COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
ERİKAN BULUT - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 51480/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 Mart 2006  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
Başvuran, 1961 doğumludur ve İstanbul’da ikamet emektedir. 26 Ağustos 1998  
tarihinde, PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı şüphesiyle Pendik Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Birimi’ne bağlı polisler tarafından yakalanmıştır. 27 Ağustos 1998 tarihinde,  
Cumhuriyet Savcısı, aleyhinde kanıt olmadığı gerekçesiyle başvuranın serbest bırakılması  
talimatını vemiştir. Akabinde, başvuran önce Pendik Hastanesi’ne getirilmiş ve burada  
kendisini muayene eden doktor başvuranın vücudunda kötü muameleye dair bir darp izi  
olmadığını belirtmiştir. Daha sonra Pendik Emniyet Müdürlüğü’ne geri getirilmiş ve  
penceresinde parmalıklar bulunan bir odada bekletilirken polisler tahliye raporunu  
hazırlamışlardır. Başvuran, beklediği esnada polislerin kendisine ilaçlı çay içirdiklerini ve  
bunun sonucunda bilincini kaybettiğini iddia etmiştir. Kendine geldiğinde ise hastanede  
olduğunu belirtmiştir. Emniyet Müdürlüğü binasının beşinci katından aşağıya düşmüştür.  
Hükümet, başvuranın koşarak pencereden atladığını ve yalnızca polisler tarafından kullanılan  
bu odanın parmaklıkları olmadığını ileri sürmüştür. 28 Ağustos 1998 tarihli sağlık raporunda  
başvuranın birkaç kırığı olduğu ifade edilmektedir. Aynı gün, polisler, Mustafa Sezer,  
Burhanettin Tekler, Mustafa Yüksel ve İsmail Kaya Horta isimli polis memurlarının  
ifadelerini almış ve bu polislerin hepsi başvuranın beşinci kattan atladığını teyit etmiştir.  
Ayrıca, aynı anda odada bulunan İbrahim Nih ve Ali Aydın isimli sivillerin de ifadeleri  
alınmıştır. Aynı gün, başvuranın ifadesi de alınmıştır. Başvuran kendi iradesiyle pencereden  
atladığını itiraf etmiştir. Kimse hakkında şikayetçi olmamıştır. 4 Eylül 1998 tarihinde,  
başvuranın temsilcisi Pendik Cumhuriyet Savcısı’na şikayet dilekçesi yazmış ve başvuranın  
pencereden kasıtlı olarak atıldığını ileri sürmüştür. 9 Eylül 1998 tarihinde, Cumhuriyet  
Savcısı, Sezai Çetin ve Ramazan Hokvan isimli polislerin ifadesini almıştır. 23 Eylül 1998  
tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mustafa Yüksel, Burhanettin Tekler ve Mustafa Sezer’in  
ifadesini, 28 Eylül 1998 tarihinde ise başvuran ve eşinin ifadesini almıştır. 23 Ekim 1998  
tarihinde, Pendik Cumhuriyet Savcısı, aleyhlerine yeterince kanıt bulunmadığından, suçlanan  
polislere yönelik soruşturma başlatılmamasına karar vermiş ve başvuranın intihara teşebbüs  
ettiği sonucuna varmıştır. 24 Şubat 1999 tarihinde, başvuranın temsilcisi, Kadıköy Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde bu karara itiraz etmiş ve başvuranın gözaltında kötü muameleye maruz  
kaldığını ifade etmiştir. 24 Mayıs 1999 tarihinde, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, davayı  
reddetmiştir.  
24 Şubat 1999 tarihinde, başvuranın temsilcisi, bu karara, Kadıköy Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde itiraz etmiştir. Avukat, dilekçesinde, başvuranın, polis nezaretinde olduğu  
sürede kötü muamele görmüş olduğunu ifade etmiştir. Başvuranın üzerine su sıkıldığı,  
kollarından asıldığı ve elektrik şokuna maruz kaldığı iddia edilmiştir. Başvuranın temsilcisi,  
ayrıca, başvuranın kasti olarak pencereden dışarı atıldığı hususunda şikayetçi olmuştur.  
Başvuranın temsilcisi, son olarak, içine ilaç katılmış olduğunu düşündüğü bir bardak çayı  
içtikten sonra başvuranın bilincini kaybetmiş olduğunu iddia etmiştir.  
24 Mayıs 1999 tarihinde, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, Savcı’nın muhakemesini  
onaylayarak, davayı reddetmiştir.  
12 Temmuz 2001 tarihinde, İnsan Hakları Vakfı’na bağlı bir adli tabip, başvuran  
hakkında bir rapor sunmuştur. Psikiyatri raporunun ve toksik incelemenin mevcut olmamasına  
atıfta bulunan doktor, başvuranın, düşüşünden sonra, hastanede tam olarak muayene  
edilmemiş olduğu sonucuna varmıştır. Başvuranın, İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şubesi  
tarafından özel bir iyileşme programına kaydedilmiş olduğunu belirtmiştir.  
2
HUKUK  
I. AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Emniyet Müdürlüğü Binası’nın beşinci katından düşüşüne atıfta bulunan başvuran,  
AİHS’nin 2. maddesi uyarınca yaşama hakkının ihlal edilmesinden şikayetçi olmuştur.  
Sözkonusu madde şöyledir:  
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir  
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse  
kasten öldürülemez.”  
A. Tarafların iddiaları  
1. Başvuran  
Başvuran, içine ilaç katılmış çay içmek zorunda bırakıldığını ve polis memurları  
tarafından kasten pencereden dışarı atıldığını iddia etmiştir. Bu olayın sonucunda, ciddi  
şekilde yaralanmış ve üç ay hastanede kalması gerekmiştir. Başvuran, ayrıca, yerel  
yetkililerin, iddialarına yönelik etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüklerini yerine  
getirmediklerini ileri sürmüştür.  
2. Hükümet  
Hükümet iddiaları reddetmiştir. Başvuranın iddiaları hakkında yerel yetkililer  
tarafından tam olarak bir soruşturma yapıldığını ifade etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın  
iddialarının asılsız olduğunu ve başvurunun, başvuru hakkının suistimalini oluşturduğunu ileri  
sürmüştür.  
B. AİHM’nin değerlendirmesi  
1. 2. maddenin uygulanabilirliği  
Sözkonusu durumda, başvurana karşı kullanılan kuvvet nihayetinde öldürücü değildir.  
Ancak, bu, esas itibariyle, başvuranın 2. madde uyarınca olan şikayetlerinin incelenmeyeceği  
anlamına gelmez. Metnin bütününe bakıldığında, 2. madde, yalnızca kasten öldürmeyi değil,  
aynı zamanda, kasıtlı olmayarak yaşama hakkından mahrum etme ile sonuçlanabilecek kuvvet  
kullanımına izin verildiği durumları da kapsadığını ortaya koymaktadır (bkz. İlhan – Türkiye  
[BD], no. 22277/93, § 75, AİHM 2000-VII ve Makaratzis – Yunanistan [BD], no. 50385/99, §  
49, AİHM 2004-…). Esasında, AİHM, zarar gören kişi konumunda olduğu iddia edilen  
kişinin tartışma konusu davranışın sonucunda hayatını kaybetmemiş olduğu durumları içeren,  
bu hüküm uyarınca olan şikayetleri geçmişte incelemiştir.  
AİHM, başvuranın Pendik Emniyet Müdürlüğü Binası’nın 5. katından düşüşünün  
sonuçta öldürücü olmamasına rağmen, başvuranın ağır yaralar aldığını ve üç ay hastanede  
kalmasının gerektiğini gözlemler. Üstelik düşmenin sonucunda ölmemiş olması rastlantı  
eseridir. AİHM, bu nedenle, AİHS’nin 2. maddesinin bu davaya uygulanabilir olduğu kararına  
varır.  
3
2. Başvuranın düşmesinden yetkililerin sorumlu olduğu iddiasına ilişkin  
Yaşama hakkını koruma altına alan ve yaşama hakkından mahrum bırakmanın haklı  
olabileceği şartları ortaya koyan 2. madde, AİHS’nin en temel hükümleri arasında yer alır ve  
15. madde uyarınca, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında bu  
maddenin ihlal edilmesine hak tanınmaz. 3. madde ile birlikte, aynı zamanda, Avrupa  
Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini kapsar. Yaşama  
hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği şartlar, dolayısıyla, dar anlamda  
yorumlanmalıdır. Bireylerin korunmasına yönelik bir belge olarak AİHS’nin nedeni ve  
maksadı aynı zamanda, 2. maddenin, teminatlarını uygulanabilir ve etkili hale getirecek  
şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri – İngiltere,  
27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).  
AİHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın şartlarınca  
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli  
olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – İngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Yerel  
işlemlerin gerçeklemiş olduğu durumda, yerel mahkemelerin olaylara ilişkin değerlendirmesi  
yerine kendi değerlendirmesini koymak AİHM’nin görevi değildir ve genel bir kural olarak  
ellerindeki delilleri değerlendirmek yerel mahkemelere düşer. AİHM, yerel mahkemelerin  
kararlarına bağlı olmasa da, normal koşullarda, bu mahkemeler tarafından olaylara ilişkin  
verilen kararlardan sapmasına yol açması için ikna edici unsurlara gerek duyar (bkz. Klaas –  
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, §§ 29-30). Ancak, AİHS’nin 2.  
maddesi uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda, AİHM, bazı yerel işlemler ve  
soruşturmalar yapılmış olsa bile, özellikle tam bir inceleme uygulamalıdır (bkz., mutatis  
mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri A no. 336, § 32 ve Avşar –  
Türkiye, no. 25657/94, § 283, AİHM 2001-VII).  
AİHM, başvuranın pencereden düşmesine yol açan olaylara ilişkin farklı açıklamaların  
olduğunu gözlemler. Başvuran, pencereden dışarı kendisinin atladığını ileri sürmüş ancak  
başvuranın avukatı onun polis memurları tarafından atılmış olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca,  
görgü tanıkları, başvuranın pencereden dışarı atladığı ve intihar etmeye çalıştığını  
doğrulamışlardır. Dolayısıyla, Savcı, avukatın iddiasını kanıtlayan yeterli delil olmadığı  
sonucuna varmıştır.  
Yukarıda belirtilenlerin ışığında, AİHM, başvuranın pencereden dışarı polis memurları  
tarafından atıldığı sonucuna varmak için somut ve delil niteliğinde yeterli temel olmadığını  
değerlendirir.  
Yetkililerin başvuranın yaşama hakkını korumadıkları hakkındaki iddiaya ilişkin  
olarak, AİHM, 2 § 1. maddenin, Devlet’i yalnızca kasti ve yasadışı öldürmeden kaçınmaya  
değil aynı zamanda yetki alanı içinde bulunanların yaşamlarını koruma altına almak yönünde  
uygun adımlar atmaya mecbur kıldığını anımsar (bkz. L.C.B. – İngiltere, 9 Haziran 1998  
tarihli karar, Reports 1998-III, s. 1403, § 36). Bu, uygun şartlarda, bir bireyin suç teşkil eden  
fiilleri nedeniyle yaşamı risk altında olan başka bir bireyi korumak için önleyici pratik  
tedbirler almaya ilişkin olarak yetkililerin kesin bir yükümlülüğü olmasına kadar varır (bkz.  
Osman – İngiltere, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-  
VIII, § 115).  
Modern toplumları denetlemekteki zorluklar, insan davranışının önceden  
kestirilememesi ve öncelikler ve kaynaklar açısından yapılması gereken pratik seçimler  
4
gözönünde tutularak, kesin yükümlülüğün kapsamı, yetkililere, yerine getirilmesi olanaksız  
veya aşırı bir yükümlülük yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır. Yaşam riskine dair her  
iddia, yetkililere, bu riskin gerçekleşmesini önlemek için pratik tedbirler almak yönünde bir  
AİHS şartı getiremez. Nezarette intihar etmek gibi, kendine zarar vermekten kaynaklanan  
hayat tehlikesi durumunda, kesin bir yükümlülüğün doğması için, yetkililerin kimliği belli bir  
bireyin yaşamına dair gerçek ve makul bir tehlikenin varlığından haberdar olduklarının veya  
haberdar olmuş olmaları gerektiğinin ve öyle ise yetkileri dahilinde makul olarak sözkonusu  
riski engellemesi beklenebilecek önlemler almadıklarının tespit edilmesi gerekir (bkz. Keenan  
İngiltere, no. 27229/95, §§ 89 ve 92, AİHM 2001-III; Margaret Younger – İngiltere (karar),  
no. 57420/00, 7 Ocak 2003).  
AİHM’nin, gözaltında bulunan insanların hassas bir durumda olduklarını ve  
yetkililerin onları koruma yükümlülüğü taşıdıklarını daha önce vurgulama fırsatları olmuştur.  
Yetkililerin, kişinin gözaltında aldığı herhangi bir yaraya ilişkin açıklama getirme  
yükümlülüğü vardır, bu yükümlülük sözkonusu kişinin öldüğü durumlarda bilhassa zorlayıcı  
olur (bkz., örneğin, Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93, AİHM 2000 – VII, § 99).  
AİHM, hapishane yetkililerinin, görevlerini, sözkonusu her tutuklunun hakları ve  
özgürlükleriyle uyumlu şekilde yerine getirmeleri gerektiğini kabul etmiştir. Kişisel  
bağımsızlığı ihlal etmeden kendine zarar verme fırsatlarını azaltabilecek genel tedbirler ve  
önlemler mevcuttur. Bir tutukluya ilişkin olarak daha sıkı tedbirlerin gerekip gerekmediği ve  
bunları uygulamanın uygun olup olmadığı davanın şartlarına bağlı olacaktır (bkz., yukarıda  
anılan, Keenan § 91).  
Yukarıda belirtilen ilkeler karşısında, AİHM’nin, yetkililerin, Erikan Bulut’un gerçek  
ve makul bir hayat tehlikesi taşıdığını bildiklerini veya bilmiş olmaları gerektiğini ve öyle ise  
bu tehlikeyi önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp  
yapmadıklarını tespit etmesi beklenmektedir.  
AİHM, başvuranın, nezarette bir gece geçirdikten sonra, olay günü serbest bırakılmak  
üzere Pendik Emniyet Müdürlüğü Binası’na getirilmeden önce bir doktor tarafından muayene  
edildiğini anımsar. Tıbbi raporda psikolojik bunalım sözü edilmemiştir ve başvuranın, serbest  
bırakılmak üzere olduğu gerçeğinin farkında olduğu tartışmasızdır. Sonuç olarak, AİHM,  
başvuranın hareketleri ve davranışları hakkında, onun hayat tehlikesi taşıdığı konusunda  
yetkililerin dikkatini çekmesi gereken herhangi bir gösterge olmadığı kararına varır.  
Başvuranın parmaklıkları olmayan bir odaya getirildiği iddiasına ilişkin olarak, AİHM, tüm  
tutukluların güvenli bir nezaret ortamında tutulmasını sağlamak konusunda yetkilileri büyük  
çaba göstermeye davet ve teşvik etse de, başvuranın gerçek ve makul bir intihar riski  
taşıdığına dair bir delilin olmadığı durumda, polis memurlarının bu hareketinin tek başına  
AİHS’nin 2. maddesinin ihlaline yol açamayacağını kaydeder.  
Bu davanın özel şartlarını göz önünde tutarak, AİHM, makul olarak, ilgili yetkililerin  
2. maddenin gerektirdiği şekilde pozitif yükümlülüklerini ihmal etmedikleri sonucunun  
çıkarılabileceği kararına varır.  
AİHM, dolayısıyla, Devlet’in bu davada sorumluluğunun olmadığını değerlendirir ve  
bu hususta 2. maddenin ihlal edilmediğine karar verir.  
5
3. Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası  
Hükümet, soruşturmada herhangi bir kusurun olmadığını ve yetkililerin etkili bir  
soruşturma yürütmek için gerekli tüm önlemleri aldıklarını ileri sürmüştür.  
