CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
Erkek - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:28637/95)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
13 Temmuz 2004  
İŞLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:28637/95) başvuru no'lu davanın nedeni  
Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Serdin Erkek ("Başvuran"), 20 Nisan 1995 tarihinde İnsan  
Haklan ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin "AİHS" ("Sözleşme") 25. maddesi  
gereğince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine "AİHM" yaptığı başvurudur.  
Başvuran Mersin'de avukat olan Sn. H. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
1966 doğumlu başvuran Mersin'de ikamet etmektedir.  
A. Olaylar  
Mersin'de ticaretle uğraşan Cuma Akgün 10 Aralık 1992 tarihinde, Türk hukukunda  
yasaklanan terör örgütü PKK'nın, işlettiği dükkanın kapatılmasına ilişkin kararını yerine  
getirmeyi reddettiği gerekçesiyle kendisinden haraç istemeye gelen kişi hakkında  
polise bilgi vermiştir.  
Başvuranın kardeşi Namık Erkek 19 Aralık 1992 tarihinde Mersin Emniyet Müdürlüğü  
Terörle Mücadele Şubesi görevlileri tarafından daha önceden kararlaştırılan yerde  
tutuklanarak göz altına alınmıştır. Başvuranın kardeşi Namık Erkek 1992 yılının 19  
Aralık gününü 20 Aralık gününe bağlayan gece saat 3:00'e doğru Emniyet Müdürlüğü  
binasından firar etmiştir.  
20 Aralık 1992 tarihinde saat 13:00'e doğru düzenlenen ve on bir görevli tarafından  
imzalanan olay tutanağında, Cuma Akgün'ün telefonla aranarak kendisinden istenilen  
haracı 19 Aralık 1992 tarihinde saat 13:30'a doğru portakal serasına bırakması  
yönünde talimat aldığı yer almaktadır. Polisler olay yerine gelerek haraççıları  
tutuklamak amacıyla tedbir almışlardır. Olay yerine gelen iki kişiden biri kaçmayı  
başarmış ancak başvuranın kardeşi tutuklanmıştır. Emniyet Müdürlüğüne götürülen  
başvuranın kardeşi, adresini bilmediği "Mardin'li Apo" adındaki kaçan kişinin, sözüm  
ona bir kişinin kendisine olan borcunu almak için kendisiyle beraber gitmek isteyip  
istemediğini sorduğunu belirtmiştir. Başvuranın kardeşi, bu kişinin portakal seraların  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
yanındaki bir eve bir çok defa girip çıktığını belirtmiş ve polislere evin yerini göstermeyi  
önermiştir. Aralığın 19'unu 20'sine bağlayan gece saat 3:00'e doğru evin bulunduğu  
yerin yakınlarına gelindiğinde polisler şüphe çekmemek için başvuranın kardeşinin  
kelepçelerini çıkarmışlardır. Serbest kalan başvuranın kardeşi polisleri aniden iterek  
kendisini nehre atmıştır. Tutanakta, yapılan aramaların sonuçsuz kaldığı ve tehlike  
yaratmamak için polislerin silahlarını kullanmadıkları yer almaktadır. Sonuç olarak söz  
konusu evin portakal serasına ters istikamette bir uzaklıkta bulunduğu ortaya  
çıkarılmıştır.  
Emniyet Müdürlüğü 21 Aralık 1992 tarihinde Mersin Cumhuriyet Savcısına söz konusu  
firar hakkında bilgi vermiştir.  
Emniyet Müdürlüğü 23 Aralık 1992 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne firar ve  
firardan sorumlu görevliler hakkında idari soruşturma açılması konusunda bilgi  
vermiştir.  
Başvuran, 28 Aralık 1992 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı nezdinde kardeşinin akıbeti  
hakkında araştırma yapmıştır. Başvuran, kardeşinin tutuklanmasının ardından  
kendisinden hiç bir haber alamadığını belirtmiş ve Emniyet Müdürlüğünde yaptığı  
girişimlere rağmen kardeşi hakkında hiç bir bilgi alamamıştır.  
