COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DÖNDÜ ERDOĞAN – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 32505/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32505/02 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Döndü Erdoğan’ın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 2 Ağustos 2002  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu  
avukatlarından A. Yazıcıoğlu ve K. Doğru tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I.  
DAVAN  
IN KOULLARI  
Bavuran 1986 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın yakalanması ve tutuklanmasına ilikin olaylar  
1. Bavuranın anlattığı ekliyle olaylar  
Bavuran, 29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.30 sularında, kız kardeinin evine giderken  
polis memurları tarafından yakalanmıtır. Yakalandığı sırada bavuranın üzerinde kimliği  
bulunmamaktadır.  
Bavuran daha sonra kelepçelenerek Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüꢀ  
ve bir saat boyunca sorgulanmıtır. Bavuranın sorgu sırasında insanlık dıı muameleye  
maruz bırakıldığı iddia edilmitir. Bavuran copla dövülmü, üzerine hortumla soğuk su  
tutulmuve duvara çarpılmıtır.  
Saat 21.30 sularında, bavuranın ailesi, kızlarının kaybolduğunu bildirmek için  
karakolla irtibata geçmitir. Polis, tarif edilen kayıp kiinin bavuran olduğunu tespit etmive  
bavuranın ailesini Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nün ikinci katında bulunan terörle  
mücadele ubesine yönlendirmitir.  
Bavuranın ailesi, bavuranın tutulduğu görüme odasına alınmıtır. Bavuranın ailesi,  
bavuranı kendini kaybetmibir halde polis memurlarına bağırıp küfür ederken bulmutur.  
Bavuran kendini duvarlara vurmuve pencereden atlamaya teebbüs etmitir. Bavuran,  
baında ve bileklerinde bulunan çürüklerin ve tırnak izlerinin kelepçeden dolayı olutuğunu  
iddia etmitir. Ailesi, söz konusu tarihte 15 yaında olan bavuranın neden yakalandığını  
sorduğunda, polis memurları bavuranın terörist olduğu üphesiyle yakalandığını ve adını ve  
yaını kendilerine söylemediğini bildirmitir. Polis memurları, ayrıca, uyguladıkları  
muameleye rağmen bavuranın konumayı reddettiğini belirtmilerdir.  
Bununla birlikte, bavuran, kendisinin ve babasının adının, kimliğinin ve yaının  
çantasında bulunan günlükten kolaylıkla öğrenilebileceğini makamlara bildirmitir. Ayrıca,  
bavuranın günlükte kaydedilen yaı polis memurları tarafından 14 yerine 19 olarak  
değitirilmitir.  
2
Bavuranın kimlik bilgilerinin doğrulanmasından sonra kelepçeler çıkartılmıve  
bavurana bir bardak su verilmitir. Ancak, bavuran bardağı kırmıve bileklerini kesmitir.  
Bunun üzerine, bavuran polis tarafından Yenibosna Hastanesi’ne götürülmütür.  
Bavuran tedavi edildikten sonra, saat yaklaık 1.00’de, polis memurları bavuranı  
evine götürmüancak bavuran yine kendini kaybederek histerik tavırlar sergilemitir.  
Bavuran, ailesine karakolda gördüğü muameleyle ilgili olarak konumayı reddedince,  
kendisini daha rahat hissetmesi için kız kardeinin evine gönderilmitir. Bavuran, dördüncü  
katta bulunan kız kardeinin evinden atlayarak intihara teebbüs etmitir.  
Bavuran, takip eden on dört günü Đstanbul Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım  
ünitesinde geçirmitir. Söz konusu bavurunun yapıldığı tarihte, bavuranın Türkiye Đnsan  
Hakları Vakfı’nda psikolojik tedavi görmeye devam ettiği iddia edilmitir.  
Bavuran hastanedeyken Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis memurları  
ile Emniyet Müdürü, düzenli olarak bavuranı ziyaret etmive ailesine suç duyusunda  
bulunmamalarını veya olayla ilgili olarak basına haber vermemelerini talep etmilerdir. Polis  
memurları, aldıkları ihbar üzerine bavuranı yakaladıklarını ve sonradan söz konusu ihbarı  
bavuranın yaptığını anladıklarını ifade etmilerdir. Daha sonra, polis memurları, bavuranın  
babasına ihbar telefonunun kaydını dinletmilerdir. Bavuranın babası, kayıttaki sesin kızına  
ait olmadığını iddia etmitir.  
