CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ERTAAYDIN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 43672/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Eylül 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 43672/98 bavuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaları Bedriye Ertas Aydın, Sevgi Bingöm Zengin, Hafize Sidar Altındağ  
Kahraman ve Yüksel Tekin’in (Bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(Komisyon) 27 Haziran 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25.  
maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kilavuz tarafından temsil  
edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Bavuranlar Bedriye ErtaAydın, Sevgi Bingöm Zengin, Hafize Sidar Altındağ  
Kahraman ve Yüksel Tekin, Kürt kökenli olup sırasıyla 1969, 1966, 1963 ve 1972 doğumlu  
olup Yozgat, Zonguldak, Bartın ve Tokat’ta ikamet etmektedirler.  
1. Bedriye ErtaAydın  
Bavuran 1988 yılında Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde hemire olarak çalımaktaydı.  
1993 yılında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) üye olmutur.  
1996 yılında bu sendikanın Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmitir.  
20 Mart 1998 tarihli kararla, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 Sayılı  
Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 (g) maddesi gereğince Yozgat iline tayin edilmitir.  
2. Sevgi Bingöm Zengin  
Bavuran 1987 yılında Siirt Devlet Hastanesi’nde laboratuar teknik personeli olarak  
görev yapmaktaydı. 1989 tarihinde isteği üzerine Diyarbakır’a tayin edilmitir.  
1991 yılında bavuran SES’e üye olmutur.  
1993 yılında bir öğretmenle evli olduğu halde Amasya’ya tayin edilmitir. 1994  
yılında yetkili makamlardan defalarca talep etmesinin ardından Diyarbakır’a tayin edilmitir.  
1996 yılında SES’in Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmitir.  
Mayıs 1998 tarihinde, OHAL Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 4 (g) maddesine dayanarak Zonguldak iline tayin edilmitir.  
3. Hafize Sidar Altındağ Kahraman  
Bavuran 1988 yılında Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde laboratuar teknik personeli  
olarak görev yapmaktaydı.  
11 Ocak 1991 tarihinde SES’e üye olmutur.  
2
Bavuran sendikal faaliyetlerinden dolayı 1992 yılında, kendisinin ve einin  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde on yedi gün boyunca gözaltında tutulduklarını ve  
ardından haklarında herhangi bir ilem yapılmadan serbest bırakıldıklarını iddia etmektedir.  
Aralık 1992’de bavuran Tokat iline, bundan sekiz ay sonra ise anlıurfa’ya tayin  
edilmitir.  
Eylül 1997’de bavuran kendi isteği üzerine Diyarbakır’a tayin olmutur.  
Nisan 1998 tarihinde, OHAL Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 4 (g) maddesine dayanarak Bartın iline tayin edilmitir.  
4. Yüksel Tekin  
1992 tarihinde bavuran Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde ebe olarak çalımaktaydı.  
Aynı yıl SES’e üye olmutur.  
1996 yılında iki ayrı görevle bu sendikanın Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmitir.  
1997 yılında bavuran Dicle Üniversitesi’nde ( Diyarbakır) Fars Dili ve Edebiyatı  
Bölümü’nde derslere devam etmitir. Tayin edilmesi nedeniyle üniversite eğitimini bırakmak  
zorunda kalmıtır.  
15 Ocak 1998 tarihinde, OHAL Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun  
Hükmünde Kararname’nin 4 (g) maddesine dayanarak Tokat iline tayin edilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMET’ĐN ĐTĐRAZI HAKKINDA  
Hükümet  
iç hukuk  
yollarının  
tüketilmediği  
gerekçesiyle  
bavurunun  
kabuledilemeyeceği itirazını yöneltmektedir. Hükümet, bavuranlar tarafından sunulan  
Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin 25 Eylül 1997 tarihli kararına gönderme yaparak  
bavuranların bu karar karısında temyiz için bavurmadıklarını ve bu kararın iç hukukta  
ulusal makamlar tarafından verilen son karar olarak sunulamayacağını belirtmektedir.  