28 Aralık 1992 tarihinde polisler tarafından dinlenilen başvuran, kardeşinin on günden  
beri kayıp olduğunu ve firarı hakkında kendisine henüz şimdi bilgi verildiğini belirtmiştir.  
Başvuran, doğduğu köyde oturan kardeşinin gidebileceği bazı yakınlarının adreslerini  
vermiştir.  
Emniyet Müdürlüğü, 29 Aralık 1992 tarihli yazıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden  
firarinin yakalanması amacıyla o bölgede bulunan jandarmayla işbirliği halinde  
araştırmalar yapılmasını istemiştir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 8 Şubat 1993 tarihinde Emniyet Müdürlüğüne Namık  
Erkek hakkında arama müzekkeresinin çıkarıldığı yönünde bilgi vermiştir.  
içişleri Bakanlığındaki aynı günün tarihini taşıyan bilgi notunda, Emniyet Müdürlüğü  
olayı anlatarak edinilen bazı bilgilere göre firarinin başka bir bölgede bulunduğunu  
belirtmiştir.  
B. Yerel Makamlar Tarafından Yürütülen Muhakeme Usulü  
1. Polisler hakkında yürütülen disiplin soruşturması  
Namık Erkek'in firarının hemen ardından, sorumlu on bir polis hakkında görevlerini  
yerine getirirken PKK üyesi olduğu sanılan kişinin firarına neden olan ihmallerinden  
dolayı disiplin soruşturması başlatılmıştır. Tetkik Şubesi Müdürü (soruşturmacı)  
soruşturmayı yürütmekle görevlendirilmiştir.  
Soruşturmacı, 3 Mayıs 1993 tarihinde olay yerine gelmiş ve daha sonra gece geri  
gelmiştir.  
Soruşturmacı görüş alanının kısıtlı olduğu ve bataklık alanının firara elverişli olduğu  
sonucuna varmıştır. Soruşturmacı güvenlik güçlerinin meydana gelebilecek tehlikeden  
kaçınmak amacıyla silahlarını kullanmadıklarını belirtmiştir. Olay yerinin bir krokisi  
çıkarılmıştır.  
Mersin bölgesi Polis Disiplin Konseyi 27 Haziran 1993 tarihinde verdiği kararla dava  
koşullarında dosya unsurlarının dava konusu polisler hakkında ceza kararının  
verilmesine neden olamayacağı sonucuna varmıştır.  
2. Polisler hakkında yürütülen ceza soruşturması  
Başvuran, 20 Kasım 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcılığında kardeşinin göz altına  
alınmasından sorumlu polisler hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran Emniyet  
Müdürlüğünün beyanlarının gerçeği yansıtmadığını öne sürmüş ve kardeşinin göz altı  
sırasında maruz kaldığı işkencenin ardından öldüğünü savunmuştur.  
Cumhuriyet Savcısı, 29 Mart 1995 tarihinde olayla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğüne  
soru yöneltmiştir.  
Emniyet Müdürlüğü, 11 Nisan 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına başvuranın  
kardeşinin bir şantaj olayı çerçevesinde tutuklandığı, 1992 yılı Aralık ayının 19'unu  
20'sine bağlayan gecede firar ettiği ve firardan sorumlu polisler hakkında idari  
soruşturmanın yürütüldüğü yönünde bilgi vermiştir. Bu bilgilere Polis Disiplin  
Konseyinin 27 Temmuz 1993 tarihli kararının bir kopyası da eklenmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı, 22 Ekim 1996 tarihinde Siirt ve Şanlıurfa Savcılıklarından firar  
hakkında iki polisin ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.  
Emniyet Müdürlüğüne gönderilen aynı tarihli yazıda, Cumhuriyet Savcısı dava konusu  
polislere yapılan çağrıyı yinelemiştir. Savcı daha önce dile getirdiği taleplerinin  
sonuçsuz kaldığını ortaya koyarak bu ilgisizliğin gerekçeleri hakkında bilgi talep  
etmiştir.  
