hakkında ꢀüphe uyandıracak olayları ortaya koyan, özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiꢀ
olan kanıtları sunmak Hükümet’in görevidir (Bkz. Selmouni-Fransa, baꢀvuru no: 25803/94,
Berktay-Türkiye, baꢀvuru no: 22493/93, 1 Mart 2001, Ayꢀe Tepe-Türkiye, baꢀvuru no:
29422/95, 22 Temmuz 2003 ve Soner Önder-Türkiye, baꢀvuru no: 39813/98, 12 Temmuz
2005).
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranların 30 Haziran, 1, 2, 3, 5 ve 7 Temmuz 2000 tarihlerinde
sağlık muayenelerinden geçirildiğini belirtmektedir. Gönderilen sağlık raporlarında,
baꢀvuranlarda darp ve cebir izine rastlanılmadığı ifade edilmiꢀtir. Buna karꢀın, AĐHM,
baꢀvuranların gözaltında bulunduğu dönemde ve sonrasında düzenlenen 1 ve 11 Temmuz
2000 tarihli sağlık raporlarının, gözaltı sonunda, baꢀvuranların vücudunda yaralar olduğunu
ve kimsenin bu yaraların önceki döneme ait olduğunu ifade etmediğini not etmektedir.
Mehmet Sait Dönmüꢀ’e üç gün ve Mehmet Ali Kaplan’a bir gün iꢀ göremez raporu
verilmiꢀtir.
Hükümet’in bir yandan sözkonusu sağlık raporları arasındaki tutarsızlık ve diğer yandan
baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izler konusunda makul bir açıklamada bulunmaması
nedeniyle sağlık muayeneleri usulüne uygun ꢀekilde yapılmamıꢀtır (Akkoç-Türkiye, baꢀvuru
numaraları: 22947/93 ve 22948/93 ve Soner Önder-Türkiye, baꢀvuru no: 39813/98, 12
Temmuz 2005). Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranların vücutlarında yara izi tespit edilmediğine
dair rapor düzenleyen Đl Sağlık Müdürü hakkında ceza davası açıldığını not etmektedir. Đl
Sağlık Müdürü, görevi kötüye kullanmaktan iki kere mahkum edilmiꢀtir. 30 Haziran, 1, 2, 3, 5
ve 7 Temmuz tarihlerinde düzenlenen raporların ꢀüpheli olduğunu kabul etmek
gerekmektedir. AĐHM, baꢀvuranların vücudunda görülen yara izlerinin yakalanmalarından
önce olmasının mümkün olmadığı ancak tutukluluk sırasında meydana gelebileceği sonucuna
ulaꢀmaktadır.
AĐHM, ne Savcılık tarafından yürütülen cezai sorgulamanın ne Diyarbakır Ağır Ceza
Mahkemesi’nde açılan ceza davasının, baꢀvuranların vücutlarında tespit edilen yaraların
nedenine açıklık getirdiğini not etmektedir. Ayrıca, ikinci ceza davası Silvan Savcılığı’nda
halen devam etmektedir.
Kontrolüne tabi kiꢀileri koruma yükümlülüğünü hatırlatarak AĐHM, jandarma görevlilerinin
beraat etmesinin, Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki sorumluluğunu ortadan
kaldırmadığını belirtmektedir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar).
Böyle bir durum AĐHS’nin 3. maddesi bakımından, Devlet’in zayıf durumda olan ve polis
memurlarının elinde veya cezaevinde tutuklu bulunan herkesi koruma yükümlülüğünü yerine
getirmediğini ortaya çıkarmakta olup, bu durumda, ne kötü muamele mağdurları tarafından
dava edilen muhtemel sorumluların yasalara uygun bir ꢀekilde beraat etmiꢀ olduklarını (Bkz.
Esen-Türkiye, baꢀvuru no: 29484/95, 22 Temmuz 2003) ne örneğin terörle veya organize
suçlarla mücadeleye bağlı zorlukları (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996) meꢀru bir ꢀekilde ileri
sürebilir.
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada tespit edilen ve çürütülemez somut delillerle doğrulanan
yara izlerinin, esas bakımından AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalini oluꢀturduğu sonuca
ulaꢀmaktadır.
6