doğrultuda yapılan müdahalenin «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi
gerekmektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002).
Mahkeme konuyla ilintili içtihatlarını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Castells-İspanya,
23 Nisan 1992, seri:A no:236, s. 23, § 46, Zana-Türkiye, 25 kasım 1997, 1997-VII, § 51, Fressoz ve Roire-Fransa
no:29183/95, § 45, AİHM 1999-1, Ceylan-Türkiye no:23556/94, § 32, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no:
22479/93, § 64, AİHM 1999-VI kararları ve sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, §§ 51-53). AİHM bu prensipler
doğrultusunda davayı inceleyecektir.
Mahkeme sözkonusu siyasi söylemde kullanılan terimleri dikkate almakta ve bu çerçevede özellikle terörle
mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz önünde bulundurmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60,
ve Incal-Türkiye kararları, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, §58).
Mezkur beyanlar siyasi bir söylem formunda olup, güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetleri
karşısında yürütmüş oldukları mücadelenin bir eleştirisini içermektedir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu beyanı PKK ile mücadele eden Türk ordusunu sivil halk üzerinde baskı oluştur -
ması, PKK'nın terörist eylemlerinin baskı altındaki halkın haklarının beyanını oluşturan bir savaşı ortaya koyması
yönünde bir söylemi içermesi ve Türk devletinin toprak bütünlüğünü hedef alması olarak değerlendirmiştir.
Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alınan kararların gerekçeleri ışığında mahkumiyet kararlarının
başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturması bakımından yeterli olduğuna itibar etmektedir
(Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye karan (no: 4) no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM, sözkonusu
beyandaki kimi paragrafların sert bir ifade ile Türkiye Cumhuriyetinin en olumsuz yönünü ortaya koyan bir tabloyu
çizmesinin, husumet yaratan, şiddet kullanımını teşvik eden, silahlı mücadele yöntemini tasvip eden bir söylemi
oluşturduğu anlamına gelmediğini, Mahkeme nezdinde dikkate alınması gereken asıl unsurun bu olduğunu hatır-
latmaktadır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye kararı (no:l), no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye
kararı, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).
AİHM, dava türünün ve verilen cezanın ağırlığının da yapılan müdahalenin orantılılığı açısından dikkate
alınması gerektiğini hatırlatmaktadır.
Bu bağlamda yapılan yasal müdahalenin «demokratik bir toplum için zaruriyet» olarak nitelendirilemeye-
ceğini kaydeden AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır
II. SÖZLEŞMENİN 6 §§ 1 VE 3 MADDELERİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuran kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin askeri bir hâkimi bünyesinden
bulundurması nedeni ile «bağımsız ve tarafsız» bir mahkeme vasfından yoksun bulunduğunu ileri sürmektedir.
Başvuran ayrıca Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün bulunmaması nedeniyle Yargıtay önündeki sürecin
hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmediğini ileri sürerek, bu doğrultuda Sözleşmenin 6 §§ l ve 3 b) maddelerinin
ihlal edildiğim eklemektedir.
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine
Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikâyetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6
§ l maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§
33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili
sunmadığını incelemektedir. Başvuranın «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen suçlardan yargılanmasının anlaşılabi-
lir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hâkimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin
TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik
Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz
bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen încal kararı § 72 ).