AİHM, içtihadına göre, Devlet’in 1. madde uyarınca olan “kendi yetki alanları içinde  
bulunan herkese bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma”  
görevi ile birlikte, 2. madde uyarınca yaşama hakkını koruma yükümlülüğünün, bireylerin  
kuvvet kullanımı sonucu ölmeleri halinde bir şekilde etkili bir resmi soruşturma gerektirdiğini  
anımsar. Bir soruşturmanın asgari düzeyde etkili olmasını sağlayan incelemenin niteliği ve  
derecesi her davanın kendi koşullarına bağlıdır. İlgili tüm delillerin temelinde ve soruşturma  
görevinin pratik gerçekleri gözönünde tutularak değerlendirilmelidir (bkz. Buldan – Türkiye,  
no. 28298/95, § 83, 20 Nisan 2004; Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98, § 80).  
Bu davanın olayları hususunda, AİHM, kazadan hemen sonra, yetkililerin, başvuranın  
Pendik Emniyet Müdürlüğü binasının 5. katından düşüşünde mevcut olan şartları açıklığa  
kavuşturmak için bir soruşturma başlattıklarını kaydeder.  
Bu bağlamda, başvuranın düşüşünden sonra, polis memurlarının bir olay raporu  
hazırladıkları, kroki çizdikleri ve olayın görgü tanıklarından, dört polis memuru ve iki  
sivilden ifadeler aldıkları görülmüştür. Bu tanıkların hepsi, tutarlı ifadeler vermiştir ve  
başvuranın koşup pencereden atladığını gördüklerini açıklamışlardır. Yine aynı gün,  
başvuranın hastanede ifadesi alınmıştır. Başvuran, bu ifadede, koşarak pencereden atlamış  
olduğunu ve kimse hakkında bir şikayeti olmadığını doğrulamıştır.  
AİHM, başvuranın temsilcisinin, başvuranı pencereden dışarı polis memurlarının  
atmış olabileceğine dair endişelerini Pendik Cumhuriyet Savcısı’na 4 Eylül 1998 tarihinde  
bildirdiği gerçeğini dikkate alır. Bu şikayet üzerine, soruşturma genişletilmiş ve polis  
memurlarından, başvurandan ve başvuranın eşinden ek ifadeler alınmıştır. Polis memurları,  
başvuranın koşarak pencereden atlamış olduğunu yinelemiş, ancak, başvuran ne olduğunu  
anımsamadığını ifade etmiştir. Başvuranın eşi olayın görgü tanığı olmamıştır. Cumhuriyet  
Savcısı, bu ifadelere dayanarak, başvuranın intihar teşebbüsünde bulunmuş olduğu kararına  
varmış ve takipsizlik kararı vermiştir.  
Ayrıca, yerel Mahkeme’nin Cumhuriyet Savcısı’nın varmış olduğu sonuçlardan farklı  
bir sonuca varmak için sebep görmemesi nedeniyle başvuranın vekilinin, Kadıköy Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne yaptığı başvuru reddedilmiştir. AİHM bu noktada, başvurana uyuşturucu  
karıştırılmış çay verildiğine ilişkin iddianın, 28 Eylül 1998 tarihine kadar yetkili makamların  
dikkatine sunulmamış olduğunu vurgular. Buna ilaveten, başvuranın eşinin, karakolda  
bulunan polis memurlarının, başvurana bir sıvı içirilmiş olduğunu söylediklerini işitmiş  
olduğunu ileri sürdüğü de belirtilmelidir. Bu nedenle AİHM, bir ay sonra yapılmış olan  
toksikolojik araştırma eksikliğinin, yetkili makamlar açısından ihmalkarlık olarak kabul  
edilemeyeceği kanısındadır.  
Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, yerel makamlarca yürütülen soruşturmanın  
etkin olduğu kanısındadır. Bu nedenle, bu hususta 2. maddenin ihlal edilmiş olduğu sonucuna  
varır.  
6
II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
A. Başvuranın, emniyet müdürlüğü binasının beşinci katından düşüşüne ilişkin  
Başvuran, Pendik Emniyet Müdürlüğü Binası’nın beşinci katından düşmesinin,  
AİHS’nin 3. maddesinin ihlalini teşkil ettiği hususunda şikayette bulunmuştur.  
2. maddenin ihlal edilmemiş olduğuna ilişkin gerekçeler ışığında AİHM, 3. madde  
bağlamında ayrı bir meselenin gün ışığına çıkmadığı kanısındadır.  
B. Başvuranın, polis gözetiminde kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin  
Hükümet, başvuranın iddialarının somut temellerini reddetmenin ötesinde, mesele ile  
3. madde uyarınca özel olarak ilgilenmemiştir.  
AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğu yönündeki delilleri  
değerlendirirken, “makul şüphenin ötesinde” kanıt standardını uyguladığını hatırlatır (Avşar,  
Sevgin ve İnce, no. 46262/99, § 52, 20 Eylül 2005). Ancak, bu tür bir kanıt, yeterli derecede  
güçlü, açık ve mutabık kalınmış sonuçların veya çürütülmemiş benzer maddi karinelerin  
birarada yer almasından kaynaklanabilir (İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A  
Serisi no. 25, sayfa 65, § 161).  
AİHM, üstlendiği görevin yardımcı niteliği hususunda duyarlıdır ve özel bir davanın  
koşulları altında, kaçınılmaz olduğunun kabul edilemeyeceği durumlarda bir ilk derece  
Mahkemesi’nin rolünü üstlenme konusunda dikkatlidir (bkz., örneğin, McKerr). Ancak  
sözkonusu davada olduğu gibi, AİHS’nin 3. maddesi uyarınca iddiaların sunulduğu  
durumlarda AİHM, tam bir incelemede bulunmak durumundadır (bkz., mutatis mutandis,  
Ribitsch, § 32, ve Avşar, § 283).  
Sözkonusu davada başvuran, başvuru formunda, yakalandığı gün Pendik Emniyet  
Müdürlüğü Binası’nda psikolojik ve fiziksel yönden kötü muameleye maruz bırakılmış  
olduğunu belirtmiştir. Sözkonusu muamelenin detaylarını belirtmemiştir. AİHM ayrıca  
başvuranın, kötü muamele iddialarını ilk defa yetkili makamlara 4 Eylül 1998 tarihinde,  
Pendik Cumhuriyet Savcısı’na sunmuş olduğu dilekçede dile getirmiş olduğunu belirtmiştir.  
Sözkonusu dilekçede başvuranın vekili, müvekkilinin Pendik Emniyet Müdürlüğü’nde kötü  
muameleye uğramış olduğu hususunda şikayette bulunmuştur. İddia edilen muameleye ilişkin  
yetkili makamlara başka özel bir husus iletilmemiştir. Ancak başvuranın avukatı, başvuranı  
kötü muameleye maruz bırakan polis memurlarından biri olarak Sezai Çetin’in ismini  
vermiştir. Pendik Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 28 Eylül 1998 tarihli bir ifadede,  
başvuranın gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını reddetmiş olduğunu  
gözlemlemiştir. Açıkça hakarete uğramış olduğunu ancak kötü muameleye maruz  
bırakılmamış olduğunu belirtmiş ve itham edilen polis memuru Sezai Çetin’in gözaltı  
süresince kendisine çok iyi davranmış olduğunu açıklamıştır. Son olarak, başvuranın vekili  
Pendik Ağır Ceza Mahkemesi’ne, 24 Şubat 1999 tarihinde Pendik Cumhuriyet Savcısı  
tarafından verilen görevsizlik kararına itiraz eden bir dilekçe daha sunmuştur. Sözkonusu  
dilekçede başvuranın vekili, başvuranın polis karakolunda hakarete maruz kaldığını, tehdit  
edildiğini, üzerine basınçlı su püskürtüldüğünü, kollarından asıldığını ve kendisine elektrik  
şoku uygulandığını belirtmiştir.  
7
Sözkonusu ifadeleri ve 26 ve 27 Ağustos 1995 tarihli doktor raporlarını gözönüne alan  
AİHM, sözkonusu davada başvuranın, gözaltında tutulmuş olduğu süre içerisinde 3. madde  
tarafından izin verilmeyen bir muameleye maruz kaldığı konusunda şüphelere yol açan bir  
takım unsurlar bulunduğunu belirtir.  
