CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
DERECİ/TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 77845/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Mayıs 2005  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
Dereci/Türkiye Davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
J.-P. COSTA, Başkan,  
A.B. BAKA,  
R. TÜRMEN,  
V. BUTKEVYCH,  
E. FURA-SANDSTRÖM,  
D. JOČIENĖ,  
D. POPOVIĆ, yargıçlar  
ile Bölüm Sekreteri S. DOLLÉ’nin katılımı ile Daire olarak toplanmış,  
3 Mayıs 2005 tarihinde yapılan bir kapalı oturum sonucunda,  
_____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dıileri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel  
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi  
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:  
USUL  
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin  
(“AİHS”) 34. maddesi uyarınca, Türk vatandaşı Abdullah Dereci (“başvuran”) tarafından,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde, AİHM’ye (“Komisyon”), 22 Kasım 2001 tarihinde yapılan  
başvurudan (no. 77845/01) kaynaklanmaktadır.  
2. Başvuran, İstanbul’da çalışan avukatlar E. Kanar ve Y. Başara tarafından temsil  
edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM önündeki işlemler için bir ajan tayin  
etmemiştir.  
3. 29 Nisan 2004’te AİHM başvuruyu kısmen kabuledilemez bularak geri kalan  
şikayetleri Hükümet’e iletmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3. maddesi hükümleri  
uyarınca başvurunun esasları ile kabuledilebilirliğini aynı anda incelemeye karar vermiştir.  
4. Başvuran kabuledilebilirlik ve esaslar üzerine görüşlerini bildirmiştir (İçtüzük’ün 59  
§ 1. maddesi). Hükümet, görüşlerini verilen sürenin ardından bildirmiştir. Dolayısıyla bu  
görüşler dava dosyasına alınmamıştır.  
5. AİHM, 1 Kasım 2004’te Bölümlerinin yapısını değiştirmiştir (İçtüzük’ün 25 § 1.  
maddesi). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Bölüm’e verilmiştir (İçtüzük’ün 52 § 1. maddesi).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
6. Başvuran 1950 yılında doğmuştur ve Hatay’da yaşamaktadır.  
7. Başvuran, 10 Şubat 1994’te, yasadışı bir silahlı örgüt olan TKEP/L’nin (Türkiye  
Komunist İşçi Partisi/Leninist) etkinliklerine karıştığı şüphesi ile İstanbul Emniyet  
Müdürlüğü’nün terörle mücadele şubesi tarafından yakalanmış ve gözetim altına alınmıştır.  
8. 24 Şubat 1994’te başvuran Cumhuriyet Savcısı’nın ve daha sonra da İstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’ndeki soruşturma hakiminin karşısına çıkartılmıştır. Aynı gün  
soruşturma hakimi başvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiştir.  
9. Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (“mahkeme”)  
sunduğu 17 Mayıs 1994 tarihli bir iddianame ile başvuran ve on bir diğer davalıyı, inter alia  
yasadışı bir silahlı örgüte üye olmak ve Devlet’in anayasal düzenini bozmaya yönelik  
etkinliklere karışmakla suçlayarak haklarında cezai işlem başlatmıştır. İddia makamı Ceza  
Kanunu’nun 146 § 1. maddesi uyarınca idam cezası istemiştir.  
10. Bazı davalılar benzer suçlardan yargılanmakta olduğundan mahkeme, 24 Şubat  
1995 tarihli bir yazı ile Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Birinci ve İkinci Daireleri’nde  
bekleyen iki davanın inceleme için kendisine gönderilmesini talep etmiştir.  
11. Mahkeme, 22 Mayıs 1995 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  
bekleyen cezai işlemlerin de sözkonusu dava ile birleştirilmesine karar vermiştir, zira  
başvuran benzer suçlardan o mahkemede de yargılanmaktadır.  
12. 27 Temmuz 1995, 8 Mart, 20 Mayıs, 19 Temmuz, 23 Eylül ve 20 Kasım 1996  
tarihlerindeki duruşmalarda, mahkeme başvuranın eylemlerinden zarar gördüğünü ve olaylara  
tanık olduğunu iddia eden şikayetçilerin ifadelerini dinlemiştir.  
13. Mahkeme, 27 Ocak 1997’de sözkonusu dava ile İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde beklemekte olan davayı birleştirmiştir. Diğer davada da başvuran aynı örgüte  
üye olmakla suçlanmaktadır ve karıştığı iddia edilen faaliyetler arasında benzerlikler vardır.  
14. 11 Nisan 1997’de Yargıtay iki cezai işlemi birleştirme kararını bozmuştur.  
