CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DĐTABAN-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:69006/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Nisan 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı SavaDitaban (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 14 Mart  
2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 69006/01 numaralı  
bavuru sonucu bu dava görülmektedir  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından  
M.A. Altın tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1963 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın yakalanmasıyla gelien olaylar  
Đzmir Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılığı ubesi’ne bağlı polislerin  
yürütğü soruturma kapsamında aranan bavuran üzerinde sahte 9 Nisan 2000 tarihinde  
yakalanmıtır. Aynı soruturma kapsamında bavuranın yanı sıra birçok kii de yakalanmıtır.  
Yakalama koulları konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.  
9 Nisan 2000 tarihinde düzenlenen ve bavuran SavaDitaban’ın (S.D.), ei E.Ç. ve polislerin  
imzasını taıyan yakalama tutanağı ile de desteklenen Hükümet versiyonuna göre göre olaylar  
u ekilde cereyan etmitir: iki sivil polis F. K. ve A.K. bir süpermarkette bavuran ve ei  
E.Ç.’yi yakalamaya çalıırken bavuran F.K.’yı saçlarından tutarak kafasını duvara vurmu,  
silahını alarak polisin baına dayamıve onu öldürmekle tehdit etmitir. Diğer polis memuru  
A.K. bavuranı durdurmaya çalığında adı geçen iki üç el ateederek kaçmı, kendisini takip  
eden diğer iki polis yaklaırsa ei E.Ç.’yi öldürmekle tehdit etmitir. Polisler bavuranın teslim  
olması için havaya uyarı atei açmılar, fakat bavuran polislere atele karılık vermi, iki üç el  
art arda ateederek olay yerinden uzaklatır. Kaçarken merdivenlerden düen bavuran  
kolunu kırmıve yakalanmıtır.  
Polise ayrıca ifade veren E.Ç. de olayların bu ekilde cereyan ettiğini teyit etmitir.  
Bu takip ileminin dört görgü tanığı 9 Nisan 2000 tarihinde polise ifade vermiler ve olayların  
ilk kısmı konusunda bu versiyonu teyid etmilerdir.  
Gözaltına alınmadan evvel bavuran 9 Nisan 2000 tarihinde saat 12.50’de Đzmir Devlet  
Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçmitir.  
Polis memurları A.K. ve F.K. da aynı doktor tarafından muayene edilmitir. Saat 12.40’ta  
düzenlenen kısmen okunaksız sağlık raporlarına göre sol bilekte ve sol elin 3. ve 4.  
parmaklarında zedelenme, sağ kata açılma (polis memuru F.K. için), sol kolda ısırmaya bağlı  
ekimoz (polis memuru A.K. için) saptanmıtır.  
10 Nisan 2000 tarihinde düzenlenen tutanağa göre bavuranın avukatının müvekkili ile  
görüme talebi reddedilmi, bununla ilgili bir gerekçe gösterilmemitir.  
2
Cumhuriyet savcısının isteği üzerine bavuran aynı gün saat 15.45’te bir dispanser hekimi  
tarafından muayene edilmibu esnada sol bilekte kırık ve sağ bilekte deformasyon olduğu  
anlaılmıtır.  
12 Nisan 2000’de sekiz saat sorgulanmasının ardından bavuran on bir sayfalık bir ifadeyi  
imzalayarak kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmitir. Bavuran ifadesindeki formda yer  
alan avukat bulundurma talebi ile ilgili haneye «hayır» yanıtını iaretlemitir.  
Polisler 12 ve 13 Nisan 2000 tarihlerinde beraberlerinde bavuran ile birçok yerde aramalar  
gerçekletirmi, tutanaklar düzenlemilerdir.  
13 Nisan 2000 tarihinde savcıya ifade veren bavuran polise yapmıolduğu beyanları inkâr  
etmitir.  
Bavuran aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına çıkarılmıtır.  
Bavuran hakime verdiği ifadesinde kolunu polislerin karakolda kırdığını, ifadesini kaleme alıp  
kendisine zorla imzalattırdıklarını söylemitir. Hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermiꢀ  
ve bavuran Buca Cezaevine nakledilmitir.  
Bavuran ve suç ortağı sanıklar soruturma aamasında kabul etmiolmalarına rağmen Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davaları boyunca kendilerine yöneltilen bütün suçlamaları  
reddetmilerdir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Nisan 2001 tarihinde bavuranı adam yaralamak, ruhsatsız  
silah taımak, hırsızlık, tehdit, adam öldürmeye teebbüs etmek, suç amaçlı silahlı örgütü  
bünyesinde yer almak gibi çeitli suçlardan mahkum etmitir. Mahkeme soruturma sırasında  
düzenlenen tutanaklara, yakalanma koullarına ve ele geçirilen 9 mm.lik bemermi çekirdeği  
ile ticari senetlere dayanarak bavuranı iki yıl iki ay yirmi bir gün hapis cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay bu kararı 20 ubat 2002 tarihinde onamı, karar nihai hale gelmitir.  
B. Bavuranı sorgulayan polisler hakkında ikayet  
Bavuran 14 Nisan 2000 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Savcılığına sorgulamayı yapan polislerin  
kendisine ikence yaptıkları gerekçesiyle yazılı suç duyurusunda bulunmutur. Bavuran sorgu  
odasına götürüldüğünü ve kelepçelendiğini, gözlerinin bağlandığını, kendisine hakaret  
edildiğini, testislerine elektrik verildiğini, metal bir sopayla ve tabancayla sol kolu ve eli  
kırılıncaya kadar kendisine vurulduğunu iddia etmitir. Bavuran sağlık raporu düzenlenmek  
üzere adli tıp kurumuna sevkini talep etmitir.  
Bavuran 24 Nisan 2000 tarihinde Buca Cezaevi Savcısı tarafından dinlenmi, savcı karısında  
da iddialarını yinelemive gözaltından sorumlu üç ve/veya dört polisin kimliğini tehis  
edebileceğini beyan etmitir.  
Bavuran 26 Nisan 2000’de sağlık kontrolünden geçmek üzere adli tıp kurumuna  
gönderilmitir.  
Đzmir Cumhuriyet Savcılığı 17 Mayıs 2000 tarihinde gözaltında iken bavuranı sorgulayan  
polisler hakkındaki ön soruturmada takipsizlik kararı vermitir. Savcılık bilhassa E.Ç.’nin  
verdiği ifadeyi, olay yeri, arama ve yakalama tutanaklarını, sağlık raporlarını ve olay günü  
3
alınan tanık ifadelerini dayanak almıtır. Savcılık kanıt unsurlarına ve 9 Nisan 2000 tarihli  
tutanağa göre bavuranın kaçtığı sırada merdivenlerden düerek bileğini kırdığı kanaatine  
varmıtır.  
Savcılığın derinlemesine bir soruturma yürütmediğini öne süren bavuranın avukatı 8 Ağustos  
2000’de tarihli takipsizlik kararına itiraz etmitir.  
Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi 16 Ekim 2000 tarihinde bavuranın bu itirazını nihai olarak  
reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yakalanması ve gözaltına alınması sırasında kötü muameleye maruz kaldığından  
ikayetçi olmaktadır. Bavuran bileğinde oluan kırığın polislerin sorguladıkları sırada zor  
kullanmalarından kaynaklandığını öne sürmektedir. Bavuran ayrıca savcılık tarafından polisler  
hakkında balatılan soruturmanın etkisiz oluundan yakınmakta, AĐHS’nin 3. maddesini öne  
sürmektedir.  
Kabuledilebilirlik hakkında  
1. Esas bakımından  
AĐHM, bavuranda oluan yaraların AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girecek ölçüde ciddi  
olduğu hususunun tartıma konusu edilmediğini hatırlatır (Bkz. özellikle Milan-Fransa no:  
7549/03, 24 Ocak 2008; bkz aynı zamanda Ribitsch-Avusturya, 4 Aralık 1995 ve Tekin-  
Türkiye kararı 9 Haziran 1998).  
AĐHM bunun yanı sıra, temel olarak bavuranın sol bileğinde oluan kırığın ne zaman meydana  
geldiği ve nedeninin ne olduğu hususunda taraflar arasında görüayrılığının bulunduğunu  
hatırlatır.  
Bavuran bileğindeki kığın gözaltında kendisine uygulanan kötü muamele sonucu olutuğunu  
ileri sürmektedir.  
