COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DOĞRUSÖZ VE ASLAN – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 1262/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
30 Mayıs 2006  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Edip Doğrusöz ve Mehmet Aslan (“bavuranlar”)  
isimli iki Türk vatandaı tarafından, 27 Kasım 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yapılan bavurudan (no. 1262/02) kaynaklanmaktadır.  
Bavuranlar, sırasıyla Hatay ve Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar Z. Kadayıfçı ve T.  
Gürsel tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1931 ve 1930 doğumludur ve sırasıyla Ankara ve Hatay’da  
ikamet etmektedir.  
Bavuranlar 1965 yılında Hatay’da Samandağ Belediyesi’nden bir arsa satın  
almılardır.  
9 Eylül 1976 tarihinde Đmar ve Đskân Bakanlığı arazi tesviye faaliyetleri yürütmüve  
bavuranların arsasının bulunduğu bölgedeki kıyı eridini belirlemitir.  
27 Nisan 1995 tarihinde, Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nden bavuranların arsasının kıyı eridi dahilinde olup olmadığını  
belirlemesini talep etmitir. Belediye, Kıyı Kanunu’na göre sözkonusu arsanın ahıslara ait  
olamayacağını, sadece kamu yararı için kullanılabileceğini öne sürmütür.  
3 Mayıs 1995 tarihinde Mahkeme tarafından görevlendirilen bir jeomorfolog, bir  
harita uzmanı ve bir ziraat mühendisinden oluan bilirkii heyeti, bavuranların arsasını  
incelemive arsanın kıyı eridinin içinde olduğu sonucuna varmıtır.  
3 Temmuz 1995 tarihinde Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak bavuranların arazinin mülkiyetine ilikin tapu  
kaydının silinmesini talep etmitir. Ayrıca Belediye, Mahkemeden arazinin dava  
sonuçlanıncaya kadar devrini engellemek için ihtiyati tedbir çıkarmasını talep etmitir.  
19 Eylül 1996 tarihinde, bavuranlar, Mahkemeye 3 Mayıs 1995 tarihli bilirkii  
raporuna itiraz eden bir dilekçe sunmulardır. Bilirkii raporunun mülklerinin üzerindeki bitki  
örtüsünü ve çevredeki binaların yave niteliklerini dikkate almaması sebebiyle tapu kaydının  
silinmesi için dayanak olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmilerdir. Ayrıca Belediyenin  
mülkün ilk sahibi olarak araziyi elden çıkarmakla kalmayarak bir imar planını yürürlüğe  
sokarak bölgede yapı ina edilmesini tevik ettiğini öne sürmülerdir.  
Mahkeme, baka bir bilirkii heyetinin görüüne bavurma kararı almıtır. Đkinci  
incelemeyi takiben 28 Ekim 1997 tarihinde heyet birinci raporu teyit etmitir. Raporun özeti  
u ekildedir:  
1
“Bölgede ilk kadastro ölçümü 29 Mart 1948 tarihinde gerçekletirilmitir. Bu yüzden arsanın tapu  
sicili Kıyı Kanunu yürürlüğe girmeden önce kaydedilmitir. Đhtilaflı arazi parçası Bayındırlık ve Đskân  
Bakanğı’nın onayladığı imar planı kapsamındadır. Ancak u anda bu arsa üzerinde yapı  
bulunmamaktadır.  
Çevre bölgede yürütülen inceleme, arsanın denizin uzantısı olarak kabul edilen sahilde yer aldığını  
ortaya çıkarmaktadır. Toprak, kumsal özelliğindedir. Toprağın ekim-dikim için elverili olmaması  
nedeniyle arsa üzerinde bitki bulunmamaktadır.  
Arsa, kıyı eridinin içindedir. Bu yüzden ihtilaflı arsanın Devletin tasarrufunda olması zorunludur.  
Özel mülkiyet konusu olamaz.”  
16 Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazine’nin talebini  
onamıve tapu kaydının silinmesini kararlatırmıtır. Aynı zamanda, bavuranların davacının  
yasal masraflarını tazmin etmelerini öngörmütür.  
