2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,
başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması
için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir…”
AİHM, öncelikle geçmişte bu davaya benzer sorunlara ilişkin birçok dava incelediğine ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğine dikkat çekmektedir (özellikle
aşağıdaki kararlara bakınız: Ceylan/Türkiye, no. 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV,
Öztürk/Türkiye, no. 22479/93, §74 AİHM 1999-VI, İbrahim Aksoy/Türkiye, no. 28635/95,
30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, § 80).
Söz konusu davada, AİHM, şikayet konusu mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. madde ile
koruma altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kısıtladığını düşünmektedir. AİHM, 10§2.
madde uyarınca kısıtlamanın kanunlarda yeri olduğunun ve meşru bir amaca, toprak
bütünlüğünü korumaya yönelik olduğunun farkındadır (bkz. Yağmurdereli/Türkiye, no.
29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Dolayısıyla AİHM davaya ilişkin tahkikatını, söz konusu
kısıtlamanın “demokratik bir toplumda zorunlu” olup olmadığı sorunu ile sınırlandıracaktır.
AİHM, bu davayı içtihat hukukuna göre incelemiş ve Hükümet’in yukarıda sıralanan
yargılardan farklı bir sonuca yol açabilecek bir kanıt ya da sav sunmadığına karar vermiştir.
Makalede kullanılan kelimelere özellikle dikkat etmiştir. Davanın geçmişini ve özellikle
terörizmin engellenmesine ilişkin sorunları da göz önüne almıştır (yukarıda sözü edilen
İbrahim Aksoy ve İncal davalarına bakınız).
Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin söz konusu makalenin insanları nefret ve
düşmanlığa sevk edecek sözler içerdiği yönündeki kararının aksine AİHM, makalenin
Türkiye’nin Kürt sorunu hakkındaki politikaları konusunda eleştirel bir değerlendirmeden
ibaret olduğu görüşündedir. AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının gerekçelerini
incelemiş ancak bunları başvuranın ifade özgürlüğü hakkına getirilen kısıtlamayı mazur
görmek için yeterli bulmamıştır (bkz. mutatis mutandis, Sürek/Türkiye (no. 4), no. 24762/94,
§ 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme, bazı özellikle ağır dille yazılmış paragrafların Türk
Devleti’ne ilişkin çok olumsuz bir resim çizmesine ve bu şekilde makaleye düşmanca bir ton
katmasına rağmen şiddetli, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmedikleri ve bir nefret
konuşması teşkil etmedikleri kanaatindedir. AİHM’nin görüşünce alınan tedbirin
gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel etken budur (Sürek/Türkiye (no. 1), no.26682/95, §
62, AİHM 1999-IV ve Gerger/Türkiye, no.24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 aksine). Üstelik
Yeni Politika’nın söz konusu makaleyi içeren 31 Mayıs 1995 tarihli sayısına dağıtımdan önce,
basım evindeyken el konulmuş ve bu şekilde başvuranın görüşlerini gazetenin okuyucularına
iletmesi engellenmiştir. AİHM aynı zamanda müdahalenin uygunluğunu değerlendirirken
verilen cezaların niteliğini ve ağırlığını da göz önüne almaktadır.
Yukarıdaki hususlar ışığında AİHM başvurana verilen cezanın hedefe uymadığı ve bu nedenle
“demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı görüşündedir. Buna göre Sözleşme’nin 10.
maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kurulunda askeri bir hakim bulunmasına
ilişkin olarak, davasına bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmamasının