C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
D. VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:24245/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 HAZĐRAN 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 24245/03 bavuru no’lu davanın nedeni, üç Đran  
vatandaının 4 Ağustos 2003 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Daire Bakanı, A.D., ei P.S. ve kızları P.D.’nin (Bavuranlar), isimlerinin açığa  
vurulmaması isteğini (Đçtüzüğün 47§3 maddesi) kabul etmitir.  
Adli yardımdan faydalanan bavuranlar, AĐHM Đçtüzüğü’nün 36§1 maddesi gereğince  
bavuranları temsil etmesine izin verilen New York’da bulunan Đranian Refugees Alliance  
Inc. Müdürü D. Abadi tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuranlar, 1969 doğumlu Kürt kökenli A.D. Sünni olup, 1976 doğumlu Azeri  
kökenli ei P.S. ise ii’dir. Kızları P.D. 1997 doğumludur. Halihazırda sözkonusu aile geçici  
oturma izni ile Kastamonu’da (Türkiye) oturmaktadır.  
A. Bavurana Göre Davanın Olumasına Neden Olan Olaylar  
Iran Demokratik Kürdistan Partisi (IDKP) adına yaptıkları faaliyetlerden dolayı Đran  
makamları tarafından kendisine ikence edilen A.D., 31 Kasım 1994 tarihinde yasadıı  
yollardan Türkiye’ye girmive burada üç haftalık geçici oturma izni almıtır.  
A.D. 5 Aralık 1994 tarihinde, BirlemiMilletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden  
(BMMYK) mülteci olarak kabul edilmesini istemitir.  
Ancak bavuran, BMMYK önünde mülteci olma talebinin incelendiği sırada, oturma  
izni sona erince, diğer Đranlı mültecilerle birlikte Ankara Yüksekova Asliye Ceza  
Mahkemesi’ne çağrılmıtır.  
Yüksekova Asliye Ceza Mahkemesi, 28 Nisan 1995 tarihinde yabancıların serbest  
dolaım hakkına ilikin mevzuatın ihlal edildiği gerekçesiyle para cezasına çarptırmıve  
Đran’a iade edilmesine karar vermitir.  
Bavuran, Đran’a döner dönmez 4 Haziran 1995 tarihinde Ayetullah Humeyni  
tarafından tanınan pimanlık affından yararlanmayı umarak polise teslim olmutur. Bavuran  
yakalanmıve Nagadeh bilgi alma dairesi tarafından dört ay boyunca baskı altında  
sorgulanmıtır.  
Bavuran 7 Ekim 1995 tarihinde, af belgesi almıve Nagadeh kentini terk etmemek  
kouluyla serbest bırakılmıtır. Bavuran daha sonra sabıka kaydı nedeniyle kazanç getiren  
her türlü faaliyetten ve üniversiteye girihakkından men edildiğini öğrenmitir. Böylece  
seyyar satıcı olmutur.  
Bavuran 1996 yılında P.S. ile tanıve evlenmeye karar vermilerdir. Ancak Đran  
istihbarat1 üyesi olan P.S.’nin babası ve erkek kardei bu evliliğe karı gelmilerdir. P.S. 11  
1 SAVAMA (Sazman-e Ettela’at va Amniat-e Melli-e Iran), daha sonra Đran Bilgi Alma Bakanlığı olarak  
adlandırılmıtır. VEVAK (Vezarat-e Ettela’at va Amniat-e Keshvar) olarak da bilinir.  
2
Eylül 1996 tarihinde evinden kaçmıve bavuranın evine yerlemitir. Bavuran ve P.S. 26  
Eylül 1996 tarihinde, P.S.’nin babasının rızası alınmadan ve dolayısıyla ii mezhebine aykırı  
olarak Sünni geleneklerine göre evlenmilerdir.  
Đki gün sonra çift yakalanmıtır. ii mahkemelerinin talebi üzerine P.S. bekaret  
kontrolünden geçmive daha sonra serbest bırakılmıtır.  
Nagadeh Đslam Mahkemesi hakimi 30 Eylül 1996 tarihinde yapılan evliliği geçersiz  
ilan etmive bavuranların her birini 300.000 Riyal para cezasına çarptırmıtır. Durumada  
hakim P.S.’nin babasını, ii geleneklerine uygun bir evlilik yapılmasına izin vermesi  
konusunda ikna etmitir. P.S.’nin babası bu karara boyun eğmive çift yeniden evlenmitir.  
Verilen bu kararın içeriğini bilmeyen bavuranlar, daha sonra, her birinin Đran Ceza  
Kanunu’nun (ĐCK) 88. maddesi gereğince zina gerekçesiyle yüz kırbaç cezasına  
çarptırıldıklarını öğrenmilerdir. Haad olarak adlandırılan sözkonusu mahkumiyet kararı,  
bozulamayan bir karardır.  
Birkaç ay sonra bavuranlar, mahkeme kararının infazı amacıyla ii hakimi önüne  
çıkmaları için çağrılmılardır.  
12 Nisan 1997 tarihinde A.D.’ye yüz kırbaç cezası uygulanmıtır. Ancak P.D.’ye  
hamile olan einin cezası, önce çocuğun doğduğu 28 Ağustos 1997 tarihine kadar, daha sonra  
fiziksel ve ruhsal sağlık durumunun iyi olmaması nedeniyle 11 Ekim 1999 tarihine kadar  
ertelenmitir. Bu son tarihte P.S.’nin kırbaç cezasının ertelenemeyeceğine ve ceza, ellier  
kırbaç olmak üzere iki ayrı zamanda uygulanmaya karar verilmitir.  