Cumhuriyet Savcılığı, 25 Ekim 1996 tarihinde söz konusu firarın ardından gelişen  
olaylar hakkında Adalet Bakanlığına bilgi vermiştir. Savcı Cuma Akgün'ün 30 Eylül  
1993 tarihinde PKK üyesi kişilerce öldürüldüğünü ve davaya ilişkin soruşturmanın  
Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi "DGM" Savcılığına devredildiğini belirtmiştir. Savcı  
PKK üyesi olduğu öne sürülen kişilerin verdiği beyanlara göre firarinin Muş bölgesine  
gönderilmiş olabileceğini eklemiştir. Savcı son olarak başvuranın yaptığı şikayet  
üzerine polisler hakkında ceza soruşturmasının başlatıldığını ve polislerin dinlenildiğini  
ıklamıştır.  
16 Şubat 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı dosya unsurlarının başvuranın kardeşinin  
göz altı sırasında öldürüldüğünü kanıtlamadığı gerekçesiyle muhakemenin men-i kararı  
almış ve başvuranın iddialarının bu yönde dayanaktan yoksun olduğuna kanaat  
getirmiştir. Savcı, Polis Disiplin Konseyinin 27 Temmuz 1993 tarihli kararına ve PKK  
üyesi olduğu öne sürülen kişilerin beyanlarına atıfta bulunarak ceza kovuşturmalarının  
başlatılmasını gerekli kılacak delil unsurunun bulunmadığı kanaatine varmıştır.  
Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısı, polislerin ithaf edildiği olayların, kanunen emredildiği  
ve görev ihmalini ele alan Türk Ceza Kanunun "TCK" 230. maddesi alanına girdiğine  
kanaat getirmiştir.  
Hükümet, PKK üyesi olmakla suçlanan bazı kişilerin verdiği ifade tutanaklarını  
mahkemeye sunmuştur. Tutanaklardan şüphelilerden birinin haracı ödemediğinden  
dolayı Cuma Akgün'ün öldürülmesi emri verdiğini kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bir diğer  
şüpheli ise, Namık Erkek'in firarının ardından silahlı mücadeleye katılmak için Muş  
bölgesine gönderildiğini duyduğunu belirtmiştir.  
3. Başvuranın kardeşi hakkında yürütülen ceza muhakeme usulü  
Cumhuriyet Savcısı 30 Aralık 1992 tarihinde, bir kimsenin bir şeyi işlemek veya  
işlemesine müsaade etmek ya da o şeyi işlememeye mecbur etmek için diğer bir  
kimseye şiddet veya tehdit kullanılmasını öngören TCK'nun 188§3 maddesine  
dayanarak başvuranın kardeşi hakkında dava açmıştır.  
Mersin Ağır Ceza Mahkemesi 8 Ocak 1993 tarihinde ratione materiae yetkisizlik kararı  
almış ve dosyayı Malatya DGM'ye göndermiştir.  
Malatya DGM, 13 Mayıs 1995 tarihinde başvuran hakkında tevkif müzekkeresi  
çıkarmıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA  
Başvuran, kardeşinin göz altı sırasında güvenlik güçlerinin uyguladığı işkence  
sonucunda öldüğünü savunarak AİHS'nin hiçbir maddesini öne sürmemiştir. AİHM, bu  
şikayeti AİHS'nin 2. maddesi bağlamında incelemiştir.  
A. Tarafların İddiaları  
1. Başvuran  
Başvuran olaylar hakkındaki yorumunu aynı şekilde sürdürmüştür. Başvurana göre  
polisler tarafından düzenlenen olay tutanağının Hükümetin ileri sürdüğü firar iddiasını  
çürütmüştür. Başvuran ayrıca olay yeri krokisinin gerçeği yansıtmadığım savunarak bu  
bağlamda mahkemeye başka bir kroki sunmuştur.  
2. Hükümet  
Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve AİHS'nin 2.  
maddesinin bu davada öne sürülemeyeceğini savunmuştur. Hükümete göre idari  
soruşturmanın sonucuyla beraber PKK üyesi olduğu öne sürülen ve haraç olayına  
kansan bazı kişilerin verdiği ifadeler başvuranın kardeşinin firarını doğrulamaktadır.  