Hükümet bavuranların tayininin 657 sayılı Kanunun 72. ve 76. maddelerine  
dayanğını ve ilgili kiilerin ikâyetlerini iç hukuk mercileri önünde dile getirmediklerini  
savunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümet’in iddialarına karı çıkmaktadır ve 285 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 7. maddesine göre haklarında verilen tayin kararlarına karı iç hukukta itiraz  
yollarına sahip olmadıklarını iddia etmektedirler.  
AĐHM bu itirazın bavuranların AĐHS’nin 11. ve 13. maddelerine uyarınca yapmıꢀ  
oldukları ikayetlere sıkı sıkıya bağlı olduğu tespitinde bulunmaktadır. AĐHM  
kabuledilebilirliğine ilikin kararında ikayeti esasa birletirmeye karar verdiğini  
hatırlatmaktadır.  
3
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar tayin kararlarının dernek kurma özgürlüklerine karı bir saldırı niteliğinde  
olduğunu, Kürt kökenli olmalarından ve siyasi görülerinden dolayı bu kararların alındığını  
iddia etmektedirler.  
Bavuranlar AĐHM’ye sundukları 1991/2000 dönemine ait tabloya gönderme yaparak,  
elli sekiz kiinin sürüldüğünü ve bazılarının gözaltına alındığını ya da kaybolduklarını ileri  
sürmektedirler. Bedriye ErtaAydın, AĐHM’ne einin kaybolmasına ilikin 25660/94  
numaralı bavuru dilekçesi sunduğunu belirtmektedir. Bavuranlar aynı zamanda sendikal  
faaliyetlerinden dolayı disiplin müeyyidesine tabi tutulan memurların listesini de  
sunmaktadırlar.  
Bavuranlar, sendika üyesi memurların tayinlerinin aleyhlerine yapıldığını ve  
faaliyetlerini izlemelerini imkansız kılmak amacıyla sendikalarının ubelerinin olmadığı  
ehirlere tayin edildiklerini iddia etmektedirler.  
Hükümet AĐHS’nin 11. maddesinin bir sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını  
içerdiğininin altını çizmektedir ve bavuranların sendika üyesi oldukları gözönüne alınırsa bu  
hakkın ihlal edilmediğini belirtmektedir. Bir sendika üyesi olmak, kamu çalıanlarının  
atamalarında engel tekil etmemektedir. Bunun dıında bavuranlar tayin oldukları ehirlerde  
aynı sendikaya üye olmaya devam edebilirler. Hükümet AĐHM’ye, Yüksel Tekin’in 26 Kasım  
2001 tarihinde Ankara ubesi üyesi olduğu SES’in, 73 ilde faaliyet gösterdiğini ve ilgili  
kiilerin sendikal faaliyetlerini engelleyici hiçbir unsur bulunmadığını belirten bir liste  
sunmaktadır.  
Hükümet, bavuranların AĐHS’nin 14. maddesine ilikin, dayanaktan yoksun bulduğu  
ikayetlerini, kesin olarak reddetmektedir. Her memur tayin olabilir. Ayrıca bavuranların  
tayinleri Kürt kökenli olmalarından, siyasi düüncelerinden ya da bir sendikaya üye  
olmalarından dolayı olmamıtır.  
AĐHM, AĐHS’nin 11§1 maddesinin sendika kurma özgürlüğünü, dernek kurma  
özgürğünün özel bir ekli veya yönü olarak gösterdiğini hatırlatmaktadır; bu madde sendika  
üyelerine devlet tarafından farklı bir muamele ve üyelerinin tayin olmaması gibi bir uygulama  
sağlamadığını ifade etmektedir (Bkz. Belçika Polisi Ulusal Sendikası- Belçika, 27 Ekim 1975,  
A serisi no: 19, s. 17, § 38).  
AĐHM, kiisel bavuru sonucunda açılan davada, mümkün olduğu kadar genel metnin  
ına çıkmadan, kendisine bavurulan somut olayla dile getirilen sorunları incelemekle  
yetinmek gerektiğini belirtmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Guzzardi-Đtalya, 6 Kasım 1980  
tarihli karar, A serisi no:39, s. 31-32, § 88, ve Young, James ve Webster-Đngiltere, 13 Ağustos  
1981 tarihli karar, A serisi no:44,§ 52). Bundan dolayı tayin kararının olduğu ekliyle  
uygunluğunu AĐHS bakımından takdir etme hakkı dümemektedir. AĐHM’nin amacı  
AĐHS’nin 11. maddesinde belirtilen, bavuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkına  
ilikin böylesi bir kararın sonuçlarını incelemektir.  
AĐHM 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 (g) maddesine dayanarak,  
bavuranların OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine alınan tayin kararlarının 11.  
maddenin hükümlerini tanımadığından ikayetçi olduklarını belirtmektedir. Daha sonra bu  
kararların kanun tarafından öngörüldüğünü gözlemlemektedir. Ayrıca bavuranların  
4
konumlarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilmiolduğu konusuna itiraz  
edilmemektedir.  
Bu durumda AĐHM ilgili kiilerin konumlarının, ilke olarak kamu hizmetinin  
ihtiyaçlarına göre baka bir ehre ya da baka bir göreve tayin edilebilme olasılığını  
öngörmekte olduğunu tespit etmektedir. Bu bakımdan sözkonusu tayin kararları ilke olarak  
ilgili kiilerin bir sendikaya katılma, sendika ve dernek kurma özgürlüğünü kullanma ya da bu  
haklardan faydalanma haklarına yönelik bir engel ya da sınırlama tekil etmemektedir.  
Sendika ve dernek kurulmasına ilikin bireysel özgürlükleri konusunda ise, dava konusu  
kararlara rağmen sendikalarına üyeliklerinin devam ettiği göz önüne alınırsa bu haklarından  
faydalanmılardır (Bkz. örneğin, Schmidt veDahlström- Đsveç, 6 ubat 1976 tarihli karar, A  
serisi no: 21).  
AĐHM, takdirine sunulan unsurlardan hareketle, bavuranların sözkonusu kararların  
AĐHS’nin 11. maddesinin yer verdiği ekliyle toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne ilikin  
haklarının özünü ilgilendiren yaptırım veya ihlali oluturduğunu yeteri kadar ikna edici  
ekilde desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca bavuranların yeni görevlerinde ya da  
tayin yerlerinde sendikal faaliyetlerde bulunmalarının engellenebileceği konusunda da ikna  
olmamıtır.  
Her ne kadar tayin kararları bavuranlar tarafından, ulusal makamların sendikal  
faaliyetlerde bulunma haklarına bir müdahalesi olarak değerlendirilse de, AĐHM bu  
tedbirlerin Devletin kamu hizmetinin en iyi ekilde yönetilmesi çerçevesinde değerlendirildiği  
görüündedir. Ulusal makamlar ilgili kiilerin baka bir bölgeye ya da baka bir ehre tayin  
kararlarını verirken takdir hakları çerçevesinde hareket etmilerdir. Bavuranların tayinlerine  
bağlı zararın dıındaki diğer zararları makamların bavuranlara vermediği, öyle ki kamu  
hizmetinin en iyi ekilde idare edilmesi ve bavuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkı  
gibi mevcut farklı çıkarlar arasında dengeyi sağladıkları sonucu çıkmaktadır.  
Bu nedenle, ibu davanın koullarının tümü ıığında AĐHM bavuranların aleyhlerine  
alınan tayin kararlarının sendikal faaliyetlerde bulunulmasına yönelik herhangi bir müdahale  
tekil ettiğini ispat etmediklerini tespit etmitir.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine alınan kararlara itiraz  
edilebilecek bir bavuru yolunun bulunmamasından dolayı ikayet etmektedirler. AĐHS’nin  
13.maddesine gönderme yapmaktadırlar.  
Bavuranlar OHAL Bölge Valisi’nin kararıyla tayin olan iki memurun iptale ilikin  
bavurularına gönderme yapmaktadırlar, bu bavuru 285 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 7. maddesine dayanarak reddedilmitir. Bavuranlar sonuç itibariyle ulusal  
makamlar nezdinde sözkonusu kararlar karısında etkili bavuru yolunun mevcut olmadığını  
iddia etmektedirler.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göndermede bulunan Hükümet  
bavuranların itirazlarının “salt”, “ekonomik gerekçelere” dayalı hakları içermediğini fakat  
atama ilemlerinin yasanın uygulanması ve Devletin takdir yetkisini kullanması yönünde  
5
olduğunu savunmaktadır. Bavuranların yapmıoldukları ikayetler Sözlemenin güvence  
altına aldığı haklar alanına girmemektedir. Bavuranlar devlet memuru olmayı kabul ederek,  
kamu görevlilerinin tabi olduğu 657 sayılı Kanun uyarınca atanabileceklerini biliyorlardı.  
Devlet memurları da idarenin eylemlerine karı diğer vatandalar gibi koruma altındadırlar.  
Đdarenin bu hakları tanımaması durumunda hukuki bavuru yolları mevcuttur. Anayasa ayrıca  
idarenin eylemlerinin ve almıolduğu önlemlerin hukuki denetime tabi tutulmasını  
öngörmektedir.  
AĐHM, AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne ekilde tanınmıolursa  
olsun, Sözleme’nin 13. maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını  
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla sözkonusu hüküm,  
AĐHS’ye dayalı “savunulabilir bir ikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin  
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır (Bkz, diğerleri arasında,  
Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 157, CEDH 200-XI).  
Sözlemeci devletlere yüklenen AĐHS’nin 13. maddesinden doğan yükümlülüğün  
kapsamı, bavuranın yaptığı ikayetin niteliğine bağlı olarak değimektedir. Bununla birlikte  
13. maddenin gerektirdiği bavuru yolu hukuken olduğu kadar uygulamada da “etkili”  
olmalıdır ( Bkz, örneğin, Đlhan-Türkiye [GC], no:22277/93, § 97, CEDH 2000-VII). Bir  
“bavuru” nun 13. madde kapsamında “etkili” olup olmadığı bavuranın lehine bir sonuç  
çıkıp çıkmayacağına bağlı değildir. Bununla birlikte sözkonusu hükmün bahsettiği  
Mahkemenin adli bir kurum olması gerekmemektedir. Ancak, kendisine yapılan bavurunun  
etkililiğini değerlendirmek için sahip olduğu yetkileri ve verdiği güvenceleri de gözönünde  
bulundurmak gerekir. Diğer yandan iç hukukun sağladığı bavuru yollarının tümü, içlerinden  
hiçbiri kendi baına hepsine cevap vermese de 13. maddenin gerekliliklerini yerine  
getirebilmektedir ( Bkz. diğerleri arasında, Silver ve diğerleri-Birleik Krallık 25 mart 1983  
tarihli karar, A serisi no: 61, s. 42, § 113, ve Chahal-Birleik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli  
karar, Derleme 1996-V, s.1869–1870, § 145).  
Bu durumda AĐHM dosyadaki verilerin bavuranların dernek kurma ve toplantı  
özgürğüne ilikin haklarının ihlal edildiğine dair karar verilmesi için sebep tekil etmediğini  
ünmektedir. Bu durum, 11. maddeye ilikin ikayetin savunulabilirliğine engel değildir  
(Boyle ve Rice-Birleik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no:131, s.23.§ 52).  
AĐHM’nin esas hakkında vardığı sonuç bir ulusal mahkeme önünde etkili bir bavuru  
zorunluluğunu geçersiz kılmamaktadır.  
AĐHM, OHAL Bölge Valisi’ne tayin konusunda geniayrıcalıklar tanıyan 285 sayılı  
Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 (g) maddesine dayanarak, Valinin kamu sektörü  
personelinin baka bir bölgeye tayinini isteyebileceğini hatırlatmaktadır. Buna benzer ölçüsüz  
olarak değerlendirilebilecek ayrıcalıklar karısında, bavuranların tayini konusunda adli  
denetim yoksunluğunun, muhtemel suiistimalleri engellemek veya bu ekilde alınan kararların  
sadece meruluğunu denetlemeyi sağlamak için yeterli teminatları sunmadığını tespit etmek  
gerekir. AĐHM, daha önce, OHAL Bölge Valisi’ne yetki veren hükümleri kadar bu mevzuatın  
uygulanmasının da adli denetime tabi olmadığını vurgulama olanağı bulmutur (Bkz. Đç  
Hukukun ilgili bölümleri, özellikle, §§ 34 ve 36 ve Çetin ve diğerleri, adı geçen, § 61). Sonuç  
itibariyle, OHAL Bölge Valisi’nin ilediği fiiller için yapılan adli bavurular, 13. maddenin  
amaçlarına uygun olarak “etkililik” kriterini yerine getirmemektedir, zira istenilen bavuru ne  
hukuki olarak ne de uygulamada “etkili” değildir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis,  
sözüedilen Güneri ve diğerleri, § 88, sözüedilen Çetin ve diğerleri, § 66 ve sözüedilen Doğan  
ve diğerleri, § 110 ve 164).  
6
O halde bavuranların iç hukuk yollarını tüketmek zorunluluğundan bağıık  
tutuldukları düünülebilir. Bu nedenle AĐHM Hükümetin itirazını kabul etmemektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından bavuranların aleyhlerine alınan  
tayin kararlarına karı ulusal mahkemeler önünde itiraz olanağı sağlayan bir iç hukuk yolunun  
bulunmayıından dolayı 13. maddenin ihlal edildiği kararına varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat, masraf ve harcamalar  
Bavuranlar Sevgi Bingöm Zengin, Hafize Sidar Altındağ Kahraman ve Bedriye Ertaꢀ  
Aydın masraf ve harcamalar dahil, manevi tazminat için 8.000 Euro (sekiz bin) talep  
etmektedirler.  
Yüksel Tekin masraf ve harcamalar dahil, manevi tazminat için 5.000 Euro (bebin)  
talep etmektedir.  
AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine alınan tayin kararlarına itiraz  
edilmesini sağlayacak ulusal mahkeme önünde bir iç hukuk yolunun bulunmayıından dolayı  
bavuranların manevi zarara uğradıklarını düünmektedir. Bu nedenle bavuranlardan her  
birine 500 Euro (beyüz) ödenmesini uygun görmektedir.  
AĐHM, bavuranların AĐHS’nin ilgili mercileri nezdinde yapılan masraflara ilikin  
hiçbir fatura sunmadıklarını tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM önünde bir avukat  
tarafından temsil edilen bavuranların buna bağlı olarak bir takım masraflar yapmak zorunda  
olduklarını düünmektedir. ( I.R.S. ve diğerleri- Türkiye ( adil tazmin), no:26338/95, § 32, 31  
Mayıs 2005) Đꢀbu davanın koulları dikkate alındığında bavuranlara toplu olarak 2.000 Euro  
(iki bin) ödenmesinin uygun olacağını düünmektedir.  
B. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKCELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Hükümetin itirazını reddetmeye;  
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet’in bavuranlara,  
i. manevi tazminat için bavuranların her birine 500 Euro (beyüz)  
ödenmesine;  
7
ii. masraf ve harcamalar için bavuranlara toplu olarak 2.000 Euro (iki bin)  
ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit  
oranda faiz uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45§ 2 ve iç tüzüğünün 74§ 2 maddelerine uygun olarak  
Sn. Cabral Barreto’nun ayrık oy görüü yer almaktadır.  
8