C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DĐNDAR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:32456/96)  
NĐHAĐ KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Aralık 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (32456/96) bavuru no’lu davanın  
nedeni, Muharrem Dindar’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 6  
Mayıs1996 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan faydalanan bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından H. A. Afaroglu  
tarafından temsil edilmektedir.  
AĐHM 20 Mayıs 2003 tarihinde bavuruyu kısmen kabuledilebilir bulmutur.  
OLAYLAR  
Davanın Koulları  
Bavuran 1941 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.  
A. Davaya neden olan olaylar  
7 Mayıs 1992 tarihinde bavuran, iyeri için kiralık bir yer arayan A.E.’ye Cumhuriyet  
Bulvarı’ndaki bir büroyu göstermek amacıyla gayrimenkul kiralama bavuru belgesi  
imzalat, A.E. burayı beğenmeyerek Vasıf Çınar bulvarındaki büroyu kiralamıtır.  
Bavuran bunun üzerine imzalattığı bavuru belgesine dayanarak A.E.’den komisyon bedeli  
talep etmi, A.E.’nin Vasıf Çınar bulvarındaki gayrı menkulün sahibi N.P. ile kira sözlemesi  
yaptığını ve kendisinin burayı gösterdiğini ileri sürmüve A.E.’den ikayetçi olmutur.  
Buna karılık A.E. bavuranın V.Çınar bulvarındaki yeri kendisine hiçbir zaman  
göstermediğini belirterek bavuranı kira sözlemesi üzerinde tahrifat yapmakla suçlamıtır.  
B. Bavuran aleyhine balatılan cezai soruturma  
30 Kasım 1992 tarihli iddianame ile Cumhuriyet Savcısı Türk Ceza Kanunu’nun 345.  
maddesine dayanarak bavuranı evrak üzerinde sahtekarlık ve tahrifat yapma suçu ile itham  
etmitir.  
30 Aralık 1993’te Ağır Ceza Mahkemesi TCK’nın 345. maddesi gereğince bavuranı  
3.000.000 T.L. para cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay 30 Aralık 1993 tarihli kararda usul hatası olduğu gerekçesiyle kararı bozarak  
dava dosyasını esasa bakan hakimlere geri göndermitir.  
Bavuran 29 Aralık 1994 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi önünde tanıklarının  
dinlenmesi yönündeki talebini yinelemive sunduğu bilirkii raporuna dayanılarak beraat  
etmesi gerektiğini, ayet bu rapor inandırıcı bulunmamısa karar veremeden önce yeniden  
inceleme yapılması gerektiğini belirtmitir. Cumhuriyet Savcısı ise olayların yeterince açık  
olduğunu belirtmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısının mütalaasına ve 30 Aralık 1993 tarihli  
karara dayanarak bavuranı yeniden mahkum etmitir.  
2
Bavuran, Yargıtay’a yaptığı bavuruda, ilk derece mahkemesinde sunduğu  
argümanları dile getirerek, yeniden duruma yapılmasını talep etmi, delil sunma hakkı  
tanınmadan ve savunma haklarına riayet edilmeden mahkum edildiğini iddia etmitir.  
27 Haziran 1995 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı esas hakkındaki  
mütalaasını bildirmive temyiz bavurusunun reddedilmesini talep etmitir. Bu görüler  
bavurana tebliğ edilmemitir. Bununla birlikte Yargıtay CMUK’un 318. maddesi uyarınca ve  
temyizine gidilen kararda duruma yapılmasını gerektirecek bir suç bulunmadığından  
bavuranın duruma talebini reddetmitir.  
28 Eylül 1996 tarihli bir kararla Yargıtay bütün hükümleriyle beraber temyizine  
gidilen kararı onaylamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6 § 1 VE 3. MADDESĐNĐN b) BENDĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın davanın esasına ilikin mütalaasının  
kendisine tebliğ edilmemive talep ettiği durumalanın yapılmamıolmasından dolayı  
ikayetçi olmaktadır. Bu itibarla savunma hakkını güvence altına alan AĐHS’nin 6 §1 ve 3.  
maddesinin b) bendine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet öncelikle Yargıtay’ın kendisine yapılan her bavuru için duruma  
yapmasının mümkün olmadığını ifade etmekte ve CMUK’un 318. maddesi uyarınca yalnızca  
Yargıtay’ın duruma yapılıp yapılmayacağına karar vermekle yetkili olduğunu belirtmektedir.  
