CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
DÜN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:17727/02 )  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
Bu karar 6 Kasım 2009 tarihinde AİHM iç tüzüğünün 81. maddesi uyarınca düzeltilmiştir  
STRAZBURG  
21 Temmuz 2009  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşı Özgür Dün tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 21 Şubat 2002 tarihinde  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
(17727/02) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu  
avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1984 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Başvuran ilk kez 15-17 Nisan 2000 tarihleri arasında gözaltına alınmıştır. Başvuran 16  
Ağustos 2001 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından diğer üç kişi ile  
birlikte yeniden gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt PKK mensubu olduğunu ve bu  
örgüte yardım ve yataklık yaptığını belirten yakalama tutanağını imzalamıştır. Adıgeçen 21  
Ağustos 2001 tarihinde bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen sağlık  
raporunda başvuranda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanılmadığı ifade edilmiştir.  
Başvuran aynı gün Cumhuriyet Savcısı ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi  
önüne çıkarılmıştır. Başvuran anılan yetkililer karşısında herhangi bir ayrıntıya girmeksizin  
ifade tutanağını baskı altında imzaladığını öne sürmüştür. Başvuran 23 Ağustos 2001  
tarihinde TCK’nın 168/2 maddesi uyarınca PKK üyesi olmakla itham edilmiştir.  
Başvuran 23 Ekim 2001 tarihli duruşmanın akabinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmıştır. Bu süreç 11 Haziran 2002 tarihinde başvuran hakkında verilen beraat kararıyla  
sona ermiştir.  
3 Aralık 2001 tarihinde başvuranın PKK üyesi olmasına ilişkin düzenlenen başka bir  
soruşturma kapsamında adı geçen üçüncü kez gözaltına alınmıştır. Başvuran yakalama  
tutanağını imzalamıştır. 6 Aralık 2001 tarihinde nöbetçi hakimi delil yetersizliğinden  
başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır.  
24 Aralık 2001 tarihinde TCK’nın 168/2 maddesi gereğince başvuran hakkında PKK üyesi  
olmak suçundan cezai yargılama süreci başlatılmıştır. Dava dosyasında yargı sürecinin akıbeti  
hakkında herhangi bir bilgi yer almamaktadır.  
HUKUK  
AİHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan başvuran, öncelikle polis nezaretindeki gözaltılar  
sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran bir suç işlediğini gösterir  
makul gerekçelerin bulunmaması ve aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında  
bilgilendirilmemesi doğrultusunda yasaya aykırı olarak tutuklandığını iddia ederek AİHS’nin  
5. maddesini öne sürmektedir. Başvuran, son olarak, gözaltıların süresinden şikayetçidir.  
Hükümet başvuranın kötü muamele ile ilgili iddialarını yetkili merciler nezdinde dile  
getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet,  
ayrıca, başvurunun gecikmeli olarak yapıldığını savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda,  
2
başvuranın avukatının imzasını taşıyan başvuru dilekçesinin tarihinin 31 Ocak 2002  
olduğunu, AİHM’nin başvuru dilekçesine “alındı” kaşesini ise 27 Şubat 2002 tarihinde  
koyduğunu ifade etmektedir.  
AİHM, AİHS’nin 3. maddesi kapsamında gözaltında kötü muameleye maruz kalındığına ilişkin  
şikayet hususunda, başvuranın AİHS’nin 3. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdüğü iddialarını  
destekleyici asgari düzeyde herhangi bir delil başlangıcını veya unsurunu sunmadığını  
saptamaktadır (Bkz. diğerleri arasında Avcı-Türkiye no: 52900/99, 30 Kasım 2004, Kılıçgedik-  
Türkiye no: 55982/00, 1 Haziran 2004 ve Jeong-Çek Cumhuriyeti no: 34140/03, 13 Şubat  
2007). Dolayısıyla AİHM, şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunduğu ve bu  
cihetle AİHS’nin 35/3 ile 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna  
ulaşmaktadır.AİHS’nin 5. maddesi hakkındaki şikayetler hususunda ve Sözleşme’nin bilhassa  
5/1 c) maddesine değin «şüpheler» ile ilintili olarak AİHM, bu konudaki yerleşik içtihadını  
yinelemekte ve hürriyetten yoksun bırakma işleminin başvurana dair şüphelerin teyidi veya  
bertaraf edilmesi sonucunu doğurduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Murray-Birleşik Krallık kararı,  
28 Ekim 1994, seri: A, no: 300-B ve Brogan vd.-Birleşik Krallık 29 Kasım 1988, seri: A  
no:145-B). Son olarak, başvurana, aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında bilgi verilmediği  
konusunda (5/2 madde) AİHM, 16 Ağustos 2001 ve 3 Aralık 2001 tarihli yakalama  
tutanaklarının başvuranın imzasını taşıdığını ve bu belgelerin başvuranın Emniyet  
Müdürlüğü’nün PKK’ya yönelik düzenlediği bir soruşturma kapsamında yakalandığını ortaya  
koyduğunu gözlemlemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Dikme-Türkiye no: 20869/92). Yapılan  
bu şikayetler dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri gereğince  
kabuledilemez bulunmalıdır.  
