COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE1  
DİCLE/TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no. 34685/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
10 Kasım 2004  
1 Dairenin 1 Kasım 2004 tarihinden önceki oluşumunda  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
 
USULİ İŞLEMLER  
Dava, Mehmet Hatip Dicle (”başvuran”) isimli bir Türk vatandaşı tarafından AİHS’nin eski  
25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) 12 Aralık 1996  
tarihinde Türkiye aleyhine yapılan başvurudan kaynaklanmaktadır.  
Mahkeme 14 Kasım 2002 tarihinde Hükümet’e başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğunu  
bildirmiş ve başvuranın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve  
tarafsızlığına ilişkin şikayetini, düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahale edildiği ve yukarıda  
belirtilen haklarına yapılan müdahalelerin AİHS uyarınca geçerli hedeflere yönelik olmadığı  
iddialarını haklı bulmuştur.  
OLAYLAR  
Başvuran 1955 doğumludur ve Ankara merkez cezaevindeyken başvuruda bulunmuştur.  
Halen Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, 31 Mayıs 1995 tarihinde Yeni Politika  
gazetesinde “Uluslararası Atatürk Barış Ödülü” başlıklı bir makale yazmıştır. Aynı gün gazete  
İstanbul Cumhuriyet Savcısının emriyle güvenlik kuvvetleri tarafından henüz dağıtımına  
başlanmadan toplatılmıştır.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 19 Temmuz 1995 tarihinde başvuranı Ceza  
Kanunu’nun 312 § § 2 ve 3. maddeleri uyarınca ırk ve dine dayalı ayrımcılık yaparak  
insanları nefret ve düşmanlığa teşvik etmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.  
Aleyhine açılan davaların bağlamında başvuran, makaleyi kaleme aldığını itiraf etmiştir.  
Başvuran aynı zamanda yalnızca fikirlerini beyan ettiğini ve makalenin bir suç öğesi  
içermediğini iddia etmektedir.  
Biri askeri olmak üzere üç hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 3 Nisan  
1996’da başvuranı suçlu bulmuş ve kendisini iki yıl hapis cezası ile 600.000 TL para cezasına  
çarptırmıştır. Yargıtay, 3 Temmuz 1996’da kararı onamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
*************  
HUKUK  
SÖZLEŞMENİN 9 VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI  
Başvuran, suçlu bulunmasının düşünce ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikayet  
etmektedir. Bu iddiasını AİHS’nin 9 ve 10. maddelerine dayandırmaktadır.  
AİHM, bu şikayetlerin yalnızca AİHS’nin 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi  
gerektiği görüşündedir (bkz _İncal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar  
Raporları 1998-IV, s. 1569, § 60). Bu madde şu şekildedir:  
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile  
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve  
vermek özgürlüğünü de içerir…  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin  
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,  
başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması  
için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir…”  
AİHM, öncelikle geçmişte bu davaya benzer sorunlara ilişkin birçok dava incelediğine ve  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğine dikkat çekmektedir (özellikle  
aşağıdaki kararlara bakınız: Ceylan/Türkiye, no. 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV,  
Öztürk/Türkiye, no. 22479/93, §74 AİHM 1999-VI, İbrahim Aksoy/Türkiye, no. 28635/95,  
30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, § 80).  
Söz konusu davada, AİHM, şikayet konusu mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. madde ile  
koruma altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kısıtladığını düşünmektedir. AİHM, 10§2.  
madde uyarınca kısıtlamanın kanunlarda yeri olduğunun ve meşru bir amaca, toprak  
bütünlüğünü korumaya yönelik olduğunun farkındadır (bkz. Yağmurdereli/Türkiye, no.  
29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Dolayısıyla AİHM davaya ilişkin tahkikatını, söz konusu  
kısıtlamanın “demokratik bir toplumda zorunlu” olup olmadığı sorunu ile sınırlandıracaktır.  
AİHM, bu davayı içtihat hukukuna göre incelemiş ve Hükümet’in yukarıda sıralanan  
yargılardan farklı bir sonuca yol açabilecek bir kanıt ya da sav sunmadığına karar vermiştir.  
Makalede kullanılan kelimelere özellikle dikkat etmiştir. Davanın geçmişini ve özellikle  
terörizmin engellenmesine ilişkin sorunları da göz önüne almıştır (yukarıda sözü edilen  
İbrahim Aksoy ve İncal davalarına bakınız).  
Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin söz konusu makalenin insanları nefret ve  
düşmanlığa sevk edecek sözler içerdiği yönündeki kararının aksine AİHM, makalenin  
Türkiye’nin Kürt sorunu hakkındaki politikaları konusunda eleştirel bir değerlendirmeden  
ibaret olduğu görüşündedir. AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının gerekçelerini  
incelemiş ancak bunları başvuranın ifade özgürlüğü hakkına getirilen kısıtlamayı mazur  
görmek için yeterli bulmamıştır (bkz. mutatis mutandis, Sürek/Türkiye (no. 4), no. 24762/94,  
§ 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme, bazı özellikle ağır dille yazılmış paragrafların Türk  
Devleti’ne ilişkin çok olumsuz bir resim çizmesine ve bu şekilde makaleye düşmanca bir ton  
katmasına rağmen şiddetli, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmedikleri ve bir nefret  
konuşması teşkil etmedikleri kanaatindedir. AİHM’nin görüşünce alınan tedbirin  
gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel etken budur (Sürek/Türkiye (no. 1), no.26682/95, §  
62, AİHM 1999-IV ve Gerger/Türkiye, no.24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 aksine). Üstelik  
Yeni Politika’nın söz konusu makaleyi içeren 31 Mayıs 1995 tarihli sayısına dağıtımdan önce,  
basım evindeyken el konulmuş ve bu şekilde başvuranın görüşlerini gazetenin okuyucularına  
iletmesi engellenmiştir. AİHM aynı zamanda müdahalenin uygunluğunu değerlendirirken  
verilen cezaların niteliğini ve ağırlığını da göz önüne almaktadır.  
Yukarıdaki hususlar ışığında AİHM başvurana verilen cezanın hedefe uymadığı ve bu nedenle  
“demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı görüşündedir. Buna göre Sözleşme’nin 10.  
maddesi ihlal edilmiştir.  
II. SÖZLEŞMENİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kurulunda askeri bir hakim bulunmasına  
ilişkin olarak, davasına bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmamasının  
AİHS’nin 6 § 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. AİHS’nin 6 §1 maddesinin ilgili  
kısmı şöyledir:  
“Herkes … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
AİHM, söz konusu davaya benzer sorunlara ilişkin çok sayıda davaya bakmış ve AİHS’nin 6  
§ 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (bkz. yukarıda sözü geçen Özel, §§ 33-34 ve  
Özdemir §§ 35-36).  
AİHM, Hükümet’in söz konusu davada farklı bir karar alınmasına neden olacak bir kanıt ya  
da sav sunmadığı görüşündedir. Başvuranın – “devlet güvenliği”ne ilişkin suçlar nedeniyle bir  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandığı için – askeri hakim içeren bir kurul tarafından  
yargılanmaktan endişe duymasının anlaşılır olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin davanın doğasıyla ilişkili olmayan hususlardan etkilenebileceğinden  
korkmaya hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla, başvuranın bu mahkemenin bağımsızlığına ve  
tarafsızlığına ilişkin şüpheleri haklıdır (bkz. yukarıda bahsedilen İncal, § 72 in fine).  
Sonuç olarak, AİHM, başvuranı yargılayan ve suçlu bulan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
AİHS’nin 6 §1 maddesi bağlamında öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı  
kanaatindedir.  
III. SÖZLEŞME’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
BAŞVURAN, Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü hakkına getirilen  
kısıtlamaların 10 § 2. maddede belirlenen meşru hedeflere uymadığı ve dolayısıyla  
Sözleşme’nin aşağıdaki 18. maddesine aykırı olduğunu iddia etmiştir:  
“Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar  
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
Mahkeme başvuranın ifade özgürlüğü hakkı üzerine getirilen kısıtlamaların AİHS’nin 10 § 2  
maddesinde belirtilen meşru hedeflerle uyumlu olduğuna karar vermiştir.  
Dolayısıyla AİHM Sözleşme’nin 18 maddesinin ihlal edilmediği kanaatindedir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.  
A. Tazminat  
Başvuran, gelir kaybı nedeniyle 42.000 euro maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Başvuran aynı zamanda 45.ooo euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
Gelir kaybı iddiasına ilişkin olarak AİHM sunulan kanıtların, başvuranın AİHS’nin 10.  
maddesinin ihlali nedeniyle ne kadar gelir kaybına uğradığının belirlenmesi için yeterli  
olmadığını düşünmektedir (benzer bir karar için bkz. Karakoç ve Diğerleri/Türkiye, no.  
27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AİHM bu iddiayı  
reddetmektedir.  
Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranın dava sırasında sıkıntıya düşş  
olabileceği kanaatindedir. AİHS’de öngörülen tarafsız bir değerlendirme neticesinde  
Mahkeme başvurana 5.000 euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM, başvuranın AİHS’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız olmayan bir  
mahkeme tarafından mahkum edildiğine karar verdiğinde, ilke olarak, en uygun tazmin  
şeklinin başvuranın en kısa sürede bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılanmasını sağlamak olduğunu düşünmektedir (Gençel, § 27)  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran aynı zamanda yerel mahkemelerde yaptığı masraflar için 6.036 euro ve Komisyon  
ve AİHM’de yaptığı masraflar için de 4.174,8 euro talep etmiştir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
AİHM, mevcut bilgilere dayanarak yaptığı değerlendirme sonucunda bu kalem altında  
başvurana 3.000 euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine  
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine  
3. AİHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine  
4. a) Sorumlu Devletin masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi  
uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurana aşağıdaki meblağların  
ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine dönüştürülerek ödenmesine  
(i) manevi tazminat olarak 5.000 euro (beş bin euro) ödenmesine;  
(iii) mahkeme masrafları için 3.000 euro (üç bin euro) ödenmesine;  
(iv) ayrıca uygulanabilecek vergilerin bu miktara eklenmesine;  
b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez  
Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme  
faizi olarak uygulanmasına;  
5. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 3. bentleri uyarınca 10  
Kasım 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir