COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
DİZMAN/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 27309/95)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Eylül 2005  
FINAL  
20/12/2005  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Dizman/Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Sn. J.-P. COSTA, Başkan,  
Sn. A.B. BAKA,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. K. JUNGWIERT,  
Sn. M. UGREKHELIDZE,  
Sn. A. MULARONI,  
Sn. E. FURA-SANDSTRÖM, yargıçlar,  
Ve Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmış,  
30 Ağustos 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,  
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1.Davanın nedeni, Türk vatandaşı Ahmet Dizman’ın (“başvuran”), 31 Mart 1995  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)  
eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no. 27309/95).  
2. Başvuranı görevini Londra’da ifa etmekte olan avukat Anke Stock temsil etmiştir.  
Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, özellikle, 5 Ekim 1994 tarihinde dört sivil polis tarafından tenha bir yere  
götürüldüğünü ve insanlık dışı ve alçaltıcı bir muameleye maruz bırakıldığını iddia etmiştir.  
İddiasını, AİHS’nin 2., 3., 5., 6., 13. ve 14. maddelerine dayandırmıştır.  
4. Başvuru, AİHS’ye ek 11 No.lu Protokol’ün yürürlüğe girmiş olduğu 1 Kasım 1998  
tarihinde AİHM’ye havale edilmiştir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
5. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin Birinci Dairesi görevlendirilmiştir (AİHM İç  
Tüzüğü, madde 52 § 1). Sözkonusu Daire içerisinde, davayı değerlendirecek Heyet (AİHS’nin  
27 § 1. maddesi), İç Tüzüğün 26 § 1. maddesinde öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.  
6. 18 Ocak 2000 tarihli bir kararla AİHM, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar  
vermiştir. AİHM kararında, başvuranın şikayetini 13. madde uyarınca Devlet’e ilişkin daha  
genel yükümlülüklerle bağlantılı olarak AİHS’nin 6. maddesi uyarınca incelemenin daha  
uygun olacağı kanısındadır.  
7. Hükümet değil, başvuran esaslar üzerine görüşlerini sunmuştur (İç Tüzük, madde 59  
§ 1).  
8. 1 Kasım 2004 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzük, madde  
25 § 1). Dava ile ilgili olarak yeni oluşturulan İkinci Daire görevlendirilmiştir (İç Tüzük,  
madde 52 § 1).  
1
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
9. Başvuran, 1969 doğumludur ve Adana ili idari kaza bölgesi sınırları içerisinde  
bulunan Seyhan kasabasında yaşamaktadır.  
A. Giriş  
10. 5 Ekim 1994 tarihli olayları çevreleyen gerçekler, taraflar arasından ihtilaflıdır.  
11. Başvuran tarafından sunulduğu şekliyle olaylar, aşağıda kaydedilen Kısım B’de  
belirtilmektedir (bkz. paragraflar 12-21). Hükümet’in olaylarla ilgili görüşleri, aşağıda  
kaydedilen Kısım C’de özetlenmektedir (bkz. paragraflar 22-23). Başvuran ve Hükümet  
tarafından sunulan yazılı ifadeler, sırasıyla Kısım D (bkz. paragraflar 24-27) ve Kısım E’de  
(bkz. paragraflar 28-52) özetlenmektedir.  
B. Başvuran’ın olaylara ilişkin görüşleri  
12. 3 Ekim 1994 tarihinde Rehib Çabuk ve Sefer Cerf, Adana’da öldürülmüştür.  
Sırasıyla, Kürt yanlısı bir parti olan HADEP’in (Halkın Demokrasi Partisi), bölge başkanı ve  
yönetim kurulu mensubudurlar. Başvuran, cinayete tanık olmuş ve 4 Ekim 1994 tarihinde  
cenazeye katılmıştır.  
13. 5 Ekim 1994 tarihinde 11.00 sularında, başvuran Adana’da bulunan Mutlu  
semtindeki Erzurumlar Kıraathanesinde otururken, daha sonra kendilerini polis olarak tanıtan  
iki kişi kıraathaneye girmiştir. İkisi de terörle mücadele şubesindendir ve tabanca  
taşımaktadır. Kıraathaneden ayrılırken başvuran, plaka numarası 01 HC 644 olan beyaz bir  
Renault arabaya bindirilmiştir.  
14. Arabada, üzerlerinde MP-5 otomatik silahlar taşıyan iki polis memuru daha  
bulunmaktadır. Başvuranın, yine kıraathanede bulunan ağabeyi Suphi Dizman, polislere  
kardeşini neden götürdüklerini sormuştur. Polis kendisine, kardeşine bazı sorular sormak  
istediklerini ve kıraathaneye geri getireceklerini söylemiştir.  
15. Araba, Kabaktepe yönünde ilerlemiş ve terkedilmiş bir alanda durmuştur.  
Başvuran, arabadan çıkarılmıştır. Dışarı çıkar çıkmaz, polis memurları başvuranı  
yumruklayarak ve tekmeleyerek silahlarının dipçikleri ile dövmeye başlamıştır. Polis  
memurları, başvuranı önceki gün Sefer Cerf ve Rehib Çabuk’un cenaze töreninde görmüş  
olduklarını söylemişlerdir. Kendisini tehdit ederek bu tür faaliyetlerde bulunmaya devam  
ederse, sonunun diğer ölü HADEP mensupları gibi olacağını belirtmişlerdir.  
16. Polis memurları, bölge sakinleri hakkında başvuranı sorgulamıştır. Ayrıca  
başvuran, Kürt yanlısı bir gazete olan Özgür Ülke Gazetesi’ni sattıkları ve Kürdistan İşçi  
Partisi (“PKK”) için para topladıkları iddia edilen mağaza sahiplerinin eylemlerini bildirmeye  
zorlanmıştır. Polis memurlarını, sözkonusu mağaza sahiplerinin politik aktivitelerinden  
haberdar etmezse öldürüleceğine ilişkin tehdit edilmiştir.  
17. Başvuran, sözkonusu aktivitelere dahil olduğunu reddetmiş ve kendisine bir suçlu  
gibi davranmaya hakları olmadıklarını söyleyerek protesto etmiştir. Daha sonra arabaya  
2
bindirilmiş ve kasabaya götürülmüştür. Polis memurlarıi kendisini serbest bırakmadan önce  
bir adres vermiş ve gelecek Cuma akşamı orada olmasını söylemişlerdir.  
18. Başvuran eve geldiğinde yakınları kendisini, çene kemiğinin kırıldığının ve  
operasyon geçirmesi gerektiğinin tespit edildiği hastaneye götürmüşlerdir.  
19. Başvuran, bir avukat yardımı ile, 7 Ekim 1994 tarihinde Adana Cumhuriyet  
Savcılığı’na bir dilekçe sunmuş ve Savcılık’tan, kendisini kötü muameleye maruz bırakan  
polis memurları aleyhinde cezai takibat başlatmalarını talep etmiştir. Olayın detaylı bir  
ıklamasını yapmış ve sözkonusu polis memurlarının fiziksel özelliklerini belirtmiştir.  
Başvuran, daha sonra, Cumhuriyet Savcısı’ndan, cezai takibatlarda delil olarak  
kullanılabilecek tıbbi bir rapor almak için kendisini Adli Tıp Müdürlüğü’ne göndermesini  
istemiştir.  
20. Rapor, 7 Ekim 1994 tarihinde Adana Adli Tıp Müdürlüğü’nden alınmıştır (içerik  
için bkz. paragraf 27).  
21. Başvuran, Cumhuriyet Savcısı’ndan cevap alamamıştır.  
C. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri  
22. Başvuranın 25 gün süreyle çalışamayacağını söyleyen tıbbi bir rapor, 7 Ekim 1994  
tarihinde Adli Tıp Müdürlüğünce yayınlanmıştır.  
23. Başvuran, 7 Ekim 1994 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı’na başvuruda  
bulunmuştur. 10 Ekim 1994 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı, başvuranın 1994/29324  
no.lu dosya bağlamında sunduğu kötü muameleye maruz bırakıldığına dair iddialarına ilişkin  
bir soruşturma başlatmıştır.  
D. Başvuran tarafından sunulan yazılı ifade  
24. Aşağıda kaydedilen bilgi, başvuran tarafından sunulan dokümanlardan elde  
edilmiştir.  
25. 6 Ekim 1994 tarihinde başvuran, Adana Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe  
sunmuştur. Sözkonusu dilekçenin içeriği, Kısım B uyarınca sunduğu görüşlerinin temelini  
oluşturmuştur (bkz. paragraflar 12-20). Ayrıca Cumhuriyet Savcısı’na, polis tarafından  
serbest bırakılması ardından hastaneye kaldırılmış olduğunu söylemiştir. Hastanede çene  
kemiğinin kırılmış olduğu ve operasyon gerektirdiği tespit edilmiştir. Başvuran, çekilen  
röntgenleri Cumhuriyet Savcısı’na göstermiştir ve polis memurlarına ilişkin suçlamalarda  
bulunmak istediğini belirtmiştir. Son olarak Cumhuriyet Savcısı’ndan, Adli Tıp  
Müdürlüğü’ne gönderilmesini istemiştir.  
26. 7 Ekim 1994 tarihinde başvuran, Adana Cumhuriyet Savcılığı’na başka bir dilekçe  
daha sunmuştur ve daha önceki dilekçesinin içeriğini yinelemiştir. Ayrıca, sözkonusu  
dilekçedeki polis memurlarının fiziksel özelliklerini tanımlamıştır.  
27. Adana Adli Tıp Müdürlüğünce hazırlanan bir sağlık raporuna göre, başvuranın sol  
çene kemiği kırılmıştır. Rapor, başvuranın muayenesine ve röntgenlerine dayanmaktadır.  
3
Kırığın hayati bir tehlike arz etmediği ancak, başvuranı çalışmaktan 25 gün alıkoyduğu  
sonucuna varılmıştır.  
E. Hükümet tarafından sunulan yazılı ifade  
28. Aşağıda kaydedilmiş olan bilgi, Hükümet tarafından sunulan dokümanlardan  
alınmıştır.  
29. Sözkonusu karara göre Adana Cumhuriyet Savcısı, başvuranın dilekçelerini kabul  
etmesi ardından, belirsiz bir günde polis memurları aleyhinde cezai takibat başlatma yetkisi  
olmadığına karar vermiş ve soruşturma dosyasını, polis memurları aleyhinde cezai takibat  
başlatma yetkisine sahip olabilme amacıyla Adana İdare Kurulu’na göndermiştir.  
30. 24 Kasım 1994 tarihinde, Adana Vali yardımcısının başkanlık ettiği ve altı  
memurdan oluşan Adana İdare Kurulu, soruşturma başlatmak için yeterli delil olmadığına ve  
5 Ekim 1994 tarihinde başvuranı tehdit edip kötü muameleye maruz bıraktıkları iddia edilen  
ve Adana terörle mücadele şubesi için hizmet veren polis memurları Yaşar Soyyiğit, Hacı  
Kara, Mustafa Duman ve Kadri Dursun’un cezai takibat izinlerini ellerinden almaya karar  
vermiştir.  
31. Yönetim Kurulu kararını, 5 Ekim 1994 tarihinde kötü muameleye maruz  
bırakıldığı iddia edilen başvuranın, 7 Ekim 1994 tarihinde Adli Tıp Müdürlüğü’ne sevkini  
istememesine dayandırmıştır. Sözkonusu karardan anlaşıldığına göre, soruşturma dosyası, 18  
Ekim 1994 tarihinde sözkonusu amirlik tarafından yazılan bir mektup ile birlikte, Adana Polis  
Karakolu Adli Şube Amirliğince, Yönetim Kurulu’na gönderilmiştir.  
32. 7 Aralık 1994 Adana Polis Disiplin Kurulu, tarihinde şikayette bulunulan  
eylemleri gerçekleştirmiş olduklarına dair tatmin edici deliller sunulamadığı için polis  
memurlarına disiplin cezası vermeme kararını almıştır. Sözkonusu kararda başvuranın polis  
memurlarınca dövüldüğünü ve kendisine 25 gün süreyle çalışamayacağına ilişkin bir sağlık  
raporu verildiğini belirttiği kaydedilmiştir. Başvuran, kimseye karşı şikayette bulunmamıştır.  
Başvuranın ağabeyi, Polis Disiplin Kurulu’na kardeşinin, kıraathaneden polis memurları  
tarafından alınıp götürüldüğünü söylemiş ancak, kimseye karşı şikayette bulunmamıştır.  
33. Polis Disiplin Kurulu kararında, dört polis memurundan biri olan Yaşar  
Soyyiğit’in, kendisi ve iş arkadaşlarının, kıraathanede diğer polis arkadaşları ile kimlik  
kontrolü yaparken başvurandan şüphelendiklerini söylemiş olduğu kaydedilmiştir. Başvurana  
birtakım sorular sormuş ve ayrılmışlardır. Onu dövmemişlerdir. Diğer üç polis memuru,  
Yaşar Soyyiğit tarafından verilen ifadeyi doğrulamıştır.  
34. 31 Mayıs 1996 tarihinde Danıştay, Adana İdare Kurulu’nun polis memurları  
aleyhinde, kötü muamele suçuna ilişkin, cezai takibat başlatma izninin verilmemesi kararını  
feshetmiş ve tehdit iddiaları nedeniyle haklarında cezai takibat başlatma yetkisini vermeyen  
kararı onamıştır. Danıştay daha sonra dört polis memurunun, Adana Asliye Ceza Mahkemesi  
huzurunda yargılanmalarına karar vermiştir. Danıştay’a göre, sağlık raporu başvuranın, iddia  
edildiği gibi dört polis memuru tarafından kötü muameleye maruz bırakılmış olduğunu  
göstermiştir.  
4
35. Danıştay’ın kararı, 7 Ağustos 1996 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcılığı’na  
iletilmiştir. 8 Ağustos 1996 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı, kararı Adana Asliye Ceza  
Mahkemesi’ne havale etmiş ve Mahkeme’nin gerekeni yapmasını istemiştir.  
