C O U N C I L O F  
E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DURSUN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 17765/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
Bu karar, AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen artlarla kesinlik kazanacaktır, ancak ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaı olan Ali Dursun’un (“bavuran”), Đnsan Haklarını ve  
Temel Hakları Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”) 34. Maddesi uyarınca, 18 ubat  
2002 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
bavurudur (bavuru no: 17765/02).  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran, 1969 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 18 Temmuz 1992 tarihinde, yasadıı bir örgüte üye olduğu üphesiyle,  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları tarafından yakalanmıve gözaltına  
alınmıtır.  
Bavuran, 3 Ağustos 1992 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıtır. Aynı gün, bavuranın tutuklu yargılanması  
talimatını veren Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki bir hakim huzuruna çıkarılmıtır.  
30 Eylül 1992 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuran ve diğer on altı suç ortağı aleyhinde bir ithamname vermive Devlet’in bütünlüğünü  
bozmaya ve ulusal toprakların bir bölümünü Devlet’in kontrolünden ayırmaya yönelik  
eylemleri nedeniyle, Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca, bavuranın hüküm giymesi  
talebinde bulunmutur.  
23 Ekim 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda ve  
bavuranın gıyabında yapılan ilk durumada, sanığın hayatını emniyet altına almak için  
alınacak önlemler gibi usulü sorunlar ele alınmıtır.  
23 Ekim 1992 ve 11 Nisan 2003 tarihleri arasında, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, düzenli aralıklarla durumalar düzenlemitir. 26 Kasım 1992 tarihinde, ilk derece  
mahkemesi, bavuran aleyhinde açılmıbir baka davayı kovuturmaya eklemeye karar  
vermitir. Mahkeme, ayrıca, aynı örgüte üye olmakla suçlanan baka kiiler aleyhinde açılmıꢁ  
diğer birkaç davayı da bavuran aleyhindeki adli kovuturmaya eklemeye karar vermitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, her durumanın sonunda, hem ex officio, hem de  
bavuranın talepleri doğrultusunda, bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmasını gözönünde bulundurmutur. Mahkeme, her durumada, dava dosyasının  
içeriğini ve kanıtların durumunu gözönüne alarak, bavuranın tutuklu yargılanma sürecini  
devam ettirmeye karar vermitir.  
11 Nisan 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, suçlandığı ekliyle  
bavurana hüküm giydirmive bavuranı ömür boyu hapis cezasına mahkum etmitir.  
7 Haziran 2004 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
2
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasını öngören 5190 sayılı Kanun’un 16  
Haziran 2004 tarihinde resmen yürürlüğe konmasıyla, bavuranın davasına ilikin yetki  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmitir.  
30 Aralık 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın tutuksuz  
yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermitir.  
Dava dosyasındaki mevcut bilgiye göre, dava bu kararın alındığı tarihten beri  
beklemededir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5 §§ 3, 4 ve 5; 6 § 2 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltında bulunma süresinin mantıksız bir ekilde uzun olduğundan ve  
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına ilikin taleplerinin ilk derece mahkemesi  
tarafından ciddi bir biçimde ele alınmadığından ikayetçi olmutur. Bavuran, AĐHS’nin 5 §§  
3, 4 ve 5; 6 § 2 ve 13. Maddelerini ileri sürmütür.  
AĐHM, bu ikayetin yalnızca AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin bakıaçısına göre  
incelenmesi gerektiği görüündedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca tamamen asılsız olmadığı  
görüündedir. AĐHM, ayrıca, ikayetin kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe  
bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, bu ikayetin kabuledilebilir olduğu yönünde karar  
verilmelidir.  
B. Esaslar  
Hükümet, yerel makamların bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmaya yönelik taleplerini gözönünde bulundururken titizlikle davrandıklarını  
belirtmitir. Hükümet, ayrıca, suçun ciddiyetinin ve davaya ait özel koulların bavuranın  
devam eden tutuklu yargılanmasını açıkladığını ileri sürmütür.  
Bavuran, iddialarını sürdürmütür.  
AĐHM, belli bir davayı ele alınacak olursa, bir suçlunun durumaya kadar tutuklu  
kaldığı sürenin makul süreyi geçmemesini sağlama görevinin ilk olarak yerel adli makamlara  
ait olduğunu yinelemektedir. Bu makamlar, bu amacı yerine getirmek için, bireysel özgürlüğe  
saygı kuralından ayrılmayı haklı gören ve gerçek bir kamu yararı artının varlığının lehinde ya  
da aleyhinde olan bütün delilleri masumiyet karinesi ilkesine gereken saygıyı göstererek  
incelemeli; tahliye bavurularıyla ilgili kararlarında bunları belirlemelidir. AĐHM, bu  
kararlarda verilen gerekçelere ve bavuranların itirazlarında bahsettikleri saptanmıgerçeklere  
dayanarak, AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlalinin sözkonusu olup olmadığına karar  
vermelidir.  
