CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖNMÜVE KAPLAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 9908/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
31 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9908/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) Mehmet Sait Dönmüve Mehmet Ali Kaplan’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne 27 ubat 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini  
güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, sırasıyla 1959 ve 1973 yılı doğumlulardır ve sırasıyla Silvan ve Finlandiya’da  
ikamet etmektedirler.  
A. Bavuranların gözaltına alınmaları ve sağlık raporları  
30 Haziran 2000 tarihinde, evlerinde gerçekletirilen aramanın ardından bavuranlar, yasadıı  
örgüte yardım ve yataklık yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınmılardır. Sözkonusu aramalar  
ve gözaltları, Silvan polis ve jandarma görevlileri ile Diyarbakır Jandarma Đstihbarat  
görevlileri tarafından gerçekletirilmitir.  
30 Haziran, 1, 2 ve 3 Temmuz 2000 tarihlerinde, Silvan Devlet Hastanesi doktoru Sema Tülay  
Köz tarafından düzenlenen sağlık raporlarında, bavuranların vücutlarında herhangi bir darp  
ve yara izine rastlanmadığı belirtilmitir.  
1 Temmuz 2000 tarihinde, Silvan Jandarma Komutanlığı, Diyarbakır Devlet Hastanesi’nden  
bavuranların muayene edilmesini talep etmitir. Doktor Zahit Porsuk, aynı evraka bulgularını  
not dütür. Doktor Zahit Porsuk, Dönmü’ün sağ dirsek ve bileklerinde kabuk bağlamıꢀ  
sıyrık, Kaplan’ın lomber bölgesinde 5x6 cm’lik bir kızarıklık tespit etmitir.  
2 Temmuz 2000 tarihinde, Silvan Cumhuriyet Savcısı, bavuranların gözaltı sürelerini 3  
Temmuz 2000 tarihine kadar uzatmıtır.  
3 Temmuz 2000 tarihinde, dava hakimi, gözaltı süresini, 5 Temmuz 2000 saat 14’e kadar  
uzatmıtır.  
Silvan Devlet Hastanesi doktoru Tuncay Eroğlu tarafından düzenlenen 5 Temmuz 2000 tarihli  
sağlık raporlarında, bavuranların vücutlarında herhangi bir darp ve yara izine rastlanmadığı  
belirtilmitir.  
5 Temmuz 2000 tarihinde, bavuranlar, Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmive  
üzerlerine atılı olaylara itiraz etmilerdir.  
7 Temmuz 2000 tarihinde Silvan Devlet Hastanesi’nde görevli baka bir doktor tarfından  
düzenlenen sağlık raporunda Mehmet Sait Dönmü’ün vücudunda herhangi bir darp ve yara  
izine rastlanmadığı belirtilmitir.  
2
7 Temmuz 2000 tarihinde, bavuranlar, yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık yapmakla  
suçlanlardır.  
11 Temmuz 2000 tarihinde Diyarbakır Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık  
raporuna göre, Dönmü’ün bileklerinde kısmen iyilemive üzerindeki kabukların bir kısmı  
dökülyaralar tespit edilmive üç gün igöremez raporu verilmi, Kaplan’ın ise, sol  
dirseğinde 0,5x0,5 ve 1x 0,5 cm’lik yaralar tespit edilmive bir gün igöremez raporu  
verilmitir.  
7 Kasım 2000 tarihli bir karar ile Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranların beraatına  
karar vermitir.  
B. Kötü muameleye ilikin olarak jandarmalar hakkında yürütülen yargılama  
10 Temmuz 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı bavuranların ifadelerini almıtır.  
Dönmü, sivil giyimli Silvan Đlçe Jandarma Komutalığı görevlileri tarafından gözaltına alınıp  
Jandarma Komutalığı’na götürüldüğünü beyan etmitir. Burada jandarma görevlileri,  
bavuranın ellerini arkadan kelepçelemive gözlerini bağlamılardır. Sağ ayağı ve sağ elinin  
baparmağı ile penisinden Dönmü’e elektrook verilmitir. Sözkonusu muameleler yaklaık  
bir saat sürmütür. Bavuran ardından ertesi güne kadar bir taburenin üzerine oturtulduğu  
baka bir yere götürülmütür. 1 Temmuz 2000 tarihinde, bavuran, sağlık muayenesinden  
geçirilmek için hastaneye götürülmüsonra tekrar Jandarma Komutanlığı’na getirilmitir.  