36. 11 Ağustos 1996 tarihinde Adana Asliye Ceza Mahkemesi Dokuzuncu Dairesi  
(“Asliye Mahkemesi”) huzurunda bir hazırlık duruşması yapılmıştır. Mahkeme sanıkları,  
gelecek duruşma için 14 Kasım 1996 tarihinde çağırmaya ve ayrıca, sanıkların sabıka  
kayıtlarını gösteren kimlik kartlarını ve dokümanları almaya karar vermiştir.  
37. 12 Ağustos 1996 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı’na bağlı  
Uluslararası Hukuk ve Dışilişkiler Müdürlüğü’ne (“Müdürlük”) bir mektup göndermiş ve  
Müdürlüğü, yukarıda kaydedilen kararlardan haberdar etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, cezai  
takibatın, 1996/818 no.lu dava dosyası bağlamında Asliye Mahkemesi huzurunda devam  
ettiğini ve 14 Kasım 1996 tarihli bir duruşmanın program dahilinde olduğunu eklemiştir. Bu  
mektupta Cumhuriyet Savcısı, 7 Haziran 1996 tarihinde Müdürlük tarafından kendisine  
gönderilen bir mektuba değinmiştir ve 13 Haziran 1996 tarihinde Savcılık tarafından bir  
cevap gönderilmiştir.  
38. 21 Ağustos 1996 tarihinde Asliye Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Savcısı’ndan,  
14 Kasım 1996 tarihinde yapılacak duruşmada sanıkların kimlik kartlarını almasını istemiştir.  
39. 27 Ağustos 1996 tarihinde Müdürlük, Dışişleri Bakanlığı’na bir mektup göndermiş  
ve başvuran tarafından Komisyon’a sunulan başvuruya değinmiştir. Müdürlük, Bakanlığı  
yukarıda kaydedilen kararlardan haberdar etmiştir ve cezai takibatın, 1996/818 no.lu dosya  
bağlamında Asliye Mahkemesi huzurunda devam etmekte olduğunu eklemiştir. Müdürlük  
ayrıca 31 Mayıs 1996 tarihinde Müdürlük tarafından gönderilen mektuba ve 26 Haziran 1996  
tarihli cevaplarına değinmiştir.  
40. 5 Eylül 1996 tarihinde terörle mücadele şubesi, Asliye Mahkemesi’ne, sanıklardan  
biri olan Yaşar Soyyiğit’in kimlik kartını göndermiştir.  
41. 14 Kasım 1996 tarihinde duruşma, Asliye Mahkemesi huzurunda başlamıştır.  
Sanıklardan yalnızca ikisi, Yaşar Soyyiğit ve Hacı Kara, Mahkeme salonunda hazır  
bulunmuştur. Posta makbuzlarına göre, diğer iki sanık da Mahkeme huzuruna çağrılmıştır.  
42. Soyyiğit ve Kara, Asliye Mahkemesi huzurunda, sözkonusu günde kıraathaneye  
gitmiş olduklarını ve başvuranın kimlik kartını kontrol ettiklerini belirtmiştir. Başvuranın,  
yetkili makamlarca herhangi bir suçtan dolayı aranmadığını anladıklarında, kimlik kartını iade  
etmişlerdir. Başvuranı, dövmemişlerdir. Sanıklar, hazırlık soruşturması sırasında verdikleri  
ifadeleri doğrulamışlardır.  
43. Asliye Mahkemesi, diğer iki sanığın yargı alanlarında yaşamakta olduğu  
Mahkemelere talimatlar göndererek, Mahkemelerden sözkonusu sanıkların ifadesini almasını  
istemiştir. Asliye Mahkemesi ayrıca, sanıkların doğum kayıtlarını isteme amacıyla Nüfus  
Müdürlüğü’ne mektuplar göndermeye karar vermiştir. Başvuranın “sehven Mahkemeye  
çağrılmamış” olduğunu belirten Asliye Mahkemesi, 29 Ocak 1997 tarihli duruşmaya çağırma  
kararı almıştır.  
44. 9 Aralık 1996 tarihinde Karakoçan Asliye Ceza Mahkemesi, Asliye  
Mahkemesi’nden gelen talimat üzerine, 14 Kasım 1996 tarihinde Asliye Mahkemesi  
5
huzurunda düzenlenen duruşmaya katılmayan iki sanıktan biri olan Mustafa Duman’ın  
ifadesini almıştır. Duman, Mahkeme huzurunda, kendisi ya da meslektaşlarının, başvuranı  
kötü muameleye maruz bırakmadıklarını belirtmiştir. Duman’a göre, başvuran PKK  
mensubudur ve bu nedenle, polise karşı kötü muamele iddialarında bulunmuştur.  
45. 25 Aralık 1996 tarihinde Akçakale Asliye Ceza Mahkemesi, yine Asliye  
Mahkemesi’nden gelen talimat üzerine, dördüncü sanık Kadri Dursun’un ifadesini almıştır.  
Dursun Mahkeme huzurunda, bir iddiadan ibaret olan olayı hatırlamadığını belirtmiştir.  
Başvuranı bile tanımamaktadır.  
46. 29 Ocak 1997 tarihinde Asliye Mahkemesi huzurunda yapılan duruşma sırasında  
başvuran, daha önce polis karakolunda alınmış olan ifadesinin içeriğinin doğruluğunu  
onaylamıştır. Ayrıca Asliye Mahkemesi’ne, sanıklar aleyhinde suçlamalarda bulunmak  
istediğini bildirmiştir. Başvuranın ağabeyi Suphi Dizman da daha önce polis karakolunda  
alınmış olan ifadesinin içeriğinin doğruluğunu onaylamış ve sözkonusu dört polis  
memurunun, erkek kardeşini dövdüklerini ve çenesini kırdıklarını belirtmiştir.  
47. Asliye Mahkemesi, Akçakale Asliye Ceza Mahkemesi’nin, Kadri Dursun’un  
ifadelerini zamanında göndermemiş olması nedeniyle duruşmayı 27 Mart 1995 tarihine kadar  
ertelemiştir.  
48. 27 Mart, 4 Haziran ve 15 Eylül 1997 tarihli duruşmaların, yetkili makamların  
Asliye Mahkemesi’ne Kadri Dursun’un kimlik kartını ve Mustafa Duman’ın sabıka kayıtlarını  
sunmaması nedeniyle ertelenmesi gerekmiştir.  
49. 17 Kasım 1997 tarihli duruşmada Cumhuriyet Savcısı’na, görüşlerini sunması için  
29 Aralık 1997 tarihine kadar süre tanınmıştır.  
50. 29 Aralık 1997 tarihinde son bir duruşma daha yapılmıştır. Sanıklar, sözkonusu  
duruşmaya katılmamıştır. Cumhuriyet Savcısı, kötü muamele iddialarını kanıtlama hususunda  
başvuranın ifadesinden başka bir kanıt olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran  
sözkonusu sağlık raporunu iddia edilen olaydan iki gün önce almıştır. Cumhuriyet Savcısı,  
Asliye Mahkemesi’nden sanıkların, beraatini talep etmiştir.  
