CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
DOĞANER/TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru No: 49283/99)  
Strazburg  
21 Ekim 2004  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (49283 / 99) başvuru no'lu davanın nedeni Recep  
D.’nin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 16 Haziran 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi'nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru-  
dur. Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından L. K. tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. OLAYLARIN MEVCUT KOŞULLARI  
1960 doğumlu, başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde HADEP'in  
(Halkın Demokrasi Partisi) Parti Meclisi üyesidir.  
1 Eylül 1996 tarihinde başvuran HADEP Parti Meclisi üyesi sıfatıyla Ankara'da bir konuşma yapmıştır. Bu  
konuşma kaydedilerek arşivlenmiştir. Parti yerel teşkilatında arama yapan polis tarafından bu kayıt ele geçir-  
ilmiştir.  
5 Ocak 1998 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı hazırlamış olduğu  
iddianame ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesine dayalı olarak başvuranı Eylül 1996 tarihli  
konuşması nedeni ile itham etmiştir.  
Başvuran 3 Haziran 1998 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu savunmasında Sözleşmenin 6, 9  
ve 10 maddelerine göndermede bulunarak vermiş olduğu beyanında yer alan düşüncelerin ifade özgürlüğü çer-  
çevesinde barış yanlısı fikirler olarak değerlendi!'ilmesi gerektiğini ifade etmiştir.  
Aralarında askeri bir hâkiminde yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti 16 Haziran 1998 tarihli karan  
ile başvuranı bölücülük propagandası yapmaktan suçlu bulmuş ve ad; geçeni on ay hapis ve 500 milyon para  
cezasına çarptırmıştır.  
11 Mayıs 1999 Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I- AİHS’NİN 10.MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE DAİR  
Başvuran Türk siyasetçilerinin politikalarını eleştiren bir konuşması nedeniyle mahkum  
edilmesinden şikâyetçi olmakta ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet başvuran hakkında verilen cezanın yasa ile öngörüldüğünü ve toprak bütünlüğünün korunması,  
ulusal güvenliğin, kamu düzeninin korunması gibi meşru amaçları taşıdığını ve bu müdahalenin gerekli olduğunu  
s a v u n m a k t a d ı r . D ü n y a b a r ı ş g ü n ü n e d e n i y l e h a z ı r l a n a n k o n u ş m a ü z e r i n d e y a p ı l a n i n c e l e m e l e r n e t i c e s i n d e , k o n u ş m a n ı n  
içeriğinin her türlü siyasi sorumluluktan yoksun bulunduğu kaydedilmiştir. Beyan mutlak bir şiddeti çıkış noktası  
olarak nitelendirmektedir : sosyal bir sınıfın diğer bir sosyal sınıfa ezdirilmesi. Bu siyasi bir düşüncenin ifadesi  
değil, şiddetin ve husumetin teşvik edilmesidir. Hükümet ayrıca beyanın verildiği dönemde Türkiye'nin güney-  
doğusunda ciddi karışıklıkların meydana geldiğini, bu noktada yapılan konuşma ile kine ve düşmanlığa prim ver-  
ildiği tespitini yapmaktadır.  
Başvuran görüşlerini bildirmemiştir.  
AİHM, Sözleşmenin 10 § 1 maddesi ile güvence altına alındığı bilinen başvuranın ifade  
özgürlüğüne yönelik sözkonusu müdahale ile taraflar arasında bir ihtilafa yer vermemektedir. Benzer müdahalen-  
in Sözleşmenin 10 § 2 maddesince yasayla öngörülen, toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik meşru bir amacı  
gütmesi ve «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmesi zorunludur. Bu  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
doğrultuda yapılan müdahalenin «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi  
gerekmektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002).  
Mahkeme konuyla ilintili içtihatlarını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Castells-İspanya,  
23 Nisan 1992, seri:A no:236, s. 23, § 46, Zana-Türkiye, 25 kasım 1997, 1997-VII, § 51, Fressoz ve Roire-Fransa  
no:29183/95, § 45, AİHM 1999-1, Ceylan-Türkiye no:23556/94, § 32, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no:  
22479/93, § 64, AİHM 1999-VI kararları ve sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, §§ 51-53). AİHM bu prensipler  
doğrultusunda davayı inceleyecektir.  
Mahkeme sözkonusu siyasi söylemde kullanılan terimleri dikkate almakta ve bu çerçevede özellikle terörle  
mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz önünde bulundurmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60,  
ve Incal-Türkiye kararları, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, §58).  