Hükümet ayrıca " mağdur olarak nitelendirilebilecek bir kimsenin bulunmaması  
durumunda Sözleşme sistemi actio popularis sistemini tanımadığından Sözleşmenin 2.  
maddesinin birinci paragrafının uygulanmasını in abstracto kontrolünün  
şünülemeyeceğini" öne sürmüştür.  
Hükümet, Namık Erkek'in kayboluşuna ilişkin soruşturma hakkında yetkililerin  
başvuranın iddialarına kayıtsız kalmadıklarına dikkati çekerek bu yönde, tahkikleri  
yürüttüklerini ve dosya unsurları ışığında muhakemenin men-i kararı aldıklarını  
savunmuştur.  
B. AİHM'nin Yorumu  
1. Namık Erkek 'in Kayboluşu  
AİHM, AİHS'nin en önemli maddelerinden biri olan 2. maddenin 3. maddeyle beraber,  
Avrupa Konseyi 'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birine yer  
verdiğini hatırlatmıştır (Bkz. Çakıcı, §86, Finucane-İngiltere, no: 29178/95, §§ 67-71,  
2003-Vflf). Buna ilave olarak 2. maddenin ele aldığı korumanın önemini kabul eden  
AİHM'nin, yaşam hakkına ilişkin şikayetleri büyük bir dikkatle inceleyerek yorum  
getirmesi gerekmektedir (Bkz. Ekinci-Türkiye, no: 25625/94, §70, 18 Temmuz 2000).  
AİHM, tarafların Namık Erkek'in güvenlik güçleri tarafından tutuklandığını kabul ettiğini  
ortaya koymuş ancak Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında davaya ilişkin olaylardan  
çıkarılacak olan sonuçlar hakkındaki anlatımlar tümüyle farklılık göstermektedir.  
AİHM, özellikle Hükümetin gerçekleştirilen adli soruşturmalar hakkındaki dava  
dosyasına koyduğu belgeler ve tarafların sunduğu görüşler ışığında ortaya çıkan  
sorulan inceleyecektir. AİHM, delilleri değerlendirmek için "makul şüpheye yer  
vermeyen" delil kriterinden yararlanmıştır (Bkz. mutatis mutandis Îrlanda-İngiltere, 18  
Ocak 1978 tarihli karar, seri A, no: 25, s. 64-65, §§ 160-161). Buna benzer bir delil  
ancak emareler demetinin veya yeterince önemli, kesin ve birbiriyle uyumlu  
çürütülmemiş karinelerin sonucu olabilir ( Bkz. Abdurrahman Orak-Türkiye, no:  
31889/96, § 69, 14 Şubat 2002).  
Bu durumda, AİHM, işbu davaya ilişkin olayların, o dönemde ülkenin bazı bölgelerinde  
yürürlükte olan olağanüstü halin uygulanmadığı şehir olan Mersin'de meydana geldiğini  
hatırlatmıştır.  
AİHM, soruşturma dosyasında bulunan unsulardan başvuranın kardeşinin 19 Aralık  
1992 tarihinde tutuklanarak göz altına alındığını ve 20 Aralık 1992 tarihinde saat 3:00'e  
doğru olay yerine götürülürken firar ettiğinin ortaya çıktığını kaydetmiştir. Firann hemen  
ardından yapılan araştırmalar sonuçsuz kalmıştır. AİHM ayrıca, Cumhuriyet Savcısıyla  
beraber Emniyet Genel Müdürlüğünün hemen olay hakkında bilgilendirildiğini ve  
şartların firara müsait olduğu sonucunun ortaya çıktığı bir idari soruşturmanın  
yürütülmüş olduğunu kaydetmiştir.  
AİHM, başvuranın iddialarının somut ve kanıtlanabilecek olaylara dayanmadığını ve  
hiçbir tanık ifadesiyle veya başka bir delil unsuruyla inandırıcı bir şekilde  
desteklenmediğini ortaya koymuştur. Bu koşullarda, AİHM, başvuranın kardeşinin  
güvenlik güçleri tarafından uygulanan şiddetin ardından öldüğü sonucunun, iddia ve  
spekülasyon olmaktan çıkıp güvenilir birer gösterge olacağı kanaatine varmıştır. Ancak  
AİHM, elinde bulunan kanıt unsurlarının benzeri bir sonucu destekleyecek nitelikte bir  
göstergeyi içermediği görüşündedir.  