51. Asliye Mahkemesi, sanıkların kendileri aleyhinde sunulan iddiaları şiddetle inkar  
ettiklerini” belirterek ve “sağlık raporunun, iddia edilen olaylardan iki gün önce verildiğini”  
belirterek, 29 Aralık 1997 tarihinde başvuranın aldığı yaralara, sanıkların neden olduğuna dair  
yeterli delil olmadığı sonucuna varmış ve sanıkların beraatına karar vermiştir.  
52. Hükümet tarafından sunulan posta makbuzlarına göre, Asliye Mahkemesi’nin  
kararı, 1998 senesi Mart ayında sanıklara bildirilmiştir.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
53. İlgili iç hukuk ve uygulaması, İlhan/Türkiye kararında ([BD], no. 22277/93, §§ 35-  
46, ECHR 2000-VII) açıklanmaktadır.  
HUKUK  
I.AİHM’NİN KANIT DEĞERLENDİRMESİ VE OLGULARI BELİRLEMESİ  
6
A.Tarafların argümanları  
1.Başvuran  
54.Başvuran, 5 Ekim 1994 tarihinde dört polis tarafından kaçırılarak ıssız bir yere  
götürüldüğünü, burada tüfek dipçikleriyle dövülmek, tekmelenmek ve yumruklanmak  
suretiyle kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür.  
55.Başvuran, AİHM’nin dikkatini yerel yetkililerin uygun soruşturma yapmamasına  
ve Hükümet’in AİHM tarafından istenen belirli kilit belgeleri sunmamasına çekmiştir. Bunlar,  
başvurana göre, çok açık bir biçimde, iddialarını desteklemekteydi.  
2.Hükümet  
56.Hükümet, başvuranın iddialarını doğrulamak için herhangi bir kanıt sunmadığını  
vurgulamıştır. 7 Ekim 1994 tarihli sağlık raporunun yalnızca başvuranın sol çene kemiğinin  
kırılmasına değindiğini ifade etmiştir. Raporda başka bir yara veya ekimoz izi olduğundan  
bahsedilmemesi, Hükümet’e göre, başvuranın iddialarının doğruluğuna dair şüphe  
uyandırmıştır. Hükümet ayrıca, çene kırık olan başvuranın, olay gününde değil de, iki gün  
sonra doktora gitmesini ilginç bulmuştur.  
B.38 § 1 (a) madde ve AİHM tarafından çıkarılan sonuçlar  
57.Kanıtların değerlendirilmesine geçmeden önce, AİHM, AİHS’nin 34. maddesiyle  
temim edilen bireysel başvuru hakkı sisteminin etkili olarak işlemesi bağlamında, Devletlerin  
başvuruların gerektiği gibi ve etkili olarak incelenmesini mümkün kılmak için tüm gerekli  
kolaylıkları sağlaması gerektiğinin çok büyük önem arz ettiğini tekrarlar (bkz. Tanrıkulu –  
Türkiye [BD], no. 23763/94, §70, AİHM 1999-IV). Bir başvuranın, Devlet görevlilerini,  
kendisinin AİHS haklarını ihlal etmekle itham ettiği durumlarda, belirli vakalarda yalnızca  
sorumlu Hükümet’in bu iddiaları doğrulama veya reddetmeyi muktedir bilgiye ulaşma imkanı  
olması, bu tür davalara ilişkin işlemlerin özünde bulunmaktadır. Hükümet’in ellerinde olan bu  
tür bilgileri tatminkar bir açıklama yapmaksızın sunmaması, başvuranın iddialarının temelinin  
olduğuna ilişkin çıkarımların yapılmasına sebep olmakla kalmayabilir, aynı zamanda  
AİHS’nin 38 § 1 (a) maddesi çerçevesindeki yükümlülüğüne ilişkin olarak Devlet’in bu  
maddeye uygun hareket etme seviyesine ilişkin olarak olumsuzluk yansıtabilir (bkz Timurtaş  
– Türkiye, no. 23531/94, §§ 66 ve 70, AİHM 2000-VI). Aynı durum, Devlet’in bilgi  
sunmasındaki gecikmeler için de geçerlidir, ki bu dava olguların belirlenmesine halel getirir  
(bkz. Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 266, 18 Haziran 2002).  
58.Bu bağlamda, AİHM, Hükümet’in, Komisyon’un ve akabinde AİHM’nin bilgi ve  
belge talebine cevabına ilişkin birkaç hususu dikkatle not etmiştir. Belirli belgeler için yapılan  
taleplerden başka, Hükümet’ten tüm soruşturma dosyasını sunması birkaç defa talep  
edilmiştir.  
59.Hükümet’in talep edilen bilgi ve belgeleri AİHS birimlerine sunmamasına ilişkin  
olarak, AİHM, ilk olarak, 18 Eylül 1995 tarihinde Komisyon’un Hükümet’ten, başvuranın 7  
Ekim 1994 tarihli dilekçesinin Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmasının ardından  
Savcı tarafından başvuranın iddialarına yönelik bir soruşturma yapılıp yapılmadığını teyit  
etmesini talep ettiğini gözlemler (bkz. 26. paragraf). 16 Nisan 1996 tarihinde, Hükümet,  
7
Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından 10 Ekim 1994 tarihinde 1994/29324 dosya numaralı bir  
soruşturma başlatıldığını ve hala devam ettiğini bildirmiştir.  
60.Ancak, Hükümet, yazısında, Adana Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturmasının, Savcı  
tarafından verilen yetkisizlik kararının ardından halihazırda tamamlandığını ve dava  
dosyasının Adana İdare Kurulu’na gönderildiğine değinmemiştir (bkz. 29. paragraf). Ayrıca,  
24 Kasım 1994 tarihinde Adana İdare Kurulu’nun davayı incelemeyi tamamladığına da  
değinmemiştir (bkz. 30. paragraf).  
61.Hükümet, İdare Kurulu’nun kararını, 30 Eylül 1999 tarihine, yani bu kararın  
alınmasından sonra yaklaşık olarak beş yıl geçene kadar, AİHS kurumlarına göndermemiştir.  
Ancak, bu durumda, Hükümet, 31 Mayıs 1996 tarihinde Danıştay tarafından alınan kararı –  
bu karara değinmek bir yana – AİHM’ye göndermemiştir (bkz. 34. paragraf). Bu karar, 28  
Mart 2001 tarihine kadar AİHM’ye gönderilmemiştir.  
62.Bu arada, AİHM Sekreteryası, başvuranın adının geçtiği başka bir başvuruyu  
incelerken (bkz. Macır – Türkiye, no. 29516/95, § 10, 22 Nisan 2003), 1999 yılında, İdare  
Kurulu’nun 24 Kasım 1994 tarihli kararının Danıştay tarafından 31 Mayıs 1996 tarihinde  
bozulduğunun farkına varmıştır (bkz. 34. paragraf). Ayrıca, Sekreterya, doğrudan Adana  
Asliye Ceza Mahkemesi ile temasa geçmek suretiyle, dört polis memurunun başvuranın  
iddialarına yönelik olarak yargılandığını ve 29 Aralık 1997 tarihinde beraat ettiklerini de  
ortaya çıkarmışlardır (bkz. 51. paragraf).  