Hükümet sunduğu ek görülerinde, yargıya tabi kiilere Cumhuriyet Basavcısı’nın  
mütalaasının resen tebliğ edilmesini öngören, 2 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe giren kanuna  
dikkat çekmitir.  
AĐHM, davacı ve davalının karılıklı olarak iddia ve delillerini mahkemeye ibraz  
ettikleri muhakeme usulünün, mahkeme kararını etkilemek amacıyla- bu davada Cumhuriyet  
Basavcısı gibi-, bağımsız hukuk memuru tarafından hakime sunulan her türlü belge ya da  
görülerin taraflara tebliğ edildiği ve tartııldığı bir ceza ya da hukuk davası hakkını  
gerektiren bir hak olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye [GC], no: 36590/97, § 55,  
CEDH 2002-V).  
AĐHM, mevcut davada Göç-Türkiye davasında verdiği karardan ayrılmasını  
gerektirecek hiçbir neden görmemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın, bavuran  
tarafından yapılan bavurunun esasına ilikin mütalaasının tebliğ edilmemesi hususunda, iki  
davadaki olaylar birbiriyle benzemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı, ilk derece  
mahkemesi tarafından verilen kararın yerinde olduğunu ifade eden mütalaasını yazılı olarak  
bildirmitir. O halde ifade ettiği görüü, Yargıtay kararını etkileyecek yönde olmuve  
bavurana tebliğ edilmemitir (Karılatırın Göç, ibidem, adıgeçen, ve J.J.-Đngiltere, 27 Mart  
1998 tarihli karar, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-II, s. 613, § 43).  
AĐHM ayrıca, Yargıtay’da duruma yapılmamıolmasından dolayı, bavuranın  
Cumhuriyet Basavcısı’nın mütalaasını sözlü olarak dinleme olanağına sahip olmadığını  
gözlemlemektedir. Esasında bavuran, temyiz bavurusundan Yargıtay kararının alınmasına  
3
kadar, Cumhuriyet Basavcısı’nın kendi davasına müdahalesinden haberdar edilmemitir. Bu  
tespit, AĐHM’nin, Kress davasında bavurana tanınan güvencelerin mevcut davada bavurana  
tanınmamıolmasından dolayı, 6§1 maddesinin ihlal edilmediğini belirten kararından  
ayrılmasına neden olmaktadır (aynı ekilde, Göç, adıgeçen, § 56).  
Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin bavurana tebliğ  
edilmemiolmasının bu mahkeme önünde duruma da yapılmamıolmasıyla birlemesi  
nedeniyle AĐHS’nin 6 §§1 ve 3. maddesinin b) bendi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Tazminat  
Bavuran manevi tazminat olarak 20.000 Euro (yirmi bin) talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarın aırı olduğunu ifade etmekte ve ihlal kararının tespitinin adil  
tazmin için balı baına yeterli olduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın mütalaasının bavurana tebliğ edilmemiꢀ  
olmasının bu mahkeme önünde duruma da yapılmamıolmasıyla birlemesi nedeniyle  
AĐHS’nin 6 § 1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmitir. Hakkaniyete uygun  
olarak bavurana 1.000 Euro ( bin ) tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran masraf ve harcamalar için 3.600 Euro (üç bin altı yüz) talep etmektedir.  
Hükümet bu tutarın aırı oldu kanaatindedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi açısından, ancak gerçekten yapılan ve makul bir  
miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır.  
Bununla birlikte AĐHM bavuranın ulusal mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve  
harcamalara ilikin hiçbir belge sunmadığını not etmektedir. Bu nedenle herhangi bir  
ödemenin yapılmasına gerek olmadığına karar vermitir.  
Mevcut davayla ilgili olarak yapılan masraf ve harcamalar için, AĐHM hakkaniyete  
uygun olarak bavurana 1.000 Euro ( bin ) ödenmesine ve ödeme yapılırken bu meblağdan,  
Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 790 Euro ( yedi yüz doksan ) tutarındaki adli yardımın  
ürülmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. AĐHM, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin bavurana tebliğ  
edilmemiolmasının, bu mahkeme önünde duruma da yapılmamıolmasıyla  
birlemesi nedeniyle AĐHS’nin 6§§1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. a) AĐHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana:  
i. manevi tazminat için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;  
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından  
sağlanan 790 (yedi yüz doksan) Euro tutarındaki adli yardım düülerek kalan  
miktarın ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
3. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
5