Tutuklanan kiinin suç ilemiolduğuna dair makul üphenin devam etmesi, süren  
gözaltının geçerliliği için bir ‘olmazsa olmazdır’ (sine qua non); ancak belirli bir  
3
zamanaımından sonra, bu yeterli olmaz. Bu durumda, AĐHM, adli makamlar tarafından sözü  
edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten mahrum edilmeyi haklı çıkarmaya devam edip  
etmediklerini belirlemelidir (bkz, diğer makamlar arasında, Ilijkov / Bulgaristan, no.  
33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita / Đtalya [GC], no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR  
2000-IV).  
Sözkonusu davada, AĐHM, duruma öncesi tutukluğun iki dönemde gerçekletiğini  
belirtmektedir. Đlk dönem, bavuranın yakalanması ile 18 Temmuz 1992 tarihinde balayıp  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar tarihi olan 11 Nisan 2003’te sona ermitir.  
Bavuran, bu tarihten itibaren, Yargıtay’ın karar tarihi olan 7 Haziran 2004’e kadar,  
AĐHS’nin 5 § 1 (a) Maddesi’nin kapsamına giren “yetkili bir mahkemenin hüküm vermesinin  
ardından” alıkonmutur. Đkinci dönem, 7 Haziran 2004 tarihinde balamıve bavuranın  
durumaya kadar serbest bırakıldığı 30 Aralık 2004 tarihinde sona ermitir. Böylece, duruma  
öncesi tutukluluk süresi toplamda on bir yıl üç ay sürmütür (bkz, özellikle, Solmaz / Türkiye1,  
no. 27561/02, §§ 23-36, 16 Ocak 2007). Bu süre içerisinde, ilk derece mahkemesi, her oturum  
sonunda, bazen kendi kararıyla bazense bavuranın isteği üzerine, bavuranın tutukluluğunu  
devam ettirmitir. Ancak, AĐHM, dava dosyasından yola çıkarak, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin “suçun niteliği ve delillerin durumu gözönünde bulundurularak” gibi  
birbirinin aynı ve kalıplaifadeler kullanarak bavuranın tutukluluğunun devam etmesine  
karar verdiğini belirtmektedir.  
AĐHM, bavurana atfedilen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın ağırlığını gözönünde  
bulundurmaktadır. Ancak, AĐHM, firar etme tehlikesinin yalnızca verilen cezanın ağırlığına  
dayanarak değil, aynı zamanda böyle bir tehlikenin varlığını onaylayan veya durumaya kadar  
tutukluluğu haklı çıkaramayacak ekilde bunu önemsiz gösterebilen diğer çok sayıda ilgili  
faktöre atıfta bulunarak incelenmesi gerektiğini tekrarlamaktadır (bkz, Muller / Fransa, 17  
Mart 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-II, § 43, ve Letellier / Fransa, 26  
Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, § 43). Bu bakımdan, AĐHM, yerel mahkemenin  
bavuranın tutukluluğunu uzatma kararlarında, böylesi bir muhakemeden yoksun olduğunu  
belirtmektedir.  
Son olarak, “delillerin durumu” ifadesi, genellikle, suç ilendiğine dair ciddi  
göstergelerin varlığı ve devamlılığı için ilgili bir faktör olabilmesine rağmen, sözkonusu  
davada, tek baına bu ifade, bavuranın ikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu  
haklı çıkaramaz (bkz, Letellier, yukarıda kaydedilen, Tomasi / Fransa, 27 Ağustos 1992  
tarihli karar, A Serisi no. 241-A; Mansur / Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A Serisi no.  
319-B, § 55, ve Demirel / Türkiye, no. 39324/98, § 59).  
AĐHM, yukarıda bahsedilen düüncelerden yola çıkarak, bavuranın toplamda yaklaık  
on bir yıl üç ay süren duruma öncesi tutukluluğunun, makul süre limitini ağı sonucuna  
varmıtır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, cezai takibat süresinin AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nde öngörülen “makul  
süre” artını ihlal etmesinden ikayetçi olmutur.  
1 Bu kararla ilgili olarak henüz nihai hükme varılmamıtır.  
4
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuran aleyhindeki cezai takibat hala beklemede olduğu halde, bavuranın  
AĐHS’nin 35 § 1 Maddesi’nde öngörüldüğü ekilde iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri  
sürmütür. Hükümet, ayrıca, bavuranın yerel mahkemeler huzurunda ikayetinin aslını dile  
getirmediğini iddia etmitir.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmitir.  