63.27 Ocak 2000 tarihinde, AİHM, Hükümet’ten 16 Mart 2000 tarihinden önce  
soruşturma dosyasını ve başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin kararların kopyalarını  
sunmaya davet etmiştir. Hükümet, süre limiti geçmeden önce herhangi bir belge sunmamış ve  
buna ek olarak, AİHM’nin 3 Temmuz 2000 tarihli uyarısına cevap vermemiştir. 28 Mart 2001  
tarihinde, AİHM tarafından tekrar 9 Mart 2001 tarihinde uyarıldıktan sonra, Hükümet, öne  
sürdüğü üzere, “gözaltına alınmasından sorumlu polis memurlarına yönelik olarak başvuran  
tarafından yapılan kötü muamele iddialarını takiben başlatılan yargı işlemleri dosyası”nı  
AİHM’ye iletmiştir.  
64.Başvuranın Hükümet tarafından sunulan belgelere ilişkin görüşlerini AİHM’ye  
iletmesinin ardından, AİHM, Hükümet’i bu görüşler hakkında görüş bildirmeye davet  
etmiştir. Hükümet’ten hiçbir yanıt alınmamıştır.  
65.Yukarıda değinilen, AİHS birimlerinin belirli bilgi ve belge taleplerine zamanında  
yanıt verme ya da yalnızca yanıt vermeye ilişkin noksanlıkların ötesinde ve bunun aksini iddia  
etmesine rağmen (bkz. 63. paragraf), Hükümet, ayrıca AİHM’ye tam soruşturma dosyasını da  
iletmemiştir.AİHM, özellikle, aşağıdaki, potansiyel olarak önemli ve Hükümet tarafından  
iletilmeyen belgeleri vurgular. Bu belgelerin varlığı, AİHM’nin elinde bulunan belgelerde  
onlara yapılan atıflardan ortaya çıkmıştır:  
(a)Başvuran tarafından 6 Ekim 1994 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı’na sunulan  
ve 7 Ekim 1994 tarihinde Adli Tıp Kurumu Müdürlüğü tarafından incelenen röntgen filmleri  
(bkz. 25. paragraf);  
(b)Başvuranın Adli Tıp’a nakli talimatını verirken Adana Cumhuriyet Savcısı  
tarafından hazırlanan belgeler (bkz. 31. paragraf);  
(c)yetkisizlik kararı (bkz. 29. paragraf) ve bu karardan önce Adana Cumhuriyet  
Savcısı tarafından başvurandan ve adı iddialarda geçen polislerden alınan ifadeler;  
(d)ön soruşturma safhasında polis memurlarından alınan ifadeler (bkz. 33. paragraf);  
8
(e)Adana Emniyet Müdürlüğü’nün 18 Kasım 1994 tarihli yazısı (bkz. 31. paragraf);  
(f)Emniyet Müdürlüğü’nde başvurandan ve erkek kardeşinden alınan ifadeler (bkz. 46.  
paragraf);  
(g)Dışişleri Bakanlığı’nın31 Mayıs 1996 tarihli yazısı (bkz. 39. paragraf);  
(h)Müdürlük’ün 7 ve 26 Haziran 1996 tarihli (bkz. 37. ve 39. paragraflar) yazıları ve  
son olarak;  
(i) Adana Cumhuriyet Savcısı’nın 13 Haziran 1996 yazısı (bkz. 37. paragraf).  
66.AİHM, Komisyon’un ve AİHM’nin ilgili bilgi, belge ve açıklama taleplerine  
cevaben Hükümet’in gecikme ve ihmallerine herhangi bir açıklama getirmediği sonucuna  
varmıştır. Buna göre, Hükümet’in bu bağlamdaki tutumundan sonuçlar çıkarabileceğini tespit  
etmiştir. Ayrıca, AİHM, bir sorumlu Hükümet’in AİHS işlemlerinde işbirliği yapmasının  
önemine atıfta bulunarak (bkz. 57. paragraf), Hükümet’in, AİHS’nin 38 § 1 (a) maddesi  
kapsamında, olguları belirleme görevleri çerçevesinde, Komisyon’a ve AİHM’ye gerekli  
bütün kolaylıkları sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini tespit etmiştir.  
C.AİHM’nin olguları değerlendirmesi  
67.Başvuran, dört polis memuru tarafından ıssız bir yere götürüldüğünü ve kötü  
muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Bu kötü muamelenin bir sonucu olarak, çene  
kemiği kırılmıştır. Hükümet, iddia edilen olay günü sağlık raporu almadığını vurgulayarak  
başvuranın iddialarını reddetmiştir.  
68.AİHM, ilk olarak – AİHS işlemleri süresince, Hükümet’e verilmiş olan, başvuranın  
yorumlarına cevap verme imkanlarına rağmen – Hükümet’in başvuranın dört polis tarafından  
ıssız bir yere götürüldüğü iddiasına karşı çıkmadığını gözlemler.  
69.Aynı şekilde, dört polisten ikisinin yargılama sırasında verdiği ifadelere ilişkin  
yorum yapmamış ve bunların doğruluğunu teyit etmemiştir, bu ifadelere göre, sözkonusu  
polis memurları başvuranı götürmemiş, kimliğini kontrol ettikten sonra kendisine geri  
vermiştir (bkz. 42. paragraf). Bu bağlamda, AİHM, Hükümet’in AİHM’nin dikkatini bu  
polislerin yargılanmasına dahi çekmediğini, bunun AİHM tarafından ex proprio motu ortaya  
çıkarıldığını tekrarlar (bkz. 62. paragraf). Ayrıca, pek çok talep ve hatırlatmaya rağmen,  
Hükümet, 28 Mart 2001 tarihinde kadar, yani yargılama sona erdikten sonra üç sene  
geçinceye kadar, AİHM’ye yargılamaya ilişkin belgeleri sunmamıştır (bkz. 63. paragraf).  
70.Bu yargılamanın etkinliğinin aşağıda incelenecek olmasına rağmen (bkz. 90-100  
paragraflar), AİHM bu noktada, sanıklardan ikisinin mahkemeye çıkmamasının mazur  
görülmesinden dolayı şaşkınlığa düşğünü vurgular (bkz. 43-45. paragraf). Sonuç olarak,  
mahkeme, bu iki sanığı doğrudan yargılama imkanından yoksun kalmıştır. Ayrıca, ilk  
duruşma için mahkeme tarafından “kasıtsız olarak” çağrılmayan (bkz. 43 paragraf) ve  
akabindeki duruşmaların dahi bildirilmediği başvurana, yargılama sırasında iddialarını ortaya  
koymak için yeterli imkan tanınmamıştır.  
71.AİHM, sanıkların inkarının görünüşte mahkemenin onları beraat ettirmesi için  
yeterli olduğunu not eder. Başvuranın hem polise (bkz. 46. paragraf) hem de yargılama (bkz.  
46. paragraf) esnasında başvuranın ve erkek kardeşinin verdiği ifadelere ağırlık verildiği  
görünmemektedir.  
9
72. Beraat kararında, mahkeme, Adli Tıp tarafından hazırlanan sağlık raporunu büyük  
ölçüde dayanak olarak kullanmıştır. Ne Cumhuriyet Savcısı ne de mahkeme hakimi,  
başvuranın söylediğine göre, 5 Ekim 1994’te muayene edildiği, ve ayrıca çene kemiğinin  
filminin çekildiği hastaneden bilgi almak yoluna gitmemişlerdir (bkz. 25 . paragraf).  
