Baꢀvuran, Yargıtay’a yaptığı baꢀvuruda, ilk derece mahkemesinde sunduğu
argümanları dile getirerek, yeniden duruꢀma yapılmasını talep etmiꢀ, delil sunma hakkı
tanınmadan ve savunma haklarına riayet edilmeden mahkum edildiğini iddia etmiꢀtir.
27 Haziran 1995 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı esas hakkındaki
mütalaasını bildirmiꢀ ve temyiz baꢀvurusunun reddedilmesini talep etmiꢀtir. Bu görüꢀler
baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir. Bununla birlikte Yargıtay CMUK’un 318. maddesi uyarınca ve
temyizine gidilen kararda duruꢀma yapılmasını gerektirecek bir suç bulunmadığından
baꢀvuranın duruꢀma talebini reddetmiꢀtir.
28 Eylül 1996 tarihli bir kararla Yargıtay bütün hükümleriyle beraber temyizine
gidilen kararı onaylamıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6 § 1 VE 3. MADDESĐNĐN b) BENDĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın davanın esasına iliꢀkin mütalaasının
kendisine tebliğ edilmemiꢀ ve talep ettiği duruꢀmalanın yapılmamıꢀ olmasından dolayı
ꢀikayetçi olmaktadır. Bu itibarla savunma hakkını güvence altına alan AĐHS’nin 6 §1 ve 3.
maddesinin b) bendine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet öncelikle Yargıtay’ın kendisine yapılan her baꢀvuru için duruꢀma
yapmasının mümkün olmadığını ifade etmekte ve CMUK’un 318. maddesi uyarınca yalnızca
Yargıtay’ın duruꢀma yapılıp yapılmayacağına karar vermekle yetkili olduğunu belirtmektedir.
Hükümet sunduğu ek görüꢀlerinde, yargıya tabi kiꢀilere Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın
mütalaasının resen tebliğ edilmesini öngören, 2 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe giren kanuna
dikkat çekmiꢀtir.
AĐHM, davacı ve davalının karꢀılıklı olarak iddia ve delillerini mahkemeye ibraz
ettikleri muhakeme usulünün, mahkeme kararını etkilemek amacıyla- bu davada Cumhuriyet
Baꢀsavcısı gibi-, bağımsız hukuk memuru tarafından hakime sunulan her türlü belge ya da
görüꢀlerin taraflara tebliğ edildiği ve tartıꢀıldığı bir ceza ya da hukuk davası hakkını
gerektiren bir hak olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye [GC], no: 36590/97, § 55,
CEDH 2002-V).
AĐHM, mevcut davada Göç-Türkiye davasında verdiği karardan ayrılmasını
gerektirecek hiçbir neden görmemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın, baꢀvuran
tarafından yapılan baꢀvurunun esasına iliꢀkin mütalaasının tebliğ edilmemesi hususunda, iki
davadaki olaylar birbiriyle benzemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, ilk derece
mahkemesi tarafından verilen kararın yerinde olduğunu ifade eden mütalaasını yazılı olarak
bildirmiꢀtir. O halde ifade ettiği görüꢀü, Yargıtay kararını etkileyecek yönde olmuꢀ ve
baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir (Karꢀılaꢀtırın Göç, ibidem, adıgeçen, ve J.J.-Đngiltere, 27 Mart
1998 tarihli karar, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-II, s. 613, § 43).
AĐHM ayrıca, Yargıtay’da duruꢀma yapılmamıꢀ olmasından dolayı, baꢀvuranın
Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın mütalaasını sözlü olarak dinleme olanağına sahip olmadığını
gözlemlemektedir. Esasında baꢀvuran, temyiz baꢀvurusundan Yargıtay kararının alınmasına
3