AĐHM, daha önceki davalarda Hükümet’in benzer itirazlarını inceleyip reddettiğini  
yinelemektedir (bkz, özellikle, Karakullukçu / Türkiye, no. 49275/99, §§ 27-28, 22 Kasım  
2005, ve Tutar / Türkiye, no. 11798/03, §§ 12-14, 10 Ekim 2006). AĐHM, sözkonusu davada,  
yukarıda bahsedilen davalarda vermiolduğu kararların dıına çıkmasını gerektirecek hiçbir  
özel koul bulunmadığını belirtmektedir. AĐHM, bu nedenle, Hükümet’in bu bağlamda  
yapmıolduğu itirazları reddetmektedir.  
AĐHM, ayrıca, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca asılsız olmadığını  
belirtmektedir. Bavurunun kabuledilmez olması için baka hiçbir gerekçe bulunmamaktadır.  
Bu nedenle, bavurunun kabuledilebilir olduğu yönünde karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
Hükümet, takibat süresinin gereksiz ekilde uzun olduğuna karı çıkmıtır.  
Bavuran, iddialarını sürdürmütür.  
AĐHM, gözönüne alınması gereken sürenin bavuranın yakalanıp gözaltına alındığı 18  
Temmuz 1992 tarihinde baladığı görüündedir. Dava dosyasındaki bilgiye göre, dava henüz  
sona ermemitir. Bu nedenle, on dört yıl sekiz aydan fazla sürmütür.  
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda, genellikle AĐHS’nin 6  
§ 1 Maddesi’nin ihlalini saptamıtır (bkz, özellikle, Pakkan / Türkiye, no. 13017/02, § 44, 31  
Ekim 2006).  
AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten ve konuyla ilgili içtihadını  
gözönünde bulundurduktan sonra, sözkonusu davada, cezai takibatın fazlasıyla uzun sürdüğü  
ve “makul süre” artına uymadığı sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.  
III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, ilk olarak, AĐHS’nin 14. Maddesi’ni ihlal ederek Devlet’e karı suç  
ilemekle suçlanması nedeniyle kendisine karı ayrımcılık yapıldığından ikayetçi olmutur.  
AĐHM, kendisine sunulan deliller ıığında bavuranın iddiasını incelemive bu  
iddianın asılsız olduğu sonucuna varmıtır. AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 §§ 3  
ve 4 Maddeleri uyarınca asılsız olduğu gerekçesiyle, reddedilmesi gerektiği görüündedir.  
5
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 3,000 Euro, manevi tazminat olarak ise 22,000 Euro  
talep etmitir. Bavuran, hapsedildiği dönemde akrabaları ve avukatları tarafından yapılan  
masrafları da içeren maddi tazminat taleplerini desteklemek üzere, otobüs ve feribot  
biletlerine ait çok sayıda makbuz sunmutur.  
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmitir.  
AĐHM, bulunan ihlallerle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir nedensel  
bağ bulmağı için bu talebi reddetmitir. Ancak, AĐHM adil bir ekilde karar vererek, manevi  
tazminat olarak bavurana 12,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Giderler  
Bavuran, ayrıca, AĐHM önünde yapmıolduğu masraf ve giderler için 5,800 Euro  
talep etmitir. Bavuran, bu talebini desteklemek üzere, Đstanbul Barolar Birliği’nin 2006 yılı  
için tavsiye edilen asgari ücretleri içeren listesini sunmutur.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, masraf ve giderlerin ancak gerçekten ve gerektiği ekilde  
yapıldığının kanıtlanması ve miktar olarak makul olması durumunda, bu miktar bavurana  
geri ödenir. Söz konusu davada, AĐHM elindeki bilgiye ve yukarıdaki kriterlere dayanarak, bu  
bağlamda bavurana 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmutur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranın durumaya kadar tutukluluk süresi ile cezai takibatın süresine ilikin  
ikayetinin kabuledilebilir, ancak bavurunun geri kalan kısmının kabuledilmez  
olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
6
4. (a) davalı Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik  
kazanğı tarihten itibaren üç ay içinde, aağıdaki miktarları ödemesine (bu miktar, ödeme  
tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);  
i.  
ii.  
Manevi tazminat olarak 12,000 Euro (on iki bin Euro);  
Masraf ve giderler için 1,000 Euro (bin Euro);  
iii. ve bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;  
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki  
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz oranına eit miktarda basit faizin  
ödenmesine karar vermitir.  
6. Bavuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermitir.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 3 Mayıs 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLÉ  
F. TULKENS  
Bölüm Sekreteri  
Bakan  
7