73.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, yargılama süresince polisler tarafından  
verilen ifadelerin, başvuranın iddialarını haksız çıkarmayı muktedir, kesin kanıtlar olmadığını  
tespit etmiştir.  
74.AİHM, bir kez daha, ön soruşturma sırasında polislerden alınan ifadelerin (bkz. 33.  
paragraf) veya Danıştay’a iletildiğinde soruşturma dosyasında bulunabilecek başka belgelerin  
kendisine sunulmadığını tekrarlar. Bu bağlamda, soruşturma dosyasını elinde bulunduran  
Danıştay’ın, 31 Mayıs 1996 tarihli kararında, iddia edildiği üzere başvuranın dört polis  
memuru tarafından kötü muameleye maruz kaldığını tespit ettiğini gözlemler (bkz. 34.  
paragraf). AİHM’ye, Danıştay’ın vardığı sonucun doğruluğuna dair şüphe oluşturacak hiçbir  
argüman sunulmamıştır.  
75.Hükümet’in, Adli Tıp Kurumu’nun rapor tarihinin 7 Ekim 1994 olması gerçeğine  
dayanmasına ilişkin olarak (bkz. 27. paragraf), AİHM, bu tarihin, başvuranın Cumhuriyet  
Savcısı tarafından bu kuruma naklettirildiği tarih olduğunu gözlemler (bkz. 26. paragraf). Bu  
bağlamda, AİHM, Hükümet’in hiçbir safhada, başvuranın polis tarafından 5 Ekim 1994  
tarihinde serbest bırakıldıktan sonra ailesi tarafından hastaneye götürüldüğü (bkz. 25-26) ya  
da bu hastanede röntgen filmlerinin çekildiği ve bu filmlerin başvuran tarafından 6 Ekim 1994  
tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na iletildiği (bkz. 25. paragraf) şeklindeki anlatımına itiraz  
etmediğini gözlemler. Yine aynı şekilde, Hükümet’in ya da başka bir yerel makamın,  
başvuranın ifadesinin doğruluğunu sınamak amacıyla, başvuranın muayene edildiğini iddia  
ettiği hastaneyle irtibata geçildiği görünmemektedir.  
76.Yukarıda anlatılanlar ışığında ve yukarıda ayrıntılı olarak ortaya konulmuş olan,  
Hükümet’in AİHM’ye ilgili bilgi ve belgeleri sunmamış olmasını dikkate alarak (bkz. 58-65.  
paragraflar), AİHM, başvuranın 5 Ekim 1994 tarihinde dört polis tarafından kötü muameleye  
maruz kaldığı ve bu darp sonucunda çenesinin kırıldığı sonucuna varmıştır.  
77.Bu tespit temelinde, AİHM, başvuranın AİHS’nin çeşitli maddeleri kapsamında  
yaptığı şikayetlerini incelemeye geçecektir.  
II.AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
78.Başvuran, polislerin 5 Ekim 1994 tarihinde yaptığı ölüm tehditleri sebebiyle  
AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:  
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile  
cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine  
getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.  
…”  
79.Hükümet, görüşünde bu şikayete değinmemiştir.  
10  
80.AİHM, başvuranın iddialarının, 2. madde ihlali teşkil edecek nitelikte ve derecede  
olduğu konusunda ikna olmamıştır (bkz. Buldan – Türkiye, no. 28298/95, § 93, 20 Nisan  
2004).  
81.Buna göre, AİHM, AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.  
III.AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
82.Başvuran, AİHS’nin 3. maddesi çerçevesinde insanlık dışı ve küçültücü muameleye  
varan kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Bu maddeye göre:  
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi  
tutulamaz.”  
83.Hükümet, başvuranın iddialarını doğrulamak için hiçbir kanıt sunmadığını  
belirtmiştir.  
84.AİHM’nin içtihadı, 3. maddenin kapsamına girecek ise, kötü muamelenin asgari bir  
vehamet derecesine ulaşması gerektiğini belirtmektedir. Bu asgarinin değerlendirilmesi  
görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel ve/veya zihinsel etkileri, ve bazı vakalarda kurbanın  
cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın bütün koşullarına bağlıdır (bkz. Tekin – Türkiye,  
9 Haziran 1998, Reports of Judgments and Decisions 1998-IV, § 52).  
85.AİHM, başvuranın polisler tarafından dövüldüğünü ve bu dövülmenin sonucunda  
çenesinin kırıldığının kesin olduğunu tespit ettiğini hatırlatır (bkz. 76. paragraf). Bu tür bir  
muamelenin, insanlık dışı ve küçültücü muamele sınırına ulaştığı ve bu bağlamda bir 3.  
madde ihlali ortaya koyduğu kanısındadır.  
86.Dolayısıyla, başvuranın maruz kaldığı muamele bağlamında 3. madde ihlal  
edilmiştir.  
IV.AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
87.Başvuran, AİHS’nin 5. maddesinin hiçbir fıkrası ile haklı çıkarılamayacak  
koşullarda tutuklu bulundurulduğunu öne sürerek şikayetçi olmuştur.  
88.Hükümet, görüşünde bu şikayete değinmemiştir.  
89.Yukarıda 3. madde ile ilgili ve aşağıda 13. madde ile ilgili tespitlerini dikkate  
alarak, AİHM, bu davanın koşullarında, 5. maddenin ihlal edilip edilmediğinin  
belirlenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.  
V.AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
90.Başvuran, soruşturmadaki noksanlıkların, 13. maddeyi ihlal ettiğini ileri sürerek  
şikayetçi olmuştur. Bu maddeye göre:  
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir  
makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
11  
91.Başvuran, argümanını desteklemek amacıyla özellikle polis memurlarının  
soruşturulması ve yargılanması süresince ulusal yetkililerin şu eksikliklerine atıfta  
bulunmuştur:  
(a)polis memurlarından detaylı ifade almamak, ki buna, onları sorgulayarak olayları  
anlatmaları dahil idi;  
(b)polislerin silahlarını emniyet altına almak, ve diğerlerinin yanı sıra, bunların  
başvurana temas edip etmediğini belirlemek için bu silahlar üzerinde adli tıp testleri  
yapmamak;  
(c)ayak izi ve lastik izi için olay yerini incelememek;  
(d)7 Ekim 1994 tarihli sağlık raporunu hazırlayan doktordan, başvurandaki yaraların  
tam kapsamı ve sebeplerine ilişkin görüşlerine dair ifade alınmaması; örneğin bu yaralar tüfek  
dipçiklerinin sebep olduğu yaralanmalar ile örtüşmekte miydi?  
(e)5 Ekim 1994 tarihli olaya tanık olmuş olabilecek, kahvehanedeki veya civardaki  
şahıslardan ifade alınmaması ve son olarak,  
(f)dört polisin görevlerine ve 01 HC 644 plakalı aracın kullanımına ilişkin olarak, 5  
Ekim 1994 tarihine kadar ilgili tüm polis kayıtlarının temin edilmemesi.  
