ilgilendiren bilgi ve belgeleri bir idare mahkemesine sunmaktan imtina edebileceğini
belirtmiştir. Hükümet’e göre, mevcut davada, idare, 3038 Sayılı Kanun’un 24. maddesi ile
Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında
Yönetmeliğin 38. maddesinin sağladığı takdir yetkisini kullanmış ve sözkonusu bölgenin
güvenliğini göz önünde bulundurarak hak sahibi listesinde değişiklik yapmıştır.
AİHM, mevcut davada, esasen konuların birbirleriyle örtüşmesi, ayrıca, cezai durumlara
uygulanan bir bent olmakla birlikte, 6. maddenin 3. bendinin, aynı maddenin 1. bendinde
güvence altına alman adil yargılamaya ilişkin genel ilkelerin özel unsurları olarak,
değerlendirilebileceğinden hareketle, başvuranın şikayetini 6/1. madde altında incelemenin
daha uygun olacağına kanaat getirmiştir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35/3. maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığım
kaydeder.
Ayrıca
başvurunun
başka
bir
gerekçe
altında
da
kabuledilemez
olarak
değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek
durumundadır.
B. Esas
AİHM, 6/1. maddenin, herkesin “bir mahkeme tarafından davasının görülmesini
isteme hakkına” sahip olduğunu içerdiğini ve buna, erişme hakkının, başka bir deyişle, hukuki
konulara ilişkin mahkemelerde dava açma hakkının dahil olduğunu hatırlatır. Öte yandan, bu
hak mutlak değildir, erişim hakkı, yorum yoluyla, bu hakkın niteliğinden ötürü devlet
tarafından düzenlemeyi gerektirmesi sebebiyle, kısıtlamalara tabi olabilir;
Bu bakımdan, AİHS’nin gereklerinin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin nihai kararın
AİHM’ye ait olmasına karşın, Sözleşmeye Taraf Devletlerin belirli bir takdir yetkisi
bulunmaktadır. Ancak, uygulanan kısıtlamaların, bu hakkın özüne zarar verecek ölçüde veya
şekilde bireyin erişme hakkını kısıtlamaması veya daraltmaması gerekmektedir. Ayrıca bir
sınırlama, meşru bir amaç gütmüyorsa ve başvurulan yollar ile ulaşılmak istenilen amaç
arasında makul bir denge gözetilmemişse, 6/1 ile uyumlu olmayacaktır (bkz. Tinnelly & Sons
Ltd ve Diğerleri ve McEldııff ve Diğerleri - İngiltere).
AİHM ayrıca, daha geniş anlamda bir kavram olarak adil yargılamanın unsurlarından biri
olan silahların eşitliği ilkesinin, taraflardan her birine, kendini karşı taraf karşısında ciddi bir
zaafiyet içinde bırakmayacak şekilde, davasını sunmak için makul bir fırsat tanınmasını
gerekli kıldığını hatırlatır (bkz. Nideröst-Hııber
-
İsviçre). Ayrıca, çekişmeli yargılama
hakkının, ilke olarak, bir ceza veya hukuk davasında tarafların, mahkemenin kararını
etkilemek amacıyla gösterilen tüm delillerden ve dava dosyasındaki görüşlerden haberdar
olmaları ve bunlarla ilgili görüş bildirmeleri olanağı anlamına geldiğini kaydeder (bkz. Lobo
Machado - Portekiz).
Davanın ayrıntılarına dönecek olursak, AİHM, başvuranların, geçimlerini, 3083 Sayılı
Kanun uyarınca kendilerine kiralanan arazileri işleyerek kazandıklarını kaydeder. AİHM
ayrıca, taraflar arasında, güvenlik soruşturmasının kira sözleşmelerinin iptal edilmesine yol
açan sonucunun, başvuranlara hiçbir zaman bildirilmediği hususunun tartışmasız olduğunu
gözlemler. Ayrıca bu belgelerin, Gaziantep İdare Mahkemesi’nin açıkça talep etmesine
karşın, ulusal güvenliği ilgilendirmesi nedeniyle Tarım Bakanlığının isteği doğrultusunda
ulusal mahkemeye sunulmadığı konusunda da mutabıktırlar.
4