Mahkemenin nihai kararındaki muhakemesinin özeti u ekildedir:  
“Kıyı eridinin belirlendiği dönemde 6785 sayılı Đmar Kanunu (9 Temmuz 1956 tarihli)  
yürürlükteydi. 6785 sayılı Kanun’un 105. maddesinde yer alan kıyı eridi tanımı 3621 sayılı Kıyı  
Kanunu’ndaki tanıma benzerlik göstermektedir. Anayasanın 43. maddesi kıyıların Devletin tasarrufunda  
olduğunu belirtmektedir. Bu ifade aynı zamanda Medeni Kanun’un 641. maddesinde, Tapu Kanunu’nun  
33. maddesinde ve Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde de yer almaktadır. Bu yüzden kıyılar özel  
mülkiyet haklarına tabi olamaz. 25 ubat 1986 ve 18 Eylül 1991 tarihli Anayasa Mahkemesi kararlarında  
da belirtildiği üzere bu araziler üzerinde yapı inası ve bu yapıların iyi niyetle kullanılması bu kurala  
istisna oluturamaz.  
Yukarıdakilerin ıığında Mahkeme, bavuranların adına düzenlenmitapu kaydının silinmesini  
kararlatırmıtır. Ayrıca Mahkeme’nin kararı kesinlik kazanana kadar ihtiyati tedbirlerin uzatılmasına  
hükmeder.”  
Bavuranlar bu karara itiraz etmi, bu mülk üzerinde yetkililerce kabul edilmesi  
zorunlu olan kazanılmıhaklarının bulunduğunu iddia etmilerdir. Ayrıca, 1938 yılında  
yapılan kadastro ölçümlerine göre arsanın kısıtlamasız bir kamu alanı olarak tayin edildiğini  
öne sürmülerdir. Bir bölgeye ait kadastro planlamasının sadece bir kez yapılabilmesi  
nedeniyle bahse konu arazinin mülkiyet haklarıyla ilgili tartıma yapılamayacağını öne  
sürmülerdir. Buna ek olarak bilirkii heyetinin kıyı eridinin tespitinde hata yaptığını iddia  
etmilerdir.  
3 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, bilirkii raporları ve bu konudaki yerlemiiçtihadın  
ıığında Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamıtır.  
30 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay bavuranların kararın düzeltilmesi talebini Hukuk  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 440. maddesindeki artların hiçbirinin davada mevcut  
olmaması nedeniyle reddetmitir. Karar, 5 Haziran 2001 tarihinde bavuranlara tebliğ  
edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN EK 1 NO’LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
2
Bavuranlar, 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edilerek, kendilerine tazminat  
ödenmeden arsalarından yoksun bırakıldıkları hususunda ikayette bulunmulardır.. 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi’ne göre:  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri  
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet öncelikle, bavurunun, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi uyarınca altı aylık süre  
sınırına bağlı kalamadığı gerekçesiyle, AĐHM’nin bavuruyu reddetmesini istemitir.  
Hükümet, bu hükmün amacı doğrultusunda, sürenin, yerel makamların nihai kararlarını  
verdiği tarih olan 30 Nisan 2001 tarihinde ya da nihai kararın bavuranlara tebliğ edildiği tarih  
olan 5 Haziran 2001 tarihinde ilemeye balamıolduğunu iddia etmitir. Buna karılık  
bavuranlar bavurularını AĐHM’ye 21 Kasım 2001 tarihinde sunmulardır.  
AĐHM, yerel makamların nihai kararlarının kendilerine 5 Haziran 2001 tarihinde  
tebliğ edilmesi üzerine, bavuranların, bavurularını 21 Kasım 2001 tarihinde AĐHM’ye  
sunmakla, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirlenen koula riayet ettiklerini kaydetmektedir.  
Dolayısıyla bu ön itiraz reddedilmelidir.  
Đkinci olarak, Hükümet, bavuranların, iç hukukta kendilerine tanınan idari ve medeni  
hukuk yollarından tam olarak yararlanmayı baaramayarak, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nin  
gerektirdiği biçimde iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmütür.  
Bavuranlar, iç hukukta mülkiyet haklarıyla ilgili etkili bavuru yollarının  
bulunmadığını iddia etmilerdir.  
AĐHM, Hükümet’in gösterdiği medeni ve idari hukuk yollarının, bavuranlara, tapu  
sicilinde kendi adlarına olan kayıtların ancak kanuna aykırı olarak geçersiz kılınması  
durumunda tazminat yolu açabileceğini gözlemlemektedir. Öte yandan, Samandağ Asliye  
Hukuk Mahkemesi, sözkonusu arazinin kıyı eridinde olması nedeniyle Devlet’in yetkisinde  
olması gerektiği kararını vererek, bavuranların tapularını Kıyı Kanunu’na göre geçersiz  
kılmıtır.  
Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesiyle ilgili ön itirazını  
reddetmitir. AĐHM, ayrıca, bavurunun diğer bakımlardan kabuledilmez olmadığını, bu  
nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmitir.  