2. Hükümet’in anlattığı ekliyle olaylar  
29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.00 sularında, polis imdat hattına kimliği belirsiz bir  
kii tarafından bir kadının çantasında yasadıı belgeler taıdığına dair bir ihbar gelmitir.  
Kimliği belirsiz kii, üpheliyi ayrıntılı bir biçimde tarif etmive söz konusu ahsın Đstanbul  
Bahçelievler’deki bir kontörlü telefon bayiliğinin önünde durduğunu belirtmitir. Polis,  
belirtilen yere hemen bir devriye göndermive tarif edilen üpheliyle aynı özellikleri taıyan  
bavuranı yakalamıtır. Yakalandığı sırada bavuranın kimliği yanında değildir; bavuran,  
yaını ve ismini polise söylemeyi reddetmitir. Hükümet tarafından sunulan belgelere göre,  
bavuranın olay tarihinde 19 yaında olduğu tahmin edilmektedir.  
Saat 16.00 sularında, bavuran Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmitir.  
Bavuran, terörle mücadele ube müdürünün odasında kimliği, ailesi ve adresiyle ilgili olarak  
yaklaık bir saat boyunca sorgulanmıtır. Sorgulama sırasında Bahçelievler Emniyet Müdürü  
ile Terörle Mücadele ube Müdürü de odada bulunmutur. Bilgi vermeyi reddeden bavuran,  
terörle mücadele ubesine bağlı uzman polisler tarafından yaklaık bir saat kadar daha  
sorgulanmıancak yine sessizliğini korumutur.  
Sonuç olarak, bavuranın herhangi bir yasadıı örgütle bağlantısı olmadığına karar  
verilmitir. Ancak, kimliğinin belirlenememesi ve polisin “akli dengesinin yerinde  
olmadığına” karar vermesi üzerine, bavuran serbest bırakılamamıtır. Dolayısıyla,  
bavuranın kimlik ve adresine ilikin soruturma sonlanıncaya kadar kayıp kii statüsüyle  
emniyet müdürlüğünde tutulmasına karar verilmitir. Bu arada, bölgedeki polis birimlerine,  
herhangi bir kayıp kii ihbarı durumunda Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü ile iletiime  
geçmeleri talimatı verilmitir.  
Saat 22.30 sularında, bavuranın kız kardeleri ile amcaları, bavuranın kaybolduğunu  
Yenibosna Polis Karakolu’na bildirmiler ve bavuranın tutulduğu Bahçelievler Emniyet  
3
Müdürğü’ne yönlendirilmilerdir. Ailesini karısında görünceye kadar oldukça sakin bir  
ekilde bekleyen bavuran, aniden takın davranılar sergilemeye balamıtır. Bavuran, daha  
sonra, pencereden atlamaya teebbüs etmive kendi güvenliği için kelepçelenmek zorunda  
kalmıtır. Bu arada, bavuranın kız kardelerinden biri olan G.E., polise bavuranın  
psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu ve daha önce birkaç kez evden kaçmaya teebbüs ettiğini  
anlattır.  
Bir süre sonra, bavuranın bir nebze sakinlemesinin ardından, kelepçeler çıkarılmıꢀ  
ve bavuranın isteği üzerine kendisine bir bardak su verilmitir. Ancak, bavuran bardağı  
kırarak bileklerini kesmitir. Bavuran polis tarafından Yenibosna Hastanesi’ne  
götürülmütür. Hükümet tarafından sunulan kayıtlara göre, bavuranın kollarında ve  
bileklerinde daha önce de kendisini yaralama giriiminde bulunduğunu gösteren eski yara  
izleri bulunmaktadır.  
