COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DEMĐRTÜRK/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 31345/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
19 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 31345/05 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Dursun Demirtürk’ün (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15  
Ağustos 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin  
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Mersin Barosu avukatlarından Z. Bilgiç Dölek tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1933 doğumludur ve Zonguldak’da yaamaktadır.  
Belirsiz bir tarihte, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ne bağlı Tapu Kadastro  
Komisyonu, Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki Belen köyünde bulunan arsalar üzerinde tapu  
sicil incelemesi gerçekletirmitir. Bu incelemeyi müteakiben 2 ve 3 no’lu arsalar, Tapu  
Dairesi’nde sırasıyla A.G. ve K.G. adına kaydedilmitir.  
22 ubat 1985’te bavuran Karadeniz Ereğlisi Kadastro Mahkemesi’nde 2 ve 3 no’lu  
arsaların kendi adına kaydedilmesini talep ettiği bir dava açmıtır.  
12 Aralık 1986’da mahkeme, tarafların ve dava konularının aynı olmasını göz önüne  
alarak bir diğer iddiaya ilikin dava ile sözkonusu davayı birletirmitir.  
6 Aralık 2000’de mahkeme, bavuranın talebini kısmen kabul etmitir. Taraflar itiraz  
etmitir.  
12 Aralık 2002’de Yargıtay, yanlıtebligat gerekçesiyle davayı ilk derece  
mahkemesine havale etmitir.  
Belirsiz bir tarihte ilk derece mahkemesi, tebligatta yapılan hatayı düzeltmive davayı  
yeniden incelenmek üzerine Yargıtay’a göndermitir.  
29 Nisan 2004’te Yargıtay, 6 Aralık 2000 tarihli kararı bozmutur.  
11 Ekim 2006’da ilk derece mahkemesi davayı reddetmitir.  
13 Mart 2008’de Yargıtay, 11 Ekim 2006 tarihli kararı bozmutur.  
Dava, incelenmesine devam edilmesi amacıyla ilk derece mahkemesine havale  
edilmitir.  
Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava halen ilk derece mahkemesi önünde devam  
etmektedir.  
HUKUK  
Bavuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde ortaya konan “makul süre”  
gereğine uygun olmadığından ikayetçi olmutur.  
Hükümet, yargılamanın halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olması  
nedeniyle bavuranın, iç hukuk yollarını tüketmemiolduğunu ileri sürmütür. Hükümet,  
bavurunun bu nedenle zamanından önce yapılmıolduğu kanaatindedir.  
AĐHM, içtihadına göre, dava sürelerine ilikin ikayetlerin, sözkonusu yargılamanın  
nihai halini almasından önce yapılabileceğini kaydeder. Dolayısıyla, Hükümet’in itirazı  
reddedilmeli ve bavurunun sözkonusu kısmının, kabuledilebilir olduğu sonucuna  
varılmalıdır.  
Esas hususunda, göz önüne alınması gereken süre, ancak Türkiye’nin kiisel bavuru  
hakkını kabul ettiği tarih olan 28 Ocak 1987’de balamıtır. Ancak, bu tarihten sonra geçen  
sürenin makul olup olmadığı değerlendirilirken, sözkonusu tarihteki yargılamanın durumu  
göz önüne alınmalıdır. Sözkonusu süre henüz sona ermemitir. Bu nedenle, iki aamalı  
yargılamada yirmi iki yıl on ay sürmütür.  
AĐHM mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu davalarda sıklıkla  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir. Kendisine sunulan tüm delilleri  
inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonucuna varmasını sağlayacak  
herhangi bir delil ya da iddia öne sürmediği kanaatindedir. Konuya ilikin içtihadını göz  
önüne alan AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin, aırı olduğu ve “makul süre” gereğini  
karılamadığı kanısındadır. Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmitir.  
Bavuran ayrıca AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca Türk hukukunda yargılama süresinin  
aırılığı hususunda mevcut iç hukuk yollarının bulunmadığından ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bavuranın yargılamanın uzunluğuna ilikin ikayeti hususunda idari  
mahkemeler önünde dava açabileceğini ileri sürmütür. AĐHM bu itirazın dava esasının  
incelemesiyle yakından ilikili olduğunu kaydeder. Bu nedenle, bu husus davanın esasıyla  
birletirilmelidir. AĐHM ayrıca sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için  
gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
AĐHM, esas hususunda daha önce, Türk hukukunda bavuranların sözkonusu  
yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili iç hukuk yolları bulunmamasına ilikin olarak  
AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıolduğunu kaydeder.  
AĐHS’nin 41. maddesini dayanak gösteren bavuran, maddi ve manevi tazminat olarak  
1,000,000 Euro talep etmitir. Hükümet, bu talebe itiraz etmitir. AĐHM tespit edilen ihlal ile  
ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı kurmamaktadır. Bu nedenle, sözkonusu talebi  
reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, bavurana manevi tazminat olarak 16,500 Euro  
ödenmesine karar verir.  
Bavuran, temsil edilmesi hususunda yasal masraflar için 7,500 Euro ve posta  
masrafları için 150 Türk Lirası1 talep etmitir. Taleplerini desteklemek için bir yasal ücret  
sözlemesi ve posta masraflarını kapsayan faturalar sunmutur. Hükümet bu iddialara itiraz  
etmitir. AĐHM içtihadına göre, bavuran gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve  
meblağların makul olduğunu kanıtladığı müddetçe masraf ve harcamaların tazminine hak  
kazanmaktadır. Mevcut davada, sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne  
alan AĐHM bavurana, hakkaniyet temelinde masraf ve harcamalar için 1,000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Sorumlu  
Devlet tarafından bavurana, aağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak 16,500 Euro (on altı bin beyüz Euro) ve uygulanabilecek  
her tür vergi;  
(ii)Yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro ve uygulanabilecek her tür vergi;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
1 Yaklaık 69 Euro