Aynı gün içinde saat 15’e doğru bavuran yeniden hastaneye götürülmütür. Sağlık  
muayenesi esnasında jandarmalar hazır bulunmulardır. Bavuran, 5 Temmuz 2000 tarihinde  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiğini  
sonrasında salıverildiğini sözlerine eklemitir.  
Kaplan, 30 Haziran 2000 tarihinde sivil giyimli Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığı görevlileri  
tarafından gözaltına alınıp Jandarma Komutanlığı’na getirildiğini belirtmitir. Burada  
jandarma görevlileri, bavuranın ellerini arkadan kelepçelemi, gözlerini bağlamı, testislerini  
sıkmı, dövüp hakaret etmilerdir. Ertesi gün Kaplan, Dönmüile birlikte hastaneye götürülüp  
sağlık muayenesinden geçirilmitir. Aynı gün bavuran, Diyarbakır Devlet Hastanesi acil  
servisinde yeniden muayene edilmitir. Bavuran, 5 Temmuz 2000 tarihinde, Cumhuriyet  
Savcısı tarafından dinlenmive ardından salıverilmitir. Bavuran, sözkonusu jandarma  
görevlilerinin kendisine kötü muamele uygulayan görevliler olmadığını belirtmitir.  
17 Temmuz 2000 tarihinde, savcılık, bavuranların ifadesini alan jandarma görevlileri Tuncay  
Beden ve Đdris Yıldırım’ı dinlemitir. Jandarma görevlileri, bavuranlara kötü muamelelerde  
bulunmadıklarını beyan etmilerdir.  
25 Ekim 2000 tarihinde, eski Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca, Cumhuriyet  
Savcısı, kötü muameleler nedeniyle jandarma görevlileri Đdris Yıldırım ve Tuncay Beden  
hakkında dava açmıtır.  
27 Nisan 2001 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi sözkonusu jandarma  
görevlilerinin beraatına karar vermitir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararını,  
sözkonusu jandarma görevlilerinin, bavuranların, tanık sıfatındaki iki doktorun beyanları ve  
3
sağlık raporları ile temellendirmitir. Bavuranlar, sözkonusu jandarma görevlilerinin  
kendilerine kötü muamelelerde bulunan jandarma görevlileri olmadığını beyan etmilerdir.  
23 Eylül 2002 tarihinde, dosya unsurlarını göz önüne alarak Ağır Ceza Mahkemesi,  
sözkonusu Jandarma Đstihbarat ve Emniyet görevlilerinin kimliklerinin belirlenmesi amacıyla  
Diyarbakır Savcılığı’na bavuruda bulunmutur.  
27 Eylül 2002 tarihinde, Diyarbakır Savcılığı, Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavurusu hakkında  
yürütülen soruturmanın devam ettiği konusunda bavuranların avukatını bilgilendirmitir.  
26 Aralık 2002 tarihinde, Diyarbakır Savcılığı, Silvan Savcılığı lehine ratione loci  
bakımından yetkisizlik kararı almıtır.  
12 Mart 2007 tarihli görülerinde, Hükümet, soruturmanın halen Silvan Savcılığı’nda devam  
ettiğini belirtmitir.  
C. Đl Sağlık Müdürü hakkında yürütülen yargılama  
7 Temmuz 2000 tarihinde, bavuranlar, raporlarda değiiklik yapılması yönünde kiisel baskı  
yaptığı gerekçesiyle Diyarbakır Đl Sağlık Müdürü Dr. Emirhan Yardan hakkında Diyarbakır  
Savcılığı’na ikayette bulunmulardır.  
17 Temmuz 2000 tarihinde, Tabipler Birliği, Dr. Zahit Porsuk’un Đl Sağlık Müdürü hakkında  
sağlık raporlarında değiiklik yapılması yönünde sağlık personeline baskı yaptığı için  
ikayette bulunduğu konusunda Diyarbakır Valiliğini bilgilendirmitir. Tabipler Birliği  
sözkonusu doktor hakkında disiplin ilemleri balatılğını belirtmitir.  
28 Temmuz 2000 tarihinde, Diyarbakır Valiliği Đdare Kurulu, iddiaların hukuki mesnedinin  
bulunmadığını belirtmive cezai soruturma izni verilmemesine karar vermitir.  
