ERKUꢀ – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, taraf devletlerde uygulanan ꢁekliyle askerlik hizmetinin, AĐHS’nin 4/3 (b)
maddesinde açıkça kabul edilmiꢁ olması nedeniyle AĐHS hükümleri uyarınca tek baꢁına
özgürlükten mahrum bırakmaya yol açmadığını yineler. Ek olarak, silahlı kuvvetler
mensuplarının hareketine iliꢁkin oldukça geniꢁ kısıtlamaların, askerlik hizmetinin özel
ihtiyaçlarının sonucu olarak ortaya çıkmıꢁ olması nedeniyle bu hizmetin beraberinde getirdiği
normal kısıtlamalar da 5. madde kapsamına girmemektedir (bkz. Engel vd. – Hollanda, A
Serisi no. 22). Ne var ki taraf devletlerin silahlı kuvvetlerindeki normal yaꢁam koꢁullarının
açıkça dıꢁına çıkan kısıtlama ꢁekilleri 5. madde kapsamına girmektedir. Durumun böyle olup
olmadığının tespiti için sözkonusu ceza ya da tedbirin niteliği, süresi, etkileri ve uygulama
ꢁekli gibi faktörlerin tamamı dikkate alınmalıdır (Engel vd., yukarıda anılan).
Mevcut davada AĐHM, baꢁvuranın 22 ꢀubat 2003 tarihinde ꢀirinyer Đnzibat Bölge
Komutanlığı’nda gözaltına alındığını gözlemler. 23 ꢀubat - 6 Mart 2003 tarihleri arasında ise
baꢁvuran Đzmir Askerlik ꢀubesi’nde bir “emniyet odası”nda tutulmuꢁtur. AĐHM ayrıca bu
sürelerin daha sonra baꢁvuranın hapis cezasından mahsup edildiğini gözlemler. Bununla
birlikte Hükümet, baꢁvuranın gözaltı esnasında hangi güvenlik tedbirlerine ve diğer tedbirlere
tâbi olduğuna iliꢁkin herhangi bir açıklama ya da ayrıntı sunmamıꢁ, baꢁvuranın askerlik
hizmetini sürdürdüğünün belirtilmesi dıꢁında, sözkonusu süre içinde aꢁağı yukarı olağan
askerlik yaꢁamı kapsamında kaldığını gösteren herhangi bir delil ortaya koymamıꢁtır.
Yukarıda belirtilenler ıꢁığında AĐHM, baꢁvuranın 22 ꢀubat – 6 Mart 2003 tarihleri arasında
Đzmir’de tutulduğu sırada da özgürlüğünden mahrum bırakıldığı kanaatindedir.
2. Sözkonusu mahrum bırakmanın “yasal dayanağı” olup olmadığı
AĐHM, AĐHS’nin 5/1 maddesinin bireylerin özgürlüklerinden mahrum
bırakılabilecekleri gerekçelerin ayrıntılı bir listesini sunduğunu hatırlatır. Bir gerekçenin
uygulanabilir oluꢁu diğer bir gerekçenin uygulanabilirliğini zorunlu olarak
engellememektedir; tutulu bulundurma, koꢁullara bağlı olarak birden fazla bent kapsamında
meꢁruiyet kazanabilir (bkz. örneğin Erkalo – Hollanda, Karar raporları 1998-VI). Ancak bu
istisnaların sadece dar bir kapsamda yorumlanması sözkonusu hükmün “kimsenin
özgürlüğünden keyfi olarak mahrum bırakılmamasının sağlanması” hedefi ile uyuꢁmaktadır
(bkz. diğerleri yanında Giulia Manzoni – Đtalya, Raporlar 1997-IV).
AĐHM, özgürlükten mahrum bırakmanın (a) ile (f) bentlerinde belirtilen istisnalardan
birine uymasının yanı sıra “yasaya” ve “yasa ile belirlenen bir usul”e uygun olması
gerektiğini hatırlatır. AĐHS, bu terimleri kullanarak esasen ulusal mevzuat ve onun esas ve
usule iliꢁkin kurallarına uyma yükümlülüğüne iꢁaret etmektedir. Ne var ki ulusal mevzuata
uygunluk yeterli değildir: 5/1 maddesi, ek olarak özgürlükten mahrum bırakmanın bireyin
keyfi uygulamadan korunması amacına uygun olmasını gerektirir (bkz. örneğin Elçi vd. –
Türkiye, no. 23145/93, 25091/94). Keyfi olarak uygulanan hiçbir gözaltının 5/1 maddesine
uygun olmaması vazgeçilmez bir ilkedir ve özgürlükten mahrum bırakmanın iç hukukta
yasaya uygun olmasına rağmen keyfi olup AĐHS’ye aykırı olabilmesi nedeniyle 5/1
maddesindeki “keyfilik” kavramı, ulusal mevzuata aykırılığın ötesine geçmektedir (bkz.
örneğin Saadi – Đngiltere [BD], no. 13229/03 ve kararda anılan davalar). Özellikle, keyfi
olarak damgalanmasını önlemek için 5/1 (b) maddesi uyarınca yapılacak tutulu bulundurma
iyi niyetle yürütülmeli, Hükümetçe dayanılan gözaltında tutma gerekçesi ile yakından
bağlantılı olmalı, gözaltı yeri ve koꢁulları uygun olmalı ve gözaltı süresi takip edilen amacın
makul olarak gerektirdiği süreyi aꢁmamalıdır (bkz. mutatis mutandis, A. vd. – Đngiltere [BD],
no. 3455/05 ve mutatis mutandis, Saadi, yukarıda anılan).
3