Saat 00.10 sularında, bavuran hastaneden çıkarılmıve ailesiyle eve gitmek  
istememesi üzerine polis tarafından evine götürülmütür. Eve geldiklerinde bavuran yine  
çılgınca tavırlar sergilemeye balamıve babasını görmek istemediğini söyleyerek eve  
girmemek için direnmitir. Bunun üzerine, bavuran, kız kardeinin evine götürülmütür. Saat  
01.10 sularında, bavuran pencereden atlayarak intihara teebbüs etmitir.  
B. Bavuranın kötü muamele ikayetine ilikin ceza soruturması  
3 Mayıs 2001 tarihinde, bavuranın babası, Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nde  
görevli polis memurları hakkında Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda  
bulunmutur. Bavuranın babası, kızının akli dengesinin bozulmasına yol açan polis  
memurlarının bavuranın intihar giriiminden sorumlu tutulmaları gerektiğini ifade etmitir.  
15 Mayıs 2001 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, dosyayı Bahçelievler Đlçe  
Đdare Kurulu’na göndererek üpheli polis memurlarını 4483 No.lu Memurlar ve Diğer Kamu  
Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun uyarınca yargılama izni talep etmitir.  
Bavuran, 13 Mayıs 2001 tarihinde, sekiz polis memurunun kız kardei T.Ç.’nin evine  
geldiğini iddia etmektedir. Polis memurları, T.Ç.’ye, Emniyet Müdürlüğü’nde imzalamaları  
gereken bazı belgelerin bulunduğunu ve imzalamamaları halinde gözaltına alınacaklarını  
söylemitir.  
29 Haziran 2001 tarihinde, bavuranın babasının iddialarına ilikin olarak Bahçelievler  
Đlçe Đdare Kurulu adına ön soruturma yapmak üzere iki polis müfettii görevlendirilmitir.  
Polis müfettileri, ilgili polis memurlarının, bavuranın yakınlarının ve diğer tanıkların  
ifadesini almıtır. Ancak, söz konusu tarihte tam anlamıyla sağğına kavumadığı için  
bavuranın ifadesi alınmamıtır.  
1. Soruturma raporunda bulunan ifadeler  
Bavuranın önünde yakalandığı kontörlü telefon bayiliğinin çalıanları C.A. ve  
D.A.’dan ön soruturma sırasında tanık olarak bilgi vermeleri istenmitir. C.A. ve D.A.,  
ifadelerinde, olay tarihinde bir kadının telefon görümesi yapmak için bayiliğe geldiğini iddia  
etmilerdir. Kadın, kendisine ayrılan kabinden polis imdat merkezi 155’i aramıtır. Söz  
konusu ahıs, görümesini tamamladıktan yaklaık on, on bedakika sonra kontörlü telefon  
bayiliğinin önünden bir polis aracıyla götürülmütür. C.A. ve D.A., kadının  
4
kelepçelenmediğini ifade etmitir. Bavuranı yakalayan polis memurları da, ifadelerinde  
bavurana kelepçe takmadıklarını belirterek söz konusu ifadeyi doğrulamılardır.  
Bavuranın kız kardelerinden biri olan G.Ç. ile amcası D.E., ifadelerinde, bavuranı  
emniyet müdürlüğünde gördüklerinde bileklerinde izler olduğunu ve söz konusu izlerin  
kelepçeden kaynaklandığını iddia etmilerdir. G.Ç. ve D.E., ifadelerinde, bavuranın  
vücudunda baka herhangi bir iz veya yaradan bahsetmemilerdir. Ayrıca, bavuranın  
gözaltındayken kötü muamele gördüğüne dair kendilerine herhangi bir ikayette  
bulunduğundan bahsetmemilerdir. Öte yandan, bavuranın diğer kız kardeleri ile amcası,  
bavuranın bilekleri dahil olmak üzerinde vücudunda herhangi bir iz görmediklerini ifade  
etmilerdir.  
Bavuranın bir diğer kız kardei G.E., ifadesinde, emniyet müdürlüğüne kız kardeinin  
yanına götürüldüğünde bavuranın çılgınca tavırlar sergileyerek kafasını duvarlara vurduğunu  
belirtmitir. G.E., kız kardeinin bu kendini kaybetme sürecinde kısa bir süreliğine  
kelepçelendiğini ve kardeinin baka bir kelepçelenmeden bahsetmediğini ifade etmitir.  
