COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DUR/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 34027/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
18 Eylül 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 34027/03 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Hadiye Dur’un (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 27 Mayıs 2003  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F. KarakaDoğan ve E. Keskin tarafından  
temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran, 1973 doğumludur ve Almanya’nın Köln kentinde yaamaktadır.  
A. Bavuranın yakalanması ve kendisine karı aırı güç kullanımına ilikin sağlık  
raporları  
1. Bavuranın sunduğu ekliyle olaylar  
27 Ekim 1998 saat 13.00’da aralarında bavuranın da bulunduğu “BarıAnneleri”ne  
mensup 43 kadın, partinin il sorumluları ile görümek üzere Anavatan Partisi (ANAP)  
Đstanbul il bakanlığına gelmilerdir. Kendilerini binanın giriinde karılayan iki kadın, devam  
etmekte olan bir basın toplantısı olduğu cihetle binanın üçüncü katında, solda bulunan  
bekleme salonunda beklemelerini istemiler ve gitmilerdir.  
Beila on dakika sonra polis memurları, bekleme salonuna gelmiler ve sis bombası  
atarak içeri girmilerdir. Bir polis memuru, elindeki copla bavuranın baının arka kısmına  
vurmuve saçından tutarak merdivenlerden aağı sürüklemitir. Bavuran, daha sonra bir  
polis aracına bindirilerek Beyoğlu polis karakoluna götürülmütür.  
Aynı gün 15.30’da bavuran, diğer 42 kadınla birlikte Adli Tıp Kurumu Đstanbul  
ubesi doktoru tarafından muayene edilmitir. Sağlık raporuna göre, bavuranın boynunda ve  
kafa derisinde ödemler bulunmaktadır. Doktor, bavurana üç gün igöremezlik raporu  
vermitir  
Bavuran geceyi polis karakolundaki diğer 10 kadınla birlikte bir hücrede geçirmitir.  
Polis memurları iki ya da üç kez hücreye gelmiler ve her defasında tutuklulara hakaret  
ederek onları dövmülerdir.  
28 Ekim 1998’de bavuranı muayene eden Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ubesi doktoru,  
bavuranın bedeninde yeni yaraların olumadığını belirtmitir.  
Aynı gün bavuran ve diğer 42 kadın, Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi önüne  
çıkarıltır. Kahve satıbüfesinde görevli Y.U.’yu rehin alıp almadıkları ve kendilerini  
yakalayan polis memurlarına direnip direnmediklerine ilikin sorgulanmılardır. Y.U.’yu  
rehin almadıklarını ve kendilerini yakalayan polis memurlarına direnmediklerini ileri  
sürmülerdir. Mahkeme, kadınlardan beinin tutuklu olarak yargılanmasına ve diğerlerinin  
serbest bırakılmasına karar vermitir.  
2
2. Hükümet’in sunduğu ekliyle olaylar  
27 Ekim 1998’de bavuranın da aralarında bulunduğu 43 kadın, parti bakan  
yardımcısı tarafından düzenlenen bir basın toplantısı ardından Anavatan Partisi (ANAP)  
Đstanbul il bakanlığı binasına girmitir. Bu binada düzenlenecek ve parti mensuplarının  
katılacak olduğu bir toplantıyı protesto amacıyla binayı igal etmilerdir. Güvenlik güçleri,  
parti mensupları ile olası bir çatımaya engel olmak için kadınları bina dıına çıkarmaya  
teebbüs etmitir. Bavuranın da aralarında bulunduğu üç kadın, polise karı koymular ve  
fiziksel güç kullanmılardır. Daha sonra sözkonusu 43 kadın yakalanmıve muayene edilmek  
üzere Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ubesine götürülmütür. Müteakiben, Beyoğlu polis  
karakoluna götürülmülerdir.  
Polis, binayı igal eden kadınların dört parti mensubunu dövdüğünü ve kendisini rehin  
aldığını ileri süren Y.U.’nun ifadesini almıtır. Y.U. ayrıca kadınların, yakalanmaları sırasında  
polis memurlarına direndiklerini belirtmitir.  
B. Bavuran aleyhindeki cezai takibat  
2 Kasım 1998’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi  
önünde bir iddianame sunmuve sözkonusu 43 kadını, ideolojik sebeplerle polise direnmek  
ve Y.U.’yu rehin almakla suçlamıtır.  