15. Mahkeme, 10 Eylül 1997 tarihli bir yazı ile, olayların sözkonusu davadakilerle  
aynı olduğu iddia edildiğinden, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci ve İkinci  
Daireleri’nde beklemekte olan dava dosyalarının kendisine gönderilmesini talep etmiştir.  
16. 19 Kasım 1997 ve 26 Ocak 1998 tarihlerindeki duruşmalarda Ağaoğlu ve Aslantaş  
Ticaret Merkezleri’nde meydana gelen bir soygunun davacıları dinlenmiştir. Mahkeme bazı  
tanıkların Aslantaş Ticaret Merkezi vakasına ilişkin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
Yedinci Dairesi’nde daha önce ifade verdiklerini not etmiştir. Dolayısıyla Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin Yedinci Dairesi’ne bir yazı yazarak dava dosyasının kendisine iletilmesini  
istemiştir.  
17. 17 Haziran ve 5 Ağustos 1998’deki duruşmalarda mahkeme, Ağır Ceza  
Mahkemesi’nden istenen bilgilerin henüz ulaşmadığını not etmiştir. Dolayısıyla önceki talebi  
yinelemiştir.  
18. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Ekim 1998’de Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bu  
bilgileri vermesinin mümkün olmadığını çünkü talep yazısında davalının adının  
belirtilmediğini bildirmiştir.  
19. 22 Şubat 1999’da Cumhuriyet Savcısı dava hakkındaki görüşlerini bildirerek  
başvuranın, Ceza Kanunu’nun 146 § 1. maddesi uyarınca suçlu bulunmasını ve  
cezalandırılmasını talep etmiştir.  
20. 25 Ekim 1999’da başvuran kırk sayfalık yazılı görüşlerini okumuş ve bunları  
mahkemeye sunmuştur. Aynı duruşmada başvuranın avukatı savunmayı hazırlayabilmek için  
ek süre talep temiştir.  
21. 29 Mayıs 2000 tarihindeki duruşmada, mahkeme, İstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin Dördüncü Dairesi’ne, polis hakkında diğer bir davacı tarafından kötü  
muamele iddiasıyla açılan cezai işlemlerin sonucunu sormaya karar vermiştir. Ağır Ceza  
Mahkemesi, 19 Temmuz 2000 tarihli bir yazı ile davanın halen Yargıtay önünde beklemekte  
olduğunu belirtmiştir.  
22. Cezai işlemler boyunca başvuran birçok defa tutuksuz yargılanma talebinde  
bulunmuştur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Ağustos 1994 ile 16 Ağustos 2000 tarihleri  
arasındaki yirmi iki duruşmada bu talepleri reddetmiştir. Başvuranın tutukluluk halinin  
devamına karar verirken her seferinde “sözkonusu suçların doğası, kanıtların durumu ve dava  
dosyasının içeriği” göz önüne alınmıştır.  
23. Özellikle, 20 Kasım 2000 tarihindeki duruşmada, başvuranın avukatı, iç hukukun  
ve AİHM içtihatlarının getirdiği hükümlerin aksine, müvekillinin altı yıl on aydan beri tutuklu  
bulunduğunu hatırlatmıştır. Aynı gün, iddia makamının heyetindeki değişiklik nedeniyle dava  
dosyası görüşlerini sunması için yeni savcıya teslim edilmiştir.  
24. 27 Kasım 2000’de başvuranın avukatı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci  
Dairesi’ne başvurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin kararı iptal etmesini  
talep etmiştir. Dilekçesinde, tamamı dava dosyasında toplanmış olan delilleri ortadan  
kaldırması ya da kaçması tehlikesinin bulunmamasına rağmen müvekkilinin uzun bir süredir  
tutuklu bulunduğunu belirtmiştir. Beşinci Daire, benzer nedenlerle (yukarıdaki 22. paragraf in  
fine), yani “dava dosyasının içeriğine ve kanıtların durumuna dayanarak,” bu talebi  
reddetmiştir.  
25. 28 Şubat 2001’de mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Birinci Dairesi’nden gelen  
ilişkisiz bir yazıyı not etmiş, polis memurları hakkındaki kovuşturmaya ilişkin son yazının  
yanlışlıkla Ağır Ceza Mahkemesi’nin Dördüncü Dairesi yerine Birinci Dairesi’ne  
gönderildiğini farketmiştir.  
26. 4 Temmuz 2001’de başvuran tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.  
27. 22 Ekim 2001 ile 5 Mayıs 2003 tarihleri arasındaki sekiz duruşmanın beşi  
savunma makamının talebi üzerine ertelenmiştir.  
28. 3 Ekim 2003 tarihinde mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Dördüncü Dairesi’nin  
talep edilen kararı değil yanlış bir kararı gönderdiğini not etmiştir.  
