CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ERGÜL VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 22492/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22492/02) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Sultan Ergül, Rabia Emre, Fatma Ertabaklar, Ali Ergül ve Alim Ergül’ün  
(bavuranlar) 2 Nisan 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve  
Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi -  
AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından  
Y. Tamer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Rabia Emre, Fatma Daday, Ali Ergül ve Alim Ergül sırasıyla 1950, 1940,  
1951 ve 1946 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.  
Bay Đzzet Ergül ve Bay Daday (« asıl mülk sahipleri») Đzmir Cumaovası’nda bulunan bir  
tarım arazisi üzerindeki farklı parsellerin ortak sahipleriydi. Ergül ve Emre soyadlarını taıyan  
bavuranlar, 1988 yılında vefat eden Bay Đzzet Ergül’ün mirasçılarıdır. Bayan Daday ise  
1973 yılında vefat eden Bay Daday’ın mirasçısıdır.  
1937 yılında, sözkonusu arazinin bulunduğu bölgede ilk kadastro planı çizilmitir. Bu  
arazi, belirtilen tarihten itibaren çeitli anlamazlıkların, birçok davanın ve daha sonra  
değiikliğe uğrayan birçok kadastro planının konusu olmutur.  
1959 tarihinde, asıl mülk sahipleri resmi olarak tapu siciline arazinin ortak sahipleri  
sıfatıyla kaydedilmitir.  
14 ubat 1980 tarihinde, kadastro müdürlüğü söz konusu arazi için Hazine dahil üçüncü  
ahıslar adına seksen sekiz parsele paylatırılmülkiyet belgeleri düzenlemitir.  
Bavuranlara göre, arazinin kayıt ve parselleme ilemleri yapılırken ne 1937 yılında asıl mülk  
sahiplerinin lehine düzenlenen kadastro planı ve ne de 1945, 1950 ve 1954 yıllarında  
tapularını doğrulayan kesin mahkeme kararları dikkate alınmıtır.  
26 Kasım 1985 tarihinde, Bay Đzzet Ergül ve Bayan Daday, seksen sekiz « kullanıcı »  
aleyhine Đzmir Asliye Mahkemesi önünde « men-i müdahale » ve « tespite itiraz » davası  
açmıtır.  
Mahkeme, 1 Aralık 1987 tarihinde yetkisizlik kararı almıve dosyayı Đzmir Kadastro  
Mahkemesi’ne göndermitir.  
Ergül ve Emre soyadlarını taıyan bavuranlar, 1988 yılından itibaren Bay Đzzet Ergül’ün  
mirasçıları olarak bu davaya müdahil olmulardır.  
Davaya bakan Đzmir Kadastro Mahkemesi 25 Nisan 1996 tarihinde aldığı kararla yetkisiz  
olduğunu ilan etmitir.  
2
Yetkisizlik anlamazlığını çözmekle görevlendirilen Yargıtay, 22 Ekim 1996 tarihinde  
hangi kadastro mahkemesinin yetkili olduğunu belirleyen kararını açıklamıtır.  
Dosyadaki bilgilere göre, bu karar alınırken dava 1997/366 dosya numarasıyla Menderes  
(Đzmir) Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmekteydi.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin ilgili bölümü aağıdaki gibi  
kaleme alınan 1. paragrafında öngörülen « makul süre » ilkesini karılamadığını iddia  
etmektedir:  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, ihtilaflı dava hâlâ devam ettiği için ikâyetin zamanından önce yapıldığı  
kanaatindedir.  
AĐHM, mevcut dava koullarına benzer davalarda yargılama süresiyle ilgili çok sayıda  
karar aldığını hatırlatmakta (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Veli Uysal davası, no  
57407/00, 4 Mart 2008) ve Hükümetin bavurunun zamanından önce yapıldığı yönündeki  
iddiasını reddetmektedir.  
AĐHM, diğer taraftan ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla, bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının, dava koullarını takiben ve mahkeme yerleik  
içtihatları, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer  
bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,  
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43,  
CEDH 2000-VII).  
Đhtilaflı yargılama Bayan Daday ve diğer üç bavuranın murisi Bay Đzzet Ergül’ün men-i  
müdahale davası açtıkları 26 Kasım 1985 tarihinde balamıtır. Ergül ve Emre soyadlarını  
taıyan dört bavuran, 1988 tarihinden itibaren Bay Đzzet Ergül’ün mirasçıları olarak davaya  
müdahil olmulardır.  
Dosyadaki unsurlardan anlaıldığına göre, bu karar alınırken dava Menderes (Đzmir)  
Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmekteydi. Dolayısıyla söz konusu dava iki  
dereceli yargılama sürecinde yaklaık yirmi dört yıl sürmütür.  
3
AĐHM, ancak Türkiye’nin bireysel bavuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden  
itibaren geçen zaman üzerinde fikir yürütebileceğini hatırlatmaktadır.  
Bununla birlikte AĐHM, belirtilen tarihte davanın bir yıldan fazla bir süredir görülmekte  
olduğunu dikkate alacaktır.  
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemive  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit etmitir (bakınız Frydlender,  
ilgili bölüm).  
üphesiz mevcut dava, tapu kayıtlarının çok eski olması ve bağlantılı davaların çokluğu  
dolayısıyla karmaıklık göstermektedir.  
Bununla birlikte, yargılamanın bu denli uzamasına bavuranların davranıının neden  
olduğu söylenemez.  
Yetkililerin tutumlarına ilikin olarak ise AĐHM, özellikle, yerel mahkemelerin, yetkilerini  
belirlemek için on bir yıldan fazla süre harcadıklarını gözlemlemektedir. Oysa bireyin hak ve  
yükümlülükleriyle ilgili sivil nitelikli itirazlarını makul bir sürede kesin karara bağlayabilmek  
için iç hukuk sistemlerinin düzenlenmesi, Sözlemeye taraf olan Devletlerin  
sorumluluğundadır (Portekiz aleyhine Comingersoll S.A. davası [GC], no 35382/97, prg 24,  
CEDH 2000-IV).  
Sonuç olarak kendisine sunulan tüm unsurları incelemesinin ardından AĐHM, bu durumda  
Hükümetin farklı sonuca varmaya yarayacak herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı  
kanaatindedir. Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı  
yargılama süresinin çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği sonucuna  
varmaktadır.  
Bu itibarla, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN, 6. MADDENĐN 1. PARAGRAFIYLA BAĞLANTILI  
OLARAK ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, ayrıca ulusal bir mahkeme önünde ikâyetlerini dile getirebilecekleri etkili bir  
itiraz yolu bulunmadığından yakınmakta ve AĐHS’nin aağıdaki gibi kaleme alınan 13.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, Türk hukuk sisteminin davacılara, bu madde hükmü anlamında, yargılama süresini  
ikâyet edebilecekleri etkin bir itiraz yolu sunmadığını daha önce de tespit ettiğini  
hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Ebru ve Tayfun Engin Çolak davası, no 60176/00, prg 107,  
30 Mayıs 2006).  
Bu itibarla, AĐHS’nin 13. maddesi 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal  
edilmitir.  
4
III. EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, ayrıca ihtilaflı yargılamanın uzunluğunun, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi  
ile güvence altına alınan mülklerine saygı hakkını ihlal etmesinden de ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır. Hükümet, ihtilaflı yargılamanın halen görülmekte  
olduğunu, dolayısıyla ikâyetin zamanından önce sunulduğunu ileri sürmekte ve iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranların mülklerine sahip çıkmak için açtıkları davanın gerçekten Menderes  
Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam ettiğini kaydetmektedir.  
Dosya unsurlarının tamamını incelediğinde AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi  
kapsamında yapılan ikayet hakkında karar verilebilmesi için, iç hukuktaki davanın  
sonucunun bilinmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.  
Ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın günümüzdeki safhasında, söz konusu ikayetin  
erken yapıldığı sonucu çıkmaktadır. Ancak ayet bavuran, iç hukuktaki yargılamanın  
sonunda halen mağdur olduğunu düünürse yeniden AĐHM’ye bavurma imkânına sahiptir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 35. maddesinin 1.ve 4. paragrafları uyarınca iç hukuk yolları  
tüketilmediği gerekçesiyle, bavuranların 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında  
yaptığı ikayet kabuledilemez niteliktedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Veli Uysal  
davası, no 57407/00, prg. 40-43, 4 Mart 2008).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesi hükümlerine göre,  
A. Tazminat  
Ergül ve Emre soyadlarını taıyan bavuranlar, maddi tazminat olarak toplam 1 000 000  
Amerikan Doları (USD) talep ederken, Bayan Daday da kendisi için aynı tutarı talep  
etmektedir. Bavuranlar, talep ettikleri tutarı desteklemek amacıyla mülklerine eriimden  
yoksun kalmaları sonucunda uğradıkları zirai kazanç kaybıyla ilgili yapılan bir hesabı  
sunmaktadırlar.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.  
Ergül ve Emre soyadlarını taıyan bavuranlar, manevi tazminat olarak ayrıca  
1 000 000 USD talep ederken, Bayan Daday da yine aynı tutarı talep etmektedir.  
Hükümet, dayanaktan yoksun bulduğu bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, her eyden önce AĐHS’nin bir hükmünün ihlal edildiği sonucuna vardığında ilgili  
ahısa uğradığı zarar karılığında bir manevi tazminat ödenmesine hükmedebileceğini  
hatırlatmaktadır. Bu tutar, söz konusu ihlalin sonucunda ortaya çıkan tedirginlik, sıkıntı ve  
belirsizliğin telafisi içindir (bakınız Comingersoll S.A., ilgili bölüm, prg. 29 ; Yunanistan  
aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası [GC], no 27278/03, prg. 27, CEDH 2008-...; ve  
5
Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası [GC], no 38311/02, prg. 39, 15 ubat  
2008).  
Birlikte hareket eden bir grup insanın aynı olgu ve hakları savunarak ve aynı amaca  
yönelik gerekçelerle açtığı bir davada, yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6.  
maddesinin çiğnendiği tespit edilirse, bavuranların her biri, prensip itibariyle ve uygulanacak  
kıstaslara halel getirmeden, bireysel olarak manevi tazminat talep edebilirler (bakınız,  
özellikle, Arvanitaki-Roboti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 29, ve Kakamoukas ve diğerleri,  
ilgili bölüm, prg. 41).  
Bir grup bavuran, ihtilaflı ulusal yargılamanın sadece balangıçtaki tek tarafıyla  
arasındaki hukuki bir bağlantı varlığına dayanarak mağdur sıfatı kazandığında durum  
farklıdır. Örneğin balangıçtaki tarafın vefat etmesi neticesinde hak sahiplerinin bavurması  
ya da iflas sonrasında mal varlığını yönetenlerin isteği üzerine dava konusu edilmesi  
durumunda veya alacak devrinde böylesi bir durum ortaya çıkabilir. AĐHM’nin tutar üzerinde  
karar verirken dikkate alması gereken en önemli nokta, özellikle bavuranların çok sayıda  
olduğu durumlarda, onların sayısındaki artıın davalı taraf üzerine yüklenmemesidir.  
Mevcut davada, bavuran Bayan Daday ve bavuranlar Bayan Emre, Bay Ali Ergül ve Bay  
Alim Ergül sırasıyla ihtilaflı yargılamanın balangıçtaki tarafları olan Bay Daday ve Bay  
Ergül’ün mirasçısı olmulardır.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, Bayan Daday’a 15 600 Euro (on bebin altı yüz euro)  
ve Bayan Rabia Emre, Bay Ali Ergül ve Bay Alim Ergül’e beraberce 15 600 Euro (on bebin  
altı yüz euro) manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama giderleri için 10 000 USD talep  
etmektedir. Bu tutarı desteklemek amacıyla bavuranlar, 360 TRY (yaklaık 180 Euro)  
tutarındaki bir tercüme masrafı ödeme belgesi ile birlikte Đzmir barosu barem listesini  
bavuruya eklemilerdir.  
Hükümet bu taleplerin dayanaksız olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Elindeki belgeler ve yukarıdaki kıstaslar  
dikkate alındığında AĐHM, mevcut davada bu balık altında bavuranlara 500 Euro  
ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hukuki yargılama sürecinin uzunluğunun aırı olduğuna (6/1 maddesi) ve buna karı etkili  
bir bavuru yolunun bulunmadığına (6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 13. madde) dair  
ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
6
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:  
(i) Bavuran Daday’a 15.600 (on bebin altı yüz) Euro ve bavuranlar Rabia Emre.  
Ali Ergül ve Alim Ergül’e ortaklaa 15.600 (on bebin altı yüz) Euro manevi  
tazminat ödenmesine;  
(ii) yargılama masraf ve giderleri için bavuranlara ortaklaa 500 (beyüz) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin Đçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7