92. Başvuran, ayrıca, AİHM’nin dikkatini, dört polis memurunun yargılanmasındaki  
şu kusurlara çekmiştir:  
(a) sık ertelemeler ve sanığın hazır bulunmadığı duruşmalar ile işlemler ağır bir  
şekilde yürütülmüştür. Başvuranın görüşüne göre, oldukça basit bir davanın,  
Ekim 1994’te başvuranın şikayetinin yapılmasından Aralık 1997’deki  
mahkeme kararına kadar üç yıldan fazla bir süre alması tamamıyla  
kabuledilmezdir;  
(b) dört sanık tarafından sunulduğu şekilleriyle olaylar, hiçbir şekilde, ne hakim  
tarafından sorulan sorular ne Cumhuriyet Savcısı tarafından sorulan sorular ne  
de başka bir şekilde, kontrol edilmiştir;  
(c) başvurana mahkeme çağrısında bulunmamaya ilişkin ”kasıtsız” hata onu  
sanıklara soru sorma fırsatından yoksun bırakmıştır;  
(d) İlk derece mahkemesinin, 7 Ekim 1994 tarihli tıbbi raporu düzenlemiş olan  
doktoru sorgulamama hatası; ve son olarak;  
(e) Cumhuriyet Savcısı’nın, kendisinin, delil yetersizliğine dayanarak beraat  
tavsiyesinde bulunduğu gerçeği, ilk derece mahkemesine sanıkları beraat  
ettirmekten başka şık tanımamıştır. Bu tavsiye, yukarıda değinilen yargılama  
sürecindeki kusurların ışığında değerlendirilmelidir ki bunlar Cumhuriyet  
Savcılığı’nın esas sorumluluğudur.  
93. Özellikle başvuranın yukarıda özetlenen iddialarına ilişkin görüş bildirmek üzere  
AİHM tarafından davet edilmiş olan Hükümet, AİHM’nin talebine cevap vermemiş (bkz.  
yukarıda 64. paragraf) ve dolayısıyla o iddiaların doğruluğuna itiraz etmemiştir.  
12  
94. AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS hakları ve özgürlüklerinin esasını  
yürürlüğe koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde erişilebilirliğini, yerel yasal düzende her  
ne şekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. 13. maddenin amacı,  
dolayısıyla, AİHS uyarınca “savunulabilir bir şikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve  
yerinde bir telafi sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü şart koşmaktır, bununla beraber,  
Sözleşme’ye taraf olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AİHS yükümlülüklerine uyma  
şekillerine ilişkin bir miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün  
kapsamı, başvuranın AİHS uyarınca yaptığı şikayetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla  
beraber, 13. madde tarafından şart koşulan hukuk yolu, uygulama ile birlikte usulde de  
“etkili” olmalıdır, özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin  
fiiliyatları veya ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz. Aksoy – Türkiye,  
18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports 1996-VI, s. 2286, § 95; Aydın – Türkiye, 25 Eylül 1997  
tarihli karar, Reports 1997-VI, ss. 1895-96, § 103; Kaya – Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli  
karar, Reports 1998-I, § 167).  
95. Kişinin, Devlet tarafından ciddi kötü muameleye maruz kaldığı veya işkence  
gördüğü şeklinde savunulabilir bir iddiası olduğu durumda, “etkili hukuk yolu” kavramı,  
uygun olduğu hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, sorumlu kişilerin teşhis edilmesi ve  
cezalandırılmasını sağlayabilen ve şikayetçinin soruşturma sürecine etkili erişimini içeren tam  
ve etkili bir soruşturmayı gerektirir (bkz., yukarıda anılan, İlhan § 97).  
96. Bu davada gösterilen delillere dayanarak, AİHM, sorumlu Devlet’in, başvurana  
kötü muameleden 3. madde uyarınca sorumlu olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla,  
başvuranın bu husustaki şikayetleri, 13. maddenin maksatları ısından “savunulabilir” dir  
(ibid. § 98 ve orada anılan davalar).  
97. Yetkililerin, dolayısıyla, başvuranın yara aldığı olaylara yönelik etkili bir  
soruşturma yürütme yükümlülüğü vardı.  
98. AİHM, başvuran tarafından belirlendiği gibi, ceza duruşmasındaki ve başvuranın  
iddialarına yönelik soruşturmadaki kusurları kabul eder (bkz. yukarıda 91-92. paragraflar).  
Ayrıca, başvuranın bu husustaki görüşlerine Hükümet tarafından itiraz edilmediğini kaydeder  
(bkz. yukarıda 93. paragraf; aynı zamanda bkz. yukarıda 7. paragraf).  
99. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, 13. maddeye uygun olarak etkili bir cezai  
soruşturmanın yürütülmüş olduğu değerlendirilemez. AİHM, dolayısıyla, başvuranın AİHS  
şikayetlerine ilişkin etkili bir hukuk yolunun sağlanmamış olduğuna ve böylece, tazminat  
talebi de dahil mevcut herhangi başka hukuk yollarına erişimin de reddedildiğine karar  
vermiştir.  
100. Sonuç olarak, AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
VI. AİHS’NİN 2, 3, 5 VE 6. MADDELERİ İLE BİRLİKTE ELE ALINAN, AİHS’NİN 14.  
MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
13  
101. Başvuran, polisin şiddetine maruz kalmasının sebebinin Kürt kökeni olduğunu  
ileri sürmüştür. Bunun, AİHS’nin 2, 3, 5 ve 6. maddeleriyle birlikte ele alınan, AİHS’nin 14.  
maddesine aykırı olarak ayrım teşkil ettiğini iddia etmiştir. 14. madde şöyledir:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal  
veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum  
veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
102. Hükümet, görüşlerinde bu şikayeti ele almamıştır.  
103. AİHM, AİHS’nin 3 ve 13. maddelerinin ihlali tespitini kaydeder ve bu  
şikayetleri, aynı zamanda AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte incelemenin gerekli olmadığını  
değerlendirir.  
VII. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN 41. MADDESİNİN  
UYGULANMASI  
104. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
105. Başvuran, polis memurları tarafından saldırıya uğradıktan sonra, 90 günlük bir  
süreliğine İstanbul’da bir hastanede tıbbi tedavi görmüş olduğunu iddia etmiştir. Bu süre ve  
sonraki üç aylık süre zarfında çalışamamıştır. Altı aylık gelir kaybı 1.571 Sterlin’i bulmuştur.  
Mali bakımdan sorumlu olduğu bir eşi ve yaşları altı ila dokuz arasında olan üç çocuğu vardır.  
Ayrıca, hastane masraflarının 3.492,84 Sterlin olduğunu iddia etmiştir.  
106. Hükümet, başvuranın maddi zarara ilişkin delil sunmamış olduğunu ileri sürerek,  
başvuran tarafından talep edilen miktara itiraz etmiştir. Hükümet, AİHM’den, gerektiği  
takdirde, tazminat işleminin herhangi bir delil veya belgeden yoksun abartılmış taleplerle  
istismar edilmesine müsaade etmeden, başvurana adil bir miktar maddi tazminat ödenmesine  
karar vermesini talep etmiştir.  
