Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında her
duruşmada basmakalıp olmaması için «işlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların
durumu», «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle başvuranın
serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. DGM,
üç defa, davanın hüküm aşamasında olduğunu, bir defa, verilen cezanın uygunluğunu ve
yalnızca iki defa başvuranın firar etme riskini vurgulamış ve son olarak gerekçe
belirtmeksizin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
AİHM, başvurana itham edilen suçların ve verilen cezanın ağırlığını : ölüm cezası, kabul
etmektedir.Yine de firar etme tehlikesinin sadece çarptırılan cezanın ciddiyetine
indirgenemeyeceğini (Bkz. Muller-Fransa kararı 17 Mart 1997, 1997-II, § 43) fakat tutukluluk
halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerektiğini
hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Letellier kararı, § 43).
Bunu yanı sıra, Mahkeme ulusal hakim tarafından ortaya konulan gerekçenin kısa ve
özlülüğünün altını çizerek hakimin olayların mevcut özel durumu ve başvuranın tutumu
karşısında firar riskine dair hiçbir mütalaada bulunmadığını ifade etmektedir. Tutukluluk
halinin devamına karar veren ulusal mercilerin gerekçeli kararlarında neye istinaden dokuz yıl
on bir ay süresince firar tehlikesi bulunduğunu belirtmeleri gerekir (Bkz. diğerleri arasında,
Letellier kararı, § 43, ve Zanouti-Fransa kararı, no: 42211/98, § 45, 31 Temmuz 2001).
Davanın hüküm aşamasında olduğu gerekçesine gelince, AİHM, ulusal yargı tarafından
yapılan değerlendirmenin ardından dört yıl sonra başvuran hakkındaki yargılama sürecinin
halen devam ettiği tespitinde bulunmaktadır.
Son olarak, AİHM’ye göre «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin
mevcut olduğu ve devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen,
mevcut davada bunlar şikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı
çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Mansur kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no:
39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).
Bu nedenle AİHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Tazminat
Başvuran maddi zarar için 22.032.000.000 TL. (yaklaşık 13.614 Euro) ve manevi zarar olarak
10.000.000.000 TL. (yaklaşık 6.179 Euro) talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı
bulunmadığından bu talebi reddetmiş, buna karşın hakkaniyete uygun olarak başvuranın
maruz kaldığı manevi zarara dair talep ettiği miktarın ödenmesini kararlaştırmıştır.