Mezkur beyanlar siyasi bir söylem formunda olup, güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetleri  
karşısında yürütmüş oldukları mücadelenin bir eleştirisini içermektedir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu beyanı PKK ile mücadele eden Türk ordusunu sivil halk üzerinde baskı oluştur -  
ması, PKK'nın terörist eylemlerinin baskı altındaki halkın haklarının beyanını oluşturan bir savaşı ortaya koyması  
yönünde bir söylemi içermesi ve Türk devletinin toprak bütünlüğünü hedef alması olarak değerlendirmiştir.  
Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alınan kararların gerekçeleri ışığında mahkumiyet kararlarının  
başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturması bakımından yeterli olduğuna itibar etmektedir  
(Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye karan (no: 4) no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM, sözkonusu  
beyandaki kimi paragrafların sert bir ifade ile Türkiye Cumhuriyetinin en olumsuz yönünü ortaya koyan bir tabloyu  
çizmesinin, husumet yaratan, şiddet kullanımını teşvik eden, silahlı mücadele yöntemini tasvip eden bir söylemi  
oluşturduğu anlamına gelmediğini, Mahkeme nezdinde dikkate alınması gereken asıl unsurun bu olduğunu hatır-  
latmaktadır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye kararı (no:l), no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye  
kararı, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, dava türünün ve verilen cezanın ağırlığının da yapılan müdahalenin orantılılığı açısından dikkate  
alınması gerektiğini hatırlatmaktadır.  
Bu bağlamda yapılan yasal müdahalenin «demokratik bir toplum için zaruriyet» olarak nitelendirilemeye-  
ceğini kaydeden AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır  
II. SÖZLEŞMENİN 6 §§ 1 VE 3 MADDELERİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Başvuran kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin askeri bir hâkimi bünyesinden  
bulundurması nedeni ile «bağımsız ve tarafsız» bir mahkeme vasfından yoksun bulunduğunu ileri sürmektedir.  
Başvuran ayrıca Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün bulunmaması nedeniyle Yargıtay önündeki sürecin  
hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmediğini ileri sürerek, bu doğrultuda Sözleşmenin 6 §§ l ve 3 b) maddelerinin  
ihlal edildiğim eklemektedir.  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine  
Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikâyetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6  
§ l maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§  
33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili  
sunmadığını incelemektedir. Başvuranın «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen suçlardan yargılanmasının anlaşılabi-  
lir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hâkimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin  
TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz  
bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen încal kararı § 72 ).  
AİHM, başvuranı y argılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1  
maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Cezai Yargılama Sürecinin adilliği hakkında  
Hükümet bir ihlalin olduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.  
AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan y oksun bir  
mahkemenin her halükarda adıl ve hakkaniyete uygun bir y argılama sürecini garanti altınaalamay-  
acağını hatırlatmaktadır,  
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ışığında  
Mahkeme mevcut şikâyeti incelemeye gerek duymamaktadır. Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar Kararı,  
s. 3074, §§ 44-45).  
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran 20.000 Euro'ya denk düşen maddi zarara uğradığını ve gelir kaybına uğradığını ileri sürmüş,  
ayrıca uğradığı manevi zararın tazmini için 20.000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
İddia edilen maddi tazminata ilişkin AİHM, mahkemeye sunulan delillerin AİHS'nin 10.  
maddesinin ihlali ile başvuranın gelir kaybına uğradığını kanıtlamaya imkân vermediğini belirtmektedir (Bkz.  
aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002).  
Bu nedenle Mahkeme bu talebi reddetmektedir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranın olayların mevcut koşullan nedeniyle kimi karışıklıklara maruz  
kaldığını belirterek bu nedenle hakkaniyete uygun olarak başvurana 5.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § l maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir  
mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden yargılamanın olacağı kanaatine varmıştır (Bkz. sözü edilen  
Gencel karan, § 27).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin 3.575 Euro tazminat  
talebinde bulunmuş fakat bu yönde kamtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihad ve mevcut unsurlar ışığında, AİHM, başvurana hakkaniyete  
uygun olarak 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Temerrüt Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının  
uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS'nin 10, maddesinin ihlal edildiğine',  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkemeden y oksunbulun-  
ması nedeniyle AİHS'nîn 6 § l maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine dair diğer şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara  
yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek  
üzere Savunmacı Hükümetin başvurana ;  
i. manevi tazminat olarak 5.000 (beş bin) Euro;  
ii. masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine',  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine  
uygun olarak 21 Ekim 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.