4 Kasım 1999’da Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın ve diğer sanıkların  
beraatine karar vermitir. Mahkeme, kararında itham edilen kadınların, “BarıAnneleri”ne  
mensup olduğunu ve Anavatan Partisi’ni, sorunlarını bildirmek üzere parti mensupları ile bir  
toplantı yapmak amacıyla ziyaret ettiklerini belirtmitir. Mahkeme ayrıca dava dosyasında,  
“BarıAnneleri” mensuplarının bir suç ilediğine ilikin delil bulunmadığını belirtmitir.  
Özellikle de Y.U.’yu rehin almamılar ya da binaya zarar vermemilerdir. Ayrıca üzerlerinde  
suç ilemelerine olanak verecek materyaller bulunmamaktadır. Kadınlar tarafından dövüldüğü  
iddia edilen parti mensupları, kadınların aleyhinde ikayette bulunmamıtır. Mahkeme,  
yakalanma sırasında hiçbir polis memurunun yaralanmaması nedeniyle sanığın, polise  
direndiğine ilikin delil bulunmadığını gözlemlemitir. Aksine, bavuranın da aralarında  
bulunduğu kadınlardan bazıları yaralanmıtır.  
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, 4 Kasım 1999 tarihli karar temyiz  
edilmemitir.  
C. Bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin soruturma  
19 Mart 1999’da bavuran, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na ikayette bulunarak  
polis memurlarının, kendisini yakaladıkları sırada fiziksel güç kullandıklarını ileri sürmüve  
soruturma balatılmasını talep etmitir.  
Belirsiz bir günde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı soruturma balatmıtır. Bu  
soruturma kapsamında, 26 Mayıs 1999’da bavuran, Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermive  
iddialarını yinelemitir. Aynı gün, bedeninde yaralanma bulunmadığını belirten bir doktor  
tarafından muayene edilmitir. 30 Eylül 1999’da Cumhuriyet Savcısı, bavuranın kötü  
muameleye maruz kaldığı iddialarını reddeden polis memuru F.M.S.’nin ifadesini almıtır.  
3
8 Ekim 1999’da Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, bavuranın iddiası hususunda F.M.S.  
aleyhinde kovuturma balatmama kararı almıtır. Kararında F.M.S.’nin, yasadıı bir  
gösteriye katılan ve polise direnen bavuranı kötü muameleye maruz bıraktığını ileri sürmek  
için yeterli delil bulunmadığını belirtmitir. Cumhuriyet Savcısı, polisin kullandığı gücün aırı  
olmadığı ve görevleri kapsamında hareket ettikleri kanısındadır.  
8 Ekim 1999 tarihli karar, bavurana ya da yasal temsilcilerine bildirilmemitir.  
Bavuranın yasal temsilcilerinden biri, 2002 Ekim ayında Fatih Cumhuriyet Savcılığı’ndan  
kararın bir nüshasını almıtır.  
31 Ekim 2002’de bavuran, 8 Ekim 1999 tarihli karara itiraz etmitir.  
31 Mart 2003’te Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ekim 1999 tarihli kararın kanuna  
uygun olduğu sonucuna vararak bavuranın itirazını reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yakalandığı sırada maruz bırakıldığı muamelenin AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlaline neden olduğu hususunda ikayette bulunmutur. Ayrıca, AĐHS’nin 3., 6. ve 13.  
maddeleri uyarınca kötü muamele iddialarına ilikin yeterli ve etkili bir soruturma  
yapılmadığını ileri sürmütür.  
Mahkeme, sözkonusu ikayetleri müstakilen AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca  
incelemenin uygun olduğuna karar vermitir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında mevcut olan iç hukuk  
yollarını tüketmemiolduğunu ileri sürmütür. Bu bağlamda, hukuk mahkemelerinde ya da  
idari mahkemelerde dava açarak uğradığını iddia ettiği zararın telafisini arayabileceğini ancak  
aramağını ileri sürmütür.  
Bavuran, Hükümet’in iddiasına itiraz etmitir.  
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemive reddetmiolduğunu  
yinelemektedir (bkz., örneğin, Balçık ve Diğerleri, 22. paragraf; Eser Ceylan/Türkiye, no.  
14166/02, 23. paragraf, 13 Aralık 2007). Sözkonusu davada yukarıda kaydedilen bavurularda  
vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel koullar bulunmamaktadır.  
Sonuç olarak, Hükümet’in ilk itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.  