Bunun üzerine, P.S.’nin kırbaçlanmasından kaçmak ve de A.D., kuzeni ve iki  
arkadaını Irak’ın kuzeyindeki IDKP’nin yerel haber alma merkezine katılmalarını tevik  
ettiğini polisin öğrenmesinden korktuğundan dolayı, aile Đran’dan ayrılmaya karar vermitir.  
P.S. kızı ile birlikte 22 Kasım 1999 tarihinde Salmas sınır kapısından geçerli olan bir  
pasaportla Türkiye’ye giriyapmılardır. Ancak A.D. Serro üzerinden kaçak olarak giriꢀ  
yapmılardır.  
Bavuranlar Van’da bulumulardır.  
B. Türkiye’de Balatılan Yeni Usul Đꢁlemleri  
Bavuranlar, 23 Kasım 1999 tarihinde BMMYK bürosuna bavurmulardır. BMMYK  
bavuranları Van Göçmenlik bürosuna yönlendirmive burada bavuranlar mülteci olarak  
kayıt yaptırmılardır.  
Bir BMMYK görevlisi, 17 Ocak 2000 tarihinde, diğer aile üyeleri aile reisi olan  
babaya bağlı olduklarından, sadece A.D.’yi dinlemitir. Sadece einin söylediklerini  
doğrulamak amacıyla P.S.’ye danıılmıtır. Bu vesileyle BMMKY görevlisi, Van Devlet  
Hastanesi psikoloğu tarafından muayene edilmesi için, P.S. adına bir form doldurmutur.  
Bavuranlar 24 Nisan 2000 tarihinde, çevirmenlik yapan bir mültecinin da bulunduğu  
Van Yabancılar Bürosu’nda sorgulanmılardır. Daha sonra A.D. ve P.S. söylediklerinin yazılı  
3
olarak özetini çıkarmaya davet edilmilerdir. Bavuranlar 27 Nisan 2000 tarihinde  
kendilerinden isteneni yapmılardır.  
Bavuranlar 2000 yılı Mayıs ayında, vatandaı oldukları ülkede ikence görme riski  
bulunan Avrupalı olmayan kiiler olarak geçici “mülteci” statüsünden faydalanmılardır.  
Bunun yanı sıra sözkonusu aile, yüz Amerikan doları karılığında yenilenebilir geçici oturma  
izni almılardır.  
Bavuranlar Kastamonu’ya yerlemiler ve burada Kastamonu polisine yüz dolar daha  
vermek zorunda kalmılardır.  
Ancak 6 Kasım 2000 tarihinde BMMYK’nin yeterince gerekçelendirilmemikararıyla  
A.D.’nin sığınma talebi reddedilmitir. P.S.’nin kendi durumundan ayrı olarak incelenmesine  
yönelik bavuruları sonuç vermemitir.  
Bavuran itirazda bulunmutur.  
BMMYK 20 Eylül 2001 tarihinde bavurana talebinin bertaraf edildiğine ve yeni ve  
kesin olaylar ileri sürmediği sürece dosyasının tekrar incelenemeyeceğine dair bilgi vermitir.  
Bavuran 31 Aralık 2001 tarihinde usul ilemlerinin yeniden balatılmasını istemitir.  
2002 yılı Haziran ayında BMMYK bavurana dosyadaki hiçbir unsurun yeniden  
incelenmesini haklı göstermediğine ve davasının artık rafa kaldırıldığına dair bilgi vermitir.  
Ancak 21 Kasım 2002 tarihinde, Türk Göçmenlik Bürosu oturma izninin süresini  
uzatmayı reddetmitir.  
Iranian Refugees’ Alliance Inc. örgütü, en azından talebinin reddedilmesindeki  
gerekçeler hakkında bavurana bilgi vermesi amacıyla BMMYK’ye yazı göndermitir.  
ileri Bakanlığı, 19 Mart 2003 tarihinde BMMYK dosyasına atıfta bulunarak  
Đçileri Bakanlığı’na görübildirmek amacıyla, 94/6169 sayılı Tüzük ve Cenevre Sözlemesi  
gereğince bavuranın sığınma talebine dayanak olarak ileri sürdüğü argümanların uygun  
olmadığı yönünde yazı göndermitir.  
Bavuranlara, 22 Nisan 2003 tarihinde bakanlık kararnamesi tebliğ edilmitir.  
Sözkonusu kararnamede bavuranlara, sığınma talepleri reddedildiğinden Đran’a geri  
dönmekte ya da sınır dıı edilme risklerinin bulunmasından dolayı seçtikleri ülkeden baka bir  
ülkeye gitmekte serbest olduklarına dair bilgi verilmitir.  
Bu karara on begün içinde Đçileri Bakanlığı’na bavurularak itiraz edilebilir.  
Bavuran 6 Mayıs 2003 tarihinde bu amaçla elinde bulunan bütün belgelerle birlikte  
savunma sunmutur.  