B. Esaslar  
1. AĐHM’ye sunulan savunma  
Hükümet, Anayasa’ya göre, kıyıların Devlet’e ait olduğunu ve hiçbir zaman özel  
mülkiyet konusu edilemeyeceklerini savunmu, bavuranların tapularının iptal edilmesiyle,  
Samandağ Đlk Derece Mahkemesi’nin aslında kanuna aykırı bir durumu düzelttiğini öne  
3
sürmütür. Ayrıca Hükümet, zaten Devlet’e ait olan mülkün kamulatırılması mümkün  
olmadığından, bavuranlara, tapularının geçersiz kılınmasına istinaden tazminat  
ödenemeyeceğini iddia etmitir. Bu bakımdan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 27 ubat  
1980 tarihli, kıyı alanlarının hukuki bir bedellerinin olmadığı ve bu nedenle satılarının  
geçersiz sayılacağıyla ilgili kararını sunmutur.  
Hükümet ayrıca, Medeni Usul Hukuku’nun¸ hukuki bir ihtilaf için yapılan mahkeme  
masraflarını kaybeden tarafın üstlenmesini art kotuğunu savunmutur. Hükümet, bu  
ikayetin, AĐHS’nin temin ettiği haklarla ilgisi olmadığını iddia etmitir.  
Bavuranlar, mülkü satın aldıkları tarih olan 1965 yılında, tapu sicilinde, mülkün kıyı  
eridinde olduğuna dair herhangi bir belirti olmadığını iddia etmilerdir. Bavuranlar,  
Samandağ Belediyesi’nin Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığı tarih olan  
1995 yılına dek, bu durumdan habersiz olduklarını ifade etmilerdir. Kıyı eridinde olduğu  
iddia edilen arazinin tapusunu kanuna aykırı olarak kaydetmekle sorumlu Devlet  
makamlarının, kayıplarını telafi etmeleri gerektiğini iddia etmilerdir. Bavuranlar ayrıca,  
kayıplarına ek olarak, ulusal mahkemelerin, takibat sona erdiğinde, tüm hukuki masrafları  
kendilerinin ödemelerine karar verdiği konusunda ikayetçi olmulardır.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mal ve mülkten yoksun bırakmanın  
gerçekleip gerçeklemediğini belirlerken, mülkün kamulatırıldığının mı yoksa mülke resmi  
olarak el mi koyulduğunun değerlendirilmesi ve bununla birlikte görünenlerin ardına bakılıp  
ikayet konusu durumun gerçeklerinin incelenmesi gereklidir. AĐHS’nin maksadı “pratik ve  
etkili” hakları güvence altına almak olduğuna göre, durumun de facto kamulatırmaya varıp  
varmağı tespit edilmelidir (bkz. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar,  
Seri A no. 52, ss. 24-25, § 63).  
Bu bağlamda, AĐHM, bir kiiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin “kamu  
yararına” meru bir amaç gütmesi gerektiğini ve bavurulan yollar ve gerçekletirilmesi  
amaçlanan hedef arasına makul bir oransallık ilikisi olması gerektiğini anımsar (ibidem, §  
69). Sözkonusu kiinin “kiisel ve haddinden fazla yük” taımak zorunda kalmıolduğu  
durumda gerekli denge kurulamayacaktır (ibidem, § 73).  
Sözlemeye taraf olan Devlet’lerin yasal sistemleri uyarınca, tazminat ödemesi  
olmadan kamu yararına mala el koymanın ancak, halihazır dava ile ilgisi olmayan, istisnai  
durumlarda haklı olarak kabul edilebileceğini yineler. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesince  
sağlanan mülkiyet hakkının korunması, edeğerde herhangi bir ilkenin mevcut olmaması  
halinde büyük ölçüde bove etkisiz olur (Lithgow ve Diğerleri – Đngiltere, 8 Temmuz 1986  
tarihli karar, Seri A no. 102, § 128).  
Bu davada, AĐHM, bavuranların, tartıma konusu arsayı 1965 yılında Samandağ  
Belediyesi’nden aldıklarını ve arsanın, kesinti olmadan, 2001 yılına kadar adlarına kayıtlı  
olduğunu gözlemlemektedir. Arsanın alındığı tarihte, kayıtlarda, kiilere böyle bir mülkiyeti  
yasaklayan herhangi bir uyarı veya arsanın kıyı eridi bölgesi içinde yer aldığına dair bir ifade  
mevcut değildi. Tapu senedi, 30 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanan Samandağ  
Hukuk Mahkemesi’nin 19 Aralık 1999 tarihli kararı ile Hazine’ye devredilmitir. Bu nedenle,  
yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi anlamı  
4
dahilinde bavuranları açıkça mülkiyetlerinden yoksun bırakmıtır (bkz., mutatis mutandis,  
Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95, § 77, AĐHM 1999-VII).  
