COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ERĐꢀ/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 28268/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 28268/02 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Ali Eri’in (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mayıs 2002  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“AĐHS”) Temel Đnsan Haklarını güvence  
altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1932 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
A. Bavuranın yakalanması ve kötü muamele iddiası  
30 Eylül 1999’da, öğlen 12.15’te bavuran, Ankara’daki Ulucanlar Cezaevi’nde  
güvenlik güçlerince düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğü iddia edilen bir mahkumun ceza  
törenine katılmıtır.  
30 Eylül 1999 tarihli olay raporuna göre, polis gruba uyarıda bulunmuve  
dağılmalarını istemitir. Ancak, göstericiler uyarılara uymayarak sloganlar atmaya devam  
etmive Karacaahmet Mezarlığı’na yürümütür. Polis, müdahale etmek durumunda kalmıve  
aralarında bavuranın da bulunduğu otuz dokuz kiiyi yakalamıtır.  
Aynı gün, 1.30’da bavuran, Haydarpaa Numune Hastanesi doktorunca muayene  
edilmitir.  
Aynı gün 19.30’da hastanede iki polis memuru tarafından bavuranın ifadesi  
alınmıtır. Bu ifadede bavuran, emekli olduğunu belirtmitir. Bir kahvehanede oturduğu  
sırada bir cenaze olduğunu duyduğunu ve katılmaya karar verdiğini; bu nedenle gruba  
katıldığını ileri sürmütür. Ancak, göstericilerle polis arasında kalmıve yere dütür.  
Gösteriye dahil olduğunu reddetmitir.  
30 Mart 2000’de bavuranın avukatları, yakalama eylemi sırasında bavurana kötü  
muamelede bulundukları iddia edilen polis memurları aleyhinde Üsküdar Cumhuriyet  
Savcılığı’na ikayette bulunmutur.  
27 Nisan 2001’de Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, takipsizlik kararı vermitir. Kararında,  
bavuranın polisin müdahalesi sırasında yere dümesi nedeniyle yaralandığını iddia ettiği  
ifadesine değinmitir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, polis müdahalesinin ve müdahale sırasında  
kullanılan gücün, dava koullarında kanuna uygun ve ölçülü olduğunu belirtmitir.  
4 Aralık 2001’de bavuranın avukatlarından biri, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına  
itiraz etmitir. Đtiraz dilekçesinde, bavuranın muayene edilmesini öngörmediği ve bavuranı  
ya da diğer gördü tanıklarını dinlemediği için Cumhuriyet Savcısı’nın yeterli bir soruturma  
yürütmediğini iddia etmitir.  
8 Ocak 2002’de Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın itirazını reddetmitir.  
2
B. Bavuran aleyhindeki cezai takibat  
1 Ekim 1999’da Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, bavuranın da dahil olduğu otuz dokuz  
kii aleyhinde bir iddianame sunmutur. Cumhuriyet Savcısı, bavuranı ve diğer sanıkları  
2911 Nolu Kanun’un 32. maddesi uyarınca yasadıı bir gösteride yer almakla suçlamıtır.  
20 Aralık 1999’da gerçekletirilen durumada bavuran, Üsküdar Asliye Ceza  
Mahkemesi önünde, Ankara’da öldürülen bir mahkumla ilgili olarak Cemevi dıında bir basın  
açıklaması yapılacağını duyduğunu belirtmitir. Bu nedenle Üsküdar Cemevi’ne giden bir  
otobüse binmive otobüsten inerken polis tarafından yakalanmıtır. Bavuran ayrıca  
yakalanması sırasında dövüldüğünü belirtmive polise vermiolduğu ifadeyi reddetmitir.  
16 Nisan 2001’de Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, bavuranı suçlu bularak bir yıl  
altı ay hapis ve para cezasına mahkum etmitir.  
27 Mart 2006’da Yargıtay, Yeni Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te kabulünü  
müteakiben Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını iptal etmitir.  
25 Mayıs 2006’da Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 102. maddesi  
bağlamındaki beyıllık zaman limitinin dolmuolduğu gerekçesiyle bavuran aleyhinde  
açılan cezai takibatı sona erdirmeye karar vermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca yakalanması sırasında kötü  
muameleye maruz kaldığı ve yetkili makamların, kötü muamele iddialarına ilikin etkin bir  
soruturma yürütmediği hususunda ikayette bulunmutur.  
Hükümet iddiaları reddetmitir. Ayrıca AĐHM’den AĐHS’nin 35/1. maddesi  
bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmaması nedeniyle ikayeti  
reddetmesini istemitir. Bavuranın, idare mahkemelerinde dava açarak uğradığını iddia ettiği  
zararın tazminini arayabileceğini ileri sürmütür.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmitir.  
AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiolmasına ilikin daha önce de  
benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemive reddetmiolduğunu yinelemektedir  
(özellikle Karayiğit/Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM, bu davada, yukarıda anılan  
davalarda verdiği hükümlerden farklı bir hüküm vermesini gerektirecek özel bir durum  
görmemektedir. Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.  
AĐHM, bavuranın 3. madde bağlamındaki ikayetine ilikin kötü muamele  
iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Delilleri  
değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul üpheden uzak’ delil ölçütüne bavurmaktadır.  
Böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut  
çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir.  
3
Mevcut davada bavuran, yakalanması sırasında baına, göğsüne, kollarına ve  
bacaklarına sertçe vurulduğunu ileri sürmütür. Đddialarını desteklemek için sol lomber  
bölgesinde ve sol hemitoraksın alt kısmında hassasiyet tespit edildiği belirtilen 30 Eylül 1999  
tarihli bir sağlık raporu sunmutur. Ancak bu tür göstergeler bavuranın tanımladığı sert  
vuruları kanıtlamak için yeterli değildir. AĐHM, kötü muamelenin, bavuran tarafından  
tanımlandığı ekliyle, vücudunda doktorun gözlemleyebileceği izler bırakacağı kanısındadır.  
Ayrıca AĐHM, bavuranın yakalanmasından bir gün sonra 1 Ekim 1999’da serbest  
bırakılğını belirtmektedir. Bu nedenle, iddialarını destekleyecek ek sağlık raporları  
alabilirdi. Ancak almamıtır. 30 Eylül 1999’da polise verdiği ifadede göstericiler ve polis  
arasında kaldığını ve yere düğünü belirtmiolsa da olaydan altı ay sonra Cumhuriyet  
Savcısı’na sunduğu dilekçesinde, yakalanması sırasında polis tarafından dövüldüğünü  
belirtmitir.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, dava dosyasındaki delillerin,  
yakalanması sırasında bavurana makul üphenin ötesinde, aırı ekilde bir güç uygulandığını  
göstermediği kanısındadır. Bu nedenle bavurun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
,Bavuranın AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak yaptığı ikayete ilikin olarak, AĐHM  
13. maddenin, kiinin ikayetinin haklı olup olmamasından bağımsız olarak, bireyin AĐHS  
kapsamında olduğu iddia edilen her türlü mağduriyetine ilikin iç hukuk yolunun olması  
gerektiği eklinde yorumlanamayacağını yinelemektedir. Mağduriyet, AĐHS bağlamında  
savunulabilir olmalıdır. AĐHM, yukarıdaki değerlendirmesi ıığında, bavuranın 3. madde  
bağlamındaki haklarının ihlal edildiği hususunda, 13. madde çerçevesinde telafi gerektiren,  
savunulabilir bir iddiaya sahip olmadığı sonucuna varmaktadır.  
Sonuç olarak bavurunun bu kısmı da AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları  
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar hukuki yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1. maddesinin “makul süre”  
zorunluluğunu amasından ikâyetçi olmulardır.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
Göz önüne alınması gereken süre, bavuranın yakalandığı 30 Eylül 1999’da balamıꢀ  
ve Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25 Mayıs 2006 tarihli kararı ile sona ermitir. Bu  
nedenle, üç aamalı bir yargı için altı yıl yedi aydan fazla sürmütür.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle bavuru, kabuledilebilir niteliktedir.  
4
B. Esas  
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun, davanın artları ıığında, AĐHM içtihadında  
yer alan ölçütlerin ve özellikle de davanın karmaıklığı, bavuran ve ilgili mercilerin  
tutumunun dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler.  
AĐHM, bu davadakine benzer unsurlar ortaya koyan davalarda sıklıkla AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir.  
Mevcut davada yerel mahkemeler, altı yıl yedi aylık zaman içerisinde üç karara  
varmıtır. Ancak AĐHM, Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16 Nisan 2001 tarihli kararı ile  
Yargıtay’ın 25 Mayıs 2006 tarihli kararı arasında beyıl gibi uzun bir süre geçtiği gerçeğini  
göz ardı edemez. Hükümet, bu duruma bir açıklama getirmemitir. Hükümet’in açıklama  
getirmemesi ve bavuranın suçlu olduğuna dair bir gösterge bulunmaması nedeniyle söz  
konusu gecikmenin, yerel mahkemelerin temyiz ilemlerini ele alılarına atfedilebileceği  
kabul edilmelidir.  
AĐHM, konuya ilikin içtihadını dikkate alarak, bu davada, yargılamanın haddinden  
fazla sürdüğü ve “makul süre” artını karılamadığı kanaatine varmıtır.  
Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
telafi edilebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören  
tarafın adil tazminine hükmeder”.  
A. Tazminat  
Bavuran, hem maddi hem manevi tazminat istemive miktarın değerlendirmesini  
AĐHM’nin takdirine bırakmıtır.  
Hükümet, AĐHM’den hiçbir zararı tazmin etmemesini istemitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle talebi reddetmektedir.  
Ancak, manevi tazminata ilikin hakkaniyete uygun temellere dayanarak  
değerlendirmede bulunan AĐHM, bavurana 900 Euro (EUR) tazminat ödenmesine karar  
vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, yargılama masraf ve giderleri için belirli bir miktar talep etmeyerek  
değerlendirmeyi AĐHM’nin takdirine bırakmıtır.  
AĐHM, bavurana yasal yardım verildiğini belirtmektedir. Ayrıca AĐHM içtihadına  
göre, bavuranın gerçekten gerekli olduğunu ve meblağın makul olduğunu göstermek  
5
suretiyle yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak kazanacağını hatırlatmaktadır.  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın destekleyici bir belge sunmadığını belirtmektedir. Bu  
nedenle, bu balık altında herhangi bir tazminat ödenmesine karar vermemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oybirliğiyle yargılamanın gereğinden uzun sürmesine ilikin ikayetin kabuledilebilir  
olduğuna;  
2. Oy çoğunluğuyla bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle,  
(a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren  
üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf olarak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana manevi tazminat olarak 900 Euro (dokuz yüz Euro) ödenmesine;  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Oybirliğiyle adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri  
gereğince 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6