Hükümet ayrıca Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruturmadaki  
gelimelere ilikin bilgi almadan önce üç yıl beklemesi nedeniyle bavuranın iddialarının  
aldatıcı olduğunu belirtmitir. 8 Ekim 1999 tarihli kararın Cumhuriyet Savcılığı kayıtlarından  
bulunabileceğini ileri sürmüve bavuranın neden 2002 Ekim ayından önce haberdar  
olmadığını sormutur. Bavuranın, bavurusunu yakalanmasından itibaren altı ay içerisinde  
sunması gerektiğini ileri sürmütür.  
4
Hükümet, görülerinde her ne kadar bavuranın bavurusunu zamanında yapmadığını  
değil bavuranın dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmise de AĐHM, yukarıdaki  
argümanların bavuranın AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamındaki altı ay kuralına uymasına  
ilikin olduğu kanısındadır.  
Bu bağlamda AĐHM, bavuranın ex officio nihai yerel kararın yazılı bir nüshasının  
kendisine tebliğ edilmesine hakkı olduğu hallerde, AĐHS’nin 35/1 maddesinin amaç ve  
kapsamının, en iyi ekilde, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ edilme tarihinden itibaren  
ilemeye baladığının kabul edilmesi ile yerine getirildiğini yinelemektedir.  
Sözkonusu davada, bavuranın Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın kararından Ekim  
2002’de haberdar olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sözkonusu tarihte  
yürürlükte olan ve Cumhuriyet savcılarının takipsizlik kararlarını sanıklara ve davacılara  
bildirmelerini öngören eski CMK’nın 164. maddesi aksine, sözkonusu karar bavurana ya da  
yasal temsilcilerine tebliğ edilmemitir. Ayrıca Hükümet, AĐHM’ye bu konuda herhangi bir  
açıklama yapmamıtır. Aksine, bavuranın gereken özeni göstermediğini belirtmitir.  
Ayrıca Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın itirazını gereğinden geç sunulduğu  
gerekçesiyle reddetmemi, itirazının esasına ilikin bir soruturma balatmıtır. Bu nedenle  
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamındaki “nihai karar”ın, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin 31 Mart 2003 tarihli kararı olduğu ve bavuranın, bavurusunu 27 Mayıs  
2003 tarihinde sunarak altı ay kuralına uymuolduğu kanısındadır. Sonuç olarak, Hükümet’in  
ilk itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde bavurunun sözkonusu kısmının dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taımadığını tespit eder. Bu nedenle, bavurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Sorumlu Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında esas bakımından sorumluluğu  
(a) Tarafların görüleri  
Bavuran, polis memurlarının Anavatan Partisi Đl Bakanlığı’na yapılan polis baskını  
sırasında fiziksel güç kullanmalarının, kötü muamele tekil ettiğini ileri sürmütür. Bu  
bağlamda baının arka kısmına copla vurulduğunu ve saçlarından tutularak merdivenlerden  
aağı sürüklendiğini belirtmitir.  
Hükümet, bavuran ve kadınlardan 42’sinin, güvenlik güçlerinin müdahalesini  
gerektirecek ekilde iddet içeren bir gösteri balattıklarını ve yakalanmaya karı  
direndiklerini ileri sürmütür. Bavurana ve diğer kadınlara uygulanan gücün, bu tür  
koullarda orantılı olduğunu ileri sürmütür.  
(b) AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, 3. maddenin yakalama gibi belirli koullar altında güç kullanımını  
yasaklamadığını yineler. Ancak, bu tür bir güç, yalnızca zaruri durumlarda kullanılabilir ve  
aırı olmamalıdır.  
5
Sözkonusu davada bavuran, polis memurlarından birinin baının arka kısmına copla  
vurduğunu ve kendisini saçlarından tutarak merdivenlerden aağı sürüklediğini ileri  
sürmütür. AĐHM, sağlık raporunda bavuranın boynunda ve kafa derisinde ödemler olarak  
belirtilen bulguların, bavuranın iddiaları ile tutarlı olduğu kanısındadır. Bavuranın aldığı  
yaraların, 3. madde kapsamına girecek derecede ciddi olduğu sonucuna varmıtır.  
AĐHM ayrıca bavuranın aldığı yaraların, Devlet’in güvenlik güçlerinin görevlerini  
yerine getirirken güç kullanmaları sonucu olutuğunun taraflar arasında ihtilaflı olmadığını  
belirtir. Bu nedenle AĐHM, ikna edici iddialar ile kullanılan gücün zaruri ve yerinde olduğunu  
gösterme sorumluluğunun Hükümet’e ait olduğu kanısındadır.  
