  
alındığına şahit olmadığını teyit etmiştir. Savcının talimatı üzerine İsa Gündoğdu  
birçok yerde özellikle de güneyde boş kovan aramıştır. Bulunduğu rapor edilen  
hiçbir kovan mevcut değildir.  
43. Başka bir savcı Mustafa Yüce, izinden dönüşünde soruşturmayı  
devraldı. 12 Aralık 1993 tarihinde ölümden PKK'nın sorumlu olduğunu ima eden,  
yetkisizlik kararı verdi. Kararını İsa Gündoğdu'nun hazırladığı olay tespit tutanağına  
ve olay yeri krokisine dayandırmıştır. Aile üyeleriyle, köylülerle veya askeri  
personel ile görüşmemiştir. Cumhuriyet Savcılarından hiçbiri bu kişilerden ifade  
almamıştır.  
Söz konusu rapordan, başvuranın kız kardeşini öldüren mermiyi  
ateşleyenin PKK olduğu belli değildir. Ayrıca, raporla birlikteki olay yeri krokisine  
göre, güvenlik güçleri güneyde ve kuzey batıda ve teröristler doğudadır fakat hangi  
yönden ateş edildiği sorusuna açıklık getirecek olan Ergi ailesinin evinin ve  
çevresindeki evlerin yeri belli değildir. Ayrıca rapor metninde de güvenlik  
güçlerinin yeri hakkında açıklama yapılmamıştır.  
44. Yetkisizlik kararının ardından, dosya, Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesindeki savcıya transfer edilmiştir. 1 Nisan 1994 tarihli balistik rapor  
hariç, o tarihten itibaren, soruşturma tedbirleri ile ilgili hiçbir belge sunulmamıştır.  
45. Binbaşı Kuzu, Delegelere askeri operasyonların planlanmasında,  
bunların sivil bölgelere taşınmaması hususunda önemli bir prensibin varolduğunu  
belirtmiştir. Bu olayda plan, faaliyeti köyün kuzeyi ile sınırlı tutmaktı fakat, PKK  
onlara doğru tahmin edilen yönden yaklaşmamıştır. Operasyonla ilgili hiçbir askeri  
soruşturma yapılmamıştır. Binbaşı Kuzu, İsa Gündoğdu'nun hazırlamış olduğu olay  
tespit raporunu ve olay yeri krokisini inceledikten sonra, bunları Cumhuriyet  
Savcısı'na sunmuş ve daha fazla bir işlem yapmamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
46. Anayasanın 125. maddesi şöyledir:  
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...  
İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle  
yükümlüdür."  
47. Yukarıdaki hüküm olağanüstü hal veya savaş durumlarında bile,  
herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaz. Bu hükmün ikinci şartı "sosyal risk" teorisine  
bağlı olarak, güvenirliği mutlak ve objektif bir nitelikte olan idare açısından  
herhangi bir hatanın varlığının kanıtlanmasını önemli ölçüde gerektirmemesidir.  
Böylece, İdare, Devletin kamu düzeni ve güvenliğini sağlamada veya can ve mal  
güvenliğini korumada başarılı olamadığı durumlarda bilinmeyen ya da terörist  
şahıslarca işlenen fiillerden zarar gören insanlara tazminat verebilir.  
48. Türk Ceza Kanunu, katil kastıyla olmayan adam öldürme (452. ve  
459. maddeler), kasten adam öldürme (448. madde), ve öldürmek fiili ile ilgili (450.  
madde) hükümleri kapsamaktadır. Bu tür suçlarla ilgili bütün şikayetler için Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 151. ve 153. maddeleri gereğince savcıya veya  
yerel idari yetkililere başvurulabilir. Savcı ve polisin kendilerine rapor edilen suçları  
araştırma görevleri vardır (153. madde) ve savcı Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu'nun 148. maddesi gereğince dava açılıp açılamayacağı hakkında karar verir.  
Şikayetçi, savcının cezai işlem başlatmama kararına karşı çıkabilir (165. madde ).  
49. Bu fiilleri işleyen şüpheli şahısların askeri personel olması  
durumunda, Askeri Ceza Kanunu'nun 89. maddesi gereğince, emirlere itaat  
edilmemişse, büyük çapta zarara sebebiyet vermek, insan hayatını tehlikeye atmak  
ve mala zarar vermek suçlarından haklarında dava açılabilir. İşlemler bu şartlar  
altında Ceza Kanunu gereğince yetkili otorite önünde veya şüpheli şahsın hiyerarşik  
olarak üstü konumundaki yetkililer önünde ilgili şahıslar tarafından (askeri olmayan)  
başlatılabilir (353 nolu Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü  
Kanunu'nun 93. ve 95. maddeleri).  
50. Suçu işlediği iddia edilen şahıs güvenlik güçleri mensupları da dahil  
olmak üzere bir devlet görevlisi veya memur ise, yargılama izni ön araştırmayı  
yapan yerel idare kurullarından alınmalıdır. (İl Meclisi Yönetim Kurulu) Mahalli  
Kurul Kararları Danıştay'da temyiz edilebilir; men-i muhakeme otomatik olarak  
böyle bir uygulamaya tabidir.  
51. Resmi bir görev yerine getirilirken işlenen hatalar hususundaki İdare  
aleyhine olan davalar, idari mahkemelerin önüne getirilebilir. Devlet memurlarının  
diğer yasadışı fiilleri veya ihmalleri, suç veya haksız fiil oluşturduğu ve maddi,  
manevi zarar verdiği hallerde hukuk mahkemeleri önünde tazminat talebi konusu  
olabilir.  
52. Terör şiddeti ile meydana gelen zarar, Sosyal Yardımlaşma ve  
Dayanışma Fonu'ndan karşılanabilir.  
53. Başvuranın temsilcileri, yukarıda verilen genel şema ile  
sağlanabilecek olan bireyin korunmasını zayıflatan belli bazı yasal hükümlere daha  
önce değinmişlerdir.  
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER  
54. Sayın Ergi, 25 Mart 1994 tarihinde Komisyon'a sunduğu (23818/94)  
nolu başvurusunda Sözleşmenin 2,8,13,14 ve 18. maddelerine dayanarak, kız  
kardeşinin askerlerce yasadışı olarak öldürülmesinden şikayetçi olmuştur.  
55. Komisyon, 2 Mart 1995 tarihinde başvuruyu kabul edilebilir  
bulmuştur. 20 Mayıs 1997 tarihli raporunda (31. madde) başvuruyu incelemeye  
(oybirliğiyle), güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonun planlanması ve  
başvuranın kız kardeşinin ölümü konusunda etkili bir soruşturma yapılmaması  
hususlarında Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine (oybirliğiyle), 8. maddeye  
bağlı (oybirliğiyle) veya 13. maddeye bağlı (9'a karşı 20 oy) farklı bir konunun  
ortaya çıkmadığına (oybirliğiyle), 14. ve 18. maddelerin ihlal edilmediğine  
(oybirliğiyle  
)
ve Türkiye'nin, Sözleşmenin 25. maddesinde belirtilen  
sorumluluklarını yerine getirmediğine (1'e karşı 30 oy) karar vermiştir. Komisyon  
görüşünün tam metni bu karara ek olarak hazırlanmıştır.  
MAHKEME'YE SON SUNUŞLAR  
56. 21 Nisan 1998 tarihindeki duruşmada Hükümet, görüşlerinde de  
belirttikleri gibi, başvuru geçersiz olduğu veya alternatif olarak başvuran iç hukuk  
yollarını tüketmediği için Mahkeme'den başvurunun geçersiz olduğu şeklinde karar  
vermesini istemiştir. Mahkeme'nin, ilk itirazlardan hiçbirini kabul etmemesi halinde  
Hükümet, Sözleşmenin 2,8,13,14 ve 18. maddelerinin ihlal edilmediği ve sorumlu  
Devletin Sözleşmenin 25. maddesinde belirtilen sorumluluklarını yerine getirdiği  
şeklinde karar vermesini istemiştir.  
57. Aynı zamanda başvuran, Mahkeme'den, görüşlerinde de belirttiği gibi  
Sözleşmenin 2, 13, 14 ve 18. maddelerinin ihlal edildiği yönündeki isteklerini ve  
Sözleşmenin 25. maddesi ile gerekli kılınan sorumluluklarını yerine getirmediği ve  
Sözleşmenin 50. maddesine bağlı olarak adil tatmin kararının verilmesi  
hususlarındaki taleplerini tekrarlamıştır.  
HUKUKA DAİR  
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI  
58. Hükümetin, Mahkeme'nin yargısı hususunda iki ön itirazı mevcuttur.  
İlk olarak Muharrem Ergi'nin bu davada gerçek başvuran olduğu konusunda ciddi  
şüpheleri vardı. İkinci olarak da Sözleşmenin 26. maddesinde belirtilen iç hukuk  
yollarının tüketilmesi hususu yerine getirilmemişti.  
59. Mahkeme, prensipte, ön itirazları Komisyon önünde en azından esas  
anlamda ve yeterli açıklıkta ortaya koyduğu dereceye kadar, kabul edilebilirlik  
incelemesinin ilk aşamasında dikkate aldığını belirtmiştir. (Bkz. 9 Aralık 1994  
tarihli Yunan Stran Rafinerileri ve Stratis Andriadis Yunanistan'a Karşı Kararı, Seri  
A no. 301-B, p. 77, paragraf 32)  
A. Hükümetin Birinci Ön İtirazı  
60. Hükümet, başvurunun geçerliliğine itiraz ederken, 30 Ekim ve 3  
Kasım 1995 tarihlerinde Türk yetkililerce alınan ifadelerdeki (bkz. yukarıdaki 26.  
paragraf) imzanın net bir şekilde dik ve sıkışık yazı karakteri ile 9 Ekim 1993  
tarihinde İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi'nce alınan ifade (bkz. yukarıdaki  
25. paragraf) ve aynı tarihli vekaletnamedeki imzaların yuvarlak ve dağınık yazı  
karakterleri arasında herhangi bir benzerlik olmadığını belirtmiştir. Bunun yanı sıra,  
sözde ifadeler alındığı zaman, Diyarbakır dava dosyasındaki yazı, diğer dava  
dosyalarındaki yazılarla benzerlik taşımakta idi. Bu, adaletin tam olarak işlemesi  
hususunda, muamelelerin herhangi bir aşamasında, Hükümetin gündeme  
getirebileceği önemli bir konudur.  
61. Komisyon, Hükümet tarafından ortaya konan imzalar arasında çok  
belirgin bir farklılık görmemiştir. Zira, Muharrem Ergi, İnsan Hakları Derneği  
Diyarbakır Şubesi'ne anne ve babası ile birlikte şikayette bulunmak için gittiği ve  
ifadesini imzaladığı hususlarında Delegeler önünde yemin etmiştir. (Bkz. yukarıdaki  
28. paragraf). İfadesinden açıkça bellidir ki bu şikayetleri kendi isteği ile sunmuştur.  
Böylece Komisyon, önündeki başvurunun, Sözleşmenin 25. maddesinde sözü edilen,  
Komisyon'a başvurma hakkının gerçek ve geçerli bir uygulamasını ortaya koyduğu  
görüşündedir.  
62. Mahkeme, Hükümeti, başvurunun kabulüne itiraz etmesi hususunda  
harekete geçirenin, bir yanda, 30 Ekim ve 3 Kasım 1995 tarihlerinde Terörle  
Mücadele Departmanı ve Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadelerdeki imzalar  
(bkz yukarıdaki 26. paragraf) ve diğer yanda, 9 Ekim 1993 tarihli ifadede (bkz.  
yukarıdaki 25. paragraf) ve aynı tarihli vekaletnamede görünen imzalar arasında  
varolduğu iddia edilen farklılıklar olduğunu gözlemlemiştir. Bu sebepten dolayı,  
Komisyonun, başvurunun kabuledilebilir olduğunu bildiren 2 Mart 1995 tarihli  
kararını almasından önce, bu husustaki itirazlarını sunmaları beklenemez (Bkz.  
yukarıdaki 55. paragraf).  
7 ve 8 şubat 1996 tarihlerinde Delegeler önündeki duruşmada Hükümet  
Ajanı, Muharrem Ergi'ye yanlışlıkla bayan olarak atıfta bulunulduğunu belirterek  
başvuruyu imzalayanın kendisi olup olmadığını sorduğu zaman, Hükümetin konuya  
değindiği belirtilmiştir.(Bkz. yukarıdaki 28. paragraf) Daha da önemlisi, Komisyon'a  
30 Temmuz 1996 tarihinde sunulan son görüşlerinde imzalarda görülen yukarıda  
değinilen farklılıklara değinerek Muharrem Ergi'nin bu davada gerçek başvuran olup  
olmadığı konusundaki şüphelerini dile getirmiştir.  
Bu şartlar altında, Hükümetin, Mahkeme önünde başvurunun  
geçerliliğine ilişkin itirazını sunması engellenemez.  
63. Fakat, itirazın esası hususunda, Mahkeme, Muharrem Ergi isimli  
kimsenin, yukarıda bahsedilen duruşmada, kendisinin davranış ve tavırlarını  
gözlemleyecek ve böylece ifadesinin doğruluğunu ve ispat edilebilirliğini  
değerlendirecek pozisyonda olan Komisyon Delegeleri önünde ifade verdiğine  
itiraz edilmediğine dikkati çekmektedir. Sayın Ergi Hükümet Ajanının, başvuruyu  
imzalayanın kendisi olup olmadığı konusundaki sorusunu olumlu cevaplamıştır  
(Bkz. yukarıdaki 28. paragraf). Komisyon, kanıtların değerlendirilmesinin ardından,  
önündeki başvurunun, Sözleşmenin 25. maddesi ile güvence altına alınan başvuruda  
bulunma hakkının tatbik edilmesinden şüphe etmek için hiçbir sebep görmemiş ve  
başvuruyu incelemeye karar vermiştir (Bkz yukarıdaki 55. paragraf).  
64. Mahkeme, kendi içtihatlarında gerçeklerin saptanması ve  
doğrulanmasının öncelikle Komisyon'un görevi olduğunu (sözleşmenin 28.  
maddesinin 1. paragrafı ve 31. maddeler) ve sadece istisnai durumlarda, bu yönde  
karar vereceğini hatırlatarak (Bkz. 28 Kasım 1998 tarihli Menteş ve Diğerleri  
Türkiye'ye Karşı Kararı, Karar ve Hüküm Raporları, 1997-VIII, S. 2709-10, par. 66)  
bu bulgulardan ayrılmak için bir sebep görmemiştir. Mahkeme, bu sebepten dolayı  
başvurunun geçerliliği hususundaki ilk itirazı reddetmiştir.  
B. Hükümetin 2. Ön İtirazı  
65. Hükümet, daha sonra, başvuranın Sözleşme'nin 26. maddesi ile  
gerekli kılınan iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uymadığı, Türk hukukunda  
başvurabileceği etkili iç hukuk yollarını tüketmediği için Mahkeme'den, itirazlarının  
kabul edilmesini talep etmiştir (Bkz. yukarıdaki 46-53. paragraflar).  
Komisyon'un 2 Mart 1995 tarihli kabul edilebilirlik kararında Hükümet  
tarafından görüş sunulmadığını belirtmiş olmasına rağmen, Hükümet 4 Kasım 1994  
tarihli bir mektup ile, Komisyon'dan başvurunun incelenmesini milli otoriteler  
tarafından yürütülen inceleme tamamlanana kadar ertelemesini istemiştir. Hükümet,  
Ergani Cumhuriyet Savcısı'nın, Havva Ergi'nin ölümü hakkında soruşturma  
başlattığını ve soruşturma dosyasının Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne  
gönderildiğini belirtmiştir.  
66. Komisyon Delegeleri, Hükümet'in bu itirazını, Komisyon'un  
başvuruyu kabul edilebilir bulmasından önce yapmadığını vurgulamıştır. 4 Kasım  
1994 tarihli mektupları, sürmekte olan soruşturma nedeniyle erteleme talebi  
içermekteydi, fakat, başvuranın değerlendirebileceği yollara başvurmadığı iddiası ile  
ilgili detaylar bir yana, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul  
edilebilirlik kararına karşı itiraz içermemekteydi. 5 Aralık 1994 tarihinde Komisyon,  
erteleme talebini reddetmiştir ve Hükümeti, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmesi  
gereğini yerine getirip getirmediği veya bu gereklilikten muaf tutulup tutulmadığı  
konusundaki soruyu cevaplamaya davet etmiştir. Fakat Hükümet, Komisyon'un  
başvurunun kabul edilebilir olduğunu açıklamaya karar vermesine kadar bir  
yorumda bulunmamıştır. Bu sebepten dolayı, iç hukuk yollarının tüketilmesi  
hususunda itiraz etmeleri durdurulmalıdır.  
67. Mahkeme, Delegelerin görüşlerini paylaşarak, Hükümet'in aslında  
kabul edilebilirlik konusunda yorumda bulunabileceği uzun bir süreye sahip  
olduğunu belirtmiştir. Fakat, kabul edilebilirlik aşamasında görüş bildirmemişlerdir.  
Bu sebepten dolayı Mahkeme, Hükümetin ikinci ön itirazını sunmasının  
engellendiği sonucuna varmıştır (Bkz. 25 Eylül 1997 tarihli Aydın Türkiye'ye Karşı  
Kararı, Raporlar 1997, s. 1885, par. 58).  
II. BAŞVURANIN ŞİKAYETLERİNİN ESASI  
A. Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlali İddiası  
68. Başvuran, kendisi, merhum kardeşi Havva Ergi ve yeğeni adına  
kardeşinin güvenlik güçleri tarafından, aşağıda verilen Sözleşmenin 2. maddesinin  
ihlalini teşkil edecek şekilde öldürüldüğünü iddia etmiştir (Bkz. yukarıdaki  
paragraflar 9-15).  
"1. Herkesin yaşama hakkı kanunla korunur. Kanunun ölüm cezası ile  
cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın  
yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.  
