2. Başvuranın düşmesinden yetkililerin sorumlu olduğu iddiasına ilişkin
Yaşama hakkını koruma altına alan ve yaşama hakkından mahrum bırakmanın haklı
olabileceği şartları ortaya koyan 2. madde, AİHS’nin en temel hükümleri arasında yer alır ve
15. madde uyarınca, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında bu
maddenin ihlal edilmesine hak tanınmaz. 3. madde ile birlikte, aynı zamanda, Avrupa
Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini kapsar. Yaşama
hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği şartlar, dolayısıyla, dar anlamda
yorumlanmalıdır. Bireylerin korunmasına yönelik bir belge olarak AİHS’nin nedeni ve
maksadı aynı zamanda, 2. maddenin, teminatlarını uygulanabilir ve etkili hale getirecek
şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri – İngiltere,
27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).
AİHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın şartlarınca
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli
olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – İngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Yerel
işlemlerin gerçeklemiş olduğu durumda, yerel mahkemelerin olaylara ilişkin değerlendirmesi
yerine kendi değerlendirmesini koymak AİHM’nin görevi değildir ve genel bir kural olarak
ellerindeki delilleri değerlendirmek yerel mahkemelere düşer. AİHM, yerel mahkemelerin
kararlarına bağlı olmasa da, normal koşullarda, bu mahkemeler tarafından olaylara ilişkin
verilen kararlardan sapmasına yol açması için ikna edici unsurlara gerek duyar (bkz. Klaas –
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, §§ 29-30). Ancak, AİHS’nin 2.
maddesi uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda, AİHM, bazı yerel işlemler ve
soruşturmalar yapılmış olsa bile, özellikle tam bir inceleme uygulamalıdır (bkz., mutatis
mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri A no. 336, § 32 ve Avşar –
Türkiye, no. 25657/94, § 283, AİHM 2001-VII).
AİHM, başvuranın pencereden düşmesine yol açan olaylara ilişkin farklı açıklamaların
olduğunu gözlemler. Başvuran, pencereden dışarı kendisinin atladığını ileri sürmüş ancak
başvuranın avukatı onun polis memurları tarafından atılmış olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca,
görgü tanıkları, başvuranın pencereden dışarı atladığı ve intihar etmeye çalıştığını
doğrulamışlardır. Dolayısıyla, Savcı, avukatın iddiasını kanıtlayan yeterli delil olmadığı
sonucuna varmıştır.
Yukarıda belirtilenlerin ışığında, AİHM, başvuranın pencereden dışarı polis memurları
tarafından atıldığı sonucuna varmak için somut ve delil niteliğinde yeterli temel olmadığını
değerlendirir.
Yetkililerin başvuranın yaşama hakkını korumadıkları hakkındaki iddiaya ilişkin
olarak, AİHM, 2 § 1. maddenin, Devlet’i yalnızca kasti ve yasadışı öldürmeden kaçınmaya
değil aynı zamanda yetki alanı içinde bulunanların yaşamlarını koruma altına almak yönünde
uygun adımlar atmaya mecbur kıldığını anımsar (bkz. L.C.B. – İngiltere, 9 Haziran 1998
tarihli karar, Reports 1998-III, s. 1403, § 36). Bu, uygun şartlarda, bir bireyin suç teşkil eden
fiilleri nedeniyle yaşamı risk altında olan başka bir bireyi korumak için önleyici pratik
tedbirler almaya ilişkin olarak yetkililerin kesin bir yükümlülüğü olmasına kadar varır (bkz.
Osman – İngiltere, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-
VIII, § 115).
Modern toplumları denetlemekteki zorluklar, insan davranışının önceden
kestirilememesi ve öncelikler ve kaynaklar açısından yapılması gereken pratik seçimler
4