HUKUK
Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde ortaya konan “makul süre”
gereğine uygun olmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, yargılamanın halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olması
nedeniyle baꢀvuranın, iç hukuk yollarını tüketmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet,
baꢀvurunun bu nedenle zamanından önce yapılmıꢀ olduğu kanaatindedir.
AĐHM, içtihadına göre, dava sürelerine iliꢀkin ꢀikayetlerin, sözkonusu yargılamanın
nihai halini almasından önce yapılabileceğini kaydeder. Dolayısıyla, Hükümet’in itirazı
reddedilmeli ve baꢀvurunun sözkonusu kısmının, kabuledilebilir olduğu sonucuna
varılmalıdır.
Esas hususunda, göz önüne alınması gereken süre, ancak Türkiye’nin kiꢀisel baꢀvuru
hakkını kabul ettiği tarih olan 28 Ocak 1987’de baꢀlamıꢀtır. Ancak, bu tarihten sonra geçen
sürenin makul olup olmadığı değerlendirilirken, sözkonusu tarihteki yargılamanın durumu
göz önüne alınmalıdır. Sözkonusu süre henüz sona ermemiꢀtir. Bu nedenle, iki aꢀamalı
yargılamada yirmi iki yıl on ay sürmüꢀtür.
AĐHM mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu davalarda sıklıkla
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir. Kendisine sunulan tüm delilleri
inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonucuna varmasını sağlayacak
herhangi bir delil ya da iddia öne sürmediği kanaatindedir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz
önüne alan AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin, aꢀırı olduğu ve “makul süre” gereğini
karꢀılamadığı kanısındadır. Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmiꢀtir.
Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca Türk hukukunda yargılama süresinin
aꢀırılığı hususunda mevcut iç hukuk yollarının bulunmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranın yargılamanın uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayeti hususunda idari
mahkemeler önünde dava açabileceğini ileri sürmüꢀtür. AĐHM bu itirazın dava esasının
incelemesiyle yakından iliꢀkili olduğunu kaydeder. Bu nedenle, bu husus davanın esasıyla
birleꢀtirilmelidir. AĐHM ayrıca sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için
gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
AĐHM, esas hususunda daha önce, Türk hukukunda baꢀvuranların sözkonusu
yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili iç hukuk yolları bulunmamasına iliꢀkin olarak
AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀ olduğunu kaydeder.
AĐHS’nin 41. maddesini dayanak gösteren baꢀvuran, maddi ve manevi tazminat olarak
1,000,000 Euro talep etmiꢀtir. Hükümet, bu talebe itiraz etmiꢀtir. AĐHM tespit edilen ihlal ile
ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı kurmamaktadır. Bu nedenle, sözkonusu talebi
reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, baꢀvurana manevi tazminat olarak 16,500 Euro
ödenmesine karar verir.