başvuranın avukatının imzasını taşıyan başvuru dilekçesinin tarihinin 31 Ocak 2002
olduğunu, AİHM’nin başvuru dilekçesine “alındı” kaşesini ise 27 Şubat 2002 tarihinde
koyduğunu ifade etmektedir.
AİHM, AİHS’nin 3. maddesi kapsamında gözaltında kötü muameleye maruz kalındığına ilişkin
şikayet hususunda, başvuranın AİHS’nin 3. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdüğü iddialarını
destekleyici asgari düzeyde herhangi bir delil başlangıcını veya unsurunu sunmadığını
saptamaktadır (Bkz. diğerleri arasında Avcı-Türkiye no: 52900/99, 30 Kasım 2004, Kılıçgedik-
Türkiye no: 55982/00, 1 Haziran 2004 ve Jeong-Çek Cumhuriyeti no: 34140/03, 13 Şubat
2007). Dolayısıyla AİHM, şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunduğu ve bu
cihetle AİHS’nin 35/3 ile 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna
ulaşmaktadır.AİHS’nin 5. maddesi hakkındaki şikayetler hususunda ve Sözleşme’nin bilhassa
5/1 c) maddesine değin «şüpheler» ile ilintili olarak AİHM, bu konudaki yerleşik içtihadını
yinelemekte ve hürriyetten yoksun bırakma işleminin başvurana dair şüphelerin teyidi veya
bertaraf edilmesi sonucunu doğurduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Murray-Birleşik Krallık kararı,
28 Ekim 1994, seri: A, no: 300-B ve Brogan vd.-Birleşik Krallık 29 Kasım 1988, seri: A
no:145-B). Son olarak, başvurana, aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında bilgi verilmediği
konusunda (5/2 madde) AİHM, 16 Ağustos 2001 ve 3 Aralık 2001 tarihli yakalama
tutanaklarının başvuranın imzasını taşıdığını ve bu belgelerin başvuranın Emniyet
Müdürlüğü’nün PKK’ya yönelik düzenlediği bir soruşturma kapsamında yakalandığını ortaya
koyduğunu gözlemlemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Dikme-Türkiye no: 20869/92). Yapılan
bu şikayetler dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri gereğince
kabuledilemez bulunmalıdır.
Başvuranın gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki şikayeti ile ilintili olarak (5/3 madde)
AİHM, öncelikle gözaltı süresinin 15-17 Nisan 2000 tarihlerini kapsadığını, 21 Şubat 2002
tarihinde yapılan başvurunun altı ay kuralına uygun gerçekleşmediğini ifade etmektedir.
Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü AİHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez
bulunmaktadır.
AİHM, 3-6 Aralık 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresi ile ilgili olarak, yapılan bu şikayete
ilişkin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını, dolayısıyla bahse konu şikayetin
kabuledilebilir olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu şikayete konu gözaltı süresinin üç gün
olduğunu gözlemlemektedir. AİHM, uzunluk bakımından ele alındığında gözaltı süresinin 5/3
maddesi çerçevesinde yerleşik içtihatta yer alan zaman kısıtlamasının dışına çıkmadığını ifade
etmektedir (Bkz. Cangöz-Türkiye kararı no: 28480/02, 5 Aralık 2006). Başvuran hakkında
yapılan ithamları, yakalanan kişi sayısını ve yürütülen soruşturma kapsamındaki delil
unsurlarını göz önünde bulunduran AİHM, sözkonusu gözaltı süresinin «gerekli» olup
olmadığı hususuna olumlu karşılık vermektedir. AİHM bu şartlar altında, başvuranın yetkili bir
hâkim karşısına çıkarılmadan evvel tutuklu olarak kaldığı sürenin AİHS’nin 5/1 ve 3.
maddesinde yer alan gereklilikleri karşıladığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü
temelden yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35/3 ve 4. maddesine uygun olarak
reddedilmelidir.
Bununla birlikte, başvuranın gözaltı süresinin 16 Ağustos 2001 tarihinde başlayıp 21 Ağustos
2001 tarihinde sona erdiği ve bu sürenin altı ay kuralına uymadığı itirazı ile ilgili olarak
AİHM, halihazırdaki uygulamada bir başvurunun sunulma tarihinin, başvuranın başvuru
sunma arzusunu dile getirmek ve başvurusunun niteliğine ilişkin birtakım veriler sunmak için
Mahkeme ile temas ettiği ilk tarihe tekabül ettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Chalkley-Birleşik
Krallık kararı no: 63831/00, 26 Eylül 2002). O halde başvuran 21 Şubat 2002 tarihinde, yani
gözaltı süresinin akabinde altı ay içinde AİHM’ye başvuruda bulunmuştur. AİHM bu nedenle
3