Ancak Hükümet, BMMYK gibi, ĐCK’nın 94. maddesi gereğince P.S.’nin cezasının,
“sembolik” bir ceza halini alacak ꢀekilde, sağlık nedeniyle çok fazla hafifletildiğini
belirtmektedir.
Oysa cezanın hafifletilmesi kararı, Đran makamlarından resmi yollardan elde edilen
hiçbir güvenceye dayanmadığından (Bkz. Bader ve diğerleri-Đsveç, no: 13284/04, § 45, AĐHM
2005-... ve bu kararda yeralan atıflar) ve de dosyadaki hiçbir unsur, ĐCK’nin 94. maddesinin
uygulanmasını gerektirecek baꢀvuranın hiçbir ölümcül bir hastalığının bulunmamasından
dolayı yerinde alınan bir karar değildir.
AĐHM, aksi durumda bile, yüz kayıꢀtan oluꢀan tek bir kırbaç darbesinin uygulanması
ile cezanın infaz edilme olasılığının, hiçbir ꢀekilde verilen cezaya “sembolik” nitelik
kazandırmadığını ve de “insanlık dıꢀı” yönünü değiꢀtirmediğini vurgulamaktadır. Bu durumda
baꢀvuran daha ciddi yaralardan kurtulmuꢀ olsa da, Devlet gücünün elinde halka açık ꢀekilde
obje olarak kullanmayı içeren bu ceza, kiꢀinin fiziksel olduğu kadar psikolojik bütünlüğüne
ve onuruna yerveren 3. maddenin temel amaçları arasında yeralan kiꢀinin korunması ilkesini
ihlal etmiꢀtir (Bkz. mutatis mutandis, sözüedilen Tyrer, s. 16, § 33).
AĐHM, yukarıda yapılan değerlendirmeleri gözönüne alarak, baꢀvuranın Đran’a geri
gönderilmesi durumunda 3. maddeye aykırı olan “insanlık dıꢀı” bir cezaya maruz kalacağı
yönünde gerçek bir riskin bulunduğuna kanaat getirmektedir.
Geriye esasla birleꢀtirilen ve kabul edilebilirlik aꢀamasında Hükümet tarafından ileri
sürülen iç hukuk yollarının tüketilmemesi sorunu kalmaktadır.
AĐHM bu bağlamda, Hükümet’in bu vakte kadar, 6 Mayıs 2003 tarihinde baꢀlatılan
itiraza iliꢀkin usul iꢀleminin sonucunu beklerken baꢀvuranların sınırdıꢀı edilmelerini
yasaklamasını memnuniyetle karꢀıladığını not etmektedir. Hiçbir ꢀey bu usul iꢀleminin, Türk
idari makamlarının, aleyhlerinde ileri sürülen ihlal iddialarını engellemek ve tazmin etmek
için halihazırda yeterli unsurlara sahip olduğundan dolayı, baꢀvuranı Đran’da bekleyen akıbeti
konusundaki iddiaları incelenmeden sınırdıꢀı etme kararının alınması ile sonuçlanacağını akla
getirmemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Van Oosterwijck-Belçika, 6 Kasım 1980 tarihli
karar, A serisi no: 40, s. 16, § 33).
Ancak Jabari-Türkiye davasında belirtilen aynı gerekçelerden ve bu davada kabul
edilen çözümden yola çıkılmasını haklı gösteren argümanlar bulunmadığından dolayı, AĐHM,
bu davada baꢀvuranın etkili bir ꢀekilde idari mahkemeler önünde aleyhinde alınacak benzeri
sınırdıꢀı kararının meꢀruluğuna itiraz edebilme olasılığının bulunduğuna inanmamaktadır.
Böyle bir baꢀvuru, alınan tedbirin infazının ertelenmesi ya da baꢀvuranın iddialarının esasının
yeniden incelenmesi ile sonuçlanamaz (sözüedilen Jabari, § 49 ve 50).
2. A.D. ve P.D. hakkında
AĐHM dava koꢀullarını gözönüne alarak, A.D.’nin delillerle desteklenmemiꢀ olan,
siyasi geçmiꢀinden dolayı kötü muamele ya da iꢀkence riskinin bulunduğuna dair iddiaları
üzerinde durmayacaktır (benzeri bir durum için Bkz. sözüedilen Müslim, § 61).
Davanın özel nitelikleri AĐHS’nin 3. maddesinin yanısıra 8. maddesi alanında re’sen
yer almasına olanak tanısa da (Handyside-Birleꢀik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, A serisi
no: 24, s.19-20, § 41), AĐHM bunun gerekli olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğer
10