üzerine soğuk su sıkıldığını ve kollarından asıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, bedenine elektrik
şoku uygulandığını ifade etmiştir.
Hükümet, bu iddiaları reddetmiştir. Başvuranın, iddialarını kanıtlayamadığını veya 3.
maddeye aykırı muameleye maruz kalmış olduğu iddialarını destekleyecek herhangi bir delil
sunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranın, gözaltının ilk ve son günlerinde iki
sefer doktor tarafından muayene edilmiş olduğunu ve adli tıp raporlarının başvuranın
bedeninde kötü muamele izi belirtmediğini ifade etmiştir.
3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini muhafaza ettiğini
yineleyen AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin delil
değerlendirmesinde ispat ölçütü olarak “suçun kesin olarak veya her türlü makul şüpheden
uzak olarak kanıtlanmış olması” ölçütünü kabul eder (Avşar – Türkiye, no. 25657/94, § 282,
AİHM 2001-VII). Böyle bir ispat, yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya
benzer nitelikli çürütülmemiş karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (yukarıda
anılan, İrlanda – Birleşik Krallık, § 161).
AİHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın şartlarınca
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli
olması gerektiğinin farkındadır (bkz, örneğin, McKerr – İngiltere (karar), no. 28883/95, 4
Nisan 2000). Ancak, bu davada olduğu gibi, AİHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda
bulunulduğu durumda, AİHM, özellikle tam bir incelemeye başvurmalıdır (bkz., mutatis
mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri A no. 336, § 32 ve yukarıda
anılan Avşar, § 283).
Sözkonusu davada, başvuranın, hakkında şikayette bulunduğu kötü muamele,
çırılçıplak soyulmak, tecavüzle tehdit edilmek, dövülmek, üzerine soğuk su sıkılmak, elektrik
şokuna maruz bırakılmak ve kollarından asılmaktan oluşmuştur. Ancak, davadaki bazı
unsurlar, başvuranın, polis nezaretinde tutulduğu sırada 3. madde tarafından yasaklanan
şekilde muamele görüp görmediğine dair şüpheler uyandırmaktadır.
AİHM, ilk olarak, başvuranın, gözaltına alındığı gün saat 17.00 civarında, tıbbi
muayene için Almus Devlet Hastanesi’ne götürüldüğünü gözlemler, burada, bir rapor
düzenlenmiştir. Bu rapora göre, sağ gözün altında, tahriş sonucu oluşmuş, 0,5x1 cm.
büyüklüğünde bir sıyrık olduğu kaydedilmiştir. Ondan sonra, başvuran, Tokat iline transfer
edildiğinde, saat 19.45 civarında başka bir muayene için Tokat Devlet Hastanesi’ne
götürülmüştür. Başvuranı muayene eden doktor, başvuranın sağ gözünün altında hiperemi ve
burnunun sağ tarafında bir sıyrık olduğunu gözlemlemiştir. Her iki rapor da, başvuranın
bedeninde kötü muameleye dair bir iz olmadığını belirtmiştir. Yukarıda belirtilenler ışığında
AİHM, her ne kadar 23 Mayıs 1999 tarihli tıbbi raporlarda başvuranın yüzünde yaralar olduğu
kaydedilmiş olsa da, bu raporların başvuranın gözaltı süresinin ilk gününde düzenlenmiş
olduğu, oysa başvuranın kötü muamele iddialarının polis nezaretinde geçirdiği sürede tabi
tutulduğu muameleye ilişkin olduğu şeklinde sonucuna varır. Ayrıca, başvuranın, 30 Mayıs
1999 tarihinde de, yani gözaltının son gününde, hastaneye götürüldüğü ve Tokat Devlet
Hastanesi’nde hazırlanan tıbbi raporun, başvuranın bedeninde kötü muameleye dair bir iz
ortaya koymadığı kaydedilmelidir. AİHM, başvuranın, son belirtilen rapordaki tespitlere dair
şüphe uyandırabilecek ve kendi iddialarına destekleyici ağırlık katabilecek bir malzeme
sunmadığını kaydeder.
6