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin  
zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali  
suretiyle yapılmış sayılmaz :  
(a) Bir kimsenin kanundışı şiddete karşı korunması;  
(b) Kanuna uygun olarak tutuklama yapılması veya kanuna uygun olarak  
tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasının önlenmesi;  
(c) Ayaklanma veya isyanın, kanuna uygun olarak bastırılması.  
69. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir (Bkz. yukarıdaki  
paragraflar 16-17), fakat Komisyon, pusu operasyonunun planlanması ve  
yürütülmesindeki eksiklikler ve etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle, bu  
hükmün ihlal edildiği görüşündedir.  
1. Mahkeme Önündeki İddialar  
(a) Komisyon  
70. Komisyon, kanıtlar hakkındaki bulgularına gönderme yaparak, (bkz.  
yukarıdaki paragraflar 24-45), Havva Ergi'nin ölümüne sebep olan merminin  
güvenlik güçleri tarafından atıldığı hususunun, çok kuvvetli belirtiler olmasına  
rağmen, tespit edilmediği sonucuna varmıştır. Operasyonun, köye yaklaşmakta olan  
PKK'ya yönelik olmadığı ve köyde yaşayanlara kasıtlı olarak zarar vermek için ateş  
açıldığı tespit edilmemiştir (Bkz. yukarıdaki 41. paragraf).  
Diğer taraftan, Komisyon, Kesentaş Köyü'ne yakın olarak gerçekleştirilen  
pusu operasyonunun, sivil nüfusa zarar gelmemesine hassasiyet göstererek yapıldığı  
hususundaki kanıtlarla yetinmemiştir. Buna ek olarak Türk yetkililerin Havva  
Ergi'nin ölümü konusunda yeterli ve etkili bir soruşturma yapmadığını belirlemiştir.  
Bu sebepten dolayı Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlali söz konusudur.  
(b) Başvuran  
71. Başvuranın ifadesinde, operasyonun yapıldığı gece, Kesentaş Köyü  
civarında, PKK'nın varlığına dair kanıt bulunmadığı ve güvenlik güçlerinin,  
Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlalini oluşturacak surette yasal bir sebebe  
dayanmaksızın, ateş açtıkları belirtilmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 9-11). Amaç,  
köyde bir Hükümet "işbirlikçisinin" PKK tarafından öldürülmesinden dolayı  
köylüleri cezalandırmaktı (Bkz. yukarıdaki par. 9). PKK'nın varlığı konusundaki  
iddiaları ispatlamak Hükümet'in görevidir (Bkz. yukarıdaki par. 16). Hükümet,  
böyle bir delil gösteremediği için, başvuranın iddiasını hiç şüphesiz ispatladığı  
düşünülmelidir. Böyle bir yaklaşım, Amerika İnsan Hakları Mahkemesi önündeki 20  
Ocak 1989 tarihli Godinez Cruz Honduras'a Karşı Kararı (par. 136, 140-141) ve  
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi önündeki Bleir Uruguay'a Karşı  
(Doc.A/37/40, s. 130, par.13.3)  
Kararı ile sergilendiği gibi, aynı problemle karşı karşıya olan diğer İnsan  
Hakları Dernekleri tarafından takip edilmiştir.  
72. Alternatif olarak, başvuran, PKK ile güvenlik güçleri arasında bir  
çatışma olmuşsa, güvenlik güçlerince yapılan bu çatışmanın planlanmadığını ve sivil  
nüfusu korumak için hassas davranılmadığını iddia etmiştir. Komisyon raporundaki  
kanıtlar, resmi görüşe göre kuzey, kuzeydoğu veya kuzeydoğu yönünde ateş etmesi  
gereken güvenlik güçlerinin, meşru hedeften 60 ile 90 derece uzaklıkta kuzeybatı  
yönüne doğru ateş ettiklerini göstermiştir. Havva Ergi, sadece o yönden ateşlenmiş  
bir kurşunla öldürülmüş olabilir. Güvenlik güçlerince köyün güneyinden merkeze  
doğru birçok kez ateş edilmiştir. Başvuranın kardeşi, tehditin kaynağının bulunduğu  
iddia edilen yerden çok farklı bir yönden rastgele ve ayırım gözetilmeden güvenlik  
güçlerince açılan ateş sonucu ölmüştür.  
Bu nedenle, başvuran Mahkeme'den, Komisyon'un, başvuranın kız  
kardeşinin plansız ve sivil nüfusun hayatını korumayı gözetmeyen bir operasyon  
sonucunda öldüğü şeklindeki bulgusunu teyit etmesini istemiştir.  
73. Dahası, başvuran, Mahkeme'den Komisyon'un başvuranın kız  
kardeşinin ölümü hususunda etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı yönündeki  
bulgusunu teyit etmesini istemiştir. Başvuran, Sözleşme'nin 2. maddesinin  
prosedürle ilgili gereklerinin dört hususta ihlal edildiğini iddia etmiştir. İlk olarak,  
Sorumlu Devlet, cumhuriyet savcısı, adli düzeyde, jandarma ise iç prosedürde  
etkili bir soruşturma yapma görevlerini yerine getirmemişlerdir. İkinci olarak,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, Ergani Cumhuriyet Savcısı'nı yetersiz rapor  
sunduğu için görevi ihmal etmekten ve dava dosyasındaki eksiklikleri düzeltmekten  
cezalandırmak için hiçbir adım atmamıştır. Üçüncü olarak, bölge jandarma  
komutanı da soruşturma yapmamıştır. Dördüncü olarak, güvenlik güçlerinin eğitimi  
ve yaptıkları işlerle ilgili kurallar, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini oluşturacak  
surette rastgele ve ayırım yapmadan ateş açılmasını engelleyecek surette değildi.  
(c) Hükümet  
74. Hükümet, güvenlik güçlerinin köye zarar vermek amacıyla bölgede  
bulunmadıklarını ve Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçlerince  
ateşlenmediğini belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 16-17). Bunun bir pusu  
operasyonu olduğu konusunda çelişki olmamakla birlikte Hükümet, bunun köye ya  
da başvuranın kardeşine karşı yönlendirilmediğini vurgulamıştır. PKK terörüne  
karşı yapılan bölgedeki bu pusu köylerin güvenliğinin sağlanması için yapılan  
olağan bir operasyondur. Havva Ergi'nin ölümü köylülerin hayatlarını terörizme  
karşı korumak için kanuni şekilde hareket eden güvenlik güçlerinin istikametinde  
ortaya çıkan teröristlerle meydana gelen bir çatışma sırasında vuku bulmuştur. Bu  
hiçbir şekilde Sözleşme'nin 2. maddesinin hükümlerinin ihlal edildiği anlamına  
gelmez.  
75. Hükümet'in görüşüne göre, Komisyon, (27 Eylül 1995, Dizi A,  
no.324) McCann ve Diğerleri İngiltere'ye Karşı Kararı'nda Mahkeme tarafından ilan  
edilen prensipleri, yanlışlıkla bu davaya uygulamıştır. Bu davanın aksine, İngiliz  
davası, bombalı saldırıda bulunmasından şüphe edilen üç teröriste karşı kasıtlı  
olarak yöneltilmiş ve organize edilmiş bir güvenlik operasyonudur ve bu davada  
ilgili kişilerin güvenlik güçlerince öldürüldüğü tespit edilmiştir. Sözü edilen davada  
yetkililer, teröristlerin kimlikleri ve İngiliz Metropol Bölgesinin dışındaki küçük bir  
bölgede gerçekleştirilmesinden şüphe duyulan suç hakkındaki bilgilere sahiptiler.  
Bu davadaki durum aynı değildir. Böylece İngiliz Davası'nda Mahkeme, planlama  
ve operasyonun kontrolü ile ilgili inceleme isteyebilirken, bu davadaki durum böyle  
değildir.  
76. Dahası, Hükümet, Komisyon tarafından tespit edilen esaslara itiraz  
etmiştir. Bütün davanın dayandığı yalanları, tutarsızlıkları ve kesin olmayan  
hususları dikkate almamıştır. Delegeler önündeki duruşmada, başvuranın içinde  
bulunduğu kötü durum olduğu gibi, bu konu da açıklığa kavuşturulmuştur. Bu  
bağlamda Hükümet aşağıdakileri vurgulamıştır.  
Başvuranın İnsan Hakları Derneği'ne sunduğu ifadesi güvenlik güçlerinin  
açmış olduğu ateşe gönderme yapmış olmasına rağmen, sözlü ifadesinde Komisyon  
Delegelerini etkilemek için "bombardıman" kelimesini kullanmıştır. Aslında, köyde  
sadece üç boş kovan bulunmuştur ki bu da, köyün içinde veya köye karşı çapraz ateş  
açılmadığını ve iddia edilen boyutlarda olmadığını göstermiştir. Sayın Ergi ayrıca  
bulduğunu iddia ettiği 15 kovanın evinin 700 metre ilerisinde olduğunu iddia  
etmiştir. Bu mesafe çatışmanın köyün içinde gerçekleştiği teorisi ile tam bir zıtlık  
içerisindedir.  
Başvuranın davasına zarar veren ve bu iddiaya daha da ağırlık kazandıran  
olay, Muharrem Ergi'nin 7 Şubat 1996 tarihine kadar, 29 Eylül 1993 tarihinde  
gerçekleşen olayda görgü şahidi olduğunu açıkça belirtmiştir. Fakat, kabul  
edilebilirlik kararından bir yıl sonra Komisyon'a sunulan ifadesinden, olay sırasında  
orada olmadığı açıktır. (Bkz. yukarıdaki 35. paragraf). Başvuran tarafından  
Komisyon üyelerini etkilemek için yapılan başka bir girişimde, ilk başvurusunda  
sözde "bombardıman" başlamadan önce köyde yaklaşık olarak 200 ailenin  
yaşadığını ve bu rakamın sonuç olarak 20'ye düştüğünü iddia etmiştir (Bkz.  
yukarıdaki 15. paragraf). Bunun aksine Sayın Ergi, Delegelere köyde 150-200  
ailenin yaşadığını belirtmiştir. Öyle ise başvuranın iddia ettiği gibi, köyün ayırım  
gözetilmeksizin ve keyfi olarak bombardımana tabi tutulmasının ardından köyün  
zorla tahliye edilmesi sözkonusu olamaz (Bkz. yukarıdaki 37. paragraf).  
Dahası, Ergani Jandarma Komutanı tarafından yapılan sözde beyanın ve  
ifadelerin içeriği hakkındaki spekülasyonların doğru olmadığı kanıtlanmıştır. Ergi  
ailesinin hiçbir üyesi 29 veya 30 Eylül 1993 tarihinde Ergani'ye gitmemiştir. Şubat  
1996'daki duruşmada açıkça belirtildiği gibi, Ergani Jandarma Karakolu, Havva  
Ergi'nin ölümünü telefonla öğrenmiştir.  
2. Mahkeme'nin Değerlendirmesi  
(a) Başvuranın Kız kardeşinin Yasadışı olarak Öldürülmesi İddiası  
77. Mahkeme, başvuranın kız kardeşinin ölümüne yol açan şartlar  
hususunda çeşitli ifadeler olduğunu gözlemlemiştir. Başvuranın bu operasyonun  
güvenlik güçleri tarafından köye karşı yapılan bir misilleme olduğunu iddia  
etmesine rağmen, Hükümet, köyün etrafında güvenlik güçleri ile PKK arasında bir  
çatışma olduğunu ve ölüme sebep olan merminin güvenlik güçlerince  
ateşlenmediğini iddia etmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 9-17).  
Komisyon, 29 Eylül 1993 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun,  
çatışmaya yol açan pusu olmadığını, misilleme olduğunu destekleyecek yetersiz  
delil olduğu ve Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçlerince atıldığının  
tespit edilmediği görüşündedir. Komisyon, söz konusu gece neler olduğuna dair çok  
az doğrudan kanıtı olduğu görüşündedir. Delegeler önündeki duruşmaya çıkan  
başvuran dahil dört şahitten hiçbiri iddia edilen olaya şahit olmamışlardır (Bkz.  
yukarıdaki par. 35). Komisyon tarafından kendilerine tebligat gönderilen köyün  
muhtarı ve başvuranın aile üyelerinin birçoğu, tebligata uymamışlardır. (Bkz.  
yukarıdaki paragraf 27). Dahası, Komisyon, kendisine sunulan kanıtlarla ilgili  
belgelerin kalitesinin ikinci el olduğunu belirlemiştir (Bkz. yukarıdaki paragraf  
36).  
78. Mahkeme, başvuranın Komisyon'un bulgularına itiraz ederek,  
Hükümet'in kanıt sunamamasından çıkarılabilecek sonuçları daha fazla  
vurgulamıştır. Fakat, Komisyon'un kanıtları ve bu kanıtları dikkatli bir şekilde  
incelemesi hususunda, Mahkeme, Havva Ergi'yi öldüren merminin nereden ve  
hangi şartlar altında atıldığı konusunda meşru şüphelerin varolduğu görüşündedir.  
Bu sebepten dolayı, Mahkeme, daha önce de belirtildiği gibi, öncelikli görevi  
gerçeklerin tespit edilip kanıtlanması olan Komisyonun varmış olduğu sonuçtan  
daha farklı bir sonuca varmasını gerektirecek istisnai durumların varolduğu  
konusunda tatmin olmamıştır. Böylece, Mahkeme de başvuranın kız kardeşinin  
güvenlik güçleri tarafından, başvuranın iddia ettiği şartlarda, şüphesiz kasıtlı olarak  
öldürüldüğü şeklinde sonuca varmak için delillerin yetersiz olduğunu  
düşünmektedir.  
(b) Sözleşmenin 2. Maddesinin Diğer Gereklerinin Yerine  
Getirilmemesi İddiası  
i. Operasyonun Planlanması ve Gerçekleştirilmesi Hususunda  
79. Mahkeme, Hükümetin ifadesine dayanarak, güvenlik güçlerinin bir  
pusu operasyonu düzenlediğini ve köy civarında PKK ile silahlı çatışmaya girdiğini  
belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraflar 16-17). Yukarıda değinildiği gibi, bu konu  
üzerinde görüşülmüş ve Mahkeme Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik  
güçlerince ateşlendiğinin tespit edilmediğini belirtmiştir. Fakat, operasyonun  
planlanması ve gerçekleştirilmesinin Sözleşmenin 2. maddesi hükmüne uygun olup  
olmadığının Mahkeme tarafından incelenmesinin uygun olmadığı şeklindeki  
Hükümet görüşü, Mahkeme'yi tatmin etmemiştir.  
Bu hususta, söz konusu hükmün içeriği, bütün olarak okunduğunda (bkz.  
yukarıdaki paragraf 68), ikinci paragraf öncelikle bir şahsın kasıtlı olarak  
öldürülmesine izin veren durumları tanımlamaz fakat, sonucu kasıtsız olarak ölümle  
sonuçlanabilecek "güç kullanımı"na izin durumları tanımlar. "Zorunlu tedbirler"  
terimi, Sözleşmenin 8-11. maddelerinin 2. paragrafları gereğince, Devlet tarafından  
alınan tedbirlerin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına" karar verirken  
normalde uygulanandan daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır.  
Kullanılan güç özellikle Sözleşmenin 2. maddesinin 2 (a), (b) ve (c) alt  
paragraflarında belirlenen amaçlara denk olmalıdır. Bu hükmün demokratik bir  
toplumdaki hükmüne bağlı olarak, Mahkeme, değerlendirme yaparken, özellikle  
ölümcül kuvvetin kullanıldığı durumlarda, sadece kuvveti uygulayan kişiler değil,  
aynı zamanda inceleme altındaki olayların planlanması ve kontrolü ile ilgili konular  
da dahil olmak üzere ölümleri detaylı bir şekilde incelemelidir (Bkz. yukarıda  
bahsedilen McCann ve Diğerleri Kararı, s. 46, paragraflar 148-150).  
Dahası, Sözleşmenin 2. maddesi 1. madde ile birlikte okunduğunda,  
Devletin yaşama hakkını etkili bir şekilde "güvence" altına alması için bazı önlemler  
alması istenebilir.  
Yukarıdaki hususların ışığı altında, Devletin sorumluluğunun Devlet  
görevlilerinin açtığı ateşin bir sivilin ölümüne neden olduğuna dair önemli kanıtlar  
mevcut olduğu hallerle sınırlı olmadığı konusunda, Mahkeme, Komisyonun fikrini  
paylaşmaktadır. Sivil hayatın kazai kaybını engellemek ve her durumda en aza  
indirmek amacıyla, karşıt bir gruba yönelik gerçekleştirilen güvenlik operasyonunun  
kurgu ve yöntem seçiminde uygun önlemlerin alınmadığı göz önünde  
bulundurulmalıdır.  
Böylece, şüphesiz Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçleri  
tarafından ateşlendiğinin tespit edilmemiş olmasına rağmen, Mahkeme, güvenlik  
güçlerinin operasyonunun planlanıp planlanmadığı ve mümkün olduğunca, pusudaki  
PKK mensuplarının ateş gücünden gelebilecek zararlar da dahil olmak üzere,  
köylülerin hayatına gelebilecek zararları engelleyebilecek, en aza indirgeyebilecek  
nitelikte bir operasyon yapıp yapmadığı konusu üzerinde düşünmelidir.  
80. Davanın özel şartları tekrar gözden geçirildiğinde, bir yandan,  
operasyonun planlanması ve yürütülmesi hususunda bir değerlendirme yapabilme  
konusunun Hükümet tarafından sunulan bilgilerin yetersizliği nedeniyle sınırlı  
olduğunu Komisyonun belirttiğini Mahkeme gözlemlemiştir. Operasyona kimlerin  
katıldığı, güvenlik güçlerinin hangi şartlar altında ateş açtığı ve çatışma başladıktan  
sonra güvenlik güçlerince ne gibi tedbirler alındığı hususlarında bilgisi yoktu (Bkz.  
yukarıdaki paragraflar 35-37).  
Diğer taraftan, jandarma memurlarının Komisyon'a sundukları  
ifadelerinden, pusunun köyün kuzeybatısında köy ve pusu arasındaki mesafe  
olmaksızın gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. PKK teröristlerinin köye, kuzeydeki  
yolu takip ederek ya da nehir yatağını takip ederek kuzeydoğudan veya güvenlik  
güçlerine görünmeden kuzeybatı yönünden köye sızmış olabilecekleri tahmin  
edilmelidir.  
Komisyon kanıtlardan güvenlik güçlerinin güneyde mevzilendiklerini  
tespit etmiştir (Bkz. yukarıdaki 41. paragraf). Bu şartlar altında, köylülerin büyük  
ölçüde, güvenlik güçleri ile köye kuzeyden veya kuzeydoğudan yaklaşan PKK  
teröristleri arasındaki çapraz ateş altında kalmaları riski vardı. Güvenlik güçlerinin  
sivil halkın varlığı nedeniyle, köye yaklaşmakta olan PKK teröristleri tarafından  
açılan ateşe karşılık verirken dikkatli davranmış oldukları düşünülebilir fakat  
teröristlerin aynı hassasiyeti göstermiş oldukları düşünülemez. Köylüleri bu  
durumdan korumaya yönelik önlemler alındığını gösteren hiçbir bilgi mevcut  
değildir.  
Bu sebepten dolayı, operasyonun planlanması ve yürütülmesi hususunda  
jandarmanın kanıt sunmaması nedeniyle, Komisyon, Kesentaş Köyü yakınlarında  
gerçekleştirilen pusu operasyonunda, sivil nüfusun hayatına zarar verilmemesine  
dikkat edildiği konusunda ikna olmamıştır.  
81. Mahkeme, Komisyon tarafından yapılan tespitlere (bkz. yukarıdaki  
paragraflar 34-41) ve kendi bulgularına göre, Havva Ergi'yi öldüren merminin güney  
ya da güneydoğu yönünden ateşlenmiş olmasının mümkün olduğunu, güvenlik  
güçlerinin güney yönünde bulunduğunu ve güvenlik güçleri ile PKK arasındaki  
çapraz ateş nedeniyle sivil şahısların hayatlarına karşı gerçek bir tehlikenin doğduğu  
kanısına varmıştır. Mahkeme, Sorumlu Devletin yetkililerinin, pusu operasyonunun  
planlanması ve idaresi hakkında doğru delil sunmamasına bağlı olarak,  
Komisyonun, sivil şahısların hayatlarının korunmasında yeterli önlemlerin  
alınmadığı şeklindeki görüşlerine katılmış ve aynı tespitte bulunmuştur.  
ii. Soruşturmanın Yetersiz Olduğu İddiası Hususunda  
82. Buna ek olarak, Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinde üstü kapalı  
bir biçimde prosedürle ilgili gerekliliğe özel bir önem vermiştir. İçtihat hukukuna  
göre, Sözleşmenin 2. maddesi ile belirlenen yaşama hakkını güvence altına alma  
sorumluluğu, Devletin genel görevini belirleyen "kendi yetki alanları içinde bulunan  
herkese bu Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar"  
şeklindeki Sözleşmenin 1. maddesi ile birlikte okunduğunda, şahısların devlet  
görevlilerince kuvvet kullanımı sonucu öldürülmesi hallerinde etkili bir soruşturma  
yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. (Bkz. yukarıda bahsedilen McCann ve  
Diğerleri Kararı, s. 49, par. 161; ve 19 şubat 1998 tarihli Kaya Türkiye'ye Karşı  
Kararı, s. ...., par. 78, 86). Böylece, Hükümet tarafından iddia edilenin tersine, (Bkz.  
yukarıdaki paragraf 75), bu sorumluluk, ölüme sebep olanın Devlet görevlileri  
olduğunun tespit edildiği davalarla sınırlı değildir. Ne de merhumun aile bireylerinin  
ya da diğerlerinin, yetkili soruşturma otoritelerine resmi bir şikayette bulundukları  
kesindir. İncelenmekte olan davada, yetkililerin ölüm hususundaki bilgilerinin az  
olması hususu, Sözleşmenin 2. maddesi gereğince ölümle ilgili etkili bir soruşturma  
yapma gerekliliğini daha da artırmıştır.  
83. Fakat, Mahkeme, Havva Ergi'nin ölümü hususunda soruşturma  
yapma sorumluluğunu taşıyan Cumhuriyet Savcısı Mustafa Yüce'nin başvuranın kız  
kardeşinin ölümüne sebep olanın PKK olduğunu belirten jandarmanın hazırlamış  
olduğu olay tespit tutanağına çok fazla bağlı kalmış olmasına dikkati çekmiştir (Bkz.  
yukarıdaki par. 43). Savcı, Delegelere, sadece bu sonuç ile çelişen bazı unsurların  
olması halinde, soruşturma ile ilgili başka önlemlerin gerekli olacağını düşündüğünü  
belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki paragraf 28). Ayrıca, sorumluların, güvenlik güçlerinin  
yaptığı hata sonucu öldüğünü söyleyen ve bu konuda başvuranı kışkırtan merhumun  
akrabaları olduğu ve bu davada başvurana yaklaşmadıkları görüşündedir (ibid).  
Şüphe unsurunun varolmaması durumunda, kurbanın aile üyelerinin, köylülerin,  
operasyon sırasında orada bulunan askeri personelin ifadeleri alınmadan, PKK'nın  
öldürmeden sorumlu olduğunu belirterek, yetkisizlik kararı çıkarmıştır (Bkz.  
yukarıdaki paragraflar 28-43).  
Durum böyle iken, söz konusu olay tespit tutanağından veya olay yeri  
krokisinden başvuranın kız kardeşini öldüren merminin PKK tarafından atıldığı belli  
değildir.  
Buna ek olarak, rapor, çatışma sırasında orada olmayan (bkz. yukarıdaki  
paragraf 35) ve memurların kimlikleri ile çatışmaya katılan birlikler hakkında bilgisi  
olmadığını ve neler olduğuna dair bilgileri kısa şifreli telsiz bağlantısından  
öğrendiğini belirten jandarma komutanı İsa Gündoğdu tarafından hazırlanmıştır  
(Bkz. yukarıdaki paragraf 36). Fakat, cumhuriyet savcısı, Havva Ergi'nin ölümü  
hususunda soruşturma yapmamıştır ve bu sebeple ilgili belgeleri değerlendirebilmesi  
mümkün değildir.  
84. Güvenlik güçlerinin operasyonu planlı bir şekilde gerçekleştirdiğini  
ispatlayacak detaylı bir görüş, ne bölge jandarma komutanı ne de cumhuriyet savcısı  
tarafından sunulmuştur. Ahmet Kuzu'nun, Delegelere, operasyonun mümkün  
olduğunca sivil alanlarda veya sivil alanların yakınında gerçekleştirilmemesi  
yönünde ve bu olayda operasyonun köyün kuzeyi ile sınırlı olacak şekilde  
planlandığını belirtmesine rağmen, bu dava şartlarında yapılan planın ve  
uygulanmasının yetersiz olduğu hususunda soruşturma yapılmamış olduğu  
görülecektir (Bkz. yukarıdaki paragraf 45).  
85. Daha önce bahsedilenlerin ışığı altında, Mahkeme, Komisyon gibi,  
yetkililerin Havva Ergi'nin ölümü ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yapmadığı  
görüşündedir. Türkiye ile ilgili önceki kararlarda belirtildiği gibi, ölümlerin  
Türkiye'nin güneydoğu bölgesindeki olağanüstü hal bölgesinde sıklıkla ve trajik  
olarak meydana gelen bir durum olduğu gerçeğine önem vermektedir (Bkz. yukarıda  
sözü geçen Aydın ve Kaya Kararları, sırası ile paragraflar 14 ve 91). Fakat ne  
şiddetli bir silahlı çatışmanın hüküm sürmesi ne de ölümlerle ilgili felaketler  
Sözleşmenin 2. maddesi altındaki güvenlik güçlerinin katıldığı çatışma sonucunda  
meydana gelen ölümler hususunda etkili ve bağımsız bir soruşturma yapma  
sorumluluğunu, özellikle de birçok bakımdan durumun belirsiz olduğu bu davada,  
ortadan kaldıramaz (ibid).  
iii. Genel Sonuç  
86. Yukarıdaki tespitlerin ışığında Mahkeme, güvenlik güçlerinin  
operasyonunun planlanması ve idaresindeki eksiklikler ve etkin sonuç veren bir  
soruşturma yapılmamış olması nedeniyle Türk yetkililerin Havva Ergi'nin yaşam  
hakkını koruyamamış olduklarını tespit etmiştir. Bu nedenle Sözleşmenin 2.  
maddesi ihlal edilmiştir.  
B. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası  
87. Başvuran, Komisyon önünde Havva Ergi'nin kızı adına, annesinin  
öldürülmesinin Sözleşmenin aşağıda verilen 8. maddesinin ihlalini oluşturduğunu  
iddia etmiştir.  
"1. Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı  
gösterilmesi hakkına sahiptir  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesi tarafından müdahale,  
demokratik bir toplumda ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik  
refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya  
ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu olan ölçüde  
ve kanunla öngörülmüş olmak şartıyla söz konusu olabilir."  
Bununla birlikte, bu şikayeti Mahkeme önünde sürdürmemiştir.  
88. Komisyon, çocuk için trajik sonuçlarına rağmen, Havva Ergi'nin  
yaşam hakkının korunması hususunda Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalinden başka  
bir sonuç çıkmadığı görüşündedir (Bkz. yukarıdaki paragraf 86).  
89. Hükümet de Sözleşmenin 8. maddesi anlamında ayrı bir sonuç  
çıkmadığı görüşündedir.  
90. Mahkeme, konuyu incelemeye gerek görmemiştir.  
C. Sözleşmenin 13. Maddesinin İhlali İddiası  
91. Başvuran, ek olarak kendisi ve yeğeninin Sözleşmenin aşağıda verilen  
13. maddesinin ihlalinin mağduru olduğundan şikayet etmiştir.  
"Bu sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes,  
ihlal fiili resmi görev ifa eden kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak  
yapılmış da olsa, durumun düzeltilmesi için ulusal bir makama başvurma hakkına  
sahiptir."  
92. Hükümet, bu iddianın yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.  
Hükümet Ceza ve İdare Mahkemelerinin etkin iç hukuk yolları sunduğunu fakat  
başvuranın bu gibi iç hukuk yollarından faydalanmadığını vurgulamıştır (Bkz.  
yukarıdaki paragraflar 46-53). Kuralları bağlı sorumluluğunun ötesinde, devlet  
sorumluluğunu taahhüt etmek için hukuki temellerin sahasını tatmin edici şekilde  
genişleten, idari hatayı kapatmak için sosyal risk teorisine dayanan çok sayıda karara  
dikkat çekmiştir. Bu yeni nesil kararları ilginçtir, aynı zamanda cezai ve idari hakkı  
birleştirmektedir. Böylece Devlet görevlisi ceza mahkemesinde yargılanırken, idare  
mahkemesi ilgili görevlinin cezalandırılması ya da aklanmasına bağlı olmaksızın  
tazminata hükmedebilir.  
Bu kararların bazıları PKK tarafından öldürülen ve suçluların  
bulunmasının mümkün olmadığı polis veya öğretmenlerin yakınlarınca açılmış  
davalar ile ilgilidir ve buna rağmen idare mahkemesi ailelere tazminat ödenmesine  
karar vermiştir. Çok sayıda davada bombalı saldırıların mağdurları idare  
mahkemesinden tazminat almışlardır. Bu kararların çoğu incelenmekte olan bu dava  
ile karşılaştırılabilir şartlarda yaşam kaybını içermektedir. Tüm bu kararlar talep  
edenin lehinedir.  
93. Komisyon tespitlerinde Havva Ergi'nin ölümü ile ilgili yeterli ve etkin  
bir soruşturmanın olmamasının Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğunu  
hatırlatmaktadır (Bkz. yukarıdaki paragraf 70). Bu konu, başvuranın Sözleşmenin  
13. maddesi ile ilgili şikayetlerinde yer aldığı için, Komisyon, bu konuyu ayrıca  
incelemeye gerek görmemiştir.  
94. Başvuran, Komisyon'un kararına itiraz ederek, Devletin, Sözleşmenin  
2. maddesi altındaki yasa dışı öldürmelerle ilgili etkili bir soruşturma yapma  
sorumluluğunun 13. maddede belirtilen etkili hukuk yoluna başvurma hakkı ile  
eşdeğerde olmadığını iddia etmiştir. İkinci maddeye göre, soruşturmanın etkinliği,  
yaşama hakkı dahilinde düşünülürken, 13. maddeye göre, etkili bir hukuk yolu ile  
bağlantılı olarak düşünülmüştür. Sözleşmenin 2. maddesi altındaki sorumluluk alanı  
olaylarla sınırlı olmasına rağmen, 13. maddesi sadece etkin bir soruşturmayı değil,  
aynı zamanda hukuk yoluna başvurma hakkının etkili bir şekilde yerine getirilmesini  
sağlamayı da gerektirir.  
95. Başvuran, Hükümet tarafından atıfta bulunulan içtihatlar ile ilgili  
olarak, idare mahkemesi kararlarından sadece dört tanesinin, Yıldırım, Uçoş,  
Demirkıran ve Curabaz, söz konusu dava ile benzer sorunlar içerdiğini ve sadece bu  
dört davada güvenlik güçlerinin karıştığı olayları içeren şikayetler olduğuna işaret  
etmiştir. Bu davalarda, şikayetçilere tazminat verilmesine hükmedildiği halde, dava  
konusu olay, hiçbir zaman ceza soruşturmasına konu olmamıştır.  
96. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin, ulusal düzeyde bir hukuk  
yoluna başvurmanın Sözleşme haklarının ve özgürlüklerinin kullanılmasını, ne  
şekilde olursa olsun iç hukuk sisteminde güvenceye alacağını garanti ettiğini  
hatırlatmaktadır. Bu nedenle Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşen Tarafların bu  
hüküm altında Sözleşmeden doğan sorumluluklarını yerine getirişleri konusunda  
takdirin kendilerine bırakılmış olmasına rağmen, bir iç hukuk yolu hükmünün ilgili  
Sözleşme şikayetini değerlendirmesini ve uygun bir hukuki çareye hükmetmesini  
gerektirir. Sözleşmenin 13. maddesi altındaki sorumluluğun sahası, Sözleşme  
altında, başvuranın şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber,  
Sözleşmenin 13. maddesi ile gerekli kılınan hukuk yolu, özellikle de Sorumlu  
Devletin yetkililerinin atlamaları veya davranışları nedeniyle, haksız bir şekilde  
engellenmemeli ve hukukta olduğu kadar pratikte de "etkili" olmalıdır (Bkz.  
yukarıda bahsedilen Aksoy, Aydın, Menteş ve Diğerleri Kararları, sırasıyla sayfalar,  
2287, par. 98 ve sayfa 1895-96, par. 103 ve sayfa 2715, par. 89).  
Fakat, 13. madde, sadece, Sözleşme altında incelenebilir nitelikteki  
şikayetlere uygulanabilir (27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice İngiltere'ye Karşı  
Kararı, Dizi A, no 131, s. 23, par. 52). Başvuranın Sözleşmenin 2. maddesi altındaki  
iddiaları ile ilgili davada, durumun böyle olup olmadığı, önemli gerçeklerin ve yasal  
iddiaların ışığında değerlendirilmelidir.  
97. Bu hususta, Mahkeme, Komisyonun, başvuranın, balkonun güneye  
bakan pozisyonu ve çevredeki evlerin pozisyonu, özellikle de doğu yönündeki  
yüksek duvar dikkate alındığında, Havva Ergi'nin ölümüne neden olan merminin  
güney veya güneydoğu yönünden atılmasının mümkün olduğu şeklindeki  
görüşlerine katıldığını belirtmiştir (Bkz. yukarıdaki par. 40). Hükümet, bu konuya  
itiraz etmemiştir. Dahası Hükümetin istenilen bilgi ve belgeleri sunmamasına bağlı  
olarak, Komisyon, güvenlik güçlerinin köy etrafında belli bir süre ile ateşe devam  
ettiği ve güneyde bulundukları şeklinde kuvvetli sonuçlara ulaşmıştır. Komisyon,  
ayrıca merminin güneyden güvenlik güçlerince atılmış olabileceği yolunda, önemli  
kanıtlar tespit etmiştir (Bkz. yukarıdaki par. 41). Önceki bulguların ışığında  
Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin 13. maddesi hususundaki iddialarının tartışılmaz  
olduğundan şüphe edilemeyeceği sonucuna varmıştır.  
98. Bu hükmün gerekliliklerine uyulup uyulmadığı konusundaki soru  
hususunda, Mahkeme, bu davada yetkililerin ihlal ettiği Sözleşme kapsamındaki  
başlıca haklardan birinin niteliğinin, mağdurun yakınlarının iyiliği için, güvence  
altına alınması gereken hukuk yollarını gerektirdiğini hatırlatmıştır. Özellikle de,  
Sözleşmenin 13. maddesinin amacı doğrultusundaki etkili bir hukuk yolu fikri,  
tazminat ödenmesine ek olarak, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve  
cezalandırılmalarını ve aynı zamanda mağdurun yakınlarının soruşturma  
prosedürüne katılımlarını sağlayacak etkili bir başvuruyu da gerektirir. (Bkz.  
yukarıda değinilen Aksoy ve Aydın Kararları, sırasıyla sayfa, 2287, par. 98, ve sayfa  
1895-96, par. 103). Görüldüğü gibi, Sözleşmenin 13. maddesinin gereklilikleri,  
Sözleşmenin 2. maddesi altında, prosedürle ilgili etkili bir soruşturma yapma  
sorumluluğundan daha geniş kapsamlıdır(Bkz. yukarıdaki par. 82).  
Mahkeme, yetkililerin, Havva Ergi'nin ölümünün çevresindeki şartlarda  
etkin bir soruşturma yapmadıkları şeklindeki tespitini hatırlatmaktadır. Mahkeme,  
bu ihmalin başvuranın ve yeğeninin Türk hukukuna göre kullanabileceği her hangi  
bir iç hukuk yolunu tüketebilmesini olumsuz etkilediği görüşündedir.  
Buna göre Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar  
vermiştir.  
D. Sözleşme'nin 14. ve 18. maddelerinin ihlali iddiası  
99. Başvuran, köye yapılan saldırının devletin Kürt vatandaşlarına karşı  
uyguladığı ayrımcılık politikasını gösterdiğini ve bu yetkilendirilmiş uygulamanın  
varlığının Sözleşme'nin 14. ve 18. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.  
Sözleşmenin 14. maddesi aşağıdaki gibidir:  
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk,  
renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir  
azınlığa mensupluk, servet, doğuş veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir  
ayırım gözetilmeksizin sağlanır. "  
18. madde ise şöyledir:  
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve  
özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için  
uygulanabilir."  
100. Komisyon, bu iddiaların doğrulanmamış olduğunu tespit etmiş,  
yukarıdaki maddelerin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Hükümet de aynı  
görüştedir.  
101. Mahkeme de Komisyon tarafından tespit edilen unsurlar  
doğrultusunda, söz konusu maddelerin ihlal edilmediğine karar vermiştir.  
E. Sözleşme'nin 25/1. Maddesinin İhlali İddiası  
102. Son olarak başvuran Sözleşmenin aşağıda verilen, 25/1 maddesi  
gereğince Komisyon'a şikayette bulunmak ve şikayetini Komisyon nezdinde  
sürdürmek hakkının sorumlu devlet yetkililerince engellendiğinden (bkz. yukarıdaki  
paragraf 26), şikayet etmiştir.  
"Bu Sözleşmede tanınan hakların Yüksek Sözleşen taraflardan birince  
ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, devlet dışı her kuruluş  
veya özel kişilerden oluşan her topluluk, hakkında şikayet vaki olan Yüksek  
Sözleşen Tarafın bu konuda Komisyon'un yetkisini tanıdığını bildirmiş olması  
halinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine sunulacak bir dilekçe ile Komisyona  
başvuruda bulunabilir. Yüksek Sözleşen Taraflardan böyle bir bildirimde bulunmuş  
olanlar, bu hakkın etkin bir biçimde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı  
taahhüt ederler."  
103. Komisyon, başvuranın Komisyon'dan talep etmiş olduğu adli  
yardımı destekleyen mal beyanı ile ilgili sorgulandığı sırada, yetkililerin başvuranı  
baskıya maruz bıraktığını ve bunun 25. maddenin 1. paragrafı ile garanti altına  
alınmış kişisel başvuru hakkının kullanılmasına engel teşkil ettiğini belirlemiştir  
(Bkz. yukarıdaki paragraf 26). Sorumlu Devlet, bu sebepten dolayı, bu hüküm  
altında belirtilen sorumluluklarını yerine getirmemiştir.  
104. Hükümet Komisyonun varmış olduğu sonuca şiddetle karşı  
çıkmıştır. Başvuru yapıldıktan yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Komisyonun kabul  
edilebilirlik kararından yedi ay sonra, 30 Ekim ve 3 Kasım 1995 tarihlerinde  
ifadeler alındıktan sonra, (bkz. yukarıdaki paragraf 26), baskı iddialarının ilk olarak  
ortaya çıktığını iddia etmişlerdir. (Bkz. yukarıdaki paragraflar 1 ve 55)  
Dahası, Hükümet, Türk yetkililerin, başvuranı, Komisyon önündeki  
adli yardım talebi hususunda sorgulamak zorunda olduklarını vurgulamıştır.  
Böylece Sekreter, Hükümeti, talep üzerinde yorum yapmaya davet etmiştir.  
Sorgulamanın amacı mal beyanının doğruluğunu ispatlamaktı. Başvuran, hiçbir  
aşamada başvurusundan vazgeçmesi veya Komisyon önündeki işlemlerdeki  
statüsünden vazgeçmesi hususunda direkt veya dolaylı baskıya maruz kalmamıştır.  
Önce, Hükümetten işbirliği yapmasını istediği, sonra da, sonuçlar ve bulgular rapor  
edildikten sonra, onları onayladığı için Komisyonun tavrında çelişki vardır.  
105. Mahkeme, Sözleşmenin 25. maddesi altındaki başvuranın  
şikayetinin zamanlamasının, Sözleşme gereğince kabul edilebilirlik kararına  
sebebiyet vermediğini gözlemlemiştir. Hükümetin bu konudaki iddiaları  
reddedilmelidir.  
Şikayetin esası ile ilgili olarak ifade tutanaklarından anlaşıldığı üzere  
(bkz. yukarıdaki paragraf 26), bu ifadelerin başvuranın mal beyanı ile  
sınırlandırılmamış olduğu tespit edilmiştir. Başvurana Komisyon'a yaptığı  
başvurunun konusu ve  
başvuru yapabileceği konular ile ilgili açıklama talep  
edilmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın yetkililer tarafından neden iki kere  
sorgulandığı, bunun neden terörle mücadele polisleri ve savcı tarafından yapıldığı  
konusunda makul bir gerekçe bulamamıştır. Bütün bunların ışığında Mahkeme,  
Komisyon'un tespit ettiği gibi, bu şartlar altındaki, Komisyon'a yaptığı başvuru ile  
ilgili görüşmeler neticesinde başvuranın kendisini gözdağı verilmiş hissetmiş  
olduğunu kabul etmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın, yetkililerin,  
başvurusunu geri çekmesi ya da değiştirmesi şeklinde her hangi bir baskısına maruz  
kalmadan Komisyon ile özgürce temas kurmasının Sözleşme'nin 25. maddesinde  
sağlanmış bireysel başvuru sisteminin etkin uygulanmasında en önemli unsur  
olduğunu hatırlatmıştır (16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı  
Kararı, Raporlar 1996/IV, s. 1219, par. 105); ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy  
Türkiye'ye Karşı Kararı, Raporlar VI, sayfa 2288, par. 105). Söz konusu başvurunun  
şartları Devletin, Sözleşme'nin söz konusu hükmünü ihlal ettiğini ortaya  
koymaktadır. Böylece Sözleşme'nin 25/1. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. Sözleşme'nin 50. maddesi ile ilgili talep  
106. Havva Ergi'nin ölümü ile ilgili olarak, başvuran, Sözleşme'nin  
aşağıda sunulan 50. maddesi bağlamında, tazminat talep etmiştir.  
"Mahkeme, bir Yüksek Sözleşen Tarafın yargı mercileri veya herhangi  
başka bir resmi merci tarafından verilmiş olan bir kararın veya alınmış olan bir  
tedbirin bu Sözleşmeden doğan yükümlülüklere tamamen veya kısmen aykırı  
düştüğü hükmüne varırsa ve eğer ilgili tarafın iç hukuku bu karar veya tedbirin  
sonuçlarını ancak kısmen gidermeye elverişli ise, Mahkeme kararında gerektiği  
taktirde zarar gören tarafa hakkaniyete uygun bir tatmin şekline hükmolunur."  
A. Manevi Zarar  
107. Başvuran, kendisinin, merhum kız kardeşinin ve onun kızının  
bireysel ihlallerin mağduru olduklarını ileri sürmüştür. Manevi zararlarının tazmini  
için 30.000 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Bununla beraber 2. maddenin ihlali  
uygulamasının sonucu olan ağırlaştırılmış zararları ve Türkiye'nin güneydoğusunda  
etkili iç hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle 13. maddenin ağırlaştırılmış ihlali  
için 10.000 İngiliz Sterlini ağırlaştırıcı tazminat talep etmiştir.  
108. Hükümet, talep edilen miktarların abartılı olduğunu belirtmiştir.  
Hükümet, bu bağlamda Mahkeme'yi asgari ücretin yaklaşık olarak aylık 600 FF ve  
kıdemli bir hakimin maaşının 4.700 FF olan Türkiye'deki sosyal ve ekonomik  
koşulları dikkate almaya davet etmiştir. Hükümet, başvuran olmayan ve yargılama  
prosedüründe yer almayan yeğen için karar verilmesini doğru bulmamıştır.  
109. Komisyon Delegesi başvuranın talepleri hakkında herhangi bir  
öneride bulunmamıştır.  
110. Mahkeme, başlangıçtan itibaren söz konusu başvurunun Komisyon'a  
başvuran tarafından sadece kendisi ve merhum kız kardeşi için değil aynı zamanda  
yeğeni olan Havva Ergi'nin kızı için de yapıldığını belirlemiştir. Mahkeme, sadece  
ihlal olduğunu tespit etmekle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar gördüklerini  
değerlendirmektedir. İhlalin ağırlığı (bkz. yukarıdaki paragraflar 86 ve 98) ve adil  
tatmin dikkate alındığında, Mahkeme, başvurana 1000 İngiliz Sterlini ve Havva  
Ergi'nin kızına ya da onun adına kanuni temsilcisine verilmek üzere 5,000 İngiliz  
Sterlini ödenmesine karar vermiştir.  
111. Öte yanda, Mahkeme, ağırlaştırıcı tazminat ile ilgili tüm talepleri  
reddetmiştir.  