Buradan yola çıkarak AİHS'nin 2. maddesinin bu bağlamda hiç bir ihlali oluşmamıştır.  
1. Yürütülen araştırmaların niteliği hakkında*  
AİHM, "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşmede açıklanan hak ve  
özgürlükleri tanır" hükmünü içeren AİHS'nin 1. maddesi gereğince devletin üzerine  
şen genel yükümlülük ile beraber 2. maddenin güvence altına aldığı yaşam hakkını  
koruma zorunluluğu, zor kullanmanın ardından bir kimsenin ölümüne yol açıldığında  
etkili bir soruşturma yürütmeyi gerekli kılmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, McCann ve  
diğerleri-İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, seri A, no: 324, s. 49, § 161 ve Kaya, s.  
329, §105).  
AİHM, yukarıda açıklanan zorunluluğun sadece devlet görevlilerin bir kimsenin  
ölümüne neden olduğu durumlarda geçerli olmadığının altını çizmiştir. Yetkililerin  
sadece ölüm hakkında bilgisi olması bile ipso facto 2. maddeden gelen olayın meydana  
geldiği şartlar hakkında etkili bir soruşturma yapma zorunluluğunu doğurmaktadır (Bkz.  
mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, s.1778, §82,  
Yaşa, s.2438, § 100, ve Hugh Jordan-İngiltere, no:24746/94, §§ 107-109,2001-IH).  
Ayrıca AİHM, soruşturmanın asgari etkililik kriterine cevap verecek araştırmanın niteliği  
ve derecesinin dava koşullarına bağlı olduğuna kanaat getirmiştir. Araştırmanın niteliği  
ve derecesi uygun olayların tümüne dayanarak ve soruşturma işlemindeki uygulamalar  
göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla meydana gelebilecek  
değişik durumları sadece soruşturma eylem listesine veya diğer basit kriterlere  
indirgemek mümkün değildir (Bkz. mutatis mutandis, Velikova-Bulgaristan, no:  
41488/98, §80, 2000-VI).  
İşbu durumda ön soruşturmadan sorumlu yetkililerin ve yetkili savcılığın olayın  
ardından yaptığı girişimler tartışmaya meydan vermemektedir.  
AİHM, başvurunun kendilerine ilan edilmesinin ardından Hükümetin soruşturma  
dosyasının bir kopyasıyla beraber soruşturmanın gidişatı hakkında bilgi temin ettiğini  
kaydetmiştir.  
Bu unsurlardan başvuranın firarının hemen ardından firardan sorumlu polisler hakkında  
görev ihmali nedeniyle disiplin soruşturmasının başlatıldığı anlaşılmaktadır.  
Soruşturma Emniyetin Tetkik Şubesi Müdürü tarafından yürütülmüştür. Mersin bölgesi  
Polis Disiplin Konseyi 21 Temmuz 1993 tarihinde, soruşturma sonuçlarına dayanarak  
dosya unsurlarının disiplin cezası karan almaya yeterli olmadığı sonucuna varmıştır.  
AİHM, ceza soruşturması hakkında 20 Kasım 1994 tarihinde başvuran tarafından  
yapılan şikayetin ardından Cumhuriyet Savcısının ön soruşturma yaptığını  
gözlemlemiştir. Cumhuriyet Savcısı Mersin Emniyet Müdürlüğünde olay hakkında  
soruşturma yapmış ve itham edilen polisleri beyanlarını almak üzere savcılığa celp  
etmiştir. Bu yönde AİHM, Cumhuriyet Savcısının 22 Ekim 1996 tarihinde Siirt ve  
Şanlıurfa Savcılıklarından firar hakkında iki polisin ifadelerinin alınmasını istemiştir.  
Aynı gün Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısında daha önceki taleplerinin sonuçsuz  
kalması durumunda itham edilen polisler hakkında yapılan çağrıyı yinelemiş ve bu  
ilgisizliğin gerekçeleri hakkında bilgilendirilmesini talep etmiştir.  