29. 23 Şubat 2004’te, iddia makamındaki başka bir değişiklik nedeniyle işlemler 3  
Mayıs 2004’e ertelenmiştir. Daha sonra dava dosyası, davaya ilişkin görüşlerini sunması için  
yeni Cumhuriyet Savcısı’na teslim edilmiştir.  
30. Mahkeme, 8 Aralık 2004’te, karar hakkındaki görüşmelerini yeni Ceza  
Kanunu’nun yürürlüğe gireceği 1 Nisan 2005 tarihinden sonraya ertelemeye karar vermiştir,  
zira bu kanunun hükümlerinin suçun doğasını ve başvurana verilecek cezayı etkilemesi  
mümkündür.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
31. İç hukuka ilişkin ayrıntılı bir tanım Demirel/Türkiye kararında (no. 39324/98, §§  
47-49, 28 Nisan 2003) bulunabilir.  
HUKUK  
32. Başvuran tutuklu yargılanmasının ve aleyhindeki cezai işlemlerin AİHS’nin  
aşağıda yer alan 5 § 3 ve 6 § 1. maddelerinin “makul süre” şartını aştığından şikayet  
etmektedir:  
5 § 3. Madde  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes … kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında  
serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir  
teminata bağlanabilir.”  
6 § 1. Madde  
Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda … bir mahkeme tarafından  
davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
I. KABULEDİLEBİLİRLİK  
33. AİHM, bu şikayetlerin AİHS bağlamında hukukla ve olaylarla ilgili karmaşık  
konuları gündeme getirdiği ve ancak başvurunun esaslarının incelenmesinden sonra karara  
varılabileceği kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesinin  
anlamı dahilinde asılsız olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilemez kararına varmayı  
gerektiren başka bir neden bulunmamıştır.  
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
34. AİHM, başvuranın tutuklu yargılanmasına 10 Şubat 1994’te başlandığını ve  
yargılamanın 4 Temmuz 2001’de tamamlandığını not eder. Böylece, yargılama yedi yıl, üç  
aydan uzun sürmüş olmaktadır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tutusuz  
yargılanmaya yönelik taleplerini reddederken “suçun doğası, kanıtların durumu ve dava  
dosyasının içeriği” göz önüne alınmıştır.  
35. AİHM, herhangi bir davada sanığın tutuklu yargılanmasının makul bir süreyi  
aşmamasını sağlamanın öncelikle ulusal adli makamlara düşğünü yineler. Bu nedenle,  
yetkili makamlar, suç ispatlanana kadar herkesin masum olduğu ilkesini de göz önüne alarak,  
bireysel özgürlüğe saygı kuralından ayrılmaya gerekçe oluşturacak gerçek bir kamu yararının  
mevcudiyetinin lehi ve aleyhindeki tüm olayları incelemeli ve serbest bırakma  
uygulamalarına ilişkin kararlarında bunları dile getirmelidir. AİHM, AİHS’nin 5 § 3.  
maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlerken öncelikle bu kararlarda gösterilen gerekçelere  
ve başvuranın AİHM başvurusunda belirtilen kanıtlanmış olaylara dayanmaktadır (bkz.  
Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and  
Decisions 1998-VIII, § 154).  
36. Yakalanan kişinin bir suçu işlediğine dair makul bir şüphenin sürmesi,  
tutukluluğun devamının geçerliliği için sine qua non bir şarttır, ancak belirli bir süreden sonra  
tek başına yeterli değildir; bu durumda AİHM adli makamlar tarafından belirtilen diğer  
gerekçelerin özgürlüğün kısıtlanması için yeterli bir gerekçe olup olmadığını belirlemelidir  
(diğerlerinin yanı sıra bkz. Ilijkov/Bulgaristan, no 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve  
Labita/İtalya [BD], sayı 26772/95, §§ 152-53, AİHM 2000-IV).  
37. Sözkonusu davada Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın tutukluluk halinin  
devamını, kendi kendine ya da başvuranın talebi üzerine otuz beş kere incelemiştir. Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci Dairesi’ne verilen bu konudaki son dilekçede başvuran  
uzun bir süredir tutuklu bulunduğunu, hepsi dava dosyasında toplanmış bulunan kanıtları yok  
etmesi ya da kaçması gibi bir tehlikenin bulunmadığını belirtmiştir.  
38. AİHM, dava dosyasındaki materyale dayanarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verirken “suçun doğası, kanıtların durumu ve  
dava dosyasının içeriğini göz önüne alarak” gibi birbirine benzer, basmakalıp terimler  
kullandığını not eder. “Kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç göstergelerinin mevcut ve  
sürekli olduğuna işaret eden önemli bir etken olmasına rağmen, sözkonusu davada,  
başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu tek başına maruz  
gösterememektedir (bkz. Letellier/Fransa 26 Haziran 1991 tarihli karar, Seri A no 207;  
Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no 241-A; Mansur/Türkiye, 8 Haziran  
1995 tarihli karar, Seri A no 319-B, § 55, ve yukarıda anılan Demirel, § 59).  