Hükümet ise kırığın bavuranın yakalanırken dümesi sonucu meydana geldiğini savunmakta,  
bavuranın gözaltına alınması sırasında ve sonrasında sağlık kontrolünden geçtiği konusuna  
AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Bavuranın vücudunda tespit edilen yaralanmalar  
yakalanırken olumutur. Hükümet bavuranın yakalanması sırasında direnç göstermesi  
nedeniyle polislerin de yaralandıkları ve sağlık raporu aldıklarını vurgulamaktadır.  
Hükümet ayrıca savcının sözkonusu kırığın bavuranın merdivenlerden dümesi sonucu  
olutuğu ve bavuranın gözaltında kötü muamele gördüğü iddialarını doğrulayacak hiçbir kanıt  
unsuru bulunmadığından soruturmanın bu yönde geniletilmesine yer olmadığı kanaatine  
vardığının altını çizer.  
4
AĐHM bavuranın gözaltına alınmasını müteakip 9 Nisan 2000 saat 12.50’de düzenlenen sağlık  
raporunda bahse konu kırığın dile getirildiğini gözlemlemektedir. Bundan kırığın adı geçenin  
yakalanması sırasında meydana geldiği çıkarımına varılmaktadır.  
AĐHM bu tarihten sonra hazırlanan sağlık raporlarında bavuranın bu iddialarıyla aynı  
doğrultudaki yeni kanıtların ortaya konulmadığını not eder.  
AĐHM içtihadında uyguladığı ve itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı  
birtakım emare ya da karinelerden doğan «her türlü makul üphenin ötesinde» delil ilkesini  
temel alarak (Bkz. Labita-Đtalya kararı, no: 26772/95, § 121, AĐHM 2000-IV) gözaltında kötü  
muamele iddialarının dayanağı olmadığını değerlendirir.  
AĐHM polislerin bavuranı yakaladıkları esnada uyguladıkları gücün adı geçenin sergilediği  
tutum dikkate alındığında gerekli olup olmadığının ve bu gücün orantılılığının incelenmesi  
gerektiğini vurgular (Bkz. örneğin Popov-Bulgaristan no: 75022/01, 22 Ocak 2009; Rehbock-  
Slovenya no: 29462/95; sözü edilen Ribitsch; Altay-Türkiye no: 22279/93, 22 Mayıs 2001;  
Ivan Vassilev-Bulgaristan no: 48130/99, 12 Nisan 2007).  
AĐHM dosyanın incelenmesinden bilekteki kırığın bavuranın dümesi sonucu mu yoksa  
polislerin bavurana kelepçe taktıkları sırada mı olutuğunun anlaılmadığını not etmektedir.  
Bununla birlikte soruturma boyunca düzenlenen belgelerden bavuranı yakalama ileminin  
kaçma-kovalamacayı takip eden arbede ve bavuran ve iki polis memuru arasında geçen silahlı  
çatıma neticesinde gerçekletiği anlaılmaktadır. Bavuran polislere karı direnmediğini  
söylese de polisin açtığı atee karılık verdiğini ve sonra da düğünü kabul etmektedir.  
Ayrıca polisler de bavuranın verdiği fiziksel zarara maruz kalmılardır.  
AĐHM sonuç olarak meydana gelen olaylar göz önünde bulundurulduğunda, hukuki merciler  
nezdinde bavuranın yakalanması ve sorgulanması için kullanılan gücün orantılı olduğuna  
itibar etmektedir. Dava dosyasında bavuranın ikence iddialarını ve AĐHS’nin 3. maddesine  
aykırı kötü muameleyi destekleyici herhangi bir delil yer almamaktadır.  
Dayanaktan yoksun bulunan bu ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına  
uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.  
2. Usul bakımından  
Bir kiinin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı fiillerin mağduru olduğu iddiaları karısında  
yetkililerin yürütmüoldukları resmi soruturmanın etkililiği ve «savunulabilirliği» hususunda  
(Bkz. örneğin M.C.-Bulgaristan kararı, no: 39272/98) AĐHM, bavuranın bileğinde kırığın  
olutuğu ana ve bavuranın iddialarını destekleyecek baka yara bere bulunmadığını hatırlatır.  