AĐHM, Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin, arsayı Hazine adına tescil etme kararının  
kanun tarafından öngörüldüğünü kaydeder. Zira, bu karar, Kıyı Kanunu hükümlerine,  
Anayasa’nın 43. maddesine, Tapu Kanunu’nun 33. maddesine ve Kadastro Kanunu’nun 16.  
maddesine dayanmıve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları doğrultusunda olmutur. Ayrıca,  
mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararına olduğunun taraflar arasında anlamazlık  
konusu olmadığını kaydetmektedir. Bu gerçek aynı zamanda yerel mahkemelerin kararında da  
kaydedilmitir. Ancak, bavuranlar, tapularının Hazine’ye devredilmesine karılık herhangi  
bir tazminat almamılardır ve Hükümet, bu tutumu haklı çıkarabilecek ikna edici herhangi bir  
unsura atıfta bulunmamıtır.  
AĐHM, mülkiyetlerine karılık yeterli tazminatın ödenmediği bu durumda, kanun  
tarafından öngörülmesine rağmen, sözkonusu müdahalenin, kamu yararı gerekleri ve kiinin  
temel haklarının korunması gerekleri arasındaki adil dengeyi sağlamadığını  
değerlendirmektedir (bkz., mutatis mutandis, N.A. ve Diğerleri – Türkiye, no. 37451/97, §§  
41-42, AĐHM 2005-…).  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 1 No.’lu Potokol’ünün 1. maddesinin ihlal edildiği kararına  
varır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“ Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
Bavuranlar, maddi ve manevi zararları için 50,000 Amerikan Doları tazminat talep  
etmitir. Maddi tazminat taleplerini, 16 Aralık 2006 tarihli, bavuranların isteği üzerine  
hazırlanmıve Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulmubir bilirkii raporuna  
dayandırmılardır. Sözkonusu rapora göre, ihtilaflı toprağın değeri, 46,8001 Türk Lirasıdır.  
Hükümet, 16 Aralık 2005 tarihli bilirkii raporu sonuçlarına deliller ileri sürerek itiraz  
etmitir. Toprağın, bir inaat mühendisi yerine bir jeolog ve bir jeomorfolog tarafından  
değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmütür. Ayrıca, bu nitelikteki bir toprağın piyasa  
değerinin olamayacağını iddia etmitir. Đddialarını desteklemek için 21 ubat 2006 tarihli bir  
diğer bilirkii raporu sunmutur. Biri jeolog biri iktisatçı iki doçent tarafından hazırlanan  
sözkonusu rapora göre, ihtilaflı toprak herhangi bir alıverikonusu olamaz. Bu nedenle  
piyasa değerine sahip değildir.  
1 16 Aralık 2005 tarihinde 29,000 Euro’ya denk gelmektedir.  
5
Hükümet ayrıca, bavuranların manevi tazminat taleplerinin, haddinden fazla  
olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, tespit edilen ihlalin temelinin, el koymanın yasa dıılığında ziyade tazminat  
eksikliği olması durumunda, tazminatın mülkün tam değerini yansıtmasının gerekli  
olmadığını yineler (I.R.S ve Diğerleri (adil tazmin), no. 26338/95, § 23-24, 31 Mayıs 2005).  
Bu nedenle, bavuranların tazminat alma hususundaki yasal beklentilerini karılayacak bir  
meblağın götürü usulü belirlenmesini uygun bulur.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM bavuranlara müterek olarak maddi zarar için  
toplam 26,000 Euro ödenmesine karar verir.  
Bavuranların manevi tazmin taleplerine ilikin AĐHM, sözkonusu dava koullarında,  
ihlal tespitinin yeterli adil tazmin tekil ettiğine hükmeder (belirtilen karar, § 28).  
B. Mahkeme Masrafları  
Bavuranlar, masraf ve harcamalarının tazmin edilmesini talep etmemitir. Bu nedenle  
AĐHM, sözkonusu balık altında tazminat ödenmemesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
40. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
verir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna,  
2. AĐHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmiolduğuna,  
3. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, bavuranlara müterek olarak bu miktara  
tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte 26.000 Euro (yirmi altı bin Euro) maddi  
tazminatı, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönütürmek üzere  
ödemesine,  
(b) Yukarıda kaydedilmiolan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,  
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle oluacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit  
faizi ödemekle yükümlü olduğuna karar vermi,  
4. Bavuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 30 Mayıs 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLE  
J.-P. COSTA  
Zabıt Katibi  
Bakan  
6