Öncelikle, başvuranın vekilinin yerel makamlar huzurundaki beyanatları, tutarlı  
değildir. Başvuranın avukatı, 4 Eylül 1998 tarihli dilekçesinde başvuranın, Pendik Emniyet  
Müdürlüğü Binası’nda kötü muameleye maruz bırakıldığını belirtirken, 24 Şubat 1999 tarihli  
dilekçesinde başvuranın, polis karakolunda kötü muameleye maruz bırakıldığını belirtmiştir.  
Bunun yanında, başvuranın kendisi yerel makamlar huzurunda açıkça gözaltında bulunduğu  
süre içerisinde kötü muameleye maruz kalmamış olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, itham  
edilen polis memuru Sezai Çetin’in, kendisine gözaltında tutulduğu süre içerisinde özellikle  
nazik davrandığını da belirtmiştir. Ayrıca 26 ve 27 Ağustos 1998 tarihli tıbbi raporlar,  
başvuranın vücudunda kötü muamele izleri bulunduğunu göstermemiştir.  
Sonuç olarak, huzurunda sunulan deliller, makul şüphenin ötesinde başvuranın, kötü  
muameleye maruz bırakılmış olduğu sonucuna varılmasına olanak vermediği için AİHM, 3.  
maddenin ihlal edildiğinin kanıtlanmış olduğu kanısında değildir.  
III. AİHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, polis memurları aleyhindeki iddialarına ilişkin etkin bir iç hukuk yolundan  
yararlanmasına olanak tanınmadığı hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS’nin,  
ilgili kısmı aşağıda kaydedilen 6 § 1. maddesine:  
“Herkes ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan ... bir  
mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
ve 13. maddesine dayandırmıştır:  
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme  
hakkına sahiptir.”  
A. AİHS’nin 6 § 1. maddesi  
AİHM, başvuranın AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca sunduğu şikayetin esasının,  
yerel makamların başvuranın, Pendik Emniyet Müdürlüğü Binası’nın beşinci katından  
düşmesine ilişkin etkin bir cezai takibat başlatmamasına ilişkin olduğunu gözlemler.  
AİHM’nin görüşüne göre, başvuranın AİHS’nin 6. maddesine dayanarak yaptığı şikayeti,  
Sözleşme’ye taraf Devletler’in, 13. madde uyarınca AİHS’nin ihlal edilmesi durumunda etkin  
bir iç hukuk yolu sağlama yükümlülüğü ile bağlantılı değerlendirmek daha uygundur (bkz.,  
Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998 I, sayfa 329, §  
105, ve Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Raporlar 1996 VI, sayfa 2286, § 93).  
AİHM sonuç olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediği hususunda  
karar varmayı gerekli görmemektedir.  
8
B. AİHS’nin 13. maddesi  
Taraflar, soruşturmanın etkinliği hususunda sunmuş oldukları görüşlere, AİHS’nin 2.  
maddesi açısından değinmişlerdir.  
Yukarıda kaydedilen bulguları ve içtihatı (Nesibe Haran/Türkiye, no. 28299/95, § 91,  
6 Ekim 2005, Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve 43579/98, §§ 120-  
123, 6 Temmuz 2005, ve Makaratzis,§ 86) ışığında AİHM, 13. madde bağlamında ayrıca bir  
meselenin ortaya çıkmadığı kanısındadır.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,  
1. Yetkili makamların, başvuranın düşmesine ilişkin sorumlu oldukları iddiası hususunda  
AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmemiş olduğuna,  
2. Yetkili makamların, tam ve etkin bir soruşturma yürütmedikleri iddiası hususunda  
AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmemiş olduğuna,  
3. Başvuranın düşmesi hususunda AİHS’nin 3. maddesi uyarınca ayrıca bir meselenin ortaya  
çıkmadığına,  
4. Başvuranın, polis gözetimi altında tutulurken kötü muameleye maruz kaldığına dair  
iddiaları hususunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğuna,  
5. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar vermenin, gerekli olmadığına,  
6. AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrıca bir meselenin ortaya çıkmadığına karar vermiştir.  
İşbu karar, İngilizce hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri  
uyarınca 2 Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Vincent BERGER  
Yazı İşleri Müdürü  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan  
9