Bavuranın babası, ifadesinde, bavuranın yedi veya sekiz saat boyunca emniyet  
müdürğünde tutulduğunu ve bu süre içerisinde baskı altında sorgulandığını ileri sürmütür.  
Bavuranın babası, ayrıca, kızının normalde hayat dolu bir insan olduğunu ifade etmitir.  
Ancak, G.E., bavuranın sosyal etkileime kapalı, içine kapanık bir insan olduğunu, beyıl  
önce menenjit geçirdiğini ve bu hastalık nedeniyle kalıcı bir fiziksel veya ruhsal  
rahatsızğının olmasını beklediklerini iddia etmitir.  
Ön soruturma raporuna göre, Yenibosna Hastanesi’nde bavuranın bileklerindeki  
kesiklere müdahalede bulunan sağlık görevlisi ifadesinde, bavuranın bileklerinde kelepçe  
izine benzer baka herhangi bir ize rastlamadığını belirtmitir.  
2. Bahçelievler Đlçe Đdare Kurulu’nun Kararı  
24 Temmuz 2001 tarihinde, Bahçelievler Đlçe Đdare Kurulu, yeterli delil bulunmadığı  
gerekçesiyle üpheli polis memurlarının yargılanması için gerekli izni vermemitir. Söz  
konusu karar, iki polis memuru tarafından hazırlanan rapora ve raporda bulunan ifadelere  
dayandırılmıtır. Đlçe Đdare Kurulu, polise ihbarda bulunan kiinin bavuranın kendisi  
olduğunun düünüldüğünü belirtmitir. Ayrıca, bavuran, emniyet müdürlüğünde tutulduğu  
süre boyunca sessiz ve sakin olmasına rağmen, ailesiyle karılağı üç seferde de kendisine  
ciddi biçimde zarar vermeye teebbüs etmitir. Dolayısıyla, bavuranın intihar giriiminin  
emniyet müdürlüğünde alıkonmasına bağlanamayacağı ve bavuranın yakınlarının iddialarını  
desteklemek üzere delil veya tanık göstermek yerine çelikili açıklamalar yapmaktan baka  
bir ey yapmadıkları sonucuna varılmıtır.  
23 Ağustos 2001 tarihinde, bavuranın babası, özellikle karar verme organının idari  
niteliği konusunda ikayetçi olarak öngörülen yasal süre içerisinde Đlçe Đdare Kurulu’nun  
kararına itirazda bulunmutur.  
7 Aralık 2001 tarihinde, Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesi, Đlçe Đdare Kurulu’nun  
verdiği kararı onamıtır. Söz konusu karar, 8 ubat 2002 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir.  
Bu arada, üpheli polis memurları hakkında disiplin soruturması balatıltır. 11  
Ekim 2001 tarihinde, emniyet müdürlüğü disiplin kurulu, bavuranın intihar giriimiyle ilgili  
5
olarak üpheli polis memurlarının herhangi bir ihmallerinin söz konusu olmadığına karar  
vermitir. Bu nedenle, polis memurları hakkında herhangi bir disiplin ilemi yapılmamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz bırakıldığı konusunda ikayetçi  
olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıtır. Bavuran, kendisine copla  
vurulduğunu, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve duvara çarpıldığını, bunun  
sonucunda da kendisini intihara sürükleyen ciddi bir ruhsal rahatsızlık geçirdiğini iddia  
etmitir. Bavuran, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddeleri uyarınca, üpheli polis memurları  
hakkında ceza kovuturması balatılması yönündeki talebinin bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından incelenmemesi nedeniyle Savunmacı Hükümet’in kötü muamele  
iddialarına ilikin etkili bir soruturma yapmadığı konusunda ikayetçi olmutur.  
