sürmüꢀtür. Ayrıca Hükümet, zaten Devlet’e ait olan mülkün kamulaꢀtırılması mümkün
olmadığından, baꢀvuranlara, tapularının geçersiz kılınmasına istinaden tazminat
ödenemeyeceğini iddia etmiꢀtir. Bu bakımdan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 27 ꢁubat
1980 tarihli, kıyı alanlarının hukuki bir bedellerinin olmadığı ve bu nedenle satıꢀlarının
geçersiz sayılacağıyla ilgili kararını sunmuꢀtur.
Hükümet ayrıca, Medeni Usul Hukuku’nun¸ hukuki bir ihtilaf için yapılan mahkeme
masraflarını kaybeden tarafın üstlenmesini ꢀart koꢀtuğunu savunmuꢀtur. Hükümet, bu
ꢀikayetin, AĐHS’nin temin ettiği haklarla ilgisi olmadığını iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, mülkü satın aldıkları tarih olan 1965 yılında, tapu sicilinde, mülkün kıyı
ꢀeridinde olduğuna dair herhangi bir belirti olmadığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar,
Samandağ Belediyesi’nin Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığı tarih olan
1995 yılına dek, bu durumdan habersiz olduklarını ifade etmiꢀlerdir. Kıyı ꢀeridinde olduğu
iddia edilen arazinin tapusunu kanuna aykırı olarak kaydetmekle sorumlu Devlet
makamlarının, kayıplarını telafi etmeleri gerektiğini iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar ayrıca,
kayıplarına ek olarak, ulusal mahkemelerin, takibat sona erdiğinde, tüm hukuki masrafları
kendilerinin ödemelerine karar verdiği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mal ve mülkten yoksun bırakmanın
gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini belirlerken, mülkün kamulaꢀtırıldığının mı yoksa mülke resmi
olarak el mi koyulduğunun değerlendirilmesi ve bununla birlikte görünenlerin ardına bakılıp
ꢀikayet konusu durumun gerçeklerinin incelenmesi gereklidir. AĐHS’nin maksadı “pratik ve
etkili” hakları güvence altına almak olduğuna göre, durumun de facto kamulaꢀtırmaya varıp
varmadığı tespit edilmelidir (bkz. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar,
Seri A no. 52, ss. 24-25, § 63).
Bu bağlamda, AĐHM, bir kiꢀiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin “kamu
yararına” meꢀru bir amaç gütmesi gerektiğini ve baꢀvurulan yollar ve gerçekleꢀtirilmesi
amaçlanan hedef arasına makul bir oransallık iliꢀkisi olması gerektiğini anımsar (ibidem, §
69). Sözkonusu kiꢀinin “kiꢀisel ve haddinden fazla yük” taꢀımak zorunda kalmıꢀ olduğu
durumda gerekli denge kurulamayacaktır (ibidem, § 73).
Sözleꢀmeye taraf olan Devlet’lerin yasal sistemleri uyarınca, tazminat ödemesi
olmadan kamu yararına mala el koymanın ancak, halihazır dava ile ilgisi olmayan, istisnai
durumlarda haklı olarak kabul edilebileceğini yineler. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesince
sağlanan mülkiyet hakkının korunması, eꢀdeğerde herhangi bir ilkenin mevcut olmaması
halinde büyük ölçüde boꢀ ve etkisiz olur (Lithgow ve Diğerleri – Đngiltere, 8 Temmuz 1986
tarihli karar, Seri A no. 102, § 128).
Bu davada, AĐHM, baꢀvuranların, tartıꢀma konusu arsayı 1965 yılında Samandağ
Belediyesi’nden aldıklarını ve arsanın, kesinti olmadan, 2001 yılına kadar adlarına kayıtlı
olduğunu gözlemlemektedir. Arsanın alındığı tarihte, kayıtlarda, kiꢀilere böyle bir mülkiyeti
yasaklayan herhangi bir uyarı veya arsanın kıyı ꢀeridi bölgesi içinde yer aldığına dair bir ifade
mevcut değildi. Tapu senedi, 30 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanan Samandağ
Hukuk Mahkemesi’nin 19 Aralık 1999 tarihli kararı ile Hazine’ye devredilmiꢀtir. Bu nedenle,
yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi anlamı
4