107. AİHM, başvuranın 3. maddeye aykırı olarak maruz kaldığını tespit ettiği yaralar  
ile tıbbi masraflar ve belirli bir gelir kaybı arasında doğrudan sebep sonuç ilişkisi olduğu  
görüşündedir. Bu bağlamda, başvuranın, ameliyat edilmesi gerekmiş olduğunu ve Adli Tıp  
Müdürlüğü’nün 7 Ekim 1994 tarihli raporuna göre, 25 günlük bir süre için çalışmasının  
mümkün olmamış olduğunu (bkz. yukarıda 27. paragraf) kaydeder. Herhangi bir hastane  
faturasının yokluğunda eşitlik temeline dayalı bir karar vererek, AİHM, başvurana, 5.000  
14  
Euro maddi tazminat ödenmesine karar verir.  
B. Manevi tazminat  
108. Başvuran, aynı zamanda, AİHM’den, kendisine 25.000 Sterlin manevi tazminat  
ödenmesine karar vermesini talep etmiştir.  
109. Hükümet’in görüşüne göre, başvuran tarafından talep edilen miktar haddinden  
fazladır; ihlal tespiti yeterli adil tazmin oluşturur. Hükümet, AİHM’den, başvuranın haksız  
iktisabına yol açacak herhangi bir tazminata karar vermemesini istemiştir.  
110. AİHM, başvuranın, AİHS’nin 3. maddesine aykırı olarak polis memurları  
tarafından kötü muameleye maruz kalmış olduğuna karar vermiştir. Ayrıca, bu bağlamda  
etkili bir hukuk yolu sağlanmamış olduğunu tespit etmiştir. Bu davanın şartlarını gözönünde  
tutarak, AİHM, eşitlik temeline dayalı karar vererek, başvurana 15.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine karar verir.  
C. Mahkeme masrafları  
111. Başvuran, başvurunun yapılmasındaki ücretler ve masraflar karşılığı toplam  
6.333,60 Sterlin ve 1.712.000.000 Türk Lirası talep etmiştir. Talebi şunları kapsamıştır:  
(a) İngiltere’deki avukatlarının ücretleri karşılığı 5.798,60 Sterlin;  
(b) Türkiye’deki avukatının ücretleri karşılığı 1.625.000.000 Türk Lirası  
(yaklaşık 875 Sterlin);  
(c) İngiltere’deki avukatlar tarafından yapılan tercüme masrafları karşılığı 375  
Sterlin;  
(d) İngiltere’deki avukatlar tarafından yapılan idari masraflar karşılığı 160  
Sterlin; ve  
(e) Türkiye’deki avukatlar tarafından yapılan idari masraflar karşılığı  
87.000.000 Türk Lirası (yaklaşık 46 Sterlin).  
112. Hükümet, sadece gerçekten yapılmış olan masrafların ödenmesi gerektiğini ileri  
sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, yapıldığı iddia edilen masraflara ilişkin olarak başvuran  
tarafından yazılı delil sunulmamış olduğunu değerlendirmiştir.  
113. Mevcut bilgilere dayanarak kendi kararını veren AİHM - tabi olabilecek her türlü  
katma değer vergisi hariç - net tazminat, başvuran tarafından talep ve tespit edildiği şekliyle,  
İngiltere’de başvuranın temsilcisinin banka hesabına Sterlin olarak yatırılmak üzere,  
başvurana mahkeme masrafları olarak 8.000 Euro ödenmesine karar verir.  
15  
D. Gecikme faizi  
114. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE AİHM,  
1. Oybirliğiyle, sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 38. maddesi uyarınca olayları saptamak  
görevinde AİHM’ye gerekli tüm kolaylıkları sağlamak yükümlülüğünü yerine getirmediğine;  
2. Oybirliğiyle, AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Oybirliğiyle, başvuranın maruz kaldığı muamele dolayısıyla AİHS’nin 3. maddesinin ihlal  
edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, başvuranın AİHS’nin 5. maddesi uyarınca olan şikayetini ayrı olarak  
incelemenin gerekli olmadığına;  
5. Oybirliğiyle, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. Bir oya karşı altı oyla, başvuranın, AİHS’nin 14. maddesi uyarınca olan şikayetini ayrı  
olarak incelemenin gerekli olmadığına;  
7. Oybirliğiyle,  
a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, 5.000 Euro (beş bin Euro) maddi tazminat ve bu miktara  
tabi olabilecek her türlü vergiyi, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
dönüştürmek ve başvuranın banka hesabına yatırmak üzere ödemesine;  
b) Sorumlu Devlet’in, başvurana, aynı üç aylık süre içinde, 15.000 Euro (on beş bin Euro)  
manevi tazminat ve bu miktara tabi olabilecek her türlü vergiyi, ödeme günündeki kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönüştürmek ve başvuranın banka hesabına yatırmak üzere  
ödemesine;  
c) Sorumlu Devlet’in, başvurana, aynı üç aylık süre içinde, tabi olabilecek her türlü katma  
değer vergisi ile birlikte, mahkeme masrafları olarak 8.000 Euro’yu (sekiz bin Euro)  
ödeme günündeki kur üzerinden Sterlin’e dönüştürmek ve başvuran tarafından belirlenen  
İngiltere’deki temsilcilerinin banka hesabına yatırmak üzere ödemesine;  
d) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
16  
8. Oybirliğiyle, başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 20 Eylül 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. DOLLÉ  
Sekreter  
J.-P. COSTA  
Başkan  
AİHS’nin 45 § 2 maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 74 § 2 maddesine uygun  
olarak, aşağıda yer alan Mularoni’nin kısmi muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.  
J.-P.C.  
S.D.  
YARGIÇ MULARONI’NİN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
Çoğunluğun aksine, ben, AİHM’nin, başvuranın AİHS’nin 14. maddesi uyarınca olan  
şikayetini ayrı olarak incelemesinin gerekli olduğuna inanıyorum.  
Kürt kökenli Türk vatandaşları tarafından yapılan onlarca benzer başvuruyu  
inceledikten ve çok sık olarak AİHS’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edildiğine karar verdikten  
sonra, böyle bir şikayeti, Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan davalarındaki (no. 43577/98 ve  
no. 43579/98) 6 Temmuz 2005 tarihli Büyük Daire kararından bile önce incelememiş  
olmaktan dolayı rahatsızlık duydum. Böyle bir karardan sonra daha da fazla rahatsızlık  
duyuyorum. AİHM’nin, Nachova ve Diğerleri davasında böyle bir şikayeti incelemeye karar  
verip şimdiki dava gibi davalarda incelemenin gereksiz olduğunu değerlendirmeye devam  
etmesini gerçekten anlayamıyorum.  
14. madde uyarınca olan şikayetin incelenmesi, tabii ki, sonunda AİHM’nin 14.  
maddenin ihlal edildiğine karar vereceği anlamına gelmez. Çoğunluğun yaklaşımına  
katılamıyorum, bu yaklaşım benim için, sorumlu Devlet Türkiye olduğunda bu tip davalarda  
ayrım yasağını önemli bir mesele olarak değerlendirmemekle eş değerdedir.  
17