AĐHM, söz konusu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında  
incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın, AĐHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği ekilde mevcut iç  
hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmütür. Bu bağlamda, Hükümet, bavuranın iddia ettiği  
zararın telafi edilmesini sağlayacak medeni ve idari hukuk yollarına bavurmadığını ileri  
sürmütür. Hükümet, ayrıca, bavuranın kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak etkili iç hukuk  
yollarının bulunmadığını düünmüolması halinde, ikayet konusu olay tarihinden sonraki  
altı ay içerisinde, yani 2 Ağustos 2002 tarihinden önce AĐHM’ye bavurmuolması  
gerektiğini ifade etmitir. Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay  
kuralına uymadığı sonucuna varmıtır.  
AĐHM, benzer davalarda, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilikin ön  
itirazlarını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Karayiğit / Türkiye, no. 63181/00). AĐHM, söz  
konusu davada, benzer davalarda yapmıolduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek  
herhangi bir özel koul bulunmadığına karar verir. Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in bu balık  
altında yapmıolduğu ön itirazını reddeder.  
AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 35/1 maddesinin öngördüğü altı ay kuralı uyarınca,  
bavuranların bavurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai kararın  
verilmesinden itibaren altı ay içerisinde yapmaları gerektiğini hatırlatır. Ayrıca, yerel  
mahkemelerce verilen nihai kararın yazılı olarak bavurana tebliğ edilmesi gereken  
durumlarda, AĐHS’nin 35/1 maddesinin amaç ve hedefinin en iyi ekilde yerine getirilmesi  
için, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren ilemesi gerekmektedir  
(Salmanoğlu ve Polatta, no. 15828/03). AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapılan  
ikayete ilikin nihai kararın (Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesi’nin 7 Aralık 2001 tarihli  
kararı) 8 ubat 2002 tarihinde bavurana tebliğ edildiğini kaydeder. Bu nedenle, AĐHM, 2  
Ağustos 2002 tarihinde yapılan bavurunun, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay  
kuralına uyduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in bu balık altında yapmıꢀ  
olduğu ön itirazı reddeder.  
6
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, ilk olarak, bavuranın yakalanmadığını veya gözaltına alınmadığını,  
yalnızca, kimliğini açıklamak istememesi üzerinde söz konusu zamanda yürürlükte olan  
Yakalama, Gözaltına Alma ve Đfade Alma Yönetmeliği’nin 5(b)(4) maddesi uyarınca polis  
gözetiminde tutulduğunu kaydetmitir. Hükümet, ikinci olarak, bavuranın Bahçelievler  
Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını veya  
kelepçelendiğini gösteren herhangi bir somut delil ortaya koymadığını ileri sürmütür.  
Hükümet, bu bağlamda, bavuranın serbest bırakılmasının ardından, ailesinin kötü muamele  
iddialarını desteklemek üzere sağlık raporu alma giriiminde bile bulunmadığını  
vurgulamıtır. Hükümet, ayrıca, bavuranın polis gözetiminde bulunduğu sırada oldukça  
sessiz ve sakin olduğunu, ancak ailesini görür görmez takın hareketlerde bulunmaya  
baladığını iddia etmitir. Bavuranın ailesi, bavuranın psikolojik sorunları olduğunu ve  
bunun ilk evden kaçma giriimi olmadığını kabul etmitir. Bu koullar altında, Devlet  
makamları, bavuranın kendine zarar verici davranılarından, özellikle de ailesine teslim  
edilmesinden sonraki intihar giriiminden sorumlu tutulamaz. Hükümet, son olarak,  
bavuranın iddialarıyla ilgili olarak vakit kaybetmeden etkili bir soruturma yapıldığını ifade  
etmitir.  
Bavuran, söz konusu iddiaların hiçbirine yanıt vermemitir.  
AĐHM, ilk olarak, Savunmacı Hükümet’in “gözaltına alınma” ile “nezaret altına  
alınma” arasında yapmıolduğu ayrıma ağırlık veremeyeceğini kaydeder (mutatis mutandis,  
Çiçek / Türkiye, no. 25704/94). AĐHM, bavuranın statüsüyle ilgili olarak iç hukuk uyarınca  
yapılan sınıflandırmayı dikkate almaksızın, polis gözetimine alındığı andan itibaren  
bavuranın sağğının Devlet makamlarının sorumluluğunda olduğu kanaatine varır.  