14 Ağustos 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Bölge Đdare Mahkemesi’nde sözkonusu  
karara karı çıkmıtır. Cumhuriyet Savcısı, 1 Temmuz 2000 tarihinde, Dr. Porsuk, hastane acil  
servisinde görevli iken bavuranların, sağlık muayenesine getirildiğini belirtmitir. Jandarma  
görevlileri, Dr Porsuk tarafından düzenlenen ve bavuranların vücutlarında darp ve yara izine  
rastlandığını belirten raporu reddetmilerdir. Durum hakkında bilgilendirilen, Đl Sağlık  
Müdürü, raporda değiiklik yapması için Dr. Porsuk’a telefon etmitir. Dr. Porsuk, Đl Sağlık  
Müdürü’nün bu talebini reddetmitir. Cumhuriyet Savcısı, Đl Sağlık Müdürü’nün yetkisini  
kötüye kullandığı sonucuna ulatır.  
11 Ekim 2000 tarihinde, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısı’nın talebini  
kabul etmive Đdare Kurulu’nun kararını iptal etmitir.  
22 Kasım 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Đl Sağlık Müdürü’nü görevi kötüye  
kullanmakla suçlamıtır.  
15 Ocak 2001 tarihinde, Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, Dr. Emirhan Yardan’ı üzerine  
atılı olaylardan sorumlu bulmuve on ay hapis cezasına çarptırılmasına, hapis cezasının para  
cezasına çevrilmesine, on ay on begün kamu hizmetinden men cezasına çarptırılmasına ve  
cezasının ertelenmesine karar vermitir.  
4
1 Mart 2006 tarihinde, Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, Dr. Emirhan Yardan’ı üzerine  
atılı olaylardan yeniden suçlu bulmuve on ay hapis cezasına çarptırılmasına hapis cezasının  
para cezasına çevrilmesine, üç ay kamu hizmetinden men cezasına çarptırılmasına ve  
cezasının ertelenmesine karar vermitir.  
HUKUK  
Bavuranlar, Jandarma Komutanlığı’nda gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldıklarını  
ve kötü muamele iddialarını sunmak için etkili bir bavuru yolunun bulunmadığını ileri  
sürmektedirler. Bavuranlar, AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.  
I. AĐHS’NĐN 3. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Burhan Karadeniz-Türkiye (22276/93, 3 Nisan 1995) davasına atıfta bulunarak, bavuranlara  
uygulanan kötü muamelelerin failleri hakkında açılan ceza davasının Silvan Savcılığı’nda  
devam etmekte olduğundan Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 35. maddesinin gereklerini yerine getirdikleri kanaatindedir.  
Mevcut davada AĐHM, 27 Nisan 2001 tarihli bir karar ile Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin, sözkonusu jandarma görevlilerinin, kötü muamelelerin failleri olmadığı  
gerekçesiyle beraatlarına karar verdiğini tespit etmektedir. Jandarma Đstihbarat ve Emniyet  
görevlilerinin kimliklerinin tespit edilmesi için Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavurusu üzerine  
Silvan Savcılığı tarafından baka bir ceza davası açılmıtır. AĐHM, dava konusu olayların  
cereyan etmesinden yedi yıldan fazla bir süre sonra, ulusal merciler tarafından yürütülen ikici  
soruturmanın tıkandığı ve Silvan Savcılığı’nda halen devam etmekte olduğunu  
saptamaktadır. Bu bağlamda, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması kapsamında  
yürütülen soruturmalar, derinlemesine ve etkili değildir.  
Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazı kabuledilemez niteliktedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 13. maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin AĐHS’nin 35/3. maddesi  
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan  
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Kötü muamele iddialarına ilikin  
Bavuranlar, olaylara ilikin iddialarında ısrar etmektedirler.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında yaralandığında, bu  
dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü maddi karinelerin doğmasına neden  
olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, bavuru no: 21986/93). Dolayısıyla  
sözkonusu yaraların kaynağı hakkında makul açıklamalar yapmak ve mağdurun iddiaları  
5
hakkında üphe uyandıracak olayları ortaya koyan, özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiꢀ  
olan kanıtları sunmak Hükümet’in görevidir (Bkz. Selmouni-Fransa, bavuru no: 25803/94,  
Berktay-Türkiye, bavuru no: 22493/93, 1 Mart 2001, Aye Tepe-Türkiye, bavuru no:  
29422/95, 22 Temmuz 2003 ve Soner Önder-Türkiye, bavuru no: 39813/98, 12 Temmuz  
2005).  