AĐHM olayların koulları ve bavuranın iddialarının içeriği dikkate alındığında, yetkililerin  
daha derinlemesine bir soruturma yapma zorunluluklarının olmadığına itibar etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi hakkında yapılan ikayetin usul bakımından da AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6/3 c) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
5
Bavuran gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması nedeniyle savunma  
haklarının ihlal edildiğini öne sürmekte, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasına atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet bavuranın iddiasına karı çıkmaktadır. Hükümet, birinci olarak, bavuranın avukat  
bulundurma hakkında haberdar edildiği ve kendi arzusuyla bu hakkından vazgeçtiği için  
ikayetinin dayanaksız olduğunu savunmaktadır. Bu çerçevede bavuranın imzaladığı tutanakta  
yer alan avukat bulundurma hakkından «yararlanmak istemediğine» ilikin haneyi  
iaretlediğini belirtmektedir.  
Hükümet, ikinci olarak, bavuranın avukat bulundurma hakkından yararlanamadığı ikayetini  
iç hukuktaki mahkemeler önünde dile getirmediğini, ayrıca gözaltı süresi 13 Nisan 2000  
tarihinde sona eren bavuranın AĐHM’ye bavurusunu 14 Mart 2001 tarihinde yapması  
nedeniyle altı ay kuralına riayet etmediğini vurgular.  
AĐHM bavuranın avukatının müvekkili ile görüme talebinin yetkililer tarafından açıkça  
reddedildiğini not etmektedir. AĐHM’ye göre bu durum, bavuranın avukat yardımından  
yararlanmak istemediğini iaretlemiolmasının değerini, AĐHS’nin 6. maddesi ile güvence  
altına alınan bir hakkından vazgeçme iradesini gösterme anlamında, büyük ölçüde  
azaltmaktadır. AĐHM, ayrıca avukat bulundurma hakkına getirilen kısıtlamanın sistemik  
olduğunu gözlemlemektedir: 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla itham edilen gözaltındaki kiilere  
uygulanmaktadır.  
AĐHM Hükümetin ikayetin dayanaktan yoksun olduğu ve iç hukuk yollarının tüketilmediği ön  
itirazını reddeder.  
AĐHM altı ay kuralı ile ilgili yerleik içtihadını hatırlatmakta ve bu içtihat gereğince bir yargı  
sürecinin hakkaniyete uygun gerçekleip gerçeklemediğinin dava unsurlarının bütünü ıığında  
değerlendirildiğini vurgular (Bkz. John Murray-Birleik Krallık kararı, 8 ubat 1996). Mevcut  
bavuruda bavuran 14 Mart 2001 tarihli bavurusunu, iç hukuktaki nihai karar olan  
Yargıtay’ın 20 ubat 2002 tarihli hükmünden evvel yapmıtır. AĐHM bu durumda altı ay  
kuralına değin ikayeti reddetmektedir.  
AĐHM yapılan ikayetin dayanaktan yoksun olarak nitelendirilmesi için herhangi bir  
gerekçenin yer almadığını saptamaktadır. Bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Bavuran ön soruturma kapsamında avukat bulundurma hakkından yoksun bırakılması  
nedeniyle adil yargılanmadığını öne sürmektedir. Bavuran özellikle mahkumiyetinin  
gözaltında avukatı bulunmaksızın polis zoruyla yaptığı itiraflara dayandığını iddia etmektedir.  
Hükümet bavuranın ileri sürdüğünün aksine DGM’deki yargılamada avukat bulundurma  
olanağına sahip olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM adil yargılama ve soruturma aamasında bir avukat yardımından yararlanma haklarına  
ilikin genel ilkeleri hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz).  
6
Bu bavurunun daha önce incelenen Salduz kararındaki koullardan ayrı tutulmasını  
gerektirecek hiçbir özel durumun bulunmadığını kaydeden AĐHM aynı gerekçelere dayanarak  
AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır (Bkz. aynı zamanda Gülbahar ve Tut-Türkiye kararı, no: 24468/03, 24 ubat  
2009).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran gerekçe belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat olarak 25.000 Euro talep etmekte,  
ayrıca kendisine uygulanan kötü muamele nedeniyle travma yaadığını iddia etmektedir.  
Hükümet aırı ve dayanaksız nitelendirdiği bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağında, ilke olarak en uygun  
telafi yolunun, bavuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiolsaydı  
bavuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu  
kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005,  
Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17  
Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu bavuruya uygulanabileceği görüündedir.  
AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin bavuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin  
6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
AĐHM bavurana hakkaniyete uygun 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermektedir.  
B. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrası hakkındaki ikayetin  
kabuledilebilir, bunun dıındaki ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 1.000 Euro (bin  
Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
7
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 14 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8