C. Halihazırdaki Durum  
Bavuranın itirazı 12 Ağustos 2005 tarihinde Đçileri Bakanlığı’nda hala  
incelenmekteydi. Halihazırda, süregelen usul ilemlerinin sona ermesini beklerken yenilenen  
4
oturma izinleri gereğince Kastamonu’da oturmaya devam eden bavuranlar aleyhinde hiçbir  
nihai sınır dıı etme kararı bulunmamaktadır.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMALAR  
A. Türkiye  
Mültecilere ilikin mevzuat ve Türk idari ve hukuki makamların uygulamaları için  
Bkz. Jabari-Türkiye (no: 40035/98, § 22-30, AĐHM 2000-VIII) ve Müslim-Türkiye (no:  
53566/99, § 42-47, 26 Nisan 2005).  
B. Đran  
ĐCK’nın ikinci bölümü, “ekli, ciddiyeti ve niteliği” eriat kanunları tarafından  
tanımlanan ceza olan, çoğulu hadd olan hodoud cezasına yer vermektedir (ĐCK’nın 13.  
maddesi). ĐCK’nın 88. maddesinde öngörülen ve ilke olarak yüz kırbaç cezasına çarptırılan  
Qazf, zina nedeniyle yapılan suçlama anlamına gelmektedir (ĐCK’nın 139. maddesi). Zina  
ileyen kadın için, hamilelik sırasında ve daha sonra eğer yeni doğanı koruyacak bir kimse  
mevcut değil ise hadd cezası ertelenebilir (ĐCK’nın 91. maddesi). Hamile ya da emziren bir  
kadının kırbaçlanması, karnındaki bebeğin ya da yeni doğanın yaamını zora soktuğu  
durumda, cezanın infazı sözüedilen risk ortadan kalkana kadar ertelenir (ĐCK’nın 92.  
maddesi).  
2003 yılı Eylül ayında çıkan fiziksel cezaların infaz koullarına ilikin düzenlemeye  
göre, kırbaçlama kararı halka açık olarak her biri bir metre boyundaki birçok deri kayılardan  
oluan kırbaç yardımıyla uygulanır. Ba, yüz ve jenital bölgeler gibi “yasak olan bölgeler”’e  
dikkatsizlik sonucu kırbaç darbelerinin gelmemesi için, vücudun hareket etmesini  
engelleyecek ekilde kiinin kolları ve bacakları bağlanır. Zina konusunda verilen kırbaç  
cezası, örneğin sarholuk için verilen cezadan daha ağırdır.  
Kadınlar, giyinik olarak ve oturma pozisyonunda tutularak kırbaçlanır.  
Đran’da yürürlükte olan uygulamaya göre, Đran Adli Tıp Örgütü tarafından  
kırbaçlanmaya dayanamayacak ölümcül bir hastalığı bulunan bir kimse sözkonusu olduğunda,  
kırbaçlama cezası özel bir usule göre infaz edilmektedir. Bu durumda ĐCK’nın 94.  
maddesinde öngörüldüğü gibi, zecri hakim tarafından belirlendiği ekilde darbe sayısına eit  
sayıdaki kayıtan oluan özel bir kırbaç yardımıyla ya da yüz kırbaç cezası için yapılmıyüz  
kayıtan oluan bir kırbaçla tek bir kırbaç darbesi olarak uygulanmaktadır. Kırbaç darbesinin  
gücü, kırbacı kullanan kiiye göre değiir. Bu konuda hiçbir resmi ve kesin bir talimat yoktur.  
Kırbaç darbesinin etkisinin, hadd’ın uygulanmasında daha da önem arz ettiği kabul  
edilmektedir.  
Đyileebilir rahatsızlığı bulunan kiiler sözkonusu olduğunda, cezanın infazı kii  
iyileene kadar ertelenir (ĐCK’nın 93. maddesi).  
C. Uluslararası Af Örgütü Raporları  
2003 yılında Uluslararası Af Örgütü Đran’da 197 kırbaçlama olayı tespit etmitir.  
Örgüt 2005 yılı yıllık raporunda en az otuz altı kırbaçlama cezasına yer vermekte ve özellikle  
kırbaçlandıktan sonra Tahran’da 2005 ubat ayında ölen Mohsen Mofidi olayını anlatmıtır.  
5
Bu rakamın gerçek rakamların gerisinde olduğu gözardı edilmemelidir. Son olarak 11 Ocak  
2005 tarihinde Örgüt 19 yaında “ahlaksız” fiillerden dolayı idam cezası alan Leyla Mafi  
aleyhinde kırbaçlama cezasının infazı konusundaki endielerini dile getirmitir (Bkz. aynı  
ekilde sözüedilen Jabari, § 31 ve 32).  
HUKUK AÇISINDAN  
I. 13 VE 14. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE YA DA TEK BAINA ELE ALINAN  
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, öncelikle Đran’a gönderildikleri takdirde, kötü muameleye ve AĐHS’nin  
3. maddesine aykırı olan cezalara maruz kalmaları riskinin bulunduğunu savunmaktadırlar.  
A. Tarafların Argümanları  
1. Hükümet  
Hükümet, Cenevre Sözlemesi’ne Taraf olarak uyguladığı coğrafi kaynaklı çekince  
seçeneği gereğince, Türkiye’nin Avrupa vatandaı olmayan kiilere ne mülteci statüsü ne de  
herhangi bir oturma hakkı verme zorunluluğunun bulunduğunu hatırlatmaktadır. Oysa mevcut  
davada ulusal makamlar, bavuranlara, insancıl gerekçelerden dolayı ülkelerine  
dönebilecekleri ya da kendilerini kabul edecek tercihlerinin dıında bir ülkeye gidecekleri  
güne kadar ülke sınırlarında oturmalarına izin vererek, konu hakkında sunulan yasal  
olanakların ötesine geçmilerdir.  