Başvuranın gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki şikayeti ile ilintili olarak (5/3 madde)  
AİHM, öncelikle gözaltı süresinin 15-17 Nisan 2000 tarihlerini kapsadığını, 21 Şubat 2002  
tarihinde yapılan başvurunun altı ay kuralına uygun gerçekleşmediğini ifade etmektedir.  
Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü AİHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez  
bulunmaktadır.  
AİHM, 3-6 Aralık 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresi ile ilgili olarak, yapılan bu şikayete  
ilişkin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını, dolayısıyla bahse konu şikayetin  
kabuledilebilir olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu şikayete konu gözaltı süresinin üç gün  
olduğunu gözlemlemektedir. AİHM, uzunluk bakımından ele alındığında gözaltı süresinin 5/3  
maddesi çerçevesinde yerleşik içtihatta yer alan zaman kısıtlamasının dışına çıkmadığını ifade  
etmektedir (Bkz. Cangöz-Türkiye kararı no: 28480/02, 5 Aralık 2006). Başvuran hakkında  
yapılan ithamları, yakalanan kişi sayısını ve yürütülen soruşturma kapsamındaki delil  
unsurlarını göz önünde bulunduran AİHM, sözkonusu gözaltı süresinin «gerekli» olup  
olmadığı hususuna olumlu karşılık vermektedir. AİHM bu şartlar altında, başvuranın yetkili bir  
hâkim karşısına çıkarılmadan evvel tutuklu olarak kaldığı sürenin AİHS’nin 5/1 ve 3.  
maddesinde yer alan gereklilikleri karşıladığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü  
temelden yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35/3 ve 4. maddesine uygun olarak  
reddedilmelidir.  
Bununla birlikte, başvuranın gözaltı süresinin 16 Ağustos 2001 tarihinde başlayıp 21 Ağustos  
2001 tarihinde sona erdiği ve bu sürenin altı ay kuralına uymadığı itirazı ile ilgili olarak  
AİHM, halihazırdaki uygulamada bir başvurunun sunulma tarihinin, başvuranın başvuru  
sunma arzusunu dile getirmek ve başvurusunun niteliğine ilişkin birtakım veriler sunmak için  
Mahkeme ile temas ettiği ilk tarihe tekabül ettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Chalkley-Birleşik  
Krallık kararı no: 63831/00, 26 Eylül 2002). O halde başvuran 21 Şubat 2002 tarihinde, yani  
gözaltı süresinin akabinde altı ay içinde AİHM’ye başvuruda bulunmuştur. AİHM bu nedenle  
3
Hükümetin altı ay kuralına ilişkin itirazını reddetmektedir (Bkz. Melek Sima Yılmaz-Türkiye  
kararı no: 37829/05, 30 Eylül 2008). Öte yandan, yapılan şikayetin bu bölümünün AİHS’nin  
35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM,  
ayrıca başka açılardan bakıldığında da şikayete ilişkin herhangi bir kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir. Bilahare AİHM,  
gözaltı süresinin beş gün olduğunu kaydetmektedir. AİHM daha önceki kararlarda adli  
denetim olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltı süresinin toplum genelini terörizme karşı  
koruma amacı olsa dahi AİHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki zaman kısıtlamalarının dışına  
çıktığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan vd. kararı ve Sar vd.-  
Türkiye kararı, no: 74347/01, 5 Aralık 2006). Dolayısıyla, bahsekonu gözaltı süresinin  
uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.  
Geriye AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Başvuran bu doğrultuda manevi  
tazminat için 15.000 YTL1. (yaklaşık 7.000 Euro) ve yargılama masraf ve giderleri için  
16.150 YTL (yaklaşık 7.580 Euro) talep etmekle birlikte bu isteklerini destekleyen herhangi  
bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır. Hükümet bu miktarlara itirazda bulunmaktadır.  
Manevi tazminata dayalı bir tazmin talebi ile ilgili olarak AİHM, dava koşulları göz önünde  
bulundurulduğunda başvurana 500 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir. Yargılama masraf  
ve giderlerinin tazmini talebi ise, herhangi bir kanıtlayıcı belgenin sunulmaması nedeniyle  
AİHM tarafından reddedilmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. 16-21 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresine ilişkin AİHS’nin 5/3 maddesi  
hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat  
olarak 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
1 1 Ocak 2005 tarihinde Yeni Türk Lirası (YTL), Türk Lirası’nın (TL) yerini almıştır. 1 YTL 1 milyon TL’sına  
karşılık gelmektedir.  
4
 
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 20091 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
1 6 Kasım 2009 tarihinde değiştirilmiştir: karar tarihi 30 Haziran 2009 olarak yer almaktaydı.  
5