B.Masraf ve Harcamalar  
112. Başvuran, ayrıca davayı Sözleşme organları önüne hazırlanmak ve  
sürdürmek amacıyla yaptığı hukuki masraf ve harcamaları için 20,624.60 İngiliz  
Sterlini ödenmesini talep etmiştir. Başvuran, Avrupa Konseyinden adli yardım  
olarak aldığı miktarı çıkarttıktan sonra, şunları talep etmiştir:  
(a) İngiltere, faaliyet gösteren avukatları tarafından yapılan işin ücreti  
olarak 16,450.24 İngiliz Sterlini (İS);  
(b)Türk avukatlarının yaptığı çalışmalar için 1,625 İS;  
(c)Çeşitli idari harcamalar için 306.66 İS;  
(d) Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP) tarafından yapılan araştırma ve  
destek için 1,230 İS;  
(e) Balistik inceleme raporu için 250 İS;  
(f) Türkiye'de yapılan duruşmadaki tercüme, yorum, iaşe ve ibate  
masrafları için 417.70 İS  
(g)Diğer yorum ve tercüme masrafları için 345 İS  
Başvuran, Mahkeme tarafından hükmedilecek meblağın doğrudan  
başvuranın İngiltere'de faaliyet gösteren avukatlarının adına açılmış bir hesaba  
İngiliz Sterlini olarak ödenmesini ve gecikme faizinin yıllık %8 olarak  
uygulanmasını talep etmiştir.  
113. Hükümet, Mahkeme'yi ispat edilmemiş ve çok abartılı olduğu için  
bu talebi reddetmeye davet etmiştir. Hükümet, başvuranın, İngiltere'de faaliyet  
gösteren avukatların yardımına başvurmasının gereğini tartışmakta ve KHRP'nin  
masraf ve harcamaları için herhangi bir meblağa hükmedilmesine şiddetle karşı  
çıkmaktadır.  
114. Komisyon Delegesi, başvuran tarafından talep edilen meblağlarla  
ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.  
115. Mahkeme, KHRP tarafından yapılan masraf ve harcamalar için talep  
edilen harcamaların gerekli olduğu için yapıldığına ikna olmamıştır ve bu talebi  
reddetmiştir. Masraf ve harcamaların diğer kısmı için, Mahkeme adil şekilde karar  
vererek, başvuran tarafından sunulan taleplerin detayları ile ilgili olarak 12000 İS'ni  
uygulanabilecek vergiler ile birlikte, Avrupa Konseyi'nden harcamalar ve ödemeler  
için alınmış olan 9,995 Fransız Frangı adli yardım düşüldükten sonra ödenmesine  
karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
116. Mahkeme'ye verilen bilgiye göre, bu kararın verildiği tarihte  
İngiltere'de uygulanan yasal faiz oranı yıllık % 7,5'dur.  
BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME;  
1. Hükümetin başvurunun geçerliliği ile ilgili ilk itirazlarını oybirliğiyle  
reddetmiştir.  
2. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ilk itirazı  
yapmaktan kendi eylemi ile mahrum kaldığına oybirliği ile karar vermiştir.  
3. Başvurunun kardeşinin Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlalini oluşturacak  
şekilde güvenlik güçlerince öldürüldüğünün saptanamadığına oybirliğiyle karar  
verilmiştir.  
4. Güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonun planlanması ve idaresinin ve  
başvuranın kardeşinin ölümünün çevresindeki koşullar doğrultusunda Devlet  
yetkilileri tarafından yeterli ve etkin bir soruşturma yapılmamasının Sözleşme'nin 2.  
maddesinin ihlalini oluşturduğuna oybirliği ile karar vermiştir.  
5. Sözleşme'nin 8. maddesi ile ilgili şikayetleri incelemeye oybirliğiyle  
gerek görmemiştir.  
6. Başvuran ve yeğeni ile ilgili olarak Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğine 1'e karşı 8 oyla karar vermiştir.  
7. Sözleşme'nin 14 ve 18. maddelerinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle  
karar vermiştir.  
8. Sözleşme'nin 25/1. maddesinin ihlal edildiğine 8'e karşı 1 oyla karar  
vermiştir.  
9. Sorumlu Devletin, başvurana 3 ay içinde, manevi zararlar ile ilgili  
olarak 1,000 (bin) İS'ni ödeme gününde geçerli döviz kurundan Türk Lirasına  
çevrilerek ödenmesine 1'e karşı 8 oyla karar vermiştir.  
10. Sorumlu Devletin, başvuranın yeğenine ya da onun yerine hareket  
eden kanuni temsilcisine, üç ay içinde, manevi zararlar ile ilgili olarak 5,000 (beş  
bin) İS'ni ödeme gününde geçerli döviz kurundan Türk Lirasına çevrilerek  
ödenmesine oybirliğiyle karar vermiştir.  
11. Sorumlu Devletin, başvurana, üç ay içinde, masraf ve harcamalar için,  
12,000 İS'ni uygulanabilecek vergilerle birlikte, 9,995 FF karar tarihindeki kurdan  
İngiliz Sterlini'ne çevrilerek çıkartıldıktan sonra ödenmesine oybirliği ile karar  
vermiştir.  
12. Yukarıda miktarlara, yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin  
aşılmasından itibaren ödeme gününe kadar yıllık % 7.5 gecikme faizi  
uygulanmasına oybirliği ile karar vermiştir.  
13. Adil tatmin için talep edilen meblağların diğer kısmını oybirliği ile  
reddetmiştir.  
İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış olup, 28 Temmuz 1998  
tarihinde Strazburg'daki İnsan Hakları Binası'nda halka açık duruşmada  
sunulmuştur.  
İmza : Rudolf BERNHARDT  
Başkan  
İmza: Herbert PETZOLD  
Raportör  
Sözleşmenin 51 maddesinin 2. paragrafına ve Mahkeme A Tüzüğünün  
53. maddesinin 2. paragrafına uygun olarak, Sayın Gölcüklü'nün Kısmi Karşıoyu bu  
karara ek olarak sunulmuştur.  
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMİ KARŞIOYU  
Ergi Türkiye'ye Karşı Davası'nda bazı noktalarda aşağıda verilen  
sebepler nedeniyle çoğunluğun düşüncesine katılmadığımı bildirmek istiyorum.  
1. Mahkeme, söz konusu ölümle ilgili etkili bir soruşturma yapılmaması  
nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır ve  
başvuranın Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerinin, şikayetlerin temelini oluşturduğunu  
gösterecek etkili ve yeterli bir soruşturma olmadığı için, ben de Komisyon gibi,  
Sözleşmenin 13. maddesi altında başka farklı bir konunun ortaya çıkmadığı  
görüşündeyim. Bu bağlamda Kaya Türkiye'ye Karşı davasındaki karşıoyuma ve  
sorun üzerinde Komisyon'un büyük bir çoğunluğu tarafından ifade edilen görüşe  
gönderme yapıyorum (Bkz. Aytekin Türkiye'ye Karşı, Başvuru No:22880/93, 18  
Eylül 1997;Ergi Türkiye'ye Karşı, Başvuru No: 23814/94, 20 Mayıs 1997; Yaşa  
Türkiye'ye Karşı, Başvuru No: 22495/93, 8 Eylül 1997).  
2. Mahkeme, ayrıca, Hükümet tarafından itiraz edilen ispatlanmamış bazı  
iddiaları yorumlayarak Sözleşmenin 25. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmıştır. Sorumlu Devlet başvuru kendilerine ulaştırıldığında birkaç kez başvuranla  
irtibat kurmaya çalışmıştır. Bu adım, öncelikle, başvuranın iddialarını doğrulamak  
ve ikinci olarak da Sözleşme sisteminde problemi çözmenin ilk adımı olan dostane  
çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağını araştırmak için faydalı ve gerekli idi.  
Şikayetçinin, Komisyon önündeki başvurusu hususunda görüşmek için ulusal yetkili  
tarafından çağırıldığında söz konusu kişi rahatsızlık duymuş olabilir. Fakat, bu  
psikolojik durumun başvuranın Strazburg Kuruluşları önündeki muamelelerine  
devam etmesinin engellenmesi için baskı uygulanması olarak algılanması benim  
fikrime göre ya kötü talih ya da sorumlu Devletin itibarını sarsmak için hazırlanmış  
politik bir planın sonucudur. Benim fikrime göre, başvuranın bu tür davalarda  
Sözleşmenin 25. maddesi ile yetkili kılınmamış bir tür kamu davası vasıtası ile  
hareket eden Diyarbakır İnsan Hakları Derneğinin baskısı altında olup olmadığını,  
Mahkeme kendisine sormalıdır- ve Diyarbakır'da başlayan bütün davalar aynı yolu  
takip etmektedir- Londra (Kürdistan İnsan Hakları Projesi) ve Strazburg.  
Raportörün Notu: Bu ek pratik nedenlerden dolayı sadece kararın basılmış şekli  
ile birlikte (1998 Hüküm ve Karar Raporlarında) yeralacaktır, fakat Komisyon  
Raporu'nun bir kopyasını Raportör Daire'den temin etmek mümkündür.