Mevcut davada, AĐHM, bavuranların 30 Haziran, 1, 2, 3, 5 ve 7 Temmuz 2000 tarihlerinde  
sağlık muayenelerinden geçirildiğini belirtmektedir. Gönderilen sağlık raporlarında,  
bavuranlarda darp ve cebir izine rastlanılmadığı ifade edilmitir. Buna karın, AĐHM,  
bavuranların gözaltında bulunduğu dönemde ve sonrasında düzenlenen 1 ve 11 Temmuz  
2000 tarihli sağlık raporlarının, gözaltı sonunda, bavuranların vücudunda yaralar olduğunu  
ve kimsenin bu yaraların önceki döneme ait olduğunu ifade etmediğini not etmektedir.  
Mehmet Sait Dönmü’e üç gün ve Mehmet Ali Kaplan’a bir gün igöremez raporu  
verilmitir.  
Hükümet’in bir yandan sözkonusu sağlık raporları arasındaki tutarsızlık ve diğer yandan  
bavuranın vücudunda tespit edilen izler konusunda makul bir açıklamada bulunmaması  
nedeniyle sağlık muayeneleri usulüne uygun ekilde yapılmamıtır (Akkoç-Türkiye, bavuru  
numaraları: 22947/93 ve 22948/93 ve Soner Önder-Türkiye, bavuru no: 39813/98, 12  
Temmuz 2005). Bu bağlamda, AĐHM, bavuranların vücutlarında yara izi tespit edilmediğine  
dair rapor düzenleyen Đl Sağlık Müdürü hakkında ceza davası açıldığını not etmektedir. Đl  
Sağlık Müdürü, görevi kötüye kullanmaktan iki kere mahkum edilmitir. 30 Haziran, 1, 2, 3, 5  
ve 7 Temmuz tarihlerinde düzenlenen raporların üpheli olduğunu kabul etmek  
gerekmektedir. AĐHM, bavuranların vücudunda görülen yara izlerinin yakalanmalarından  
önce olmasının mümkün olmadığı ancak tutukluluk sırasında meydana gelebileceği sonucuna  
ulamaktadır.  
AĐHM, ne Savcılık tarafından yürütülen cezai sorgulamanın ne Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde açılan ceza davasının, bavuranların vücutlarında tespit edilen yaraların  
nedenine açıklık getirdiğini not etmektedir. Ayrıca, ikinci ceza davası Silvan Savcılığı’nda  
halen devam etmektedir.  
Kontrolüne tabi kiileri koruma yükümlülüğünü hatırlatarak AĐHM, jandarma görevlilerinin  
beraat etmesinin, Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki sorumluluğunu ortadan  
kaldırmadığını belirtmektedir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar).  
Böyle bir durum AĐHS’nin 3. maddesi bakımından, Devlet’in zayıf durumda olan ve polis  
memurlarının elinde veya cezaevinde tutuklu bulunan herkesi koruma yükümlülüğünü yerine  
getirmediğini ortaya çıkarmakta olup, bu durumda, ne kötü muamele mağdurları tarafından  
dava edilen muhtemel sorumluların yasalara uygun bir ekilde beraat etmiolduklarını (Bkz.  
Esen-Türkiye, bavuru no: 29484/95, 22 Temmuz 2003) ne örneğin terörle veya organize  
suçlarla mücadeleye bağlı zorlukları (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996) meru bir ekilde ileri  
sürebilir.  
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada tespit edilen ve çürütülemez somut delillerle doğrulanan  
yara izlerinin, esas bakımından AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalini oluturduğu sonuca  
ulamaktadır.  
6
2. Soruturmaların etkili niteliğine ilikin  
AĐHM, bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir ekilde iddia  
ettiğinde, AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi herkese Sözleme’de  
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak” genel yükümlülüğü ile birlikte sözkonusu hükmün  
etkili resmi bir soruturmayı zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri-  
Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Martinez Sala ve diğerleri, Ay). Sözkonusu  
soruturma, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. Đꢀkence ve  
insanlıkı veya aağılayıcı muamele ve cezaların yasaklanmıolması çok önemli olmakla  
birlikte, bu tür bir soruturma gerçeklemediği takdirde, bu yasak uygulamada etkili  
olmayacak ve bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir ekilde  
kontrollerine tabi kiilerin haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır (Khachiev ve Akaieva ve  
Menecheva-Rusya, bavuru no: 59261/00).  
AĐHM, ulusal makamların, bavuranların kötü muamele iddialarına ilikin ikayetlerini  
incelediğini belirtmektedir. Đl Sağlık Müdürü hakkında yapılan ikayete ilikin olarak ise, Đl  
Đdare Kurulu’nun soruturma yapılmasına gerek olmadığı hakkındaki kararına Savcılık  
tarafından Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nde itiraz edildiğini ve Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’nin de Đdare Kurulu’nun kararı iptal ettiğini belirtmek gerekmektedir. Sözkonusu  
ikayet, Diyarbakır Savcılığı tarafından özenle incelenmitir. Buna karın, böyle bir durum u  
anda sözkonusu değildir. Zira Silvan Savcılığı tarafından yürütülen cezai soruturma  
kapsamında Savcılık, bavuranların sorgularından sorumlu jandarma görevlileri olan  
Jandarma Đstihbarat görevlilerini ve Emniyet görevlilerini dinleme gereği duymamıtır. Oysa  
beraat eden jandarma görevlileri ifadelerinde açıkça, kötü muamelelerin failleri olmadıklarını  
belirtmilerdir. AĐHM, ön soruturma safhasında ve karar sürecinden önce, Savcılığın,  
sözkonusu Jandarma Đstihbarat görevlilerinin kimlikleri tespit etmive ifadelerini almıꢀ  
olması gerektiği kanaatindedir. AĐHM ayrıca Silvan Savcılığı tarafından yürütülen  
soruturmanın üpheli olduğunu belirtmektedir. Öte yandan, olayların cereyan etmesinden  
yedi yıldan fazla bir süre sonra, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavurusu üzerine,  
bavuranlara kötü muamelelerde bulunan jandarma görevlilerinin kimliklerinin tespit edilmesi  
ve ifadelerinin alınması kapsamında Silvan Savcılığı tarafından balatılan ikinci soruturmada  
henüz bir ilerleme kaydedilmemitir. Bu durumda AĐHM, yürütülen soruturmaların  
AĐHS’nin 3. maddesinin gereklerini yerine getirmek için yeterince derin ve etkili  
soruturmalar olmadığı sonucuna ulamaktadır.  
Bu koullarda AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği kanaatine  
ulamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptıkları iddialar hakkında etkili soruturma  
yapılmaması nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin de ihlal edildiği kanısındadırlar.  
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında usul bakımından ulağı sonucu göz önüne alarak, AĐHM,  
mevcut davada, sözkonusu hükmün ihlalinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı  
kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
7
A. Maddi ve manevi tazminat  
Bavuranların her biri, maruz kaldıkları kötü muameleler nedeniyle 30.000 Euro manevi  
tazminat talebinde bulunmulardır.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalleri göz önüne alarak,  
bavuranlara tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir. AĐHM, bavuranların her birine  
8.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, aağıda gösterilen ekilde hesap dökümünü yaptıkları yargılama masraf ve  
giderleri için 4.950 Euro talep etmektedirler:  
-
-
Ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için 1.320 Euro;  
AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 3.630 Euro.  
Bavuranlar, avukatlık makbuzunu ve ücret tarifesini belge olarak sunmaktadırlar. Ayrıca  
bavuranlar, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak sağlanan miktarın yazıma ve  
fotokopi masraflarına tekabül ettiğini ifade etmektedirler.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yapmıolduğu yargılama masraf ve giderlerinin geri  
ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oldukları ortaya konulduğu sürece elde  
edebilir (Bkz. örneğin, Bottazzi – Đtalya, bavuru no: 34884/97, Sawicka-Polonya, bavuru no:  
37645/97, 1 Ekim 2002). Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne  
aldığında, AĐHM, bavuranlara tüm masraflar için ortaklaa olarak 2.800 Euro ödenmesinin  
makul olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek  
olmadığına;  
8
5. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren  
üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:  
i. bavuranların her birine, manevi tazminat olarak 8.000 Euro (sekiz bin Euro)  
ödenmesine;  
ii bavuranlara ortaklaa olarak, yargılama masraf ve giderleri için 2.800 Euro (iki bin  
sekiz yüz Euro) ödenmesine;  
b) ) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9