zamanaꢁımından sonra, bu yeterli olmaz. Bu durumda, AĐHM, adli makamlar tarafından sözü
edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten mahrum edilmeyi haklı çıkarmaya devam edip
etmediklerini belirlemelidir (bkz, diğer makamlar arasında, Ilijkov / Bulgaristan, no.
33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita / Đtalya [GC], no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR
2000-IV).
Sözkonusu davada, AĐHM, duruꢁma öncesi tutukluğun iki dönemde gerçekleꢁtiğini
belirtmektedir. Đlk dönem, baꢁvuranın yakalanması ile 18 Temmuz 1992 tarihinde baꢁlayıp
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar tarihi olan 11 Nisan 2003’te sona ermiꢁtir.
Baꢁvuran, bu tarihten itibaren, Yargıtay’ın karar tarihi olan 7 Haziran 2004’e kadar,
AĐHS’nin 5 § 1 (a) Maddesi’nin kapsamına giren “yetkili bir mahkemenin hüküm vermesinin
ardından” alıkonmuꢁtur. Đkinci dönem, 7 Haziran 2004 tarihinde baꢁlamıꢁ ve baꢁvuranın
duruꢁmaya kadar serbest bırakıldığı 30 Aralık 2004 tarihinde sona ermiꢁtir. Böylece, duruꢁma
öncesi tutukluluk süresi toplamda on bir yıl üç ay sürmüꢁtür (bkz, özellikle, Solmaz / Türkiye1,
no. 27561/02, §§ 23-36, 16 Ocak 2007). Bu süre içerisinde, ilk derece mahkemesi, her oturum
sonunda, bazen kendi kararıyla bazense baꢁvuranın isteği üzerine, baꢁvuranın tutukluluğunu
devam ettirmiꢁtir. Ancak, AĐHM, dava dosyasından yola çıkarak, Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin “suçun niteliği ve delillerin durumu gözönünde bulundurularak” gibi
birbirinin aynı ve kalıplaꢁmıꢁ ifadeler kullanarak baꢁvuranın tutukluluğunun devam etmesine
karar verdiğini belirtmektedir.
AĐHM, baꢁvurana atfedilen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın ağırlığını gözönünde
bulundurmaktadır. Ancak, AĐHM, firar etme tehlikesinin yalnızca verilen cezanın ağırlığına
dayanarak değil, aynı zamanda böyle bir tehlikenin varlığını onaylayan veya duruꢁmaya kadar
tutukluluğu haklı çıkaramayacak ꢁekilde bunu önemsiz gösterebilen diğer çok sayıda ilgili
faktöre atıfta bulunarak incelenmesi gerektiğini tekrarlamaktadır (bkz, Muller / Fransa, 17
Mart 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-II, § 43, ve Letellier / Fransa, 26
Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, § 43). Bu bakımdan, AĐHM, yerel mahkemenin
baꢁvuranın tutukluluğunu uzatma kararlarında, böylesi bir muhakemeden yoksun olduğunu
belirtmektedir.
Son olarak, “delillerin durumu” ifadesi, genellikle, suç iꢁlendiğine dair ciddi
göstergelerin varlığı ve devamlılığı için ilgili bir faktör olabilmesine rağmen, sözkonusu
davada, tek baꢁına bu ifade, baꢁvuranın ꢁikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu
haklı çıkaramaz (bkz, Letellier, yukarıda kaydedilen, Tomasi / Fransa, 27 Ağustos 1992
tarihli karar, A Serisi no. 241-A; Mansur / Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A Serisi no.
319-B, § 55, ve Demirel / Türkiye, no. 39324/98, § 59).
AĐHM, yukarıda bahsedilen düꢁüncelerden yola çıkarak, baꢁvuranın toplamda yaklaꢁık
on bir yıl üç ay süren duruꢁma öncesi tutukluluğunun, makul süre limitini aꢁtığı sonucuna
varmıꢁtır.
Bu nedenle, AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.
II. AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, cezai takibat süresinin AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nde öngörülen “makul
süre” ꢁartını ihlal etmesinden ꢁikayetçi olmuꢁtur.
1 Bu kararla ilgili olarak henüz nihai hükme varılmamıꢁtır.
4