AĐHM bu bağlamda Hükümet’in sunduğu iddialarda ve dokümanlarda aralarında  
bavuranın da yer aldığı 43 kiilik grubun, Anavatan Partisi binasını igal ettiği, bir kiiyi  
rehin aldığı ve diğer dört kiiyi dövdüğünün görüldüğünü gözlemler. Ancak, olaylara ilikin  
görüleri, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin 4 Kasım 1999 tarihli kararı ile çürütülmütür.  
Sözkonusu karara göre, bavuran ya da diğer kadınlar Y.U.’yu rehin almamıya da iddia  
edildiği gibi kimseyi dövmemitir. Anavatan Partisi’ne, polis memurlarına saldırmamıya da  
karı koymamılardır. Sivil toplum hareketi haklarını kullanarak parti mensupları ile  
görümek üzere gitmilerdir. Dava koullarını ve özellikle de Beyoğlu Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin vardığı sonuçları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in bavurana karı  
kullanılan gücün zaruri olduğunu açıklamak ya da göstermek için ikna edici iddialarda  
bulunmadığı kanısındadır.  
AĐHM, Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında bavuranın 27 Ekim 1998’de  
aldığı yaralardan sorumlu olduğu sonucuna varmıtır. Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi, esas  
bakımından ihlal edilmitir.  
2. Sorumlu Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında usul bakımından sorumluluğu  
(a) Tarafların görüleri  
Bavuran yetkili makamların, 27 Ekim 1998 tarihli sağlık raporu ile desteklenen ciddi  
nitelikteki iddialarına ilikin etkili bir soruturma yürütmediklerini ileri sürmütür. Beyoğlu  
Cumhuriyet Savcısı’nın ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin Beyoğlu Ağır Ceza  
Mahkemesi önündeki dava dosyasını incelememelerinin, yerel makamların polis tarafından  
maruz bırakıldığı kötü muameleye göz yumduğunu gösterdiğini belirtmitir.  
Hükümet cevaben Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın bavuranın iddialarına ilikin bir  
soruturma balattığını, ilgili delilleri topladığını ve aratırma yaptığını belirtmitir.  
(b) AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, bir kiinin polis ya da Devlet görevlilerince, 3. maddeyi ihlal edecek ekilde  
kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia ettiği durumlarda, Devlet’in AĐHS’nin 1. maddesi  
bağlamındaki “kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleme’nin birinci  
bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[ma]” görevi ile birlikte yorumlanan sözkonusu  
maddenin, etkili bir resmi soruturma balatılmasını öngördüğünü yinelemektedir. 2. madde  
kapsamındaki soruturma gibi sorumlu kiilerin tespitine ve cezalandırılmasına olanak  
vermeli ve ikayetçinin dava dosyasına kolayca eriimine imkan tanımalıdır.  
6
AĐHM öncelikle bavuranın, mevcut bavuruya yol açan olaydan hemen sonra  
muayene edildiğini gözlemlemektedir. Bavuranı muayene eden doktorun hazırladığı  
rapordan bavuranın boynunda ve kafa derisinde ödemler bulunduğu anlaılmaktadır. Ancak,  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı, eski CMK’nın, savcıya, herhangi bir suretle bir suçun  
ilendiği izlenimi verecek bir durumdan haberdar olur olmaz kamu davası açmağa mahal  
olup olmadığına karar vermek üzere hemen iin hakikatini aratırma zorunluluğu getiren 153.  
maddesine rağmen bavuranın alğı yaralar hususunda bir soruturma balatmatır. Ancak  
beay sonra bavuran tarafından yapılan ikayet üzerine Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin bir soruturma balatmıtır.  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı bavuranın ve bavuranın yakalandığı sırada görevde  
olan polis memuru F.M.S.’nin ifadelerini almıtır. Ayrıca bavuranın muayene edilmesini  
öngörtür. Soruturma, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik  
kararını onaylaması ile sona ermitir.  
