COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DAVUT ASLAN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 21283/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
ı
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (21283/02) başvuru no Tu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaşı Davut Aslan’ın (başvuran) 28 Ocak 2002 tarihinde Avrupa İnsan Haklan  
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Adana Barosu avukatlarından Halis Yetkiner tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Yasadışı Hizbullah örgütüne yönelik düzenlenen bir operasyon çerçevesinde Gaziantep  
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı ekipler 6 Eylül 2001 tarihinde saat  
6:30 sularında başvuranın evinde bir arama yapmışlardır. Başvuranın üzerinde bulunan sahte  
kimlik dışında herhangi bir obje ya da doküman ele geçirilmemiştir. Başvuran, Emniyet  
Müdürlüğü’ne götürülmeden önce doktor muayenesinden geçirilmesi için Gaziantep Devlet  
Hastanesi’ne sevkedilmiştir. Düzenlenen tıbbi raporda başvuranın vücudunda herhangi bir  
darp ya da yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.  
Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine aynı gün Cumhuriyet Savcılığı başvuranın gözaltı  
süresini 10 Eylül 2001 tarihinde kadar uzatmıştır.  
Yine 6 Eylül günü başvuran mide rahatsızlığı şikayeti nedeniyle yeniden hastaneye  
sevkedilmiştir. Akut gastrit tanısı koyan doktor, başvuranın tedavisi için ilaç yazmıştır.  
7 Eylül 2001 tarihinde Hizbullah üyesi olduğunu kabul eden başvuran bu örgütle olan  
bağlantısını ve örgüt bünyesindeki faaliyetlerini ayrıntısıyla anlattığı bir itirafnameyi  
imzalamıştır.  
7 Eylül 2001 günü başvuran, birincisinde kendi isteğiyle İkincisinde ise tıbbi rapor  
düzenlenmesi maksadıyla olmak üzere iki defa hastaneye sevkedilmiştir. Düzenlenen tıbbi  
raporda başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.  
Başvuranın hangi saatlerde hastaneye sevkedildiği hususunda bir bilgi yoktur.  
10 Eylül 2001 tarihinde Emniyet Müdürlüğü üç gün ek gözaltı süresi talebiyle Savcılığa,  
Savcılık ise Gaziantep Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Sulh hakimi ek süre talebini  
yerinde görerek başvuranın gözaltı süresini 13 Eylül 2001 tarihine kadar uzatmıştır.  
Başvuran 13 Eylül 2001 tarihinde önce Savcılığa sonra da sulh hakimi karşısına çıkarılmıştır.  
Başvuran polise verdiği ifadeyi büyük ölçüde teyit etmiştir. Başvuranın ifadesini dinleyen  
hakim, tutuklu yargılamaya hükmetmiştir.  
Savcılık 14 Eylül 2001 tarihinde konuyla ilgili yetkisizlik kararı vererek başvuranın dosyasını  
Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (‘DGM’) sevketmiştir.  
DGM Savcısı 18 Ekim 2001 tarihli bir iddianameyle başvuranı, anayasal düzeni zorla  
değiştirmeye yönelik her türlü teşebbüsü cezalandıran TCK’nın 146. maddesine muhalefet  
etmekle suçlamıştır.  
2
DGM önünde ilk duruşma 19 Ekim 2001 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu duruşmada usule  
ilişkin meseleler görüşülmüştür.  
13 Aralık tarihinde yapılan ikinci duruşmada ise esas hakimleri başvuranı dinlemişlerdir.  
Hakkında yapılan suçlamaların tamamım inkar eden başvuran sözkonusu itirafnameyi işkence  
altında imzaladığım ifade etmiştir.  
Başvurunun yapıldığı tarihte dava halen DGM önünde devam etmekteydi.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, adli denetimin yapılmadığı aşırı gözaltı süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran  
bu hususta AİHS’nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A, Kabuledilebilirliğe dair  
İçhukuktaki başvuru yollarının tüketilmediğini ifade eden Hükümet iki bakımdan itirazda  
bulunmaktadır. Hükümet ilk olarak başvuranın CMUK’un 128 § 4 maddesi uyarınca serbest  
bırakılma talebinde bulunabilme, ikinci olarak ise AİHM’ye yaptığı şikayetlerle ilgili olarak  
466 sayılı kanun temelinde bir tazminat talep edebilme imkanının olduğunu ifade etmektedir.  
AİHM, Öcalan - Türkiye (no: 46221/99, § 68) kararında, ilgili şahısların tutukluluğunun  
(mevcut davada ise ilgilinin yakalanması ve gözaltına alınması ile gözaltı süresi sözkonusu  
edilmektedir) yasaya uygunluğunu tespit maksadıyla CMUK’un 128 § 4 maddesi uyarınca  
ulusal hakim tarafından gerçekleştirilen denetimin olayların meydana geldiği dönemde  
AİHS’nin 5 § 4 maddesinin gereklerine uymadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır.  