39. Bu bağlamda, AİHM Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Beşinci Dairesi başvuranın  
tutukluluk halinin devamına ilişkin kararında, o dönemde altı yılın oldukça üzerindeki  
tutukluluk halinden sonra başvuranın serbest bırakılmasının nasıl bir risk oluşturacağını  
belirtmemiştir (bkz. yukarıd anılan Demirel, § 60).  
40. Bu hususların ışığı altında, AİHM başvuranın tutuklu yargılanma süresinin  
AİHS’nin 5 § 3. maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir.  
41. Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
42. Başvuran, daha sonra aleyhindeki cezai işlemlerin makul bir süre içerisinde  
tamamlanmadığından şikayet etmiştir.  
43. AİHM, bu işlemlerin 10 Şubat 1994’te, başvuranın yakalanması ile başladığını ve  
halen ilk derece mahkemesinde beklemekte olduğuna dikkat çeker. Böylece işlemler  
neredeyse on bir yıl üç ay sürmüş olmaktadır.  
44. AİHM, ortaya sözkonusu başvuruya benzer hususlar atan davalarda sık sık  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmıştır (örneğin bkz. Pélissier ve  
Sassi/Fransa [BD], sayı 25444/94, § 67, AİHM 1999-II, ve Ertürk/Türkiye, sayı 15259/02, 12  
Nisan 2005).  
45. Kendisine sunulan tüm materyalleri inceleyen AİHM, Hükümet’in, sözkonusu  
davada farklı bir karar vermesine neden olacak herhangi bir olgu ya da sav ortaya atmadığı  
kanısındadır. AİHM, bu konudaki içtihatlarını da göz önüne alarak sözkonusu davada  
işlemlerin süresinin aşırı olduğu ve “makul süre” şartını karşılamadığı kararına varmıştır.  
Dolayısıyla 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
46. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zararlar  
47. Başvuran maddi tazminat olarak sözkonusu dönemde 23.933 euroya (EUR)  
tekabül eden 32.292.000.000 Türk Lirası (TRL), manevi tazminat olarak da 30.000.000.000  
TRL (22.235 EUR) talep etmiştir.  
48. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
49. Dava şartlarını dikkate alarak yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda, AİHM,  
başvurana maddi ve manevi tazminat olarak toplam 9.000 EUR ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
50. AİHM karşısında temsiline ilişkin mahkeme masrafları olarak başvuran, iletişim  
ve ulaşım masrafları olarak 225.000.000 TRL (166 EUR) ve yasal masraflar için de  
10.000.000.000 TRL (7.411 EUR) talep etmiştir. Bu meblağın, avukatının ziyaret ve ulaşım  
masraflarının yanı sıra AİHM önündeki işlemlere ilişkin olarak, başvurunun ve  
kabuledilebilirlik ile esaslar hakkındaki görüşlerin hazırlanması için harcanan 40 iş saatini  
kapsadığını bildirmiştir. Temsilcisinin İstanbul Barosu tarafından AİHM başvuruları için  
önerilen ölçeği kullandığını iddia etmiştir.  
51. Hükümet, başvuranın bu konudaki taleplerine itiraz etmiştir.  
52. Dava şartlarını dikkate alarak yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda, AİHM,  
başvurana maddi ve manevi tazminat olarak toplam 3.200 EUR ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
53. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar vermiştir.  
BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,  
2. Başvuranın haddinden fazla süre tutuklu kalmasına ilişkin olarak AİHS’nin 5 § 3.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İşlemlerin haddinden fazla uzun sürmesi nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
4. (a) Savunmacı Devlet’in, kararın kesinleştiği tarihten sonraki üç ay içerisinde,  
ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na (TL) çevrilmek suretiyle aşağıdaki meblağları  
başvurana ödemesine:  
(i) maddi ve manevi tazminat olarak 9.000 EUR (dokuz bin euro);  
(ii) mahkeme masrafları için 3.200 EUR (üç bin iki yüz euro);  
(iii) yukarıdaki meblağlara eklenebilecek her türlü vergi;  
b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Başvuranın kalan adil tazmin taleplerinin reddine karar vermiştir.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve 24 Mayıs 2005 tarihinde İç Tüzük’ün 77 §§ 2 ve 3.  
maddeleri uyarınca tefhim edilmiştir.  
S. DOLLÉ  
J.-P. COSTA  
Bölüm Sekreteri  
Başkan