CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ERKAN SOYLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:74657/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
18 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 74657/01 no’lu davanın nedeni T.C vatandaı  
Erkan Soylu’nun (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması  
Sözlemesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 19 Ocak 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1973 doğumludur.  
Bavuran 26 Aralık 1995 tarihinde üzerinde sahte bir kimlik kartıyla yakalanarak Đstanbul Đl  
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde gözaltına alınmıtır. Bavuranın PKK’ya  
mensup olduğundan üphelenilmekteydi.  
Gözaltında tutulduğu sırada bavuran, sözkonusu örgüte üye olduğunu ve örgüt bünyesinde  
faaliyetler yürüttüğünü itiraf etmitir. Polis, bavuran tarafından tarif edilen yerlerde bir el  
çantasına gizlenmihalde Molotof Kokteylleri ele geçirmitir.  
Gözaltı süresinin sonunda bavuran adli tabip tarafından muayene edilmitir. Muayene  
sonucunda düzenlenen raporda bavuranın vücudunda travmaya bağlı herhangi bir ize  
rastlanmadığı belirtilmitir.  
Aynı gün bavuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından  
dinlenmitir. Bavuran kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmitir.  
Yine aynı tarihte bavuran Devlet Güvenlik Mahkemesi Nöbetçi Hakimi karısına  
çıkarıltır. Bavuran kendisine yöneltilen suçlamaların tamamına itiraz etmitir. Hakim  
bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Savcı 29 ubat 1996 tarihli iddianamesinde diğer on kiiyle birlikte bavuranı PKK’ya  
mensup olmak ve patlayıcı madde imal etmek suçuyla itham etmitir. Savcı 3713 sayılı  
kanunun 5. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi temelinde bavuranın  
mahkumiyetini talep etmitir.  
Takip eden adli süreç çerçevesinde bavuranın tutukluğunun devamı meselesi kimi zaman  
dosya üzerinden kimi zaman da duruma yoluyla re’sen incelenmitir. Bavuranın avukatı  
tarafından durumalar esnasında dile getirilen tutuksuz yargılanma talepleri, bilhassa isnad  
edilen suçun ağırlığı, delil durumu ve tutuklamanın balangıç tarihi gibi unsurlar göz önünde  
bulundurularak reddedilmitir.  
29 ubat 1996 tarihli iddianamede belirtilen kanun maddelerine istinaden DGM, 8 ubat 2000  
tarihinde bavuranı suçlu bularak silahlı bir çeteye yardım etmekten on iki yıl altı ay, patlayıcı  
madde imal etmekten ise sekiz yıl dört ay hapsine ve kamu hizmetinden ömür boyu men  
edilmesine karar vermitir.  
2
Yargıtay 17 Nisan 2001 tarihli kararında, patlayıcı madde imal etme suçunun TCK’nın 264.  
maddesinde öngörüldüğü haliyle aynı kanunun 168. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen  
yasaı silahlı bir örgüte mensup olma suçuna ilikin bir unsur olarak değerlendirilmesi  
gerektiği kanaatinden hareketle DGM kararını bozmutur. Böylece dosya DGM’ye iade  
edilmitir.  
Bavuran, tutukluluk süresi göz önünde bulundurularak 1 Kasım 2001 tarihinde serbest  
bırakıltır.  
Temyiz kararı üzerine dosyayı yeniden görüen DGM, 17 Ekim 2002’de ilk kararında ısrar  
etmitir.  
Yargıtay daha önceki gerekçelerle DGM kararını bir kez daha bozmutur.  
Taraflarca verilen bilgilere göre dava halen, DGM’lerin kaldırılmasıyla birlikte yetkili  
mahkeme haline gelen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam etmektedir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Bavuran, uzun tutukluluk süresinden ve tutukluluk süresinin yasaya uygunluğu hakkında  
karar verilebilmesi için bir bavuru yolu bulunmadığından ikayetçi olmaktadır. Bavuran bu  
hususta AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet iki bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunaktadır.  
A. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında  
Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 298. ve 299. maddeleriyle tutukluluk  
halinin devamı kararlarına ulusal makamlar önünde itiraz edilebilmesine imkan tanındığını,  
ancak bavuranın bu imkanı kullanmadığını savunmaktadır.  
Bavuran, DGM’nin serbest bırakılma taleplerini sistematik bir biçimde reddettiğine dikkat  
çekmektedir.  
AĐHM benzer bir argümanı Koti ve diğerleri - Türkiye davasında (no: 74321/01, prg. 16-26,  
3 Mayıs 2007) reddettiğini hatırlatır. Daha önceki kararından ayrılmak için herhangi bir  
gerekçe görmeyen AĐHM Hükümet’in bu itirazını reddeder.  
B. Altı ay süresi kuralına riayet edilmesi hakkında  
Hükümet altı ay süresi kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Bavuran bu argümana itiraz etmektedir.  