AĐHM, bu bağlamda, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi  
gerektiğini hatırlatır. AĐHM, bu tür kanıtları değerlendirirken, genellikle “makul üphenin  
ötesinde” kanıt standardını uygulamaktadır (Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96). Ancak,  
böyle bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer  
karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Labita / Đtalya, no. 26772/95). AĐHM, ayrıca, 3. madde  
kapsamına girebilmesi için, kötü muamelenin minimum düzeyde iddet içermesi gerektiğini  
hatırlatır. Bu minimum seviyenin tespiti görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel veya ruhsal  
etkileri ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaı ve sağlık durumu gibi dava koullarının  
tamamına bağlıdır.  
AĐHM, bavuranın ailesine teslime edildikten sonra, yani polis gözetiminden çıktıktan  
sonra kız kardeinin evinde intihar giriiminde bulunması sebebiyle, Devlet’in, ilk bakıta,  
söz konusu olayın sorumlusu olarak kabul edilemeyeceğini kaydeder. Ancak, bavuranın  
kendine zarar veren davranıının, canına kastetmesine neden olacak kadar ciddi bir kötü  
muamele görmesinin bir sonucu olduğunun makul üphenin ötesinde kanıtlanması halinde,  
Devlet’in sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu tür bir illiyet bağının bulup bulunmadığı göz  
önünde bulundurulacaktır.  
7
AĐHM, bavuranın iddialarıyla ilgili olarak, bavuranın gözaltı sırasında copla  
dövülğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve duvara vurulduğunu iddia ettiğini  
kaydeder. Bununla birlikte, dava dosyasında, bavuranın iddialarını destekler nitelikte (sağlık  
raporu gibi) herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca, taraflar, tatmin edici yazılı deliller  
sunmak yerine dava konusu olaylarla ilgili olarak birbiriyle tamamen çelien ifadeler  
vermekte, bu da AĐHM’nin olayları değerlendirmesini zorlatırmaktadır. Bu koullar altında,  
AĐHM, makul üphenin ötesinde bavuranın gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığı  
sonucuna varması için yeterli delilin bulunmadığına karar verir. Söz konusu tespit,  
AĐHM’nin, bavuranın gözaltı sonrasındaki intihar giriiminden Devlet makamlarının  
sorumlu olup olmadığı konusunu değerlendirmesini de imkansız hale getirmektedir.  
Dolayısıyla, AĐHM, bu balık altında AĐHS’nin 3. maddesinin herhangi bir ihlalinin  
söz konusu olmadığına karar verir.  
Bununla birlikte, AĐHM, bavuranın kötü muamele iddialarını destekleyen deliller  
bulunmamasının, büyük oranda Savunmacı Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki  
usuli yükümlülükleri göz ardı etmesinden kaynaklandığını kaydeder.  
AĐHM, ilk olarak, gözaltına alınan kiilerin sağlık muayenesinden geçmesinin kötü  
muamele iddialarına karı en gerekli tedbirlerden birini oluturduğunu (Algür / Türkiye, no.  
32574/96; Türkan / Türkiye, no. 33086/04) ve sağlık muayenelerinin sonuçlarının gözaltına  
alınan kiilerin kötü muamele iddiasında bulunduğu davalarda çok önemli rol oynadığını  
kaydeder. AĐHM, ayrıca, söz konusu bavuruya konu olayların yaandığı sırada yürürlükte  
olan Türk kanunları uyarınca, gözaltına alınan kiilerin Devlet makamları tarafından sağlık  
muayenesinden geçirilmesi gerektiğini, Hükümet’in iddia ettiği gibi bunun bavuranın  
yükümlülüğü olmadığını kaydeder. AĐHM, yukarıda anlatılanlara karın, bavuranın ne  
Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmasından önce ne de serbest bırakıldıktan  
sonra sağlık muayenesinden geçtiğini gözlemlemektedir. AĐHM’ye göre, usul yönünden  
yapılan bu hata, Devlet makamlarının AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine  
ilikin makul bir inceleme yapılması ihtimalini düürmütür.  
