olduğunu savunmaktadır. Baꢀvuranların yapmıꢀ oldukları ꢀikayetler Sözleꢀmenin güvence
altına aldığı haklar alanına girmemektedir. Baꢀvuranlar devlet memuru olmayı kabul ederek,
kamu görevlilerinin tabi olduğu 657 sayılı Kanun uyarınca atanabileceklerini biliyorlardı.
Devlet memurları da idarenin eylemlerine karꢀı diğer vatandaꢀlar gibi koruma altındadırlar.
Đdarenin bu hakları tanımaması durumunda hukuki baꢀvuru yolları mevcuttur. Anayasa ayrıca
idarenin eylemlerinin ve almıꢀ olduğu önlemlerin hukuki denetime tabi tutulmasını
öngörmektedir.
AĐHM, AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne ꢀekilde tanınmıꢀ olursa
olsun, Sözleꢀme’nin 13. maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla sözkonusu hüküm,
AĐHS’ye dayalı “savunulabilir bir ꢀikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır (Bkz, diğerleri arasında,
Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 157, CEDH 200-XI).
Sözleꢀmeci devletlere yüklenen AĐHS’nin 13. maddesinden doğan yükümlülüğün
kapsamı, baꢀvuranın yaptığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀmektedir. Bununla birlikte
13. maddenin gerektirdiği baꢀvuru yolu hukuken olduğu kadar uygulamada da “etkili”
olmalıdır ( Bkz, örneğin, Đlhan-Türkiye [GC], no:22277/93, § 97, CEDH 2000-VII). Bir
“baꢀvuru” nun 13. madde kapsamında “etkili” olup olmadığı baꢀvuranın lehine bir sonuç
çıkıp çıkmayacağına bağlı değildir. Bununla birlikte sözkonusu hükmün bahsettiği
Mahkemenin adli bir kurum olması gerekmemektedir. Ancak, kendisine yapılan baꢀvurunun
etkililiğini değerlendirmek için sahip olduğu yetkileri ve verdiği güvenceleri de gözönünde
bulundurmak gerekir. Diğer yandan iç hukukun sağladığı baꢀvuru yollarının tümü, içlerinden
hiçbiri kendi baꢀına hepsine cevap vermese de 13. maddenin gerekliliklerini yerine
getirebilmektedir ( Bkz. diğerleri arasında, Silver ve diğerleri-Birleꢀik Krallık 25 mart 1983
tarihli karar, A serisi no: 61, s. 42, § 113, ve Chahal-Birleꢀik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli
karar, Derleme 1996-V, s.1869–1870, § 145).
Bu durumda AĐHM dosyadaki verilerin baꢀvuranların dernek kurma ve toplantı
özgürlüğüne iliꢀkin haklarının ihlal edildiğine dair karar verilmesi için sebep teꢀkil etmediğini
düꢀünmektedir. Bu durum, 11. maddeye iliꢀkin ꢀikayetin savunulabilirliğine engel değildir
(Boyle ve Rice-Birleꢀik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no:131, s.23.§ 52).
AĐHM’nin esas hakkında vardığı sonuç bir ulusal mahkeme önünde etkili bir baꢀvuru
zorunluluğunu geçersiz kılmamaktadır.
AĐHM, OHAL Bölge Valisi’ne tayin konusunda geniꢀ ayrıcalıklar tanıyan 285 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 (g) maddesine dayanarak, Valinin kamu sektörü
personelinin baꢀka bir bölgeye tayinini isteyebileceğini hatırlatmaktadır. Buna benzer ölçüsüz
olarak değerlendirilebilecek ayrıcalıklar karꢀısında, baꢀvuranların tayini konusunda adli
denetim yoksunluğunun, muhtemel suiistimalleri engellemek veya bu ꢀekilde alınan kararların
sadece meꢀruluğunu denetlemeyi sağlamak için yeterli teminatları sunmadığını tespit etmek
gerekir. AĐHM, daha önce, OHAL Bölge Valisi’ne yetki veren hükümleri kadar bu mevzuatın
uygulanmasının da adli denetime tabi olmadığını vurgulama olanağı bulmuꢀtur (Bkz. Đç
Hukukun ilgili bölümleri, özellikle, §§ 34 ve 36 ve Çetin ve diğerleri, adı geçen, § 61). Sonuç
itibariyle, OHAL Bölge Valisi’nin iꢀlediği fiiller için yapılan adli baꢀvurular, 13. maddenin
amaçlarına uygun olarak “etkililik” kriterini yerine getirmemektedir, zira istenilen baꢀvuru ne
hukuki olarak ne de uygulamada “etkili” değildir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis,
sözüedilen Güneri ve diğerleri, § 88, sözüedilen Çetin ve diğerleri, § 66 ve sözüedilen Doğan
ve diğerleri, § 110 ve 164).
6