Zaten o günlerde bavuranların aleyhinde uygulanacak hiçbir karar bulunmamaktaydı.  
22 Nisan 2003 tarihli sınırdıı etme kararına karı yapılan itiraz konusunda balatılan usul  
ilemleri hala askıda olup, bu itiraz bavurusu bertaraf edilmiolsa bile, bavuranların hala  
hukuki denetimin sağlanması amacıyla idari mahkemelere bavurma hakkı bulunmaktadır.  
Hal böyleyken Hükümet, bavuranların endielerinin gerçekliği konusundaki  
üphelerinin bulunduğunu dile getirmektedir. BMMYK tarafından yakın zamanda sunulan  
açıklamaları benimseyerek, Hükümet, özellikle ailenin Türkiye’ye 1999 yılında, yani Đran’da  
dört yıl yaadıktan sonra giriyaptığına dikkati çekmektedir. Oysa ikence görme riski  
bulunmasına rağmen, A.D.’nin bu ülkeyi daha önce terk etmek için neden giriimde  
bulunmadığına hiçbir ekilde açıklama getirilmemitir.  
Bununla birlikte Hükümet, bavuranların Türk ve BMMYK makamlarına yaptıkları  
ğınma taleplerini destekleyemediklerini belirtmektedir.  
Hükümet, P.S. konusunda, eğer uygun zamanda ve einin sığınma talebinden bağımsız  
olarak ileri sürmüolsaydı, sağlık durumuna ilikin bilgilerin daha önceden incelenip  
BMMYK’ya iletilmiolacağını savunmaktadır. Bu noktada Hükümet, 9 Eylül 2005 tarihli  
BMMYK’nin açıklayıcı yazısına atıfta bulunarak, infazının birçok yıl boyunca ertelenen  
bavurana uygulanan kırbaçlama cezasının sağlık nedeniyle “sembolik” olan bir cezaya  
çevrildiğine dikkati çekmektedir. Her ne olursa olsun Hükümet, sığınma ilemlerinin farklı  
aamalarında, ailenin oturma iznini yenilemeye devam eden Đçileri Bakanlığı da dahil olmak  
üzere makamların, P.S.’nin durumunu gözönünde bulundurmakta ihmalkarlık  
göstermediklerine kanaat getirmektedir.  
6
Böylece Hükümet, insancıl değerler doğrultusunda hareket eden makamlar, bağımsız  
olarak ve uluslararası taahhütlere uygun olarak ilem yaptıklarından dolayı, bu davada  
AĐHS’nin 3. maddesi bakımından Türkiye’nin sorumlu tutulamayacağına kanaat  
getirmektedir.  
2. Bavuranlar  
Bavuranlar, Đran’da yargısız infazların ve kırbaçlama, recmetme ya da organların  
kesilmesi gibi barbarlık olarak nitelendirilecek cezaların halen uygulanmaya devam edildiğini  
belirtmektedirler. Bu ülkeye geri gönderildikleri takdirde, P.S.’nin zina nedeniyle kendisine  
verilen kırbaçlanma ve A.D. de siyasi geçmiinden dolayı ikence hatta ölüm cezasından  
kaçamayacaktır.  
Bu noktada bavuranlar, Đran’da IDKP üyeleri ve sempatizanları keyfi olarak  
kovuturulmu, hapsedilmi, ikence görmühatta, Türkiye’den sınırdıı edildikten sonra  
ivedi ekilde yargılanan ve idam cezasına çarptırılan bu partinin kurucuları K. Tujali ve K.  
Shoghi gibi infaz edildiklerini ifade etmektedirler.  
Ayrıca bavuranlar, Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarını ve Đslami rejime karı  
cinayet iledikleri gerekçesiyle mahkum edilen Esmail Mohammadi, Abu Baker Mirza’i  
Qaderi, Othman Mirza’i Qaderi, Qader Ahmadi ve Jahangir Badouzadeh hakkında olduğu  
gibi ahlaksızlık gerekçesiyle mahkum edilen ve kırbaçlama cezasının infaz edilmesi üzerine  
ölen Mohsen Mofidi hakkında bu örgütün dile getirdiği infaz, ikence ya da kırbaçlama  
cezaları konusundaki endielerini ileri sürmektedirler.  
Bavuranlar, bir Đran muhabirinin 8 Ağustos 2005 tarihinde yazdığı “Protests Erupt in  
Kurdish Areas of Đran” balıklı rapora ve Kürt eylemcileri aleyhinde Đran makamları  
tarafından yürütülen iddet kampanyaları konusunda Uluslararası Af Örgütü tarafından 5  
Ağustos 2002 tarafından balatılan uluslararası çağrıya atıfta bulunmaktadırlar. Son olarak  
bavuranlar, 29 Ekim 2005 tarihli ve “Deteriorating human rights situations under  
Ahmadinejad’s watch” balıklı IDKP memorandumuna göndermede bulunmaktadırlar. Bu  
belgeye ek olarak, ayrılıkçı siyasi faaliyetlerinden dolayı öldürülen ya da hapsedilen Kürt  
kökenli Đranlıların isimlerinin sıralandığı bir liste yer almaktadır.  