AĐHM, ikinci olarak, AĐHS’nin 3. maddesinin aynı zamanda makamların  
“savunulabilir” ve “makul üphe uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemelerini  
gerektirdiğini hatırlatır. AĐHM içtihadına göre, uygulanacak asgari standartlar arasında  
soruturmanın bağımsız ve tarafsız olması artı yer almaktadır. Ayrıca, bir soruturmanın  
etkili sayılabilmesi için, makamlar, olaya ilikin delilleri (diğer hususlar meyanında,  
mağdurun iddialarına ilikin ayrıntılı ifade) ele geçirmek için alabilecekleri makul olan tüm  
önlemleri almalıdırlar (Mehmet Ümit Erdem / Türkiye, no. 42234/02).  
AĐHM, bavuranın iddialarının kaygı uyandıran niteliğinin, gözaltında geçirdiği  
sürenin uzunluğunun ve özellikle olayların yaandığı zamandaki yaının ve hassas olduğu  
görülen ruhsal durumunun bavuranın kötü muameleye maruz bırakıldığına dair makul bir  
üphe uyandırdığı kanaatindedir. Bu nedenle, bavuranın iddialarına ilikin soruturma  
yapılması gerekirdi.  
AĐHM, söz konusu davada, 4483 No.lu Kanun hükümleri uyarınca, Cumhuriyet  
Savcısı tarafından açılan soruturma dosyasının gerekli izin için Bahçelievler Đlçe Đdare  
Kurulu’na gönderildiğini kaydeder. Đki polis müfettii tarafından ön soruturma yapılmıtır.  
Daha sonra, Đlçe Đdare Kurulu ön soruturma sırasında edinilen bilgiye dayanarak üpheli  
polis memurları hakkında kovuturma balatılmamasına karar vermitir.  
8
AĐHM, daha önceki birçok davada belirttiği gibi, ilçe idare kurulları tarafından  
yapılan soruturmaların, güvenlik güçlerinden sorumlu olan kaymakamların bakanlığında  
gerçekletirilmesi ve söz konusu davada tutumu soruturulan kiilerin güvenlik güçleri olması  
nedeniyle bağımsız olarak nitelendirilemeyeceklerini hatırlatır. Ayrıca, söz konusu  
soruturmalar, genellikle, hiyerarik olarak söz konusu olaylarla ilikili birimlere bağlı olan  
güvenlik güçleri tarafından gerçekletirilmektedir (Kurnaz ve Diğerleri / Türkiye, no.  
36672/97). AĐHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için herhangi bir gerekçe  
olmadığı kanaatindedir.  
Son olarak, AĐHM, ön soruturma sırasında veya yoğun bakımdan çıkmasının  
ardından bavurandan kötü muamele iddialarına ilikin ifade vermesinin istenmediğini  
kaydeder. AĐHM, Hükümet tarafından tatmin edici bir açıklama yapılmaması nedeniyle, söz  
konusu ihmalin soruturmanın etkinliğini ciddi bir ekilde etkilediği sonucuna varır.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, yerel makamlar tarafından bavuranın kötü  
muamele iddialarına ilikin etkili bir soruturma yapılmadığı sonucuna varır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 5/1 maddesi uyarınca, özellikle söz konusu zamandaki yaı  
dikkate alındığında, alıkonmasını destekleyen herhangi bir makul üphe bulunmadığı  
konusunda ikayetçi olmutur.  
AĐHM, bavuranın 30 Nisan 2001 tarihinde serbest bırakıldığını kaydeder. Ancak, 2  
Ağustos 2002 tarihine kadar, yani altı aydan daha uzun bir süre boyunca bavuruda  
bulunulmamıtır.  
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, söz  
konusu ikayetin öngörülen sürenin dıında yapıldığını belirterek reddedilmesi gerektiğine  
karar verir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Bavuran, adil tatmin talebinde bulunmamıtır. Dolayısıyla, AĐHM, bavurana  
herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapılan ikayetin kabuledilebilir, bavurunun geri kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermitir.  
9
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
10