Başvuranın yakalanmasının 2001 yılında (adıgeçen Öcalan davasında yakalanma olayı 1999  
tarihinde vuku bulmuştur) vuku bulmuş olması yönünden bu dava Öcalan davasından farklılık  
arz etmekteyse de, başvurana yöneltilen suçlamanın ağır olması ve gözaltı süresinin ulusal  
mevzuata uygun olması ve bu noktada davaya bakan hakime yapılacak bir itirazın salıverme  
kararıyla sonuçlanma ihtimalinin pek az olması gibi sebeplerle AİHM, daha önceki  
kararından ayrılması için bir gerekçe görmemektedir (bkz, mutatis mutandis, Öcalan,  
adıgeçen, § 70).  
466 sayılı kanunda öngörülen tazmin yoluna ilişkin olarak ise AİHM yine adıgeçen Öcalan  
davasında, gözaltının yasadışı olması durumunda mahkemenin serbest bırakma ya da  
gözaltının iç hukuka uygun olması durumunda AİHS’nin bir ihlali için tazminata karar verme  
yetkisinin olmadığı gerekçesiyle buna benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Bu  
hususta AİHM, mevcut davada başvuranın tartışmalı gözaltı halinin içhukuka uygun bir  
biçimde cereyan ettiğini gözlemlemektedir. Bu itibarla Hükümet’in ön itirazı dayanaktan  
yoksun olup kabul edilmeyecektir.  
AİHM ayrıca başvurunun AİHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Öte taraftan AİHM başvurunun herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvuruyu  
kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.  
3
B. Esasa dair  
Başvuranın gözaltına alınması işleminin ulusal mevzuata uygun olduğunu ifade eden  
Hükümet, başvuranın ciddi bir suç işlediğine dair kuşku duymak için makul nedenler  
bulunduğu hususuna dikkat çekmektedir. Hükümet yetkili makamların önsoruşturmaya ilişkin  
olarak beklenen özeni gösterdikleri kanaatindedir. Son olarak Hükümet, AİHM’den konuyla  
ilgili yapılan yasal değişiklikleri, içhukukunu AİHM normlarıyla uyumlu hale getirme  
yolunda iyi niyetinin bir göstergesi olarak değerlendirmesini rica etmektedir.  
AİHM, terör suçlarıyla ilgili soruşturmaların yetkili makamları hiç kuşkusuz özel bir takım  
sorunlarla karşı karşıya bıraktığı olgusunu geçmişte de müteaddit defalar kabul etmiştir  
{Brogan ve diğerleri ~ Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, § 61, Mıırray - Birlik  
Krallık, 29 Ekim 1994 tarihli kara, § 58, ve Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, §  
I
78). Ancak bu durum yetkili makamların, ulusal mahkemelerin ve son aşamada AİHS  
organlarının her türlü etkin denetiminden uzak bir biçimde terör suçu olduğunu ifade ettikleri  
her seferinde şüphelileri istedikleri gibi gözaltına alabilecekleri anlamına gelmez {Sakık ve  
diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997, § 44).  
Yukarıda dile getirilen ilkeler, örgütlü suçun sözkonusu olduğu mevcut davadaki gibi hallerde  
a fortiori uygulanır. Bu hususta AİHM tartışmalı gözaltının başvuranın 6 Eylül 2001  
tarihinde (saat 6:30 sularında) gözaltına alınmasıyla başlayıp 13 Eylül 2001 tarihinde son  
bulduğunu tespit etmektedir. Bu itibarla toplam gözaltı süresi yedi günden biraz fazladır.  
AİHM, adıgeçen Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin bir hakim karşısına çıkarılmaksızın  
dört gün altı saat süresince gözaltında tutulmasının AİHS’nin 5 § 3 maddesinde belirlenmiş  
zaman sınırını aştığına hükmettiğini hatırlatmaktadır.  
Bu nedenle AİHM başvuranın bir hakim önüne çıkarılmaksızın yedi günden fazla bir süre  
boyunca gözaltında tutulmasının zorunluluk arzettiğini kabul etmemektedir.  
Bu itibarla AİHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
22 Ocak 2007 tarihinde gönderilen mektupta AİHS’nin 41. maddesi bakımından yapılacak her  
türlü adil tazmin talebinin esasa ilişkin görüşlerde belirtilmesi gerektiği hükmünü ifade eden  
AİHM tüzüğünün 60. maddesine ilişkin olarak başvuranın dikkati çekilmiştir. Bu nedenle  
yukarıda anılan mektupta belirtilen süreler içinde adil tazmine dair bir görüşün sunulmamış  
olması sebebiyle AİHM, AİHS’nin 41. maddesi bakımından bir tazminata hükmedilmesine  
yer olmadığı kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
4