Ancak AĐHM, soruturmanın yürütülmesi aamasında aksaklıklar olduğunu  
gözlemlemitir. Öncelikle, Cumhuriyet Savcısı olay sırasında Anavatan Partisi binasında  
bulunan diğer kadınların ifadelerini almaya teebbüs etmemitir. Görevde olan diğer polis  
memurlarını çağırmamıya da Y.U. dıında Anavatan Partisi Đstanbul Đl Bakanlığı’nda  
çalıan olası görgü tanıklarını tespit etmemitir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı, Beyoğlu Ağır  
Ceza Mahkemesi bavuranın beraat etmesi kararını vermeden önce 8 Ekim 1999’da F.M.S.  
aleyhinde takibat yapmama kararı almıtır. AĐHM, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın  
bavuranın yasadıı bir gösteriye katıldığına, polise direndiğine ya da bavuranın iddialarına  
ilikin cezai takibat balatmama kararı vermeden önce bavuran aleyhindeki cezai takibatın  
sonuçlanmasını beklemesi gerektiği kanısındadır. AĐHM ayrıca Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin, sözkonusu tarihte bir diğer ceza mahkemesinin, olayları çevreleyen koulları  
tespit etmesine ve bavuranın ve diğer kadınların, yasadıı bir gösteriye katılmadıkları ya da  
polise direnmedikleri sonucuna varmasına rağmen Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın kararını  
onaylamasını dikkat çekici bulmaktadır.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin  
soruturmanın yeterli olmadığı ve bu nedenle Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki  
usuli yükümlülüklerinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak etkili bir soruturma yapılmaması  
nedeniyle kendisini kötü muameleye maruz bırakan polis memurları aleyhinde tazminat  
davası açma fırsatı olmadığını ileri sürmütür.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
AĐHM bu ikayetin yukarıda incelenen ikayetlerle bağlantılı olduğunu ve aynı ekilde  
kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.  
Ancak, dava koullarını, tarafların görülerini ve AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul  
bakımından ihlal edildiği tespitini göz önüne alan AĐHM, mevcut bavuruda ortaya konan  
7
yasal konuları incelemiolduğu kanısındadır. Bu nedenle bavuranın AĐHS’nin 13. maddesi  
kapsamındaki ikayetini ayrıca karara bağlamaya gerek olmadığı sonucuna varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmitir. Ayrıca maddi tazminat  
olarak 2,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
Bavuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarara ilikin olarak AĐHM, bu balık  
altındaki talebinin gerekçesini gösteremediği sonucuna varmıve dolayısıyla talebi  
reddetmitir. Ancak AĐHM, bavuranın sıkıntı ve strese maruz kalmıolduğu ve bunun  
yalnızca ihlal bulgusu ile telafi edilemeyeceği sonucuna varmıtır. Mahkeme bavuranın  
sadece ihlal tespiti ile yeterli olarak tazmin edilemeyecek manevi zarara uğradığını kabul  
etmektedir. Mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önüne alan ve hakkaniyet  
temelinde karar veren AĐHM, bavurana manevi tazminat olarak 7,000 Euro ödenmesine  
karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı harcamalar için 5,500 yeni Türk Lirası (TRY)  
(yaklaık 3,000 Euro) ve kırtasiye, fotokopi ve posta masrafları için 2,000 Euro talep etmitir.  
Bu masrafları, avukatlık ücreti sözlemesine dayanarak belgelemitir. Bu sözlemeye göre  
AĐHM önündeki davanın baarılı olması halinde avukata 5,500 TRY ödeyecekti. Bavuran,  
diğer masraflarına ilikin olarak 34 Euro harcadığını gösteren faturalar sunmutur.  
Hükümet, bavuranın taleplerinin gerekçelerini gösteremediğini belirtmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada özellikle avukatlık ücreti sözlemesi olmak üzere elindeki bilgileri ve  
yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulunduran AĐHM, bavuranın AĐHM önünde yaptığı  
harcamaları da kapsayacak ekilde, daha önce verilen 850 Euro adli yardım miktarı düülmek  
üzere, 2,534 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
8
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında bavuranın kendisini kötü muameleye maruz bırakan  
polis memurları aleyhinde tazminat davası açamadığına ilikin ikayeti ayrıca incelemeye  
gerek olmadığına;  
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana aağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) manevi tazminat olarak 7,000 EUR (yedi bin Euro) ve uygulanabilecek her tür  
vergi;  
(ii) yargılama masraf ve giderleri için, 850 Euro adli yardım miktarı düülmek üzere,  
2,534 EUR (iki bin beyüz otuz dört Euro) ve uygulanabilecek her tür vergi;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 18 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9