COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
DEMĐRKAYA – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 31721/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31721/02 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Hasan Demirkaya’nın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13 Mayıs 2002  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đzmir Barosu  
avukatlarından M. Rollas tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1978 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
Bavuran, 8 Ekim 2001 tarihinde, yasadıı bir örgüt olan PKK’ya yardım ve yataklık  
ettiği üphesiyle Đzmir’de gözaltına alınmıtır. Bavuran, gözaltı sırasında, tutuklu haklarının  
açıklanğı formu imzalamıve kendisine susma hakkı olduğu hatırlatılmıtır. 9 Ekim 2001  
tarihinde, bavuran, avukat yardımı almaksızın Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde görevli polis memurları tarafından sorgulanmıtır. Bavuran, PKK’ya yardım ve  
yataklık ettiğini ve örgütün kuryesi olarak görev yaptığını itiraf etmitir. N.S. adlı bir diğer  
sanık da söz konusu operasyon sırasında yakalanmıtır. N.S., polise verdiği ifadede PKK  
üyesi olduğunu ve Đzmir’e geldiğinde bavuranın evinde kaldığını belirtmitir. N.S.,  
bavuranın PKK’nın kuryesi olduğunu ve bazı yasadıı eylemlerde kendisine yardım ettiğini  
iddia etmitir.  
12 Ekim 2001 tarihinde, bavuran Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıve PKK  
ile bağlantısı olduğunu reddetmitir. Bavuran, ayrıca, polise verdiği ifadeyi okumadan  
imzalağını iddia etmitir.  
Bavuran, aynı gün, PKK ile bağlantılarının bulunup bulunmadığı konusunda  
kendisini ve diğer on altı üpheliyi sorgulayan sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıtır.  
Bavuranın avukatı da sorgu sırasında hazır bulunmutur. Bavuran, sorgu hakimine verdiği  
ifadesinde aleyhindeki bütün suçlamaları reddetmitir. Bavuran, sorgulama sonrasında hakim  
kararı ile tutuklanmıtır.  
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, yasadıı bir örgüte yardım ve  
yataklık ettikleri suçlamasıyla bavuran ile birlikte diğer on bekii hakkında 19 Ekim 2001  
tarihli iddianameyi hazırlamıtır. Söz konusu suçlamalar Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile  
3713 No.lu Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayandırılmıtır.  
Bavuran, yargılama sırasında, PKK ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia  
etmitir. Ayrıca, sanıklardan biri olan N.S., mahkeme önünde PKK üyesi olduğunu itiraf  
etmi, ancak Đzmir’e geldiğinde bavuranın evinde kalmasına rağmen bavuranın kendisinin  
PKK üyesi olduğunu bilmediğini ifade etmitir. N.S., bu bağlamda, baskı altında alındığı  
gerekçesiyle polise verdiği ifadeyi geri almıtır. 20 Haziran 2002 tarihinde, Đzmir Devlet  
Güvenlik Mahkemesi bavuranı aleyhindeki suçlamalardan mahkum etmive üç yıl dokuz ay  
hapis cezasına çarptırmıtır. Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, mahkumiyet kararını  
verirken, bavuranın avukat yardımı almadan polise vermiolduğu ifadeyi göz önünde  
bulundurmutur. Mahkeme, ayrıca, N.S.’nin bavuranın PKK eylemlerinde yer aldığı  
yönündeki polis ifadesini de göz önünde bulundurmutur. Bu nedenle, mahkeme, bavuranın  
2
PKK ile bağlantısı olduğunu itiraf ettiği polis ifadesinin dava dosyasındaki diğer delillerle  
doğrulandığı sonucuna varmıtır.  
10 Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay bavuranın temyiz talebini reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamadığı konusunda ikayetçi  
olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 6/3(c) maddesine dayandırmıtır.  
Hükümet, ilk olarak, bavuranın altı ay kuralına uymadığının iddia etmitir.  
Hükümet’e göre, altı aylık süre bavuranın polise ifade verdiği 9 Ekim 2001 tarihinde  
balamalıdır. Hükümet, esasa ilikin olarak, 12 Ekim 2001 tarihinde sorgu hakimi tarafından  
yapılan sorgulama ve daha sonraki ceza kovuturması sırasında bavurana avukat yardımı  
sağlandığını ileri sürmütür.  