AİHM, soruşturma dosyasında bulunan unsurlardan polislerin beyanlarının alındığının  
anlaşıldığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak 16 Şubat 1998 tarihinde yani şikayetin  
yapıldığı tarihten yaklaşık üç yıl üç ay sonra, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın  
iddialarını destekleyecek delilin bulunmaması nedeniyle muhakemenin men-i kararı  
almıştır. Cumhuriyet Savcısı, Polis Disiplin Konseyinin polisler hakkında ceza kararının  
alınmasına gerek olmadığına kanaat getirdiğini ve PKK'nın üyesi olduğu öne sürülen  
kişilerin verdiği beyanatlara göre firarinin bu örgüt tarafından Muş bölgesine  
gönderilmiş olduğunu ortaya koymuştur.  
AİHM, Cumhuriyet Savcısının itham edilen polisleri dinlemediği ve muhakemenin" men-  
i kararı almak için PKK üyesi olduğu öne sürülen kişilerin beyanları ve 27 Temmuz  
1993 tarihli Disiplin Konseyi kararıyla yetindiği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda AİHM,  
bu muhakemenin men-i kararının polis tarafından yürütülen bir soruşturmaya  
dayandığını kaydetmiştir.  
AİHM, dava koşullarında, başvuranın kardeşinin kayboluşundan direk olarak sorumlu  
tutuldukları göz önünde bulundurulduğunda polislerin bağımsız bir organ tarafından  
dinlenilmesinin büyük bir önem taşıdığının altını çizmiştir.  
AİHM, yetkililerin başvuranın beyanları karşısında duyarsız kalmadıklarını söylemekle  
birlikte, Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruşturmanın eksik olduğuna kanaat  
getirmiştir. Sonuç olarak AİHM, Savunmacı Hükümetin başvuranın kardeşinin  
kaybolma koşulları hakkında uygun ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine  
getirmediği sonucuna varmıştır.  
Bu bağlamda Sözleşmenin 2. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,  
A. Tazminat  
Başvuran maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmamıştır. Ancak, başvurusunu  
yaptığı aşamada 1 000 000 Amerikan Doları tutarında maddi ve manevi zarara  
uğradığını iddia etmiştir.  
AÎHM, maddi tazminat konusunda başvuranın, kardeşinin ölümünden doğacak gelir  
kaybına uğradığına dair kanıt gösteremediğini dolayısıyla bu bağlamda tazminat  
verilmesi için bir neden bulunmadığına kanaat getirmiştir.  
AİHM, başvuranın, sadece ihlalin bulunduğu sonucuyla tazmin edilemeyecek bir  
manevi zarara uğramış olabileceğini kabul etmiştir. AİHM, hakkaniyete uygun karar  
alarak başvurana manevi tazminat adı altında 10 000 euro verilmesine karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran masraf ve harcamalara ilişkin hiç bir talepte bulunmamıştır.  
Hükümet görüş bildirmemiştir.  
AİHM, konuya ilişkin elinde bulunan unsurları ve içtihatı göz önünde bulundurarak bu  
bağlamda başvurana herhangi bir miktarın ödenmesi için bir neden bulunmadığına  
kanaat getirmiştir.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, gecikme faiz oranının %3 'lük bir faiz oranı uygulayan Avrupa Merkez  
Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına dayandırılmasının  
uygun olacağına karar vermiştir.  
BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE  
AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilerek başvuranın kardeşinin öldürüldüğü iddiasının  
ortaya konulamadığına;  
Savunmacı Hükümetin etkili soruşturma yürütme zorunluluğunu yerine getirmeden  
eksiklik bulunması nedeniyle AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
a) a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere manevi tazminat için  
Savunmacı Hükümetin 10 000 EUR'yu ( on bin euro) başvurana ödemesine;  
b) b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için,  
yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan  
eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine oy birliğiyle karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 13 Temmuz 2004 tarihinde, İçtüzüğün  
77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca"yazılı olarak tebliğ edilmiştir.