Eylül 1998 tarihli karar, prg. 98, Baltacı – Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006, Solmaz -
Türkiye, prg. 23-27, adıgeçen). Sözkonusu ilk dönem dört yıl bir ay on dört gün sürmüꢀtür.
Yargıtay’ın 8 ꢁubat 2000 tarihli kararı bozduğu 17 Nisan 2001 tarihinden itibaren dava DGM
önünde yeniden incelenmeye baꢀlamıꢀtır. Dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının c)
bendi anlamında ikinci bir tutukluluk dönemi baꢀlamıꢀtır.
Sözkonusu dönem mahkemenin 1 kasım 2001 tarihinde baꢀvuranın serbest bırakılmasına
hükmetmesinin ardından sona ermiꢀtir. Dolayısıyla bu dönem altı ay on beꢀ gün sürmüꢀtür.
Netice olarak baꢀvuran toplam olarak dört yıl sekiz ay tutuklu kalmıꢀtır (dikkate alınan
sürenin hesaplanmasıyla ilgili olarak, bkz., özellikle, Solmaz – Türkiye, prg. 34-37, adıgeçen).
Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasına özen gösterme görevi aslen
ulusal adli mercilere düꢀer. Bu maksatla adli merciler, masumiyet karinesini de göz önünde
bulundurarak, kamu menfaati bakımından bireysel özgürlük kuralına bir istisna getirilip
getirilemeyeceğini belirlemek üzere dava koꢀullarının tamamını incelemeli ve tahliye
taleplerini reddettikleri kararlarında bunları da dikkate almalıdırlar. AĐHM, özellikle bu
kararlarda belirtilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurusunda belirttiği ihtilafa yol açmayan
olaylar çerçevesinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (bkz.
Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu çerçevede, yakalanan kimsenin bir suç iꢀlediğine dair ꢀüphelenmek için makul nedenlerin
sürüyor olması durumu tutukluluk halinin sürdürülmesinin yasaya uygunluğunun olmazsa
olmaz koꢀuludur. Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AĐHM adli
mercilerce benimsenen diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini haklı kılmaya devam edip
etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olması halinde AĐHM, ulusal
makamların ‘yargılamanın devam etmesine özel bir ihtimam’ gösterip göstermediklerini
inceler (bkz. diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, § 52, Ali
Hıdır Polat – Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı – Türkiye, adıgeçen).
Baꢀvuran tarafından mütemadiyen yinelenen salıverilme taleplerini reddederek
tutukluluğunun devamına hükmetmek için ulusal mahkemeler her defasında ‘suçun vasfı, ‘ ve
‘delillerin durumu’ gibi birbirinin benzeri hatta basmakalıp ifadelere baꢀvurmuꢀlardır..
Oysa AĐHM’ye göre ‘delil durumu’ suça iliꢀkin ciddi emarelerin mevcudiyeti ve sürmesi
olarak anlaꢀılabilir ise de ve genel olarak bu koꢀullar uygun etken teꢀkil edebilirlerse de
mevcut davada baꢀvuranın bu denli uzun bir süre boyunca alıkonulmasını haklı kılmamaktadır
(Ali Hıdır Polat, prg. 28, adıgeçen Baltacı, prg. 50, ve, Solmaz, prg. 43, kararları),
Ayrıca AĐHM baꢀvuranın bazı duruꢀmalara katılmamıꢀ olmasının DGM’nin duruꢀma
yapmasına ve davayı görmeye devam etmesine engel olmadığını gözlemlemektedir. Bu
itibarla davanın seyrini yavaꢀlatacak nitelikte baꢀvuranın sorumlu olduğu bir gecikme
olmamıꢀtır.
Bu koꢀulları ve baꢀvuranın uzun tutukluluk süresini göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin
5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
5