AĐHM, yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken, yargılamanın tamamının  
göz önünde bulundurulması gerektiğini hatırlatır (John Murray / Birleik Krallık, Hüküm ve  
Karar Raporları 1996-I). Söz konusu davada, bavuran, AĐHS’nin 35/1 maddesine uygun  
olarak, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 10 Ekim 2003 tarihinden itibaren altı ay içerisinde  
AĐHM’ye bavuruda bulunmutur. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı savunulamaz niteliktedir.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM, bavuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla  
itham edilmesi nedeniyle, 3842 No.lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca, bavuranın gözaltı  
sırasında avukat yardımı alma hakkının kısıtlandığını gözlemlemektedir. Bunun sonucunda,  
bavuran, polis ve Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulandığı sırada avukat yardımından  
faydalanamamıtır. Ayrıca, AĐHM, bavuranın polis sorgusu sırasında aleyhindeki  
suçlamaları kabul ettiğini ve bu ifadenin sonradan mahkumiyeti sırasında mahkeme tarafından  
kullanılğını gözlemlemektedir. AĐHM, bavuranın sorgu hakimi tarafından sorgulanması  
sırasında avukat yardımı aldığını kaydeder. Ancak, söz konusu davada, bavuran polise ifade  
verirken yanında avukatının olmamasından etkilenmitir; çünkü bavuran polise vermiꢀ  
olduğu ifadeyi sürekli olarak inkar etmesine rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesi söz konusu  
ifadeyi temel kanıt olarak kullanmıtır. AĐHM, ayrıca, N.S.’nin polise verdiği ifadenin,  
yargılama sırasında geri alınmasına rağmen, bavuranın polis ifadesini doğrulamak için  
kullanılmasını kayda değer bulmaktadır.  
Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AĐHM, ne sorgu hakimi tarafından  
yapılan sorgulama sırasında sağlanan avukat yardımının ne de sonradan yapılan ceza  
kovuturmasının çekimeli niteliğinin bavuranın polis tarafından sorgulanması esnasında  
yapılan hataları düzeltebileceği kanaatindedir.  
Bu nedenle, AĐHM, bavuranın sorgu hakimi tarafından yapılan sorgulama sırasında  
avukat yardımından faydalanabilmesine rağmen polis sorgusu sırasında söz konusu haktan  
faydalanamamasının, polis ifadesinin mahkumiyeti için kullanılması nedeniyle, bavuranın  
3
savunma haklarını telafi edilemez bir ekilde etkilediği sonucuna varmıtır (Salduz / Türkiye,  
no. 36391/02).  
Bu nedenle, söz konusu davada, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal  
edilmitir.  
II. ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ  
Bavuran, yakalanmasından ailesinin haberdar edilmediği, yakalanma sebeplerinin  
kendisine bildirilmediği, gözaltında tutulmasına itiraz edemediği ve gözaltı süresinin uzun  
olduğu gerekçeleriyle ikayetçi olmuve bu ikayetlerini AĐHS’nin 5. maddesine  
dayandırmıtır. Bavuran, ayrıca, kanun dıı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat  
verilmesiyle ilgili 466 No.lu Kanun’un AĐHS’nin 5. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
ikayetler için etkili bir iç hukuk yolu olmadığı konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetini  
AĐHS’nin 13. maddesine dayandırmıtır.  
AĐHM, dava dosyasında söz konusu hükümlerin ihlalini oluturan herhangi bir delile  
rastlamamıtır. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bavurunun bu  
kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, söz konusu ikayetin  
reddedilmesine karar verir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Bavuran, maddi tazminat olarak 5,000 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro  
talep etmitir. Bavuran, yalnızca Đzmir Barolar Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak,  
yerel mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro,  
avukatlık ücreti için 3,800 Euro talep etmitir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydeden AĐHM söz konusu talebi reddeder. AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavurana  
1,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
AĐHM, en uygun telafi yönteminin bavuranın talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1  
maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir  
(Salduz, yukarıda kaydedilen).  
Yargılama masraf ve giderlerine yönelik taleple ilgili olarak, AĐHM’nin içtihadına  
göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini  
elde edebilir. Sözkonusu davada, bavuran iddia ettiği yargı giderlerinin gerçekliğini  
kanıtlamamıtır. Bu nedenle, AĐHM, bu balık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına  
karar verir.  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Gözaltı sırasında bavurana avukat yardımı sağlanmamasına ilikin ikayetin  
kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
4
2. Gözaltı sırasında bavurana avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1  
maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana manevi tazminat olarak 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5
6