Bavuranlar davaya ilikin olaylara konusunda, ulusal makamların sığınma talebini  
reddetmeden evvel BMMYK’nin değerlendirmesinden bağımsız olarak bir değerlendirmeye  
gitmediklerini, Danıtay’a yapılan son bavuruda iddialarının esastan incelenmediğinden  
dolayı, uluslararası hukukla bağdaan asgari teminatları sunan bir usul ilemi güvencesinin  
verilmediğini savunmaktadırlar.  
Bu açıdan bavuranlar Hükümet’in görülerinde gerçeklerin ortaya çıkarılması  
amacıyla AĐHM’nin kendisine sormuolduğu sorulara açıkça cevap verme ve farklı sığınma  
talepleri hakkındaki dosyaların birer örneğini sunma durumunda olmadığına dikkati  
çekmektedirler. Böyle bir ihmalkarlık, AĐHS’nin 34. maddesindeki hakkın ve AĐHM’nin bu  
konuya ilikin içtihadının tanınmadığı anlamına gelmektedir (Orhan-Türkiye, no: 25656/94, §  
266, 18 Haziran 2002 ve Tanrıkulu-Türkiye, no: 23763/94, § 70, 1999-IV).  
Bavuranlar, mevcut davada Hükümet’in, açıklamalarında sadece kendisinin  
“ulaabileceği” ve hiç kukusuz yanlıolan bazı “bilgiler”’e atıfta bulunarak boyere kendini  
7
haklı göstermeye çalıan BMMYK’nin kararına dayanarak karar vermekle yetindiğini  
savunmaktadırlar.  
Bavuranlara göre BMMYK’nin 9 Eylül 2005 tarihli yazısında, hodoud kategorisine  
girmeyen bir suç oluturan çifte atılı olan fiilin “illicit relationship”, yani rabeteh namasru  
olarak nitelendirerek yanılgıya dümektedir. Oysa bu durumda, zina, zina-e mohseneh  
gerekçesiyle çok daha ciddi mahkumiyet sözkonusudur.  
BMMYK P.S.’ye verilen cezayı “sembolik” olarak nitelendirirken de yanılgıya  
mektedir. Öncelikle BMMYK tarafından ileri sürülen ĐCK’nın 94. maddesi, hiçbir ekilde  
“sembolik ceza” öngörmemektedir. Mahkumiyet kararında bu hükme yapılan atıfla, Đslami  
rejim hakiminin cezaların saptanması konusundaki takdir yetkisini yeniden dile getirmek  
amaçlanmaktadır. Bu durum bavuranın sonuç olarak iki aamalı olarak yüz kırbaç cezasına  
maruz kalması durumunu hiçbir ekilde değitirmemektedir.  
Yine aynı yazıda BMMYK, P.S. yasal yollardan Đran’ı terk edebilmise, ailenin Đran  
adli makamlarla hiçbir anlamazlığa dümediği anlamına geldiğine kanaat getirmektedir.  
Oysa böyle bir sonuç ciddiyetten uzak olduğu için yanılgıya düürebilir. Birincisi, A.D.’nin  
Türkiye’ye girii yasal olmayan yollardan gerçeklemive ikinci olarak P.S. gibi Đran’da  
haklarında soruturma yapılan kiiler için ülkeyi terk etme yasağı hiçbir zaman  
uygulanmamıtır. Bavuranlar, Türkiye’ye iltica eden geçerli pasaportlara sahip bazı  
mülteciler de dahil olmak üzere, aleyhlerinde yürütülen kovuturmalara rağmen belirli bir  
ücret karılığında özgürce seyahat etmiolan birçok Đranlı’nın durumunu dile getirmilerdir.  
A.D., 1999 yılından önce Türkiye’ye gelmekte çekinmesinin nedeninin, Đran’da  
hırpalanması değil, 1995 yılındaki ilk seyahati süresince kendisine gösterilen insanlık dıı  
muamele olduğunu savunmaktadır.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
1. P.S. Konusunda  
3. maddede yer alan yasaklama, sınırdıı edilme konusunda da kattidir. AĐHM, bu  
hükme aykırı olan hukuki fiziksel cezalarda dahil olmak üzere ceza ekillerine bavurmanın  
hiçbir ekilde kabul edilemeyeceği konusunun özellikle üzerinde durmalıdır. Böylece, bir  
kimsenin gideceği ülkede böyle bir muameleye maruz kalma riskinin bulunduğuna inanmak  
için kesin ve ciddi gerekçelerin bulunduğu her defasında, Sözlemeci Devlet’in sorumluluğu  
sınırdıı edilme durumunda sözkonusu olmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, adıgeçen Müslim,  
§ 66, Vilvarajah ve diğerleri-Birleik Krallık, 30 Ekim 1991 tarihli karar, A serisi no 215, s.  
34, § 103, Chahal-Birleik Krallık, 15 Kasım 1996, 1996-V, s. 1855, § 80 ve Tyrer-Birleik  
Krallık, 25 Nisan 1978, A serisi no 26, s. 15-16, § 31 ve 33).  
Bu davada AĐHM, Tarafların argümanlarını ve Đran’daki hukuki durum hakkındaki  
mevcut bilgilerin tümünü not etmektedir. Türk makamlarının bavuranların kendilerine  
bavurduğu sırada sahip oldukları ya da sahip olmaları gereken koullara öncelikli olarak  
atıfta bulunarak, AĐHM, Đran’daki fiziksel cezaların, zina gibi ahlak dıı olarak  
değerlendirilen bazı suç kategorileri konusunda kurumsallatırıldığını gözlemlemektedir. Bu  
türden cezalar, kanun tarafından öngörülmekte, hukuki organlar tarafından verilmekte ve  
Devlet görevlileri tarafından uygulanmaktadır.  