AĐHM bavuranın 19 Haziran 2001 tarihinde AĐHM’ne bavuru yapmasına rağmen, 1 Kasım  
2001 tarihinde salıverildiğini gözlemlemektedir. Solmaz - Türkiye kararındaki içtihadını esas  
alan AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirlenen koulların halihazırda  
3
olutuğunu değerlendirmektedir. Bu nedenle Hükümetin itirazının reddedilmesi yerinde  
olacaktır.  
AĐHM ayrıca, gündeme getirilen ikayetlerin AĐHS’nin 35/1 maddesi anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu ikayetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde  
olacaktır.  
II. ESASA ĐLĐꢁKĐN  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
Hükümet, ulusal mahkemelerin tutukluluğun devamına yönelik kararlarını gereği gibi  
gerekçelendirdiklerini öne sürmektedir. Soruturmaların devam etmesi ve delillerin durumu  
gibi unsurlar salıverilme taleplerinin reddedilmesi bakımından oldukça önemliydiler.  
Hükümete göre, bu koullar altında bavuranın tutukluluğunun devamı zorunluluk arz etmekte  
idi. Hükümete göre, savunmasını sunmak için tüm durumalara katılmayan bavuranın  
tutukluluk halinin uzatılması kiisel tutumu ile de ilintiliydi. Hükümet bavuranın tutuklu  
yargılandığı sürenin aırı olmadığı sonucuna varmaktadır. Hükümet ayrıca, tutuklu olarak  
alıkonulduğu sürenin mahkumiyet süresine sayıldığı cihetle bavuranın geçerli surette  
‘mağdur olduğu’ iddiasında bulunamayacağı kanaatindedir. Hükümete göre bavuran, zarar  
gördüğü kanaatinde idiyse konuyla ilgili kanun uyarınca tazminat davası açma hakkına  
sahipti.  
Bavuran bu argümanlara itiraz etmektedir.  
AĐHM bavuranın tutukluluk süresi sebebiyle bir tazminat elde etmesine imkan tanıyan bir  
bavuru yolu bulunmadığından değil tutukluluk süresinden ikayetçi olduğunu derhal tespit  
etmektedir. Dolayısıyla bavuranın ikayeti AĐHS’nin 5/3 maddesiyle ilgilidir. Oysa Hükümet  
tarafından ileri sürülen bavuru yolu AĐHS’nin 5/5 maddesine ilikindir (bkz., Yağcı ve Sargın  
- Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 44, ve Tekin ve Balta– Türkiye, no: 42554/98 ve  
42581/98, prg. 25, 7 ubat 2006).  
AĐHM daha evvel, tutukluluk süresinin tamamının ulusal mahkemeler tarafından hükmedilen  
cezadan düülmesinin ilke olarak bavuranın AĐHS’nin 5/3 maddesinin gereklerine  
uyulmamasından dolayı ‘mağduriyetini’ ortadan kaldırmadığı hükmüne vardığını anımsatır.  
Bu durum yalnızca bavuranın maruz kalmıolabileceği zararın büyüklüğünün belirlenmesi  
amacıyla dikkate alınır (bkz. mutatis mutandis, De Jong, Baljet ve Van Den Brink – Hollanda,  
22 Mayıs 1984 tarihli karar, prg. 41, ve Van Der Slujis, Zuiderveld ve Klappe – Hollanda, 22  
Mayıs 1984 tarihli karar, prg. 37).  
AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 5/3 maddesi açısından dikkate alınması gereken sürenin ‘isnat edilen  
suçun ilk derece mahkemesi tarafından bile olsa sabit bulunduğu tarihte sona erdiğini  
anımsatır (bkz. Wemhoff – Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, prg. 9, ve Labita – Đtalya,  
no: 26772/95, prg. 147).  
Mevcut davada bavuranın tutukluluğu yakalandığı tarih olan 26 Aralık 1995’te balayıp 8  
ubat 2000 tarihinde sona ermitir. Netice itibarıyla bavuran ‘yetkili bir mahkeme tarafından  
hakkında mahkumiyet kararı verildikten sonra’ hükümlü hale gelmitir (bkz. I.A. – Fransa, 23  
4
Eylül 1998 tarihli karar, prg. 98, Baltacı – Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006, Solmaz -  
Türkiye, prg. 23-27, adıgeçen). Sözkonusu ilk dönem dört yıl bir ay on dört gün sürmütür.  
Yargıtay’ın 8 ubat 2000 tarihli kararı bozduğu 17 Nisan 2001 tarihinden itibaren dava DGM  
önünde yeniden incelenmeye balamıtır. Dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının c)  
bendi anlamında ikinci bir tutukluluk dönemi balamıtır.  
Sözkonusu dönem mahkemenin 1 kasım 2001 tarihinde bavuranın serbest bırakılmasına  
hükmetmesinin ardından sona ermitir. Dolayısıyla bu dönem altı ay on begün sürmütür.  
Netice olarak bavuran toplam olarak dört yıl sekiz ay tutuklu kalmıtır (dikkate alınan  
sürenin hesaplanmasıyla ilgili olarak, bkz., özellikle, Solmaz – Türkiye, prg. 34-37, adıgeçen).  
Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı amamasına özen gösterme görevi aslen  
ulusal adli mercilere düer. Bu maksatla adli merciler, masumiyet karinesini de göz önünde  
bulundurarak, kamu menfaati bakımından bireysel özgürlük kuralına bir istisna getirilip  
getirilemeyeceğini belirlemek üzere dava koullarının tamamını incelemeli ve tahliye  
taleplerini reddettikleri kararlarında bunları da dikkate almalıdırlar. AĐHM, özellikle bu  
kararlarda belirtilen gerekçeler ve ilgilinin bavurusunda belirttiği ihtilafa yol açmayan  
olaylar çerçevesinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (bkz.  
Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
Bu çerçevede, yakalanan kimsenin bir suç ilediğine dair üphelenmek için makul nedenlerin  
sürüyor olması durumu tutukluluk halinin sürdürülmesinin yasaya uygunluğunun olmazsa  
olmaz kouludur. Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AĐHM adli  
mercilerce benimsenen diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini haklı kılmaya devam edip  
etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olması halinde AĐHM, ulusal  
makamların ‘yargılamanın devam etmesine özel bir ihtimam’ gösterip göstermediklerini  
inceler (bkz. diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 52, Ali  
Hıdır Polat – Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı – Türkiye, adıgeçen).  
Bavuran tarafından mütemadiyen yinelenen salıverilme taleplerini reddederek  
tutukluluğunun devamına hükmetmek için ulusal mahkemeler her defasında ‘suçun vasfı, ‘ ve  
‘delillerin durumu’ gibi birbirinin benzeri hatta basmakalıp ifadelere bavurmulardır..  
Oysa AĐHM’ye göre ‘delil durumu’ suça ilikin ciddi emarelerin mevcudiyeti ve sürmesi  
olarak anlaılabilir ise de ve genel olarak bu koullar uygun etken tekil edebilirlerse de  
mevcut davada bavuranın bu denli uzun bir süre boyunca alıkonulmasını haklı kılmamaktadır  
(Ali Hıdır Polat, prg. 28, adıgeçen Balta, prg. 50, ve, Solmaz, prg. 43, kararları),  
Ayrıca AĐHM bavuranın bazı durumalara katılmamıolmasının DGM’nin duruma  
yapmasına ve davayı görmeye devam etmesine engel olmadığını gözlemlemektedir. Bu  
itibarla davanın seyrini yavalatacak nitelikte bavuranın sorumlu olduğu bir gecikme  
olmamıtır.  
Bu koulları ve bavuranın uzun tutukluluk süresini göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin  
5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
5
B. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
Hükümet Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda öngörülen bavuru yolunun tutukluluğun  
yasaya uygunluğunun incelenmesi bakımından etkili bir bavuru yolu olduğunu belirtmekle  
yetinmektedir.  
Kosti ve diğerleri - Türkiye (adıgeçen, prg. 21) ve Bağrıyanık – Türkiye kararlarında AĐHM,  
tutukluluğun yasaya uygunluğu hakkında karar verilmesi için iç hukukta öngörülen itiraz  
imkanının AĐHS’nin 5/4 maddesinin gereklerini yerine getirmediği kanaatine varmıtı. AĐHM  
mevcut davada bu kararından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir.  
Bu itibarla bavuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi bakımından tutukluluğunun yasaya  
uygunluğunu incelettirmek için etkili imkanlara sahip olduğu değerlendirilemez. Dolayısıyla  
AĐHS’nin bu hükmü ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maruz kaldığını düündüğü maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini talep  
etmektedir. Bavuran tazminat miktarının belirlenmesi hususunu AĐHM’nin takdirine  
bırakmaktadır.  
Hükümet herhangi bir meblağ talep edilmemiolması sebebiyle bu yönde bir tazminata  
hükmetmeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile maddi tazminat talebi arasında bir illiyet bağı bulunmadığından  
bu yönde yapılan talebi reddeder. Buna karın, konuyla ilgili içtihadı gereğince hakkaniyete  
uygun bir karara varan AĐHM, manevi tazminat bağı altında bavurana 2.000 Euro  
ödenmesine hükmeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran yargılama masraf ve giderlerine ilikin olarak da herhangi bir meblağ talep etmeyip  
konuyu AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet AĐHM’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadı uyarınca AĐHS’nin 41. maddesi anlamında yargılama masraf ve  
giderlerinin iadesi ancak bu masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda  
olduğu ortaya konulduğu müddetçe mümkündür (bkz. Nikolova – Bulgaristan, no: 31195/96,  
prg. 79). Konuyla ilgili olarak AĐHM bavuranın herhangi bir belge sunmadığını  
kaydetmektedir.  
Bu koullar altında AĐHM yargılama masraf ve giderleri bağı altında bir meblağa  
hükmetmeye yer olmadığı kanaatine varmaktadır.  
6
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine ;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, bavurana ) miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi  
tazminat bağı altında 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına ;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 18 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7