8
AĐHM, davanın incelenmesini kendi gerçekletirdiği zamandan bu yana (sözüedilen  
Chahal, s. 1856, § 86) bu ülkedeki durumun değitiğine inanmamaktadır.  
Dolayısıyla bu durum Jabari-Türkiye davası ile karılatırılabilir. Sözüedilen davada,  
Türk makamlarının, zina gerekçesiyle aleyhinde cezai kovuturmaların balatılmasından önce  
Đran’dan ayrılmak zorunda kaldığını savunan Jabari’nin iddiasının “savunulabilir” niteliğinin  
ciddi olarak değerlendirmesini yapıp yapmadıkları denetlenmekteydi (sözüedilen karar, § 18  
ve 34).  
Ancak P.S.’nin durumu, Jabari’nin durumundan net bir ekilde ayrılmaktadır. Zira  
P.S., fiziksel cezanın uygulanması riskinin bulunmadığını, ancak zina nedeniyle mahkum  
edildiği yüz kırbaç cezasının pek yakında ve kesinlikle infaz edileceğini belirtmektedir.  
Hükümet, ne bu noktaya ne de uzun zamandan beri ilgili makamlar tarafından bilinen  
bu mahkumiyete ilikin mahkeme kararının gerçekliğine itiraz etmitir.  
Böylece AĐHM’ye göre Türk makamlarının konuya gerekli özeni göstererek  
bavuranın davasının bütün girdisi çıktısını değerlendirip değerlendirmediklerinden çok (Bkz.  
örneğin sözüedilen Jabari, §39) bu davada sözkonusu cezanın niteliğini gözönüne alıp  
almadıklarının incelenmesi sözkonusudur.  
Daha önce AĐHM’nin de belirttiği üzere, verilen bir fiziksel cezanın, AĐHS’nin 3.  
maddesi tarafından korunan kiinin fiziksel bütünlüğü ve onuru gibi kavramlarla  
bağdamadığı ortaya konulabilir. Bir cezanın “aağılayıcı” olup bu hükmü ihlal etmesi için,  
sebep olduğu küçük düme ya da aağılanmanın belirli bir seviyede ve her cezaya bağlı her  
zamanki aağılanma unsurundan farklı olması gerekmektedir. Özellikle 3. madde “insanlık  
ı” ve “aağılayıcı” cezaları yasaklayarak, bu cezaların genel olarak verilen cezalarla  
karımamasını kapsamaktadır.  
Asgari ciddiyet seviyesinin değerlendirilmesi davaya ilikin verilerin tümüne bağlıdır.  
Cezanın niteliği ve içeriği, infaz ekilleri, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazen mağdurun  
cinsiyeti, yaı ve sağlık durumu gibi unsurları gözönünde bulundurmak gerekmektedir (Bkz.  
Costello-Roberts-Birleik Krallık, 25 Mart 1993 tarihli karar, A serisi no: 247-C, s. 59, § 30  
ve yapılan atıflar).  
AĐHM bu konuda, Đran’daki kırbaçlama cezalarının infaz ekilleri konusundaki itiraz  
edilmeyen bilgilere gönderme yapmaktadır. Bu koullarda bir kimsenin, hemcinslerinden  
birine ve hem de halka açık olarak böylesi bir fiziksel iddet uygulamasına izin verilmesi,  
bavuranın cezasının balı baına “insanlık dıı” bir ceza olarak nitelendirilmesi için yeterli  
olmaktadır.  
Hiç kukusuz Đran hukuku, bazı güvenceler sunmaktadır ve bir ekilde bavuran  
bunlardan faydalanmıtır. Bavuranın cezasının infazı hamile olduğu dönemde birçok kez  
ertelenmive son olarak Adli Tıp Kurumu’nun görüüne uygun olarak, kırbaç cezasının  
ellier kırbaç olmak üzere iki seferde uygulanmasına karar verilmitir.  
Cezanın bu ekilde hafifletilmesi, cezanın “insanlık dıı” niteliğinden hiçbir ey  
kaybettirmemektedir.  
9
Ancak Hükümet, BMMYK gibi, ĐCK’nın 94. maddesi gereğince P.S.’nin cezasının,  
“sembolik” bir ceza halini alacak ekilde, sağlık nedeniyle çok fazla hafifletildiğini  
belirtmektedir.  
Oysa cezanın hafifletilmesi kararı, Đran makamlarından resmi yollardan elde edilen  
hiçbir güvenceye dayanmadığından (Bkz. Bader ve diğerleri-Đsveç, no: 13284/04, § 45, AĐHM  
2005-... ve bu kararda yeralan atıflar) ve de dosyadaki hiçbir unsur, ĐCK’nin 94. maddesinin  
uygulanmasını gerektirecek bavuranın hiçbir ölümcül bir hastalığının bulunmamasından  
dolayı yerinde alınan bir karar değildir.  
AĐHM, aksi durumda bile, yüz kayıtan oluan tek bir kırbaç darbesinin uygulanması  
ile cezanın infaz edilme olasılığının, hiçbir ekilde verilen cezaya “sembolik” nitelik  
kazandırmadığını ve de “insanlık dıı” yönünü değitirmediğini vurgulamaktadır. Bu durumda  
bavuran daha ciddi yaralardan kurtulmuolsa da, Devlet gücünün elinde halka açık ekilde  
obje olarak kullanmayı içeren bu ceza, kiinin fiziksel olduğu kadar psikolojik bütünlüğüne  
ve onuruna yerveren 3. maddenin temel amaçları arasında yeralan kiinin korunması ilkesini  
ihlal etmitir (Bkz. mutatis mutandis, sözüedilen Tyrer, s. 16, § 33).  
AĐHM, yukarıda yapılan değerlendirmeleri gözönüne alarak, bavuranın Đran’a geri  
gönderilmesi durumunda 3. maddeye aykırı olan “insanlık dıı” bir cezaya maruz kalacağı  
yönünde gerçek bir riskin bulunduğuna kanaat getirmektedir.  
Geriye esasla birletirilen ve kabul edilebilirlik aamasında Hükümet tarafından ileri  
sürülen iç hukuk yollarının tüketilmemesi sorunu kalmaktadır.  
AĐHM bu bağlamda, Hükümet’in bu vakte kadar, 6 Mayıs 2003 tarihinde balatılan  
itiraza ilikin usul ileminin sonucunu beklerken bavuranların sınırdıı edilmelerini  
yasaklamasını memnuniyetle karıladığını not etmektedir. Hiçbir ey bu usul ileminin, Türk  
idari makamlarının, aleyhlerinde ileri sürülen ihlal iddialarını engellemek ve tazmin etmek  
için halihazırda yeterli unsurlara sahip olduğundan dolayı, bavuranı Đran’da bekleyen akıbeti  
konusundaki iddiaları incelenmeden sınırdıı etme kararının alınması ile sonuçlanacağını akla  
getirmemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Van Oosterwijck-Belçika, 6 Kasım 1980 tarihli  
karar, A serisi no: 40, s. 16, § 33).  
Ancak Jabari-Türkiye davasında belirtilen aynı gerekçelerden ve bu davada kabul  
edilen çözümden yola çıkılmasını haklı gösteren argümanlar bulunmadığından dolayı, AĐHM,  
bu davada bavuranın etkili bir ekilde idari mahkemeler önünde aleyhinde alınacak benzeri  
sınırdıı kararının meruluğuna itiraz edebilme olasılığının bulunduğuna inanmamaktadır.  
Böyle bir bavuru, alınan tedbirin infazının ertelenmesi ya da bavuranın iddialarının esasının  
yeniden incelenmesi ile sonuçlanamaz (sözüedilen Jabari, § 49 ve 50).  
2. A.D. ve P.D. hakkında  
AĐHM dava koullarını gözönüne alarak, A.D.’nin delillerle desteklenmemiolan,  
siyasi geçmiinden dolayı kötü muamele ya da ikence riskinin bulunduğuna dair iddiaları  
üzerinde durmayacaktır (benzeri bir durum için Bkz. sözüedilen Müslim, § 61).  
Davanın özel nitelikleri AĐHS’nin 3. maddesinin yanısıra 8. maddesi alanında re’sen  
yer almasına olanak tanısa da (Handyside-Birleik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, A serisi  
no: 24, s.19-20, § 41), AĐHM bunun gerekli olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğer  
10  
birçoğu arasında, Johansen-Norveç, 7 Ağustos 1996 tarihli karar, 1996-III, s. 1001-1002, § 52  
ve ilgili yorumlar için bkz. özellikle Cılız-Hollanda, no: 29192/95, § 61-72, AĐHM 2000-  
VIII).  
Sonuç olarak bu davada A.D. ve P.D.’nin durumunun yukarıda yer verilen Bader ve  
diğerleri-Đsveç davasındaki bavuranların durumundan farklı olmadığını tespit etmek yeterli  
olacaktır. Sözüedilen davada K.B.M. Kurdi, ei H.A.M. Kanbor ve iki çocuğu, Suriye’ye geri  
gönderildiği takdirde, AĐHS’nin 2 ve 3. maddeleri bakımından K.B.M. Kurdi’ye verilen ölüm  
cezasının infazı riskinin bulunduğunu belirtmektedirler (sözüedilen karar, § 1 ve 34).  
AĐHM, bu örnekte belirtilen aynı nedenlerden dolayı P.S.’nin sınırdıı edilmesi  
durumunda A.D. ve P.D. açısından 3. maddenin ihlal edilmiolacağına kanaat getirmektedir  
(Bkz. sözüedilen Bader ve diğerleri, § 1, 34, 47 in fine ve 48).  
3. Sonuç  
AĐHM yukarıda yer alan ihlal tespitleri ıığında, Hükümet’in iç hukuk yollarının  
tüketilmediğine yönelik itirazını reddetmekte ve ayet uygulamaya konulmuolsaydı P.S.’yi  
Đran’a sürme kararının, üç bavuranla ilgili olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlali anlamına  
geleceğine kanaat getirmektedir.  
Bu sonuç AĐHM’nin mevcut davayı ileri sürülen 13. ve 14. madde kapsamında  
incelemesi gerekliliğini ortadan kaldırmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar  
A. Tazminat  
1. Maddi zarar  
Bavuranlar rakam belirtmeksizin, Türkiye’de geçirdikleri altı yıl içinde uğradıkları  
zararın tazmin edilmesini istemektedirler. Bununla ilgili olarak, Kastamonu Yabancılar  
ubesi’nden gelen 3 Nisan 2002 tarihli yazıya gönderme yapmaktadırlar. Bu yazıyla, A.D.’ye  
Türkiye’de yabancıların ilgili Bakanlığın izni olmaksızın çalıamayacakları bildirilmitir.  
Bavuranlar, bu zaman zarfında maddi yardım ve sağlık yardımı yapılmadığından ikayetçi  
olmaktadırlar. Bavuranlar ayrıca, yine aynı ubeden gönderilen baka bir yazıya da atıfta  
bulunmaktadırlar, bu yazıda da A.D.’nin 31 Ağustos 2005 yapmıolduğu bavuru üzerine,  
“sığınma talebinde bulunan yabancıların” değil de, yalnızca ilticacı ya da sığınmacı  
statüsünde bulunanların ücretsiz sağlık hizmetinden faydalanabilecekleri kendisine  
bildirilmitir.  
Bununla birlikte, olayların meydana geldiği sırada Türkiye’de asgari ücret  
423.000.000 eski Türk Lirası iken, A.D. ailesinin ihtiyaçlarını karılayabilmek amacıyla,  
günlük ortalama bir ila yedi amerikan doları karılığında on iki bazen de on dört saat süreyle  
geçici, yorucu ve tehlikeli ilerde çalımak zorunda kalmıtır.  
Hükümet belgelenememiolmasından ve bavuranların rakam belirtmemiꢀ  
olmasından dolayı bu talebin reddedilmesini talep etmektedir.  
11  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin kısmi olarak ihlal edilmesiyle ileri sürülen zararlar  
arasında bir bağlantı görememektedir kaldı ki bu zararlar denetlenebilir herhangi bir unsura da  
dayanmamaktadır. Bu nedenle, bu ad altında herhangi bir ödeme yapılmasına gerek  
görülmemektedir.  
2. Manevi zarar  
Bavuranlar içinde bulundukları belirsizlik ortamı nedeniyle acı çektiklerini ve halen  
de acı çekmeye devam ettiklerini ifade etmektedirler. Bununla ilgili olarak takdir yetkisini  
AĐHM’ye bırakmaktadırlar.  
Hükümet mevcut davada, bavuranların açık ve kesin bir iddiada bulunmadıklarını  
ifade etmekle yetinerek bu konuda görübildirmemektedir.  
AĐHM mevcut davanın koulları dikkate alındığında, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal  
edildiği tespitinin, bavuranların yaamıolabilecekleri manevi zararın tazmini için balı  
baına yeterli olduğu kanaatindedir (Bkz. mutatis mutandis, Jabari, adıgeçen, § 54).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuranlar, avukatlarının avukatlık ücreti ve dava boyunca yapılan diğer masraflar  
için 15.500 Amerikan Doları (on bebin beyüz) talep etmektedirler. Taleplerini u ekilde  
açıklamaktadırlar:  
-
-
-
Posta, iletiim ve belge masrafları için, 380 Amerikan Doları;  
Çeviri masrafları için, 920 Amerikan Doları;  
Saati 150 Amerikan Doları’ndan, 95 saatlik avukatlık hizmeti için, 14.250  
Amerikan Doları.  
Bununla ilgili olarak bavuranlar 56,20 Amerikan Doları tutarında iki posta makbuzu,  
23,14 Amerikan Doları tutarında bir adet iletiim makbuzu ve on bir tane Đran’a bir tane de  
Türkiye’ye olmak üzere yapılan telefon görümelerinin yer aldığı bir adet detaylı telefon  
faturası sunmaktadırlar.  
Hükümet, sunulan birkaç adet faturanın bavuranların talepleri ile hiçbir ekilde ilgisi  
bulunmadığını belirtmektedir.  
Yapılan masraf ve harcamaların karılanması ile ilgili olarak, AĐHM kendisine  
sunulan belgeleri özellikle de avukat tarafından sunulan avukatlık ücret tarifesini  
değerlendirmitir. AĐHM ödenmesi talep edilen ücreti haklı bulmufakat Strazburg’da  
davanın sonuçlanması amacıyla yapılan ciddi çalımaları da dikkate alarak, talep edilen  
tutarın aırı olduğuna kanaat getirmitir.  
AĐHM içtihatlarından doğan kriterler ıığında (Nikolava-Bulgaristan [GC], no:  
31195/96, § 79, CEDH 1999-II, ve Scozzari ve Giunta-Đtalya [GC], no: 39221/98 ve  
41963/98, § 258, CEDH 2000-VIII), her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Avrupa Konseyi  
tarafından verilen 857 Euro tutarındaki adli yardım düürülerek bavuranlara 5.000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
12  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümeti’in ön itirazının reddedilmesine;  
2. ayet uygulanmaya konmuolsaydı P.S.’yi Đran’a sürme kararının üç bavuranla  
ilgili olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlali anlamına gelebileceğine;  
3. 3. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 13. ve 14. maddeleri kapsamında herhangi bir soru  
bulunmadığına;  
4. Đhlal tespit kararının, bavuranların yaamıolabilecekleri manevi zararın tazmini  
için balı baına yeterli olacağına;  
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara manevi tazminat için  
5000 Euro (bebin) ödenmesine ve bu miktardan Avrupa Konseyi tarafından yapılan 857  
